Yitik Ülke

Yeni bir ülke

Arşiv: ‘Öykü’ Kategorisi

Manyetik alanlar

  • Bağlı olduğu kategori: Öykü
Cumartesi
28 Tem,2007

yonge_street_1520.jpg

André Breton – Philippe Soupault      

   SIRSIZ AYNA

 Su damlası mahkumları, sadece ölümsüz yaratıklarız bizler. Ses çıkarmadan kentlerde koşuyoruz ve büyülü duvar ilanları artık dokunmuyor bize. Bu kırılgan heyecanlar, bu kavrulmuş sevinç sıçramaları neye yarar? Sönmüş yıldızlardan başka hiçbir şey tanımıyoruz. Yüzlere bakıyoruz ve zevkten iç çekiyoruz. Ağzımız, kayıp kumsallardan daha kuru. Amaçsızca, umutsuzca dönüyor gözlerimiz. Artık yalnız bu kahveler var ve oralarda serin meyve sularını, birbirine karıştırılmış içkileri içmek için toplanıyoruz. Bir önceki günden kalma gölgelerimizin düştüğü kaldırımlardan daha yapış yapış masalar.
 Arada bir rüzgar bizi büyük soğuk elleriyle sarıyor ve güneşin karaltılarını düşürdüğü ağaçlara bağlıyor. Hepimiz gülüyor, şarkılar söylüyoruz. Fakat artık hiç kimse yüreğinin çarptığının hissetmiyor. Coşku bizi terk ediyor. (more…)

Maviye…

  • Bağlı olduğu kategori: Öykü
Cumartesi
28 Tem,2007

alpe.jpg

A. Alper AKÇAM

Bir saattir kıyıdayım. Tam karşımdan denize iniyor güneş. Dalga dalga kabaran denizin içinde bir süre yıkanıp yeniden çıkıyor. Islak, uçucu, gelip geçici… Şimdi var, az sonra yok olacak.
Açıkta sular ve bulutlar yanıyor. Denizin üstü, küçücük çırpıntılarla, sarılı kırmızılı alev yalımları gibi parlayarak akıyor bana doğru. Koşuyor… Derinlerde duralayan mavi su kütlesiyse, hem küskün hem küstah bir sevgili gibi, uzaktan bakıyor.
Nerede, kimi kırdım ben?
Denizin altıyla üstünü zamkla yapıştırmışlar sanki de, bazı yerlerde kopmuş birbirine yapıştırılanlar… İlkokul üçüncü sınıfında, boyaları karakalem çizgilerinden taşmış bir çocuk resmi asmışız duvara. Bütün resimler parçalanmış gözümde. Dışarıda, sokağın parke taşlarında şakırdayan at nalı sesleri… Sıra arkadaşım Hasan’ın faytoncu babasıyla bakımsız dor atı geçiyorlar sınıfın buğulanmış pencerelerinden. Sırtı yaralarla kaplı atın… Az sonra durduğunda başına geçirilecek yem torbasına arpa konmamış. Samanla kendini doyurmaya çalışırken terli hamudun vurduğu yerlerde açılmış yaralarının üşüdüğünü duyumsayacak at… Birkaç yıl sonra, iyice güçten düştüğünde de kırlara bırakılacağını düşünecek belki. Ne kadar kaçarsa kaçsın, günün birinde aç kurtlara yem olacağını sonra… (more…)

Ağlama şarkısı

  • Bağlı olduğu kategori: Öykü
Cumartesi
28 Tem,2007

6234485-md.jpg

Ferhat Uludere

I
“Evde devam edelim mi?” dedi kadın, masada duran içki tükendiğinde, “hem Nick Cave dinleme şansımız da olur.”
Birbirimizi tam olarak tanımıyorduk, hatta böyle bir tanışıklığımız daha sonraları da olmayacaktı. Bütün gece bardaki sigara dumanının altında Nick Cave’yden konuşmuştuk. Sevdiğimiz şarkılarını sıralamış, beğenmediklerimizi yok saymıştık. Barmene defalarca söylememize rağmen bir defa bile Nick Cave şarkısı çaldıramamıştık. Sevmediğimiz bir şarkısına bile razıydık, hatta ben, hiç mi hiç hazzetmediğim halde Canry’i keyifle dinleyebilirdim.

İçkilerimiz tükendiğinde gelen bu teklifin ardından hesabı istedik ve zaten barın yakınlarında olan eve doğru ilerledik.

Kısa zamanda küçük bir rakı sofrası kurmuştuk. Bir ufak rakı, yanında her ihtimale karşı ikişer tane bira. Beyaz peynir, turşu, yoğurt ve biraz da kavun. Nick Cave çalıyordu nihayetinde, biraz da alkolün etkisiyle olacak; albüm baştan sona bir defa çaldıktan sonra Weeping’i ayarlamıştık ve şarkı bitip yeniden başlıyordu.
“This is a weeping song” (more…)