Kategori arşivi: Kitap Dünyası

Ormanda Kaybolmak – Ertuğ Uçar

“Bir şehir, bir orman, bir coğrafya mıydı içinde olduğu, yoksa bir formül, bir dil, bir kitap mı? Tabii şu ihtimali de görmezden gelemez: Ölüm. Ellerini kavuşturup kanıtları gözden geçirmeye koyuldu. İlk olarak, biraz önce ölümü düşünürken çıkan ani esintiyi anımsadı. Sonra botlarına bulaşan bu safran rengi toz vardı. Ufukta beliren dumanı da kanıtlar arasına katmalı. Bu bir savaş yüzünden olabilirdi. Ve nihayet ceketinin cebinde olduğunu şu anda fark ettiği mektup. Biraz modası geçmiş şekilde başlıyordu. Hal hatır soruyor, bir sorun varsa ona iletebileceğini belirtiyordu. Kimdi bu? Hocası mı? Onu reddeden kadın mı? Yıllardır haber almadığı babası mı? Kim? Olasılıkları düşünmek için bir ağaca yaslandı. Çok yorgundu. Mektup elinden düştü.

Herhangi Bir Gün – Elvis Peeters

Herhangi Bir Gün. Ömrü boyunca yaptığı ve yaşadığı hiçbir şeyden pişmanlık duymayan bir ihtiyarın bir günü. Bir salı günü ya da belki çarşamba…Hayatı karşısına çıktığı gibi kabul edip ona göre yaşayan bir adamın geriye dönüşlerle anlatılan hikâyesinden, genç yaşta arkadaşlarıyla birlikte bir suç işledikten sonra ailesi tarafından Afrika’daki sömürgeye gönderildiğini öğreniyoruz. Burada çiftlik işleten ablası ve eniştesinin yanında başlayan iş hayatı, sık sık kesin-tiye uğrayarak çeşitlenir. Paralı asker, pilot, kamyon şoförü… Kendi ülkesinde bir günün diğerinden farksız olduğu bir hayat süren yaşlı, yalnız adamın hatırladık-ları, insanın nasıl bir kötülük, şiddet üreticisi olduğunu gösteren balyoz darbeleriyle dolu bir metin kurar.

Gündüz Öğüt’ün “Kader Bozucu” adlı kitabı üzerine bir yazı – Bahadır Battal

KADER BOZUCU – GÜNDÜZ ÖĞÜT

BAHADIR BATTAL
Bir sanat eserini diğer insan yapıtlarından ayıran en temel nokta; anlatmak istediklerini, gerçeği olduğu gibi taklit ederek değil; onu eğip bükerek, değiştirerek anlatıyor olmasıdır.
Edebi sanatlar içerisinde de gerçeğin en bariz şekilde eğilip bükülebildiği alanlardan biri şüphesiz ki fantastik edebiyat. Her ne kadar Türkçe edebiyatın içerisinde sıklıkla karşılaşmadığımız bir tür olsa da Türkiyeli kitapseverlerin neredeyse tamamı özellikle Orwell’ın 1984’ü ile tanışmışlardır. Elbette Türkçe edebiyatın içerisinde de fantastik eserler ile karşımıza çıkan yazarlar yok değil. Bunlardan biri; Kader Bozucu isimli son öykü kitabı Yitik Ülke Yayınları‘ndan çıkan Gündüz Öğüt.
Gündüz Öğüt’ün, Kader Bozucu adlı öykü kitabı yedi öyküden oluşuyor. Kitaba “Lakin kaderini değiştirmek istiyorsan önce onu kabul etmelisin” diyerek başlayan yazar, gerçek hayatta herkesin yaşayabileceği olayları ve sorunları, gerçek hayatta karşılaşamayacağımız distopik dünyalar kurgulayarak anlatıyor. Yani olanı olmayanla, mümkünü imkânsız yoluyla gözler önüne seriyor.
Sizi içinde yaşadığınız monoton dünyadan sayfalar aracılığıyla bambaşka dünyalara davet ediyor Gündüz Öğüt, Kader Bozucu ile. Her bir öyküde bambaşka bir dünyanın içine giriyorsunuz. Üstelik daha ilk andan itibaren bu dünyalara girme konusunda da bir direnç göstermiyorsunuz. Sizi kolayca içine alıyor satırlar. Hızlı bir akıcılıkla ilerliyorsunuz. İçine girdiğiniz bu yepyeni, distopik dünyanın sonuna geldiğinizdeyse öykünün üzerine oturduğu temel konu, sizi kendi gerçek dünyanız üzerine düşünmeye sevk ediyor. Bu, Kader Bozucu’nun bazı öykülerinde kişilerarası ilişkiler olarak karşımıza çıkarken, bir başka öyküsünde ekolojik kaygılar ve sorunlar olabiliyor.

Gündüz Öğüt’ün “Kader Bozucu” adlı kitabı üzerine bir yazı – Bahadır Battal yazısına devam et

“Lakin kaderi değiştirmek istiyorsan önce kabul etmelisin.” – Gündüz Öğüt’le Söyleşi

Söyleşi: Gözde Aktürk

İzmirli müzisyen ve yazar Gündüz Öğüt’ün fantastik öyküler içeren “Kader Bozucu” adlı öykü kitabı, bir süre önce Yitik Ülke Yayınları’ndan yayımlanmıştı. Aynı zamanda Fabisad üyesi olan, “Gezi olaylarında ortaya çıkan kitleler, fantazyaya meraklı, distopyalardaki diyarları yaşadıkları diyara döndürme çabasında olan, çok üst bir realitenin şafağını muştulayanlardır.” diyen yazarla bir söyleşi gerçekleştirdik.

Gündüz Bey, sosyal medyadan da takip ediyoruz; “Kader Bozucu” çok güzel tepkiler alıyor, öncelikle sizi tebrik etmek ve bu kitap hakkında konuşmak istiyorum. Öyküler; fantastik, distopik özellikler taşıyor; fantazyaya ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?

Çok küçük yaşlarımdan gelen bir merak ve zaaf diyebilirim. Fantazyaya her zaman kendimi çok yakın hissettim. Bunun temel nedenini insan ruhundaki yatkınlıkları ve eğilimleri bir kenara koyarsak, ilgi ve merakımın somut kaynağında yatan unsurlardan biri çok yaşlı ve şaman inançlarına sahip bir köy kadını olan Zübeyde Nenem, ya da Babaannemle geçirdiğim çocukluk yıllarını gösterebilirim. Rahmetli Nenem, şu yaşa gelmeme rağmen hiçbir yerde duymadığım ve okumadığım çok muhteşem masallar bilirdi ve bana bunları sürekli anlatırdı. Bana bu olağanüstü dünyanın kapılarını açan kişidir kendisi. O bana bir masal anlatırdı ama en kısası yarım saat falan sürerdi. Sonra da benden bir masal anlatmamı isterdi. Ben ona masal bilmediğimi söylediğimde, iyi ya zaten ben de bilmiyorum, sadece anlatmaya başlayınca ağzımdan dökülmek için bekleyip duranları sana aktarıyorum gibilerinden yanıtlar verirdi. Ben de o küçük hayal dünyamla -aslında o yaşlardaki sınırlanmamış, sansüre uğratılmamış saflık ve cüretkârlıkla masallar uydururdum. İşte benim 3-4 yaşlardan itibaren başlayan fantastik dünya yolculuklarım bu şekilde başladı.

Bu geleneğin devamı olarak da oğlum doğduktan sonra ona her gece uydurma spontan masallar anlatmaya yıllarca devam ettim durdum. Masallarda umut vardır, merak edilen sayısız zaman mekân boyutları ve karakterler vardır. Çok sıradan bir insanın basit gibi görünen bir seçimin sonrasında çok özel ve önemli bir kahramana dönüşmesi mümkündür.

Günümüz Türkçesinde artık masal anlatmak yalan söylemek anlamında bile kullanılıyor. Oysa masal dediğimiz meseller, kayıp kadim bilgeliğin bizlere hala ulaşmaya çalışan normal gözle görülemeyen dünyaları, sesi kulaklarla duyulamayan fısıltılarıdır. Ve gerçek bilgelik kaynaklarından süzüle süzüle sembollerle bezenerek akıp gelen bilgi pınarlarıdır.

Fantazyaya ilgi duymamı ve sağlayan ve beni bu dünyaya çeken ikinci unsur ise kişilik veya karakter ya da ruhsal özelliklerimle ilgili olabilir. Olacakları çok küçük yaştan beri rüyada görmek, basit olsa söylenecek sözleri önceden tahmin etmek. Zaman zaman farklı algılamalara sahip olmak benim çocukluğumda çok doğal olarak yaşadığım durumlardı. Örneğin babam geçmiş yaşamlarını hatırlayan bir insandı ama bunu bana yirmili yaşlara geldikten sonra söylemişti. Babaannemde şifacılık gibi özellikler vardı.

“Lakin kaderi değiştirmek istiyorsan önce kabul etmelisin.” – Gündüz Öğüt’le Söyleşi yazısına devam et

Hülya Karakaş’tan “İstanbul’un Kadınları Sahnelerin Sultanları” – Baran Barış

Hülya Karakaş’tan “İstanbul’un Kadınları Sahnelerin Sultanları” 

Baran Barış

         1990 yılında oyuncu olarak girdiği Şehir Tiyatroları’nda bugün hem oyuncu hem yönetmen olarak çalışmalarını sürdüren Hülya Karakaş, 1995’te kurduğu Grup Kafka ile kadın temalı oyunlar sahnelemektedir. Oktay Rifat’ın Yağmur Sıkıntısı (2005), Jean Paul Sartre’ın Saygılı Yosma (2006), Schimmelpfennig’in Geçmişten Gelen Kadın (2009) gibi oyunlarda ve Ağır Roman (1997), Çıplak (1992), Yara (1998) gibi sinema filmlerinde rol alan oyuncu, edebiyata da uzak değildir. Varlık ve Adam Sanat gibi dergilerde öyküleri yayımlanır. Nezihe Meriç ve Hatice Meryem’in eserlerini tiyatroya uyarlamıştır. 2010 yılında yönetmenliğini yaptığı İstanbul’un Kadınları Sahnelerin Sultanları adlı belgeselde yer alan, 40 kadın oyuncuyla yapılan söyleşiler, 2014 yılının Mart ayında Yitik Ülke Yayınları tarafından yayımlanır.

Hülya Karakaş’tan “İstanbul’un Kadınları Sahnelerin Sultanları” – Baran Barış yazısına devam et

Arşipel’in Çocukları Radikal Kitap’ta

 

ÖYKÜ TOROS IRVANA

Aynı Mahalleli Çocuklar

Kimi insan, hayatın ona verdiklerini sessizce alır, bulunduğu konumu çaresizce kabullenir, arzularından, hayallerinden, özlemlerinden vazgeçip hayatın akışına ayak uydurur; kimi insan ise yaşı kaç olursa olsun, memnuniyetsizlik ve mutsuzluk hissettiği an, hiç çekinmeden hayatın akışına sert müdahalelerde bulunup kaderini kendi çizer.

Nalân Tuntaş’ın Arşipel’in Çocukları romanının kahramanı Erkal da kendi kaderini çizen, attığı cesur adımlarla hayatının akışını temelden değiştirebilen, korkusuz insanlardan biri.

Arşipel’in Çocukları Radikal Kitap’ta yazısına devam et

Sertap Yar’dan Yeni Bir Roman – “Sevgisiz”

"Aşk Seni Affettim" ve "Yarın Yeniden" romanlarının yazarı Sertap Yar'dan sevgisizliğe, aşka ve cinselliğe dair sürükleyici bir roman.

Birden, onu terk eden babası aklına geldi. "İnsanı babası terk ettikten sonra, sadece hoşlandığı birinin onu terk etmesi insanı ne kadar incitebilir ki" diye düşündü. Belki de, Nathan'ın güven veren kalbinde üstelik büyük bir aşkla yer alması, Duru'nun emin ellerde olduğunu gösteriyordu. Babasına, onunla oynaması için çok yalvarmıştı. Yalvardığı için mi oynamamıştı babası acaba onunla? Bu yüzden mi, en azından ondan hoşlandığını bile söyleyemiyordu Nathan'a… Ya ona âşık olursa! Ya sonra, Nathan da onu terk ederse… Hayır, hayır! Asla hiç kimseye yalvarmayacaktı bu hayatta. 

Erkek çocuğunu güvence olarak gören bir baba;

Dışlanan melankolik bir emo…

Şımartılmış bir kız çocuğu…

Cimri ve aşırı otoriter bir babanın, biseksüel oğlu…

Kedere dönüşen hayatların sahibiydi bu çocuklar… Ya sevgiden yoksun büyümüşlerdi, ya da ölçüsüz sevgilerin acısını çekiyorlardı. Ruhlarındaki boşlukları doldurmak adına, aşırı cinsel arzuları yaşayarak tatmin olurken, farklı kimliklere bürünerek arayış içine giriyorlardı. Geçici bir mutluluktu sanki onların yazgısı…

"Sevgisiz" aşırı sevginin ve sevgisizliğin kesiştiği noktada, bencillik ve acının nasıl ortaya çıktığını, her şeye rağmen aşkın; tutkuyla, dansla ve cinsellikle nasıl bütünleştiğini öğrenmek isteyenlerin ilgisini çekecek bir roman.

Mert Çuhadaroğlu’ndan Yeni Kitap – “Hayatını Değiştir”

Hayatını Seç kitabının yazarından sizi hayatınızda yapmak istediğiniz değişiklikleri keşfetmeye ve bunları değiştirmeye rehberlik edecek bir kitap; Hayatını Değiştir
"Unutkandır insanoğlu. En çok da kalbinin sesini dinlemeyi unutur…
Potansiyelini, neler yapabileceğini unutur…
Bir gün hatırlar ve her şey yeniden başlar…"
Hayatını Değiştir
Benim değişim yolculuğum bu cümle ile başladı.
Peki kalbimin sesine kulak vererek hayalimin peşinden gitmek için bir seçim yaptıktan sonra gerçekten neler oldu, neler yaşadım, ne hissettim?
Ben tek bir şey yaptım. Dikkatimi daha çok hayatımda olan güzel şeylere vermeyi seçtim ve hayatımı daha çok sevmeyi öğrendim. Kalbimin sesini dinleyerek potansiyelimin farkına vardım tekrar. Değiştim ve değişimin hep daha iyiye doğru olduğunu gördüm. 
Kitabımda 15 yıl denetim ve finans sektöründe çalışan 40 yaşında bir kişinin bir anda kendisini bekleyen güvenli geleceği elinin tersi ile iterek yazarlık ve koçluk yapmaya başlaması ile gelişen hikayemi kişisel gelişim ve koçluk bilgileri eşliğinde özetledim.

Danışanlarımdan izin alarak gerçek hayattan koçluk örneklerine yer verdim. Potansiyelini daha fazla kullanmak ve hayatında değişiklik yapmak isteyen herkesin okumasını tavsiye edebileceğim rehber niteliğinde bir kitap oldu. Gerçek hikayeler her zaman etkileyicidir, bu kitapta anlatılanlar da tam bu nedenle öyle işte.

Hakan Cem’den yeni kitap: “Ölüler İçin Kılavuz”

"Çınarın Gururu Gölgesidir" adlı kitabın yazarı Hakan Cem bu sefer şiirleriyle okurunu selamlıyor.

Derinlik sadelikte, aydınlıktadır; insana giden, hakikate götüren yol bizi doğrudan, sapa yollara uğramadan oraya götürür, işte elimizdeki Ölüler İçin Kılavuz böyle bir şiir. Aslında ölülerden çok diriler için. Hakan Cem'in genellikle kısa, haiku tadında sade, aydınlık şiirleri böyle şiirler. Haiku tadının şiirde bunca ustalıkla kullanılması çok şairde görülmez, hem anlatım ve hem de sözü etkili kılmak açısından. Ölümü izlek edinen, yaşama bu dolayımda bakan, insan gerçekliğini bu mercekten gören şiirler. Hakan Cem güç olanı başarmış, karmaşık, bütün dinlerin, felsefenin uğraştığı ve insanı derinden ilgilendiren bir konuyu, ölüm temasını hakkını verecek bir biçimde şiirleştirmiştir. -Metin Cengiz-

“Mutsuz Aşk Vardır” Radikal Kitap’ta

ÖYKÜ TOROS IRVANA

Mutsuz Aşk Vardır’daki öyküler aşkın ne olmadığı sorusuna birer yanıt niteliğinde.

Aşk, eskiden beri sanatçıların en çok kafa yorduğu konulardan biri olagelmiş. Nice şiirin, öykünün, romanın, tiyatro oyununun, filmin, müziğin temasını oluşturmuş. Yazarlara öyküler, romanlar yazdıracak, şairlere şiirler kaleme aldıracak, müzisyenlere besteler yaptıracak kadar güçlü ancak keskin çizgilerle, bilindik kavramlarla tanımlanamayacak kadar muğlak bir kavram, aşk.

“Aşk nedir?” sorusuna verilen en güzel yanıtlardan biri, bu topraklarda yetişen nadide yeteneklerden birine, ozanların ustası Aşık Veysel’e ait. Aşık Veysel, “Seversin, kavuşamazsın aşk olur,” diyerek belki de en acımasız ama en gerçekçi tanımını yapmış aşkın.

“Mutsuz Aşk Vardır” Radikal Kitap’ta yazısına devam et