John Donne – Kimse Ada Değildir Kendinden Müsemma

John Donne

 

Çev. Güneş Soybilgen

 

Kimse ada değildir

Kendinden müsemma.

Herkes karanın bir parçası,

Bütünden bir parça.

Bir toprak parçası sürüklenecek olsa denize,

Azalır Avrupa.

Sürüklenen bir dağlık burun da olsa,

Dostunun evi,

Ya da kendi yuvan olsa da:

Her insanın ölümü eksiltir beni.

Çünkü ben içindeyim insanlığın.

Ve bu yüzden kimseye sorma

Çanlar kimin için çalıyor diye,

Senin için çalıyor.

 


Dipçe:
Ernest Hemingway’in ünlü romanına adını verirken esinlendiği John Donne şiiri. Esasen bu dizeler Donne’un bir katedralde başrahip olduğu dönemdeki vaazlarından biridir, sonradan yayımlanmıştır. Çanlar Kimin İçin Çalıyor ne kadar ünlü ve etkili bir romansa, Donne da o kadar az tanınır günümüz okuru tarafından. 

 

John Donne (1572-1631)

İngiliz şair ve vaizdir. Metafizik şiirini kurmuş ve en önemli temsilcisi olmuştur. Metafizik şiir, gerek tarzı gerek kullanılan benzetmeler açısından çağının çok ötesinde bir akımdır. Metafizik şairler geleneksel olarak şiirsel olmadığı kabul edilen konuları şiirlerinde işlemekten kaçınmamışlardır. Örneğin Donne, ayak kokusunu şiirsel malzeme olarak kullanmış tek şair olmasının yanı sıra gerçekçi ve hislere değin tarzı ile tanınır. Şiirleri dilin canlılığı ve tasvirlerin yakınlılığı ile öne çıkmıştır. 1631 yılında Londra’da arkasında pek çok şiir bırakarak hayatını kaybetmiştir. 

Cumhur Sarı ile Tarihin Dibi

Cumhur Sarı - Tarihin Dibi

Tarih öğretmeni Cumhur Sarı, geçmişin derinliklerinden günümüze uzun bir yol hikayesiyle sahne alıyor.

 

Pastırmayı, düşmana karşı savaşta hangi birlik kullandı?

Vejetaryen askerler kendilerini nasıl gizledi?

Çin Seddi'nin girişini bulmak, ne kadar zaman aldı?

Hangi Padişah barfiks çekerdi?

Erkeklerin tarih boyunca değişmeyen mevzuları hangileridir?
"Berber değdirmesi" ne demektir? Tarihte nasıl bir yer edinmiştir?

Ve dahası Tarihin Dibi adlı tek kişilik gösteride izleyicilerini bekliyor…

Etkinlikler, sosyal ağ üzerinden takip edilebilir: https://www.facebook.com/tarihindibi/timeline 

Jasmine için Balık Tutmak – John Ravenscroft

 

 

Çev. Güneş Soybilgen

 

Altı numaralı yatakta çıt çıkarmadan yatan genç kadının adı Jasmine. Benimki de öyle, ama isimler yapay şeylerdir, suyun içinde bata çıka yüzer. Biz bundan daha derin bağlar paylaşıyoruz. İşte beni büyülemesinin nedeni de bu – bu yüzden işten kalan zamanlarımı onun yanı başında geçiriyorum.

Bugün zor geçiyor. Hemşire hastalarla uğraşırken ben sürgüleri boşaltmakla, form doldurmakla, pansuman yapmakla meşguldüm. Nihayet öğleden sonra geç bir saatte kahve yapmak için birkaç dakika fırsat buldum, yatağının yanı başındaki turuncu plastik sandalyeye oturdum. Sonunda ayaklarım yerden kesildiği için minnettar, yeniden onunla olmaktan memnundum.

“Merhaba Jasmine”  dedim, kendimi tanıtır gibi.

Cevap vermedi. Jasmine hiç cevap vermez. O çok derin uykuda.

Benim gibi, o da deniz kazası geçirdi. Ben de bir balıkçının kızıyım, o yüzden kelimelerimi olta iğnesine takar, onun kulaklarına doğru oltayı atarım, soğuk karanlık suların içine doğru battığını görür gibi olurum. O, aşağıda her neredeyse.

“Bugün az vaktim var” dedim ona, saçlarına dokunarak.

Jasmine söz konusu olunca, dokunmamak güç. Öylesine nadide bir şey, gerçek güzelliğe sahip bir kadın. Bu yüzden, insanlar onun etrafında olmak için bahaneler üretiyor. Onları Jasmine’e bakarken, onu içerlerken, onunla beslenirlerken yakalıyorum. Hepsi birer barakuda. Yatağının yakınlarındayken neredeyse emekleyecek kadar yavaşlayan tekerlekli sandalye görevlileri. Aç gözlerle dolanan ziyaretçiler. Durup ince perdeyi aralayan ve sürekli olarak muayene edilmesi gerekmediği halde bir daha, bir daha muayeneye gelen doktorlar.

Fevkalade güzellik. Jasmine ve bende ortak olmayan bir şey. Bundan memnunum.

“Baban birazdan burada olur,” diyorum. “Geçen hafta söylemişti geleceğini.”

Jasmine hiçbir şey söylemiyor. Sol gözkapağı kımıldıyor. Galiba.

Babasının balıkçı teknesindeki olayın üzerinden iki ay geçti, güverteden düşüp batalı, ağlara takılıp kalalı. Önce kimse fark etmemiş, sonra panik başlamış. Babası onu tekrar güverteye çıkarmış ve eve yol almış. Sonunda kızının cesedi olduğu düşündüğü şeyi kıyıya taşımış.

“Jasmine” diye fısıldıyorum. Attığım yeme gelmesini istiyorum. Yemi yutmasını istiyorum.

Allahtan, o sabah kasabada doktor vardı, akrabalarını ziyarete gelmiş genç bir adam. Bu boğulmuş kadını felaketin eşiğinden çıkaran, hikâyesini bana anlatan o genç adamdı. Gözlerini açtı, dedi, babasına baktı ve tek bir kelime etti – sonra tekrar daldı, bu kez komaya.

Barakuda. Jasmine’in söylediği kelime buydu.

Babası ziyarete geldiğinde saçına dokunuyor, yanağından öpüyor, yatağın yanındaki turuncu plastik sandalyeye oturuyor ve elini tutuyor. Benim babamınkiler gibi onda da büyük, kahverengi, yaşamın katılaştırdığı balıkçı elleri var. O da deniz kokuyor, iyi, sade bir adammış gibi davranıyor.

Jasmine. Çok şey paylaşıyoruz, neredeyse biriz.

Hatırlıyorum sabah erkenden uyanmam için saçlarımın okşandığını, babamın beni yarı uykulu yatağımdan kaldırıp taşıdığını, teknesine koyduğunu. Hoyrat sesi kulağımda, sert elleri tenimde. Gitmeyi hiç istemedim, ama sadece çocuktum. Teknenin sallandığını, martıların çığlıklarını hatırlıyorum.

“Jasmine, içinde bir hayat var. Seni çağırdığını duyamıyor musun?!”

Ses yok.

Koğuşun kapısı çarpıyor, Jasmine’in babasının, ellerinde çiçeklerle bize doğru yürüdüğünü görüyorum. Bana gülümsüyor. Ölüyken bile, çocuğumda babamın gülümsemesi vardı, Jasmine’in çocuğu da bu adamınkini taşıyacak. Bunu biliyorum.

Yatağı başında durup saçlarına dokunuyor. İçimde derinlerde bir yerlerde bir şey kımıldıyor. Jasmine’in gözkapaklarını izliyorum, yemi ısırmasını bekleyerek.

 

MSM Yaratıcı Yazarlık Kursu

MSM LOGO

24 yıldır aralıksız eğitim veren; yüzlerce oyuncu, müzisyen ve yazar yetiştiren Müjdat Gezen Sanat Merkezi (MSM), konservatuar bünyesinde yer verdiği Yaratıcı Yazarlık Bölümü’nü Akşam Okulu’na da taşıdı…

Ekim ayı ile birlikte açılan ilk sınıfımızın ardından, Ocak (2015) ayında başlayacak ve dört ay boyunca sürecek yeni sınıf için kayıtlar başladı.

MSM bünyesinde eğitim almış olan yazar Ferhat Uludere ve şair Göksel Bekmezci tarafından işlenen derslerde, yazın türlerinin temel eğitimleri katılımcılara aktarılıyor.

Pazartesi ve Salı akşamları 19.00 – 21.30 saatleri arasında düzenlenecek olan kurs boyunca katılımcılar, temel yazın bilgilerinin ışığında edebiyatın sonsuz coğrafyasında keyifli bir yaratma yolculuğuna çıkıyorlar.

Müjdat Gezen Sanat Merkezi Akşam Okulu Yaratıcı Yazarlık Kursları hakkında daha geniş bilgi (0216) 348 80 72 - 73 numaralı telefonlardan alınabilir.

Yaratıcı Yazarlık kursuna son başvuru tarihi 06 Ocak 2015'tir.

Katılım, sınırlı sayıda tutulacaktır.

http://www.mujdatgezensanatmerkezi.com.tr/

Bisikletli Sahaf

Bisikletli Sahaf

Bisiklet ve kitapları seven doğa tutkunu iki arkadaşın sosyal ağlar üzerinden kurduğu Bisikletli Sahaf, okuyuculara siparişlerini bisikletleriyle ulaştırıyorlar.

Doğanın en büyük düşmanlarından biri olan araç yakıtlarını reddedip, insanın doğal enerjisiyle yola çıkan Bisikletli Sahaf, sadece bir kitap değil, içinde bulacağınız küçük yaşanmışlıkları da okuyucularına teslim ettiklerini söylüyorlar…

Kullanılmış kitaplarınızı bulunduğu yerden satın almaya geldikleri gibi, kitap bağışlarınızı da geri çevirmiyorlar.

Kargo ücreti, üç kitaba kadar İstanbul Avrupa yakası için 4 TL, Anadolu yakası için ise 6 TL olup, sonraki kitaplara 50'şer kuruş ekleniyor. 50 TL'lik kitap alımlarında ise teslimatı ücretsiz yapıyorlar.

Şimdilik İstanbul'da hizmet veren Bisikletli Sahaf, belki de ülkenin farklı şehirlerine yayılmasına öncülük ediyorlar...

Bisikletli Sahaf'ın güncel kitap listelerine buradan ulaşabilirsiniz: https://www.facebook.com/bisikletli.sahaf

 

 

Abdülkadir Budak Ve Şiir Dünyası “Dünyayı Afrika sandım, ona bir Nil bıraktım” Söyleşi Nuray Salman

11111111111111111111111

Nuray Salman:  Genç okuyucuya yardımcı olmak için, Abdülkadir Budak’ı anlatır mısınız?  Nasıl bir çocukluk  ve gençlik yaşadı? Şiir hayatına nasıl girdi?

Abdülkadir Budak: Babamın ikinci evliliğinden, baştan ikinci evlat olarak, 23 Nisan 1952 tarihinde Sivas’ın Hafik ilçesinde doğmuşum. İlkokula burada başlamış ama birinci sınıfı yarılamışken, babamın hastalanması üzerine biz üç kardeş bir kamyon kasasında, babamla annem ise şoför mahallinde olmak üzere Ankara’ya taşındık. Yıl 1960. Radyodan yükselen bir ses “Ordu yönetime el koydu” dediğinde Sincan’daki evimizin bahçesinde oynuyormuşum, sokağa çıkma yasağı varmış, annem kolumdan tutup eve sokmuştu.

Okumaya devam et

Rıfkı Almaz: Türk İşi Ekşın!

rıfkıKlasik eserlerin; ağır, felsefi yönü ağır basan, sindirerek okunması gereken kitapların yanında biraz nefes almak ve alternatif edebiyat dünyasına dalmak gerekiyor. Aksiyona dayalı, gerçekçi, olay ağırlıklı, heyecanlı, eğlenceli ve mizahtan uzaklaşmayan filmler kadar bu tarz kitaplar da bir ihtiyaç.  Mehmet Doğan’ın ilk romanı Rıfkı Almaz-Arabesk Bir Fikşın, daha kapağını görenlere eğlence ve macera dolu bir roman olduğunu hissettiriyor. Tarafımdan biraz gecikmeli bir okuma ve paylaşma oldu fakat ne demişler; “Late is better than never.”

Okumaya devam et

Sertap Yar ile “Sevgisiz” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ

            ‘Baba’ ne derin kelime… İnsanın hayatının pusulası, sığınağı; acısı, tatlısı. Bir babanın varlığı ya da yokluğu evladı için bir devrimdir. İnsan babasıyla şekillenir. ‘Sevgisiz’ bu teşekküllerin romanı… Toplumun etik adı altında basmakalıplaşmış kurallarının peşinden ailesini ezip giden bir baba, kendi doğruları dışında hiçbir doğruyu kabul etmeyen baskıcı bir baba, hayata erken yaşta veda etmek zorunda kalmış bir baba, aşırı ilgiyle kızını şımarttığının farkında olmayan bir baba, oğluyla farklı ülkelerde yaşayan bir baba ve bu babaların arkalarında kalan çocuklarının birbirleriyle kesişen yaşam öyküleri…

            Herkesin eksikleri vardır. ‘Sevgisiz’ eksiklerimizi bilerek ya da bilmeyerek nasıl tamamladığımızı; bunları hayata nasıl yansıttığımızı bizlere gösteren bir roman. Sertap Yar, hayatı; aşılan basamakları içine katlaya katlaya akıp giden yürüyen merdivenlere benzetiyor. Bizler o merdivende nelerden etkilendiğimizi ve kendimizi nasıl dışa vurduğumuzu bilmeden  ya bekleyerek ya da basamakları atlayarak çıkıyoruz yukarı. Romanda bu merdivende karşılaştığımız karakterler çok canlı, içimizden. Karakterlerin ortak özellikleri ‘özgürlükleri’ Kitabın şarkısı ise Duman’dan ‘Kırmış Kalbini’… Kalbi kırık karakterlerin yaşam öykülerini okurken şaşıracaksınız, üzüleceksiniz ve nasıl bittiğini anlamayacaksınız. En önemlisi de kitapta sizi düşündüren birçok cümlenin yer alıyor olması. Beni en çok düşündüren şu cümle oldu: ‘İnsanlar yoksun kaldıkları duygulara aşırı anlam yüklerken, dolu dolu yaşadıkları duygulara ise hak ettiği değeri vermiyorlar mıydı? ‘ İyi okumalar, bakalım Sevgisiz sizlere neler düşündürecek.

Okumaya devam et

Sessiz Sinema Günleri İstanbul Modern’de

chaplingribckgrndSinema tarihine öncülük eden sessiz filmler canlı müzik eşliğinde Türkiye'de ilk kez "İstanbul Sessiz Sinema Günleri" adıyla izleyiciyle buluşuyor.

9-12 Ekim tarihleri arasında İstanbul Modern’de gerçekleşecek olan etkinlikte sinemaseverler, sinemanın sessiz dönemi olan 1896 ila 1927 yılları arasında çekilmiş filmleri canlı müzik eşliğinde izleme fırsatı yakalıyor.

Detaylı bilgi için: http://www.sessizsinemagunleri.com/