Biraz da Nostalji: 90’larda Çocuk Olanların Gönül Bağıyla Bağlandığı Film-Geleceğe Dönüş

220px-Back_to_the_futureYitik Ülke Yayınları’ndan çıkan “90’lar Kitabı", bir ilk oldu; nostalji duygusuyla sarıp sarmalayan sıcacık bir kitap. “80’lerde Çocuk Olmak” da keza… Eğer “90’lar Kitabı”nın ortaya çıkış aşamasında bulunabilseydim, 90’larda çocukluğunu yaşamış biri olarak o yıllarda bütün benliğimi kaplayan “Geleceğe Dönüş” serisiyle ilgili bir yazı kaleme alırdım şüphesiz. Bu film ve 90’lar özdeşleşmiştir bende;  o yıllara dair diğer detaylar çok daha bulanık ya da silikken, bu filmin afişi parıl parıl parlar, müziği kulaklarımda çınlar. Bu film hâlâ her izlediğimizde gözlerimizi dolduruyor, içimizi buruyor; çünkü  Marty ile Doktor, Delorean’la sadece zamanda yolculuk etmiyor, bu yolculukta bizi de masum çocukluğumuza götürüyor aynı zamanda. İşte bu filmi 90’ların çocukları için bu kadar özel kılan bu.

Sadece bir film serisinden ibaret değil bu; onun ötesinde bir şey. Bunu sadece o yıllarda çocuk olup aynı yollardan geçmiş olanlar anlayabilir. Öyle bir his, öyle bir bağlılık ki bu, yeni nesil de çok sevsin istiyorum onu. Gelin görün ki boş, anlamsız gözlerle izlemeler, tepkisizlik… Çok daha iddialı bilim-kurgular, animasyonlar, çok özel efektli filmler izledikleri için “Geleceğe Dönüş” onlara acemice geliyor belki.  Filmin barındırdığı mantık hataları da cabası; ama biz aşkımızla büyülendiğimiz için, çocuk halimizle o mantık hatalarının çoğunu fark etmiyor, fark ettiklerimize de kendi aklımızca makul bir açıklama getiriyorduk.  Düşünüyorum da, şimdi milyonları peşinde koşturan “Yüzüklerin Efendisi”, “ Harry Potter “ gibi yapımlar da belki bir sonraki nesil tarafından anlaşılmayacak, bunlara da hiçbir şey hissedilmeyecek, kayıtsız kalınacak.  

back-future-6Burada üç bölümün konusunu uzun uzun anlatmayacağım elbette, fakat değil mi ki bu film hakkında yazıyoruz, biraz çıtlatalım. Doktor Emmett Brown, pek çok çalışmasının yanında zamanda yolculuk konusu üzerinde çalışan bir bilim adamıdır. Arkadaşı Marty Mcfly, zamanda yolculuk deneyinde olumlu sonuç veren arabayla (Delorean) “yanlışlıkla” 1985’ten 1955’e gider, orada ailesinin gençliğiyle karşılaşır, yine “yanlışlıkla” olayların seyrini değiştirir, sonra bunu düzeltmeye çalışır ve başarır da. İkinci bölümde ise geleceğe, 2015’e gider bizimkiler; çünkü Marty’nin gelecekteki oğlu zor durumdadır. Fakat burada da başlarına yine Marty’nin babası George’un her daim düşmanı Biff bela olur; zaman makinesini fark edip geçmişe gider, olayların akışını değiştirerek kendi hayrına alternatif bir gelecek inşa etmiş olur ve işler büsbütün karışır. Doktorla Marty, “ayıkla pirincin taşını” şeklinde, tarihi ideal seyrine döndürmeye çalışırlar yine. Üçüncü bölümde, Doktor 1955'te Marty'i kurtarmaya çalışırken yıldırım yüzünden kaza eseri  1855’e gider. Fakat  1855’in şartlarında DeLorean'i tamir edemez ve burada esir kalır. 1985’teki gerçek zamanlarına dönmeleri için kahramanlarımızı yine macera dolu bir süreç beklemektedir. Birinci filmle ikinci film arasındaki organik bağ, mükemmel ilişki; üçüncü bölümde bu denli kuvvetli değildir. Üçüncü bölüm ilk iki bölümden biraz ayrı bir yerde durur, uzaktan bakar onlara. 
Yabancı filmlerin her zaman için orijinal diliyle izlenmesi makbuldur, fakat burada istisnai bir durum var. Nesildaşlarım, Geleceğe Dönüş’ün orijinal dilinden ziyade Türkçe dublajıyla izlendiği zaman daha keyifli olduğu konusunda hemfikir. Neden?  Çünkü ilk izlediğimizde dublajla izledik, Yekta Kopan’ın  “Doktoooorrr!” diye bağırışını duymazsak, Doktor’u seslendiren Rüştü Asyalı’nın dingin sesi olmazsa bir şeyler eksik oluyor. Benim de orijinal diliyle izleme girişimim yine dublaj tercihiyle sonuçlandı.
Biz bunları düşünüp hemfikir olurken,  film eleştirmenleri de bu üçlemenin iyi bir film olmadığı konusunda hemfikir. Orasını biz bilmeyiz, kompetan değiliz, eleştirmen değiliz; tek bildiğimiz bu filmi görünce çocuk halimizle büyülendiğimiz ve yaş kaç olursa olsun her rastladığımızda aynı tadı almamız. İyi film- kötü film sorgulamak yerine kendimizi filmin atmosferine kaptırmayı tercih ettik, hâlâ da öyle. Dünyanın dört bir yanından milyonlarca fan da böyle oluştu.
Filmi en kısa zamanda yine izleyin; siz de çok iyi biliyorsunuz ki ilk bölümde Marty’nin yakıtı biter gibi olunca, “Hiii, yoksa 1955’ten 1985’e geri dönemeyecek mi?” diye yine aynı şekilde gerileceksiniz;  George Mcfly, Biff’in suratına savurduğu yumrukla haddini bildirdiğinde rahatlayacaksınız, üç bölüm arasındaki şaşırtıcı göndermeleri yazan dehaya bir kez daha “vay canına” diyeceksiniz, 2015’te Marty’nin giydiği bantları kendinden kapanan Nike’leri, uçan arabaları, uçan kaykayı görünce gözleriniz yine faltaşı gibi açılacak, son bölümün sonunda Delorean parçalandığında maceranın bittiğini anlayıp yine aynı hüznü yaşayacaksınız. Geleceğe Dönüş, zor zamanlarınızda yanınızda olan, sizi şimdiden sıyırıp çocukluğunuza götüren ve her rastladığınızda yüzünüze bir gülümseme yayan kadim bir dost gibi hep var olacak. 

                                                                                                         GÖZDE AKTÜRK

Bir Cevap Yazın