Ara
28
2009
--

Romanın Saltanatı Sürdü

Metin Celâl

Yine bol romanlı bir yıl geçti. 2009′da yayımlanan 427 romandan 238′i ilk romandı. Ama aklımızda kalanların sayısı fazla değildi. Dünya klasiklerinden uyarlanan çizgi romanlar ilgi gördü. Şiir ve öyküde ise geçen yıllara göre düşüş vardı.

Oldukça sakin bir yıl geçirdik. Kayda değer tartışmalar, heyecan verici kitaplar pek olmadı. Yılın en çok satan kitapları, genç kızların gözdesi Stephenie Meyer’in vampir romanları (Epsilon), Elif Şafak’ın “Aşk”ıydı (Doğan). Dünya klasiklerinden yapılan çizgi romanlar çok satanlar listelerinde yer aldı.

İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı’nın edebiyat adına en somut projesi “40 Semt 40 Yazar 40 Kitap” (Heyamola) yayımlandı. Yapı Kredi Yayınları 3000. kitabını çıkardı. “Cumhuriyet Kitap” 1000. sayısını kutladı. Kitap ve eleştiri dergisi “Virgül” 12. yılında kapandı. İstanbul iki edebiyat festivaline kavuştu: Tanpınar Edebiyat Festivali ve Edebiyat Mevsimi.

(Devamı…)

Ara
09
2009
0

Yeni Bir Düş

Kadir Aydemir

Sağ elini cebinden çıkart. Evet, böyle daha iyi. Diğer elindeki poşeti sallama, önümde yürüyen adama çarpacaktım az kalsın. Rahat dur; kulağım kaşındı, azıcık kaşıyayım, terliyorum, of, hava çok sıcak. Bu sokak mıydı? Hayır. Sonraki mi? Yürü işte.

İnsanlar ne kadar da hızlı konuşuyorlar. Milli piyangocu elindeki tablayı çeviriyor, uçup gidecek biletler. Bir kuş geçti başımın üstünden. Kuşlar hep geçiyorlar böyle, tehlikeli bir durum. Yok, sanmıyorum, ne tehlikesi olabilir ki bunun? Bazen kalbi güm güm atıyor insanın, bir kuş nasıl korkutur seni? Üstüne üstüne gelirse… Korkutur, olabilir, dünyada her şey olabilir, çok mu garip şey bir kuştan korkmak.

(Devamı…)

Ara
07
2009
0

Yolda Olmak

Kadir Aydemir

Yolda olmak…

Büyük ve aceleci adımlarla yürümek nedensizce… Bazen bir yere yetişme telaşıdır bu içini kaplayan, bazense dalgın dalgın dolaşarak kaybolmak istersin sokaklarda. Cebinde dörde katladığın günlük gazeten. Metal bir parayı parmak uçlarında döndürüp duruyorsun. Peki neden hızlısın, bir şeyleri unutmak için mi bu çaban? Hatırlamak için mi? Nereye gittiğini bilmiyorsun ama uzun uzun yürümen gerek, yoksa çıldıracaksın…

(Devamı…)

Haz
28
2009
0

Jale Kahraman’ın “Botlar”ı Üzerine Bir Okuma

Botlar, Jale Kahraman

"Botlar", Jale Kahraman

Jale Kahraman’ın “Botlar”ı Üzerine Bir Okuma

Kadir Aydemir

Bir resme baktığımda gördüğüm şey, zihnimizin tüm renklerini denetleyip, düş gücümüzün sınırlarına çarpan karmaşık izlerden oluşuyor. “Anlam” arıyor sonra bilinç, bir şeyi başka bir şeye benzetme ya da bağıntı kurma çabası bu. Çünkü bir benzerlik kuramasa, bu boşluk da olabilir bir hayal de, havada asılı kalan sözcükler gibi sonsuz döngüye giriyor çizgiler de. Bir çizgi her şey olabilir bu noktada. Jale Kahraman’ın “Botlar” adlı çalışmasında, içinde kaybolduğum derinlik bana bunları anımsattı. Bir uyku-ölüm sahnesi resmedilen. Dingin bir kayık, kendi kendine konuşan bir göl ve gökyüzü. Ressam çizerken çok da ne çizdiğini bilmez ilkin. Şekillenişle birlikte zaman-mekân paradoksundan uzaklaşır. Artık çizgi bir silahtır. Evrene karşı sözünü söyler üreten kişi. “Botlar”da izleyen göz, aynı zamanda detayları da eşeleyen bir göz. Uyuyan insan, sarhoş. Derin bir uyku bu. Belki kentten ve tüm sorumluluklardan, faturalardan, binalardan, sıkıntılardan kaçıp toprağa uzanmak, küçük karıncaların yuvalarını dev tepeler gibi görmek, uyurken ele tırmanan bir böceğin dev adımlarını hissetmek o uykulu insan için büyük bir hazdı. Kayıksa suyun sakin ninnisini dinliyor. Salınıyor bir sağa bir sola. Kayığın bir adı yok. En büyük düşüydü oysa bir ada sahip olmak. Kırmızı bir fırçayla adının gövdesine yazılması, okşarcasına, bitmeyen. Jale Kahraman sakinlik içindeki karmaşayı iyi vermiş bana kalırsa. Bu resme bakınca doğanın gücünü de hissetmiyor değil insan. Bizi yutuyor “Botlar”. Baktıkça ayaklarımız suya değiyor. Ve bir gitme isteği darbelerde. Güneşin su yüzeyindeki renk kırılmaları gözle görülüyor. Biraz daha kulak kabartsak uyuyan insanın bilinçsiz kıpırtıları duyumsanacak. Suda zıplayan kör bir balık da belki.

Resim duyum eşiğimize ulaştığında, yeryüzünde uyanık olduğumuz her saniye gözümüz nasıl ki detaylarla genel biçimleri kodluyorsa, öyle bir fotoğraf karesi gibi sonsuz bir heykele dönüşüyor. Hareketsizlik içinde bir hareket yaratmak ressamın başarısıdır bana göre. Resim susar, “Botlar”da olduğu gibi. Konuşan “şeyler” vardır. Renk ve çizginin anlamlı anlamsız buluşmaları bir ışık çakar gözün tünelinde. Artık kayıkla uyuyan adamın giysisindeki renk benzerliğinin bir nedeni vardır. O nedeni Jale Kahraman bile açıklayamaz. Öyle olmalıdır. Doğa teslim almıştır eli ve beyni. Ama bir devingenlik vardır tablo içinde. Otların rüzgârda eğilişi ve yer değiştiren şeyler… Hissedersiniz bunu. Jale Kahraman kargaşa ve sessizliğe çalışmış, fakat bağırmadan, küçük harflerle büyük bir görüntüyü hapsetmiş birden. Ve o görüntü yatay ve dikey düşlerle bezeli. Bir örümcek gibi çelik ipliklere sarıyor ölümü.

Belli belirsiz bir ada, uzaktaki. Suyun hafızası ve denizin nabzı işte ressamın büyük yaratısı. Baktıkça sizi aşağı çeken tuzdan deniz. Oldukça başarılı bir çalışma “Botlar”. Şiirsel ve gerçek.

Yaziyi gonderen kadir in: Denemeler |
Haz
11
2009
2

“Hadi Oynayalım!”

Nefin Huvaj

Çocuklarda böyle bir eylem biçimi vardır. “Oynamak”; kurgusu olmayan, dolayısıyla bize içi boş gelen bir kavramdır – bu kullanımıyla. Gerçekten içi boş haldedir. Az sonra, çocuğun gözüne ilişecek olan ilk nesne (ya da spesifik olarak: Oyuncak) ve o nesnenin çağrışımlarıyla dolacaktır oyunun içi.

“Hadi oynayalım”. “ne oynicaz?”. “oyun”.

“Ne?” sorumuzun karşılığı elbette “oyun” olacaktır. Anlamıyor muyuz işte, oyun!

(Devamı…)

Mar
26
2009
3

Ölü Dünyaya Canlı Şiir

Nihat Behram


Büyük şairler ender gelir. Biz yaşlanırız, dağlar bile yaşlanır, onlar hep genç kalır. Bahar ve okyanuslar da böyledir. Bir de yanardağlar. Büyük şairler, ateş püskürdüğü andan sosuza dek artık hep o adla anılacak olan yanardağlara benzer. Hem de bahara. Dibine ulaşılamaz derinliklerin, büyük dalgaların, ateşle solumanın, tomurcuğun ve tohumun ikizidirler.

Yaşarken ben bunlarının bazılarına rastladım. Aragon’a söz gelimi, Alberti’ye, Ritsos’a, Ciğerhun’a, Dağlarca’ya…Rastlaşmamı mutluluğum sayarım.

Büyük şairler hep gençtir, yaşlanmazlar. Büyük şairlik de zaten hep tomurcuk kalabilişte gizlidir. Yani, sürekli körpelikte ölümsüz kılınmışlık. Bir yağmur damlasıyla okyanus arasında. Ya da, rüzgârla yanardağ. Neruda oradadır, Marti, Josef, Puşkin…İnsanlık tarihinde şiirin doruklarıdır. Goethe’si, Heine’si, Lorca’sı, Mayakovski’si, W.Whitman’ı… ile yeryüzü yanardağları..Öyle sürüyle değil, sayılıdırlar…

Seçkin birçok şair de var kuşkusuz. İnsanlık tarihinde iyi şair ise saymakla bitmez. Ama büyük şiirin sayımı parmak hesabıyladır.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Denemeler |
Mar
18
2009
3

Aşkın Meydan Okuyan Hali, Nev’î Hali

Deniz Serap Yörükoğlu

16. yüzyılın Bâkî’den sonra en güçlü şairlerinden biri olarak gösterilen Nev’î bir kaside şairi olarak tanınmasına rağmen asıl ününü gazelleriyle yapmıştır. Onun gazelleri diğer tüm şiirleri gibi ustaca işlenmiş ince ve orijinal ifadelerle dolu olmalarına rağmen açık ve samimi bir dille kaleme alınmıştır, dolayısıyla Nev’î’nin zaten rindâne olan aşkı da idrak süzgecinden kolayca geçip kalplere hemen ulaşıverecek sıcaklıktadır. Tasavvuf yoluna girdiği halde rind bir mizaca sahip olan Nev’î aşkını meyhâne köşesindeki bir şarap küpünün dibinde bulmuştur, aşkın şarabı ile her daim mest hâlde dolaşmaktadır. O böyle mest olup ağlamayı, herkesin sahip olmak için yanıp tutuştuğu yüz güldüren dünyevî kıymetlere sahip olmaya tercih eder, tercihini dünyadan yana yapıp onu hor görenleri ise küçümser. Hangi tercih daha yerindedir, birbirine adeta delirmiş gözüyle bakan bu iki zıt taraftan hangisine hak vermek gerekir? Bu durum görecelidir, zıt durumları birbirleri olmadan kavramak ve bu konuda kesin bir yargıda bulunmak bizce imkansızdır. Diyebileceğimiz tek şey aşkın Nev’î hâlini anlamak için çıkılacak yolculukta pusulamızın tezat olacağıdır.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Denemeler |
Mar
18
2009
3

Aşkın Fuzûli Hali

Deniz Serap Yörükoğlu


Divan edebiyatı Türk şiirinin has bahçesidir. Yüzlerce yıllık tarihi boyunca bu tılsımlı bahçede şairler üstatâne üslupları, zengin hayal dünyaları ve yetiştirdikleri çiçeklerin yaşama sebebi olan sevgiliye, o eşsiz güneşe olan büyük aşkları ile her birinden ayrı güzellikte kokular saçılan eşsiz bahçeler meydana getirmişlerdir. Her biri aşka dair ayrı bir harikalar diyarı olan eşsiz bahçeler…

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Denemeler |
Mar
16
2009
0

Tüller ve Küller

Recep Şener

Sermet Erkin’i bilen var mı içinizde ya da hatırlayan? O yıllarda beni en çok etkileyenlerden biri oydu. Yandan ayrılmış siyah parlak saçları, üzerinde daima şık bir takım elbiseyle o ekranda yaptığı numaralarla çocuk aklımı havalara uçururdu hep. Şimdiki çocuklara pek etkileyici gelmez sanırım. O tavşanı şapkadan nasıl çıkarıyordu mesela? O kâğıt numaraları!.. Ama beni en heyecanlandıran numarası bir borunun içine attığı kâğıtları yaktıktan sonra o borunun içinden rengârenk tüller çıkarmasıydı. Ucu hiç gelmeyecek sanırdım borunun içinden çektiği tüllerin. Mavi, kırmızı, beyaz tüllerin…

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Denemeler |
Mar
08
2009
4

Bir Bahar Düşü

Deniz Serap Yörükoğlu

Sessizce oturuyordum, bir zamanlar atalarımın at koşturduğu, şimdilerde ise ıssız ve kimsesiz olan bozkırın ortasında. Elimde eski, çok eski bir davul vardı ve ben ne yapacağımı bilmeden geçmişin seslerini işitmeye çalışıyordum. Beceremedim ve çaresizce davulu yere bıraktım. Nasıl böyle oldu, nasıl özümüzü yadırgar hale geldik? Bilmiyordum ama nedenini öğrenmek istiyordum, hem de bütün kalbimle.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Denemeler |

|Yitik Ülke Yayınları| |Kadir Aydemir|

yitik ülke yayınları