“46664″ Fotoğraf Sergisi

46664 / Eser Nisan Yağmur

Yaşamını Londra’da sürdüren yönetmen ve fotoğraf sanatçısı Eser Nisan Yağmur, 46664 isimli kişisel fotoğraf sergisi ile Ankara’da sanatseverlerle buluşuyor.

İsmini Nelson Mandela’nın tutuklu olarak geçirdigi 28 yıl boyunca göğsünde taşıdığı hapishane numarasindan alan sergide; Amy Winehouse ,Peter Gabriel, Razorlight, Eddy Grant, Sugababes, Simple Minds gibi pop kültürün önemli isimleri yer alıyor. 15 konser fotoğrafindan oluşan serginin en önemli özelliği dünyaca ünlü isimlerin yayınlanmamış fotoğraflarının izleyici ile buluşuyor olması.

Usta sair Ahmet Telli sergi ile ilgili olarak sunlari soyluyor;
Eser Nisan Yağmur’un sergisindeki fotoğraflara konusu, imgelemi ve tekniği yönünden yaklaştığımızda bizim söyleyebiliceğimiz şeyler akademik değil, izlenimsel olacaktır.
Fotoğrafçı, Nelson Madela için düzenlenen konserde önce bir tanık olarak mekânı ve zamanı işaretliyor. Böylece somut bir olgu üzerinden, olaya kendini de dahil ediyor. Duyduğu heyecanı izleyiciler üzerinden yansıtıyor bize. Bu heyecan, izleyicilerin o anda hareketlerinden çok, hatta kim olduklarından çok gözlerine yansımış. Elbette her inanıştan, her cinsten, her halktan insanlar var burada. Hepsi de ritmin, şarkının ve amacın bütünleştirdiği insanlar bunlar. Onları aynı duyguda buluşturan, konserin şarkıları kadar niçin orada olduklarının bilincinde oluşlarıdır kuşkusuz. Bu bilinç, yahut anlam, fotoğraflarda yanyana ve saniyelik farklarla çekilen karelerle bir öyküye dönüşen dizilimle beliriyor.
Eser Nisan Yağmur, anladığımız kadarıyla figürlerin etki gücünü, mekânın o andaki ışığıyla da sağlamaya çalışıyor ve kendi deyimiyle “renklerin dansı” bu etki gücünü belirliyor. Sergide yer alan ve Londra sergisinin davetiyesinde de yer alan gitar ve gitarist fotoğrafı beni kendine çeken ilginç bir örnek. Hem gitarist hem de gitar koyu bir renkle gölgeye dönüştürülürken, gitarın kıvrımları turuncu bir ışıkla beliriyor ve fotoğrafçının düş dünyasında yeni , taze bir imgeye kapı aralıyor. Doğal olarak izleyicide de benzer imge yaratımıyla ritmin tonalitesi ve ışığın tonları bu fotoğraflara dönüp bir kez daha bakma duygusu uyandırıyor. Eser Nisan Yağmur, fotoshop kullanmadan, figürlerin doğal hallerini ve elindeki fotoğraf makinesinin olanaklarını iyi kullanarak gerçekten sergilenmeye değer sanat fotoğrafları yaratıyor.
Sonuç olarak şöyle özetleyebilirim sanatçının sergisini:
-Fotoğrafçı bir tanıktır;
-Konunun içine girerek, ona dahil oluyor;
-Dahil olmakla yetinmeyip yorumluyor;
-Öyküsünü oluşturuyor;
-Işığa ve renge dayalı tekniğiyle sanat fotoğrafı olmayı hak eden örnekler sunuyor…

Sergi 4-18 Subat tarihimde AFSAD sergi salonunda izlenebilir.

FacebookShare
Haberler kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

GECE TRENİ

Son anda yataklı trende yer bulmuştum. Gece gece neredeyse Ankara’da kalmam gerekecekti. Sırf o, nasıl olsa yer buluruz, dedi diye savsaklamıştım gündüzden bilet almayı. Kompartımana girdiğimde alttan iki yatağın dolduğunu gördüm. Mecburen sağdaki üçüncü ranza katı benim oldu. Trenin hareket etmesiyle ışıklar söndü. Otursam oturulacak gibi değildi, uykum da yoktu ki…hiç tanımadığım başka beş kişi ile yaklaşık bu dört metrekare içinde tüm geceyi geçirecek olmaktan ötürü tedirgindim. Sırt çantamı başımın altına koyup yastık yapmadan önce pasaportumu çıkartıp bir daha baktım. Vizesiz birçok ülkeye gidebilirdim artık. İstersem hiçbir yeri yurt edinmeden o ülkeden bu ülkeye dolaşarak geçirirdim ömrümü. Kök salmamak fikriyle rahatladım.

Kondüktörün sesiyle uyandım. “Eskişehir. İnecek yolcu kalmasın!” diyordu. Daha durmamıştık. Perdeyi aralayıp baktım. Kar yağıyordu. Demek ki, ninni gibi tak tak sesleriyle uyuyakalmıştım. Kompartımanda hareketlenme başladı. Biri aşağıdan perdeyi açınca gara girdiğimizi gördüm. Çocukluğumun Eskişehir’ini gündüz görebilseydim keşke diye geçirdim içimden, hatta bir gün de kalsaydım. Sonraya erteledim. Önce tüm bağları kopartmalıydım. Çantamı alıp indim perona. Lapa lapa kar yağıyordu. Birinin “Kar ayazı yumuşattı, yoksa Eskişehir’in ayazı adamın nefesini keser,” dediğini duydum.

Gözlerim o, camlı tekerlekli arabayı aradı. Aradığımı hissetmiş gibi bir ses pes başlayıp tize çıkarak “Haşşşhaışliiii” diye bağırdı. Sese doğru yürüdüm. Önümde üç kişi vardı. Sıram gelince, “İki haşhaşlı, bir de çay. Demli olsun,” dedim.

Kompartımanıma gitmek için vagona yaklaşmışken gözüm garın arkasındaki binanın çatısından sarkan buz sarkıtlarına takıldı . Elimde tuttuğum iki kat plastik bardaktan yükselen buğunun etkisiyle yanlış gördüğümü sandım. Boyum kadar varlardı. Hele biri vardı ki, o geceden önceki yaşamımı ayaklarından tutup sallandırmışlardı sanki…

FacebookShare
Selgin GB kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ortak Adalet Haber Sitesi Yayında

Yerel’den Türkiye’ye adaletli internet gazetesi

Ortak Adalet” bir ihtiyacın sesi olarak doğdu. Samsun’un ve ülke gündeminin gerçek sorunlarını ortaya koymayı amaçlayan saç ayaklarını adalet, birlik, sadece haber ve dürüstlüğün oluşturduğu güçlü bir platform.

www.ortakadalet.com 

FacebookShare
Haberler kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ece Gürsel’le Söyleşi

Ece Gürsel ve Kadir Aydemir

İlk albüm ilk kitap ya da ilk çocuk gibi özeldir. Ece Gürsel de “Yarı Farkında” adlı söz ve müzikleri kendine ait olan ilk albümüyle dinleyenlerine merhaba dedi. Hemen belirteyim, onu canlı performansıyla dinlemek bambaşka. Tüm önyargıları kıran bir gücü var sesinin. Mankenlik dışında bambaşka bir hayatı olan Ece ile ilk albümünü, yazılarını, şiirlerini, hayallerini konuştuk. Yeni yılda tüm düşlerinizin gerçek olması dileğiyle. Buyrunuz… 

Söyleşi: Kadir Aydemir

 

“Yarı Farkında” söz ve müzikleri size ait olan şarkılarınızla dolu bir “ilk albüm”. Olması gereken de bu belki de, kendi sözleriniz, şiirleriniz, hayallerinizin notalara dökülmesi. Bu yönüyle eşi az bulunur bir çaba. Sahi, “Yarı Farkında”yı albüm olarak ilk gördüğünüz an neler hissettiniz?

- İşte dedim bu benim zaferim… 2 yıl boyunca çektiğim çilelere, üzüntülere, sevinçlere, her şeye değdi… Bu benim kalemimin, müziğimin ruhunun insanlara geçtiği bir yol, dedim. Çok mutlu oldum ve bir o kadar da hüzünlendim tabii. Karışık duygulardı… Tabii şunu da belirtmeliyim ki, albümde 11 şarkı bulunmakta ve tüm söz müzikler bana ait söylediğiniz gibi, yalnızca bir ortak çalışma bulunuyor. Sözler bana ait o ortak çalışmada da.  Okumaya devam et

FacebookShare
Kadir Aydemir, Söyleşiler kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | 1 yorum

90′lar Kitabı 3 Ocak’ta Çıktı

Dev Bir Kuşak Kitabı: “90’lar Kitabı – Çocuk mu, Genç mi?” Çıktı

*** Tüm kitapçılarda ***

Geniş yankı uyandıran “80’lerde Çocuk Olmak” kitabının devamı olarak hazırlanan, Kadir Aydemir’in editörlüğünü yaptığı “90’lar Kitabı” Yitik Ülke Yayınları’nca yayımlandı. “Çocuk mu, Genç mi?” alt başlığıyla çıkan kitapta 111 yazar yer alıyor. 90’lı yılların çocuklarına ve gençlerine seslenen kitap, türünün eşsiz bir örneği. Pek çok ünlü isimle birlikte günümüz internet fenomenlerinin, blog ve Twitter yazarlarının ve genç edebiyatçıların da ilginç yazılarıyla yer aldığı “90’lar Kitabı” Türkiye’nin ve dünyanın yakın tarihine doğru bir yolculuğa davet ediyor okurları. 90’lar sinemasını, yaşam kültürünü, siyasi olaylarını, giyim tarzını, ünlü müzisyenlerini, popüler mekânlarını, okul hayatını ve “90’lar” denince akla gelen yüzlerce detayı merak eden herkes “90’lar Kitabı”nda kendinden bir şeyler bulacak.

Kitabın kapak arkası metni şöyle:

“Çocuk musun?”
“Artık kazık kadar oldun!”
“Bu yaşa geldin, hâlâ çocuk gibisin!”

Ah ne güzel şey bunları duymak. Demek ki şanslıyız ve doğru yoldayız, içimizdeki çocuk buralarda bir yerde…

Kadir Aydemir’in hazırladığı “80’lerde Çocuk Olmak” kitabının bir devamı olarak hazırlanan bu kitap yakın Türkiye tarihine ışık tutan bir kaynak kitap değil. Bir ansiklopedi değil. Bu, bizim kitabımız, bizim düşlerimiz ve yaşadıklarımız, yani çevrenizde gördüğünüz tüm üniversiteli/mezun ya da işsiz gençlerin, hayalleri yarım yamalak, 20’li 30’lu yaşlarda, orta yaşa yaklaşan insanların, kayıp kuşakların, hep çocuk kalanların kitabı… Bugünün insanının kitabı.

111 yazar bir araya geldik ve dev bir “Yitik Ülke” projesi olan “90’lar Kitabı”nda buluştuk. 90’lar sinemasından TV kültürüne, sokaktaki hayattan toplumsal mücadeleye, dershane yıllarından üniversiteye giriş macerasına, solcu ağabeylerle tanışmaktan 1 Mayıs’lara, imam hatipte okumaktan ilk aşklara, 90’larda yaşamımızı etkileyen ünlü insanlara, müzik kültüründen giyim kuşama ve 90’ların ev yaşamına dek, neredeyse her konuda samimi bir dille “kendimizi” yazdık. Sahi, neydi bu 90’lar, 80’lerin ardından Türkiye ve bizler nasıl-neden böyle hızla değiştik? Bu renkli yılların akıllarda bıraktığı tüm sorular ve “dürüst” cevapları bu kitapta saklı kalacak… Çünkü her sayfada bizimle birlikte “sen de varsın”…

“90’lar Kitabı”ndaki herkes yüzlerce konuya farklı bir gözle bakıyor. Herkes kendi 90’larını, mutluluğunu, hatıralarını ve acılarını yazdı. Kitap adeta “anı defterimiz” gibi bir şey oldu.

Elinizdeki kitap 90’lar için bir dönüş bileti. “90’lar Kitabı – Çocuk mu Genç mi?” adını verdiğimiz neşeli ve düşündürücü zaman yolculuğumuza davetlisiniz.

111 yazarlı “90’lar Kitabı – Çocuk mu Genç mi?”nin yazar kadrosu şöyle:
Kadir Aydemir, Ahmet Meriç Şenyüz, Ali Aydemir, Alper Turgut, Arzu Uzunali, Aslı Vuslateri, Aydın İleri, Aykut Küçükkaya, Ayşen Aksakal, Barış Güven, Başak Daşman, Başak Yener, Begüm Akıncı, Betül Kanbolat, Bihter Dinçel, Birsen Tarhan, Burcu Özefe, Burak Yağız Seçen, Buse Seda Yıldız, Bülent Çolak, Bülent Karslıoğlu, Caner Öztürk, Cem Kartal, Ceren Kurt, Ceyhan Usanmaz, Cihan Hatipoğlu, Cüneyt Asi Duru, Çiğdem Aldatmaz, Çiğdem Eren Kiziroğlu, Çisel Onat, Ece Erdoğuş, Ela Barlas, N. Elif Tanverdi, Emre Baransel, Emre Fidangül, Erdem Aksakal, Esma Yakut, Esra E. Karaosmanoğlu, Esra Tanrıbilir, Eylem Selin Mumcu, Ferhat Uludere, Gonca Vuslateri, Gökce İspi Turan, Gökhan Çınar, Göksel Bekmezci, Gülşah Elikbank, Güray Gürsel, Gürgen Öz, Hakan Bayhan, Hakan İşcen, Hale Ceylan Barlas, Hande Ortaç Aksoy, Handan Aybars, Hilal Ergenekon, Işıl Karpuzoğlu, İlknur Bektaş, Kadri Karahan, Kayra Keri Küpçü, Kerem Işık, Köksal Aras, Mehmet Erikli, Mehmet Ünver, Mehmet Yılmazer, Melissa Mey, Merve Pınar Şiranlı, Miraç Zeynep Özkartal, Murad Çobanoğlu, Murat Girgin, Mustafa Akar, Nazlı İlter, Nefin Huvaj, Neşe Açıker, Neşe Karataş, Nihal Konar Naş, Nihan Bora, Nilay Örnek, Nilgün Yokes Şimşek, Onat Bahadır, Onur Akbudak, Ömür Kurt, Özlem Özyurt, Özden Aydoğdu, Özge Mumcu, Özge Ç. Denizci, Özgür Özgülgün, Papyon Tayfun Türkkan, Rana Çepelioğlu, Sabri Kuşkonmaz, Sefa Çolak, Selcen Doğan, Selma Şiranlı, Serdar Çekinmez, Serdar Orçin, Serhat Filiz, Serhat Uçak, Serkan Türk, Sevil Aksu, Sevinç Erbulak, Sibel Tekyıldız, Suat Başkır, Şahin Özbay, Tanem Sivar, Tijen Bolulu Güler, Tolga Yenigün, Turgay Yılmaz, Yaprak Öz, Yeliz Aras, Yeşim Gökmen, Zerrin Soysal, Zeynep Altıok Akatlı, Zeynep Tüzün.

Punto Dağıtım şirketince dağıtılan kitapla ilgili detaylı bilgi www.yitikulkeyayinlari.com vewww.yitikulke.com adreslerinden edinilebilir.

“90’lar Kitabı – Çocuk mu, Genç mi?”, Hazırlayan: Kadir Aydemir, 394 sf, 20 TL, Yitik Ülke Yayınları Ocak 2012

https://www.facebook.com/90larkitabi

twitter.com/yitikulke
twitter.com/yitikulkeyayin
twitter.com/90larkitabi

FacebookShare
Yeni Çıkan kitaplar, Yitik Ülke kategorisine gönderildi | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tanem Sivar’la Söyleşi

Tanem Sivar ve Kadir Aydemir

Tanem Sivar ekranlarda çeşitli programlarda gülümseyen yüzüyle tanıdığımız, çalışkan-üretken bir isim. O, televizyonda yepyeni bir programla sevenlerine merhaba dedi, ama bu sefer bir fark var, “Çocuk Deyip Geçme” adlı bu program çocuklar için hazırlanan oldukça keyifli bir yapım. Tanem en büyük hayalini anlattı. Çok keyifli bir söyleşi oldu. 

 

 

Söyleşi: Kadir Aydemir

TNT TV’de yayınlanan “Çocuk Deyip Geçme” programı nasıl ortaya çıktı? Böyle bir teklif gelince ilk ne hissettiniz?

Aslında aynı kanal ve yapım şirketi bana farklı bir proje ile gelmişti aylar önce, fakat ben onlara hayalimin bir çocuk programı olduğunu belirtmiştim. Bana sundukları proje daha magazin içerikli olduğu için kibarca reddetmiştim ve aradan aylar geçti tekrar beni arayıp hâlâ çocuk projesi hayalimin olup olmadıklarını sordular ve ben tabii ki evet diyerek büyük bir mutluluk ile kabul ettim. Şu an yaptığım “Çocuk Deyip Geçme”yi yıllar once Berna Laçin yapmıştı ve ben o zaman çok keyif alarak izlerdim, o yüzden bu programın benim için ayrı bir yeri var.  Okumaya devam et

FacebookShare
Kadir Aydemir, Söyleşiler kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

HATIRLAMAK

 

                                               

Onur Akbudak  

Bir öykü daha yazdım. Sessiz, kimsesiz kendi halinde. Sonu acı bitiyor. Benim bu acıya katlanacak takatim de kalmadı. Hatta hiç bir acıya kollarımı açamayacak kadar yordu hayat denen mendebur. Bırakalım konuşacak insanlarımız, olduramadan yaşadığımız ilişkilerimiz olsun.

 Hatırlamak güzeldir; sessiz, sakin, tane tane… Uyumludur, hatırlamak. Hatırlanmaktır “istemek”’ de yer edinen bencillik.

 Bırak nefesimde kalsın sözcükler, bir yazarın bağırsaklara benzettiği beynimde kırılsın adından bahsedemediğim cümleler. Bazen söyleyip bağırıp çağırmak istediklerinin, dudaklarından karşıdaki insanın kulaklarına iliştiremediğinde hatırlamak; unutmaktır, hatırlama kelimesine oldum olası haset eden.

 Bir çoğumuz ilişkilerin yorgunluğundan kapılır bu duyguya. Yollara sığmaz, yere göğe iner çıkar da sığmaz dünyaya.

 Hatırlar, kekremsidir, hayata başladığında ilk attığı adımı gelip kulağına fısıldar… Düşer çarpık ayaklarıyla bastığı toprağın çukurlarına, geri dönmek ister o sevimli masun haline.

 Ne mümkün kılar unutmak duygusu ne de başlamanın ilk harfiyle unutmaktan ayrılarak kaçan, “A-Kıl” defterine ulaşabilir. Yanılır, içine örtünür; ayaklarıyla iter dışını insanlara yine de bir çözüm yolu bulamaz. Çözümü yine; gözü kulağı, beyni, eli ayağı olan konuşup düşünebilen, gülüp ağlayabilen insanda aramayı sürdürür.

 Bir şarkı çıkar karşısına, oturup ağlamaktan bahseder şarkının sözleri; hatırladıklarını gözden geçirmesini, hatırlayanların unutmaya nasıl da  yenildiğinden söz eder. Ezilir gider sinsice melodi, şarkının izi kalır.

 Boğazımıza ilmek atan hatırı kalan ilişkilerimiz varsa yeryüzünde; okunan kitaplar, çizilen resimler, çekilen fotoğraflar dinlenen şarkılardır insan denen acemi canlıdan önce benliğimize saldırıya başlayan. Geceyle gündüzün sonu gelmez, dolunay ayrılmaz karanlık gökyüzünden.

 Bir öykü yazdım kendimi hatırladım. İki kişi var içinde. Kaybolmaktan korktuğu geleceğine haset eden ve dinlediği şarkıyı hayatına yüz geçiren.       

“Ben tekrar dinliyorum, seni bilmem.”

FacebookShare
Onur Akbudak kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Gonca Akyar ile Söyleşi

Söyleşi: Kadir Aydemir

Genç sanatçı Gonca Akyar kısa zamanda geniş kesimlere sesini duyurmayı başaran bir isim. Ona bahşedilen bu ses ve yorum gücü beni de çok etkiledi ve kendisine ulaşıp kısa bir söyleşi yaptım. Uzaklarda yaşasa da sesi içimizi ısıtıyor ve eminim ki Akyar, gelecekte adından epey söz ettirecek. Söz onda… Keşfedin.

- Müzik yaşamına nasıl başladınız, sesiniz ilk nerede, nasıl keşfedildi?
Aslında doğduğum günden beri ailem sayesinde müzikle iç içe büyüdüm. Babamın (Ali Akyar) 13 yaşından beri saz çalıp güzelim sesiyle türküler söylemesi, aile toplantılarımızda beraberce dillendirilen deyişlerimiz, minik parmaklarımla çalıştırmayı öğrendiğim kasetçalarımızdan yükselen ve içime işleyen değerli yorumlar; hepsi gelişimimde önemli ve değerli birer etkendi.  Okumaya devam et

FacebookShare
Söyleşiler kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Dünya Dedilerdi

Ateş ve buz şu sözünü ettiğimiz dünya
Hep olmaz olsun dedilerdi
Olmamışlığı bu yüzdendir
Kör bir makasın ağzıyla büküldü yönümüz
Nereye?

Kuyular açtık uykularımızın yanı başında
Maviydi sabah, sarıydı öğlen, sicim gibi siyah akşam
Derken kaç zaman geçti kim bilir

Şaşkınlık. Başka da ne söylenebilir?
Ağzı süt kokmuyor dünyanın ne yazık!
Şaşkınlığa da bir şaşkınlık gerek.

Mehmet Erikli

FacebookShare
Mehmet Erikli kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İsmail Güzelsoy’la “Çıt Yok” Üzerine

“İnsan aşktan ne anlıyorsa dünyayı öyle yaşıyor”

 

İsmail Güzelsoy’un altıncı romanı “Çıt Yok”  iktidar hırsı, yalan, ihanet ve aşkla örülmüş çok katmanlı bir roman. 1941 yılı İstanbul’unda Eyüp’te masum insanların yüreklerini söken bir vampir. İnsanın kaybederek kazanabileceğine inanan bir horoz dövüşçüsü… On bir yaşındaki torununa aşkı ve ölümü anlatmaya çalışırken kendisiyle yüzleşen bir adam…  İki kadın arasındaki tasvip edilmeyen yakınlaşmanın linçle noktalanması. “Çıt Yok” üzerine keşifler yapacağınız  esaslı bir kurmaca.  Okumaya devam et

FacebookShare
Söyleşiler kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın