Oyuncu ve Oyun Yazarı Utku Erişik’le söyleşi – Nuray Salman

1970356_666857800041390_1606618098_n

N.S.: Utku Erişik kimdir?

U.E.: Bir zamanlar Sümerbank ayakkabısını ayağında gururla taşıyan bir öğretmen çocuğudur. Okullar açılmadan önce, elinden tuttuğu anneciğinin, “Bir numara büyük alalım, önümüzdeki yıl da giyersin.” diyerek, Sümerbank’ın öğretmenlere özel yaptığı taksit olanağıyla büyütülmüş bir çocuktur. Utku’nun ayağı ilk yıl o ayakkabının içinde dans eder, ikinci yıl tam otururdu… Üçüncü yıl ise artık küçük geldiği için yenisi alınırdı. Elbette sonraki yıl da giyebilmek için yine bir numara büyük! Sonra Utku bir bakardı ki, anneciği yüklükten bir ayakkabı kutusu indirmiş. İki yıl önce aldıkları o Sümerbank ayakkabısının kutusu… Artık ayağına küçük gelen o ayakkabıyı anneciği yıkar, temizler, boyar, yine aynı kutuya koyar, götürüp yoksul bir öğrencisine verirdi. Utku, o ayakkabıyı yine kendi kutusuyla birlikte verebilmek için yüklükte o kutuyu iki yıl saklamasını bilen bir annenin elinde tertemiz büyütülmüş bir çocuktur.

Bir zamanlar Ankara Fen Lisesi’nde üç yıl yatılı okumuş, sonraki yıllarda askerliğini yapmak üzere yine aynı kente bu kez bir yıllığına dönen bir çocuktur. Yani toplam dört yıl, büyük Türk ulusunun yemekhanede önüne koyduğu yemekten yiyen bir öğrenci, bir askerdir. O dört yılda, günde üç öğün önüne yemek kondukça, günde üç kez “Ben de bu yemeği ulusuma helal ettirene kadar çalışacağım!” diye yemin eden, şimdi de bunun için çalışan biridir.

Okumaya devam et

Yitik Ülke #Defter’leri tam set #kitap alan okurlarımıza hediye ediliyor

yitik ülke defterleri

YİTİK ÜLKE DEFTERLERİ SONUNDA ÇIKTI

Yitik Ülke Defter! Adı bile güzel! Yitik Ülke Yayınlarımız (@yitikulkeyayin) ve Potkal Kitap Yayınlarımız (@potkalkitap) için el yapımı, geri dönüşümlü özel defterler ürettik. Bu defterler, internetteki online kitapçılardan, kitabevlerinden ya da D&R kitap şubelerinden "Tam Set" olarak Yitik Ülke Yayınları ve/veya Potkal Kitap Yayınları kitaplarını sipariş veren sevgili okurlarımıza hediye edilecek. 

NASIL KAZANACAKSINIZ

- Defterlerimiz el yapımıdır, iplik dikişlidir, geri dönüşümlü kâğıttan özel üretimdir ve 100 adet numaralandırılmış olarak "satış dışıdır"! Sanatçı Banu Taylan'ın özgün baskı - özel tasarımına sahiptir.

- Türkiye ve dünyanın neresinde olursanız olun İdefix, D&R, Pandora, Babil ya da Kitap Yurdu kitap sitelerinden "Yitik Ülke Yayınları" ya da "Potkal Kitap Yayınları"nın tüm kitaplarını "tam set" olarak sipariş vermeniz deftere hak kazanmanızı sağlayacak. 

KİTAPLARI İNCELEMEK VE ALMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ SİTELERİ TIKLAYIN:

YİTİK ÜLKE YAYINLARI'NIN KİTAPLARI:

D&RİdefixPandoraBabilKitap Yurdu 

POTKAL KİTAP YAYINLARI'NIN KİTAPLARI:

D&R - İdefixPandoraBabilKitap Yurdu

- 2. SEÇENEK: Size en yakın kitapçıdan ya da D&R şubesinden "Yitik Ülke Yayınları" ya da "Potkal Kitap Yayınları"nın tüm kitaplarını "tam set" olarak sipariş verin.

- Kitaplar elinize ulaşınca toplu fotoğrafını bizimle sosyal medyada paylaşın. Instagram'da @yitikulke ve #yitikulke etiketi, Twitter'da @yitikulkeyayin ve #yitikulke etiketi, Facebook'ta facebook.com/yitikulkekitap adresli sayfamızdan bize ulaşın.

- Bize detaylı adres-telefon bilginizi ve kitapların fotoğrafını mail yoluyla iletin. (Kitaplarımızdaki mail adresimiz uygundur)

- Yitik Ülke Defteriniz 1-2 hafta içinde elinizde olacak. Defterinizin yanında size ağaç tohumları, Yitik Ülke kitap ayraçları ve özel bir mini kitap seti de (dilerseniz kitap okumayı seven, ihtiyaç sahibi insanlara veriniz ya da bir kütüphaneye bağışlayınız) kargo yoluyla (ulaşım size ait) gönderilecek. 

Twitter'da buluşalım! Adresimiz: @yitikulkeyayin 

*

Teşekkürler, herkese iyi okumalar… 

YİTİK ÜLKE

 

Bu Filmleri Görmeden Buralardan Gitmeyin: Son On Yılın En iyi On Türk Filmi

kosmosSinemayı eğlenceden öte bir tutku olarak gören kişilerce oluşturulan "filmloverss.com" adlı internet sitesi 2011 yılında yola çıkmıştı. Amaçları sinemaseverlere gayet mütevazı ve içten bir şekilde rehber olmaktı. Çok sayıda takipçisi olan site, son on yılın en iyi on filmini seçti.

Okumaya devam et

Emrullah Özdemir’in Yeni Romanı “Türklerin İlk Kadın Hükümdarı; TOMRİS”

tomrisYazar Emrullah Özdemir'in “Türklerin İlk Kadın Hükümdarı; TOMRİS” adlı romanı Akçağ Yayınları tarafından yayımlandı. 

Özdemir, Saka Türklerinin Kadın Hükümdarı Tomris'i konu alan kitabında, Türk Kadının toplumdaki yerinin ve öneminin bir kez daha vurgulanmasını amaçlıyor ve romanı “Türk Dünyası Kadınlarına” ithaf ediyor.

Saka Türklerinin Kadın Hükümdarı Tomris, biraz sonra atlarını ölüme sürecek olan savaşçılarının önünde durdu ve yürekleri titreten bir sesle gürledi.

“…Geriye yalnızca bizler kaldık. Büyük bir çoğunluğu kadınlardan, ama erkeği kadar yiğit kadınlardan oluşan bir halk ve ordu…

Okumaya devam et

Kehribar Ülkesinden Yeni Öyküler

unnamedKalem Kültür Yayınları, bize Polonya edebiyatından seçkiler sunuyor. "Kehribar Ülkesinden Yeni Öyküler" bir çağdaş Polonya edebiyatı antolojisi. babil.com'dan temin edebilirsiniz. 

Kalem Kültür Yayınları

Çeviri: Neşe Tulay Yüce

Mayıs, 2014

İstanbul

Türkçe

320 sayfa


 


 

Burak Bulut Fotoğraf Sergisi “Ayaküstü”

ayaküstü

Burak Bulut'un Pinelo Gallery'de gerçekleşen sergisi «Ayaküstü», kentin gündelik akışındaki tuhaf karşılaşmaların izini sürüyor. Kentin birbirinden farklı noktalarında ansızın beliren balerinlerin ‘happening'lerinden yola çıkan sergi kent ve sahne, kentli ve seyirci gibi kavramları iç içe geçirerek, kentteki mekân ve zaman algılarının değişkenliği üzerine düşündürüyor.

Burak Bulut'un kişisel sergisi «Ayaküstü» 2 Ağustos'a dek Beyoğlu – Pinelo Gallery'de görülebilir. Galeri Pazar hariç her gün 11:00 – 19:00 arasında ziyaretçilere açık. "3+1 Limited Edition" 21 Fotoğraftan oluşan sergi, 2014 sonbaharında Avrupa'da sanatseverlerle buluşacak.

Kibrit Dergisi

Haziran ayında ilk sayısıyla edebiyatseverlerle buluşan Kibrit Dergi'nin ikinci sayısı Eylül ayında çıkıyor.

Kültür, sanat ve edebiyat dergisi olan Kibrit Dergi, kendisini mevsimlerin rengine, kokusuna, geçişine uyumlu kılmaya çalışıyor ve "Mevsimine Göre Takılan Dergi" betimlemesiyle çıkıyor.

 

Ozanın Günü ve Homeros Okuması’nın 13.’sü gerçekleştiriliyor

Bozcaada'da 2001 yılında Prof. Dr. Haluk Şahin tarafından, Prof. Dr. Cevat Çapan ve Prof. Dr. Manfred Osman Korfman'ın desteğiyle başlatılan "Ozanın Günü ve Homeros Okuması" etkinliği bu yıl 2-3 Ağustos tarihlerinde gerçekleştiriliyor.

Ana teması "dönüş" olan etkinliğin onur konukları; 43 yıl önce terk ettiği Bozcaada'ya dönecek olan Avustralyalı yazar Dimitri Kakmi ile yılın ozanı Nazmi Ağıl.

Tema uyarınca, Homeros'tan okuma parçaları Odiseus'un Troya'dan dönüşü ile ilgili bölümlerden seçilecek. Kakmi'nin adaya dönüş konulu Ana Yurt kitabından bölümler de okunacak.





 

“Rüzgâr Kapanlar” / Şermin Gülergün – #Öykü

"Rüzgâr Kapanlar" / Şermin Gülergün

    Sabah başlayan yağmur öğlen yerini parçalanmış beyaz bulutlara bıraktı. Kümelenmiş orada burada gezinen bulutlar gitmek için rüzgârları bekliyordu. Ancak o çok bekledikleri rüzgârlara bir türlü kavuşamıyorlardı çünkü rüzgârlar, gökyüzüne kadar uzanan rüzgâr kapanları tarafından esir alınmıştı.
    Öğleden sonrasını bekleyerek geçirdim. Akşama doğru beklemek canımı eni konu sıkmıştı. “Olmaz ki!” dedim kendi kendime. Olmaaaz! Bulutlar gitmeliydi. Ev terliklerimle dışarı attım kendimi. Bildiğim dört bir yöne baktım. Sonra adım adım kendi çevremde döndüm. Rüzgâr kapanlarını arıyordum ki birkaç tanesini gördüm. Gri kuleler halinde gökyüzüne uzanmış bekliyorlardı. ‘Ne kadar da çirkin’ dedim kendi kendime. Hem çirkin, hem de çirkin. ‘Bunlara yakalanmak için de çok aptal olmak lazım!’ kaldırım renginde taş kütleleri. Göğün mavisine inat ‘ben buradayım, hey beni görmeden geçmeyin!’ diyor.     Rüzgârlar da bile bile onlara yakalanıyorlar. Zaten neyimiz uyumlu ki yaşadığımız dünyaya bu da olsun. Mutlaka aykırı olacağız. Uyumlu olsun. Yok mutlaka aykırı ve çirkin bir de şekilsiz olacak her şey. Halbuki ne güzel renkler var. Kavuniçi, mavi, sarı, mor… Uzaydan bakanın ya gözlerini okşasın ya da içini canlandırsın değil mi? Nereden icat ettiler bu kasvetli griyi? Ne beyaza yakın ne de siyaha… Açıkça diyorlar ki bunu yapanlar: “Bizim içimiz öldü ölecek, bari siz de bizimle birlikte ölün. Rüzgârı kaptık, bu kapanlardan daha yükseklerini yapıp bir de güneşinizi kapacağız. Kaptıklarımızı da en çok parayı verene satacağız”. Oldu mu şimdi? Oldu! Niye? Çünkü biz aptalız! Hemencecik kanmışız onların yalanlarına. Verivermişiz doğuştan bizim olanı. Sonra da paran yoksa dilen dur. Bir avuç rüzgâr, güneş, yağmur hatta nefes için…
Bilinmeyen Nesne

    Kapanlara doğru yürürken bulutların eni konu söylendiğini duydum. İleride gördüğüm bulut hareketsizlikten şişmiş patlamak üzereydi ki, küçük ve yaramaz bir bulut ona çarpıp biraz hareket etmesine yardımcı oldu. Yine de hava çok ağır, bulutlar da yeryüzüne indi inecek. Altlarında kalırsam ezilirim korkusuyla adımlarımı hızlandırdım. Ben onlara doğru adım attıkça onlar benden bir adım geriye mi adım atıyorlardı ne? Yok yok… Olur mu öyle şey? Rüzgâr kapanlarının ayakları yok ki. Onların görevleri kapanlık yapmak. Kapıp almak.
    Tepenin üstüne vardığımda şaşkınlıktan az kalsın küçük dilimi yutacaktım. Her tarafta rüzgâr kapanları vardı. Bir zamanlar buğday başağının rüzgârla nazlı nazlı raks ettiği yerde eğilmez, bükülmez gri kapanlar gökyüzünü haraca bağlamış. Yanımdan lüks arabalar geçiyor. Hani şu belirli semtlerde göreceğimiz cinsten. Çevreme daha dikkatli bakınınca fark ettim burada gökyüzü gibi yollarda, çimlerde parsellenmiş. Şimdi anladım! Burada hiçbir zaman ayakları yalın, kolları bacakları çıplak, kıyafetleri hırpani çöpçü çocukları dolaşmayacaktı. Biraz daha yaklaştığımda birbiriyle kavga edenleri duydum. Ama nasıl olur? Burada! Kavga! Burada her şey kuralarla bağlanmış, otomasyon sisteminde yaşam hakkı sunan lüks, ultra yok yok neydi, mega ultra lüks! şimdi oldu, sitlerden biri değil miydi? Ne kadar yüksek apartmanda oturuyorsan o kadar zengin değil miydi bize empoze edilmeye çalışılan yeni kültür. Halbuki neydi doğrusu: tabiattan ne kadar kopuk o kadar cahil, yalnız, bencil ve… ve…
    Baktığım yönde oldukça janti bir rüzgâr kapanla kavga ediyor. Rüzgâr ısrarla geçmek istiyor kapan ‘olmaz!’ diyor. ‘Ey başını’ diyor rüzgâr. Eğemez ki kapan başını. O hatasını kabul edecek şekilde değil, kaskatı bir yaşam sunmak için var. Baktım diğer rüzgârlar da kavga halinde. Kulak kabartınca kızılca kıyametin koptuğunu anladım. Küçük insanların haberi yok bundan. Olsa ne olur? Bana neci değil mi bunlar? Son sıradaki kapanlarla tartışan bulutlar, engelleri aşa aşa özgürlükle aralarındaki son gardiyan ile kavga eden mahkum gibi… ‘Devam edin be, Yılmak yok’ diyorum içimden. ‘Devam edin!’ ürktüm kendi sesimden. Bağırmışım. Savaşınıza yerden de destek var, babında bir bağrış bu. Rüzgârlardan biri beni görüp alçalıyor. Hoop… Kapanın gözleri fal taşı gibi açıldı. Eğilemez ya. Ayaklarının dibinden geçen rüzgâra ‘dur!’ dahi diyemedi. Bir rüzgâr, iki rüzgâr, üç rüzgâr… Koyun sayar gibi saydım birbirini takip eden rüzgârları. Gökyüzünde bir bağrış çağrış… Bir kahkaha koparmanın tam zamanı. İleride rüzgârlar bulutlarla buluştu. Bir tek janti rüzgâr saçlarımla oynamaya devam etti. Arkadan görünmez kanatlarım varmışcasına, ortalığı toza dumana bulayarak yıkılan rüzgâr kapanlarından kaçırdı beni…