Afakanus

Her şey görülmemle başladı.

Yapış yapış bir yaz günü saatler kapış kapış giderken tıpış tıpış indiğim meydanda önce manav Yunus bağırdı:

“İşte orada!”

Kim?

Ben.

Tipitip çiğneyen tikli tilki.

Dört başı mağdur dünyalı.

Birkaç kişi toplandı. Karşıma geçip bakım bakım baktılar.

Kaçtım ordan. Ne yapaydım ya? Ham yapacaktı manav Yunus beni. Yunus beni sen neyledin? HamHam böceği seni!

Bir boşluk bir boşluğa teyellenirmişcesine kaçtım.

Eyerli atları yellenen, yellendikçe dellenen bir Red Kitimsi göründü uzakta. “Yakalarım,” dedi. Sonra ekledi: “Ha!” Çevirip dururken kemendini, boşluğa bırakıverdi kendini. Konserve kahkahası dolaştı kulak zarlarımda.

Nefis Nefise nefsine hâkim olamayıp nefes nefese haykırdı pencereden:

BİZ NİYE NEŞESİZİZ!

Mahalle maaile peşimdeydi.

Sonra bir devanası peydah oldu. Elinde topuklu terlikleri düşeyazayaza üstüme koşuyordu.

Boy boyladı, soy soyladı, devanası boy aynasına bodoslama tosladı.

Ordan. Da. Kaçtım. Koştum. Koştum. Muştum. Yokuştum. Piştim. Düştüm. Kalktım. Durdum. Sürekli. Vallahi. Diyen. Adamlara. İnandım. Benim. Adım. Afakanus. Ben. Adamı.

STOP!

Kerem Işık

Bir Cevap Yazın