Şub
17
2010
1

Dağın Öteki Yanı

Emine Uyanık

Gözlerimi kapattığımda, dağı hâlâ karşımda görüyorum. Onu son gördüğüm, diğer dağların arasında zor seçilen, bulutlara karışmış haliyle değil. Köyden göründüğü gibi; her şeyden büyük, her şeyden yüksek…

Küçük bir çocukken, tepesinde kocaman bir mağara olduğuna ve içinde korkunç bir devin yaşadığına inandırmıştı beni annem. O kadar çok sorardım ki öteki tarafta ne olduğunu, kaçıp gitmeyeyim diye uydurmuş olabilir bu hikayeyi. Bir gün Hejan’a da anlatmıştım. Sıcaktan oyun bile oynayamadığımız, köyün bitimindeki cılız ağaçların gölgesinde dağa karşı oturup, hep öteki tarafı düşündüğümüz; dünyanın nerede bittiği, deniz denen suların ne kadar büyük olabileceği, öteki köylerin bizimkine benzeyip benzemediği gibi şeyleri tartıştığımız günlerden biriydi. Dev diye bir şey olmadığını söylemişti Hejan. Ona inanmamıştım. Nereden bilebilirdi ki, o da benim gibi köyün dışına çıkmamıştı hiç. Belki de inanmak istememiştim. Bir gün gideceğini söylerdi hep. İstemezdim gitmesini. Eğer gerçekten bir dev varsa, ona engel olabilirdi. Fakat hiçbir şey engel olamadı, dediği gibi gitti bir gün. Küçük kardeşimin doğduğu, annemin öldüğü yıldı. Artık dev masallarına inanmayacak kadar büyümüştüm. Ve Hejan’la oynayamayacak, ağaçlığa gidemeyecek, hatta mecbur kalmadıkça avludan dışarı adım atamayacak kadar. Ben büyüdükçe içinde kısıldığım köşe küçülmüş, köy daha küçük, daha sefil, daha çaresiz hale gelmişti. Masallardaki korkunç yaratıklar önce korkunç olmaktan çıkmıştı gözümde, sonra gerçek olmaktan. Dağ yalnızca bambaşka bir dünyaya açılan kapıydı artık, umuttu, hayaldi, gelecekti. Bütün bir gün avluda oturup, gözlerimi dağa dikip, o dünyanın hayalini kurardım.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler | Etiketler:
Oca
11
2010
4

Son Seans

Gülay Kalkan

“Unutmak istiyorum” diye söze başladı kadın. “Aslına bakarsanız bir çok şeyi unutmuş da olabilirim. Bilmiyorum ki.”

Düzensiz ritimlerle atan telaşlı bir kalbi, tüm çıplaklığıyla yansıtan gözleri, öyle derin ve biçimliydi ki, yüzüne baktığınızda gözlerinden başka bir şey göremiyordunuz.. Daha bir dakika bile geçmeden “gözlüklerimi takayım“ diyerek çantasından yüzünün neredeyse yarısını kaplayan, kalın çerçeveli, siyah güneş gözlüklerini çıkardı. “yoksa devam edemeyeceğim.”

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler | Etiketler: , ,
Kas
13
2009
--

Ayrılık

Eda Günay


Birsen teyze öldü.

Hiç beklemediğim bir anda, olmadık bir durumda, o kadar acıdan zarafetle çıktıktan sonra öldü. Sözcükler tükendi. Ilık bir yağmur döküldü bulutların arasından. İstanbul gözüme bomboş göründü.

Birsen teyze öldü.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler | Etiketler: , , , ,
Ağu
09
2009
0

Mülteci

Cüneyt Uzunlar


Zeynep Kaplumbağa Göleti’ni çevreleyen ağaçların üstünden gökyüzüne baktı. Gözlerini baktığı yerden ayırmadan bez çantasından bagelini çıkardı, ısırdı. Çantanın yanında duran matarasını salladı. Gelen sesi beğendi. Ağzındaki yabancı lezzet yakın tatlar çağrıştırdı gene. Çağrışımların peşinden gitmedi. Göğsünde bir yumruk. Bakışlarını indirdi. Gölete, suda yansıyan ışığa yöneldi uykulu zihni. Sağında, üç dört metre uzağında biri vardı. Başını kıpırdatmadan, gözlerini çevirdi sadece: Esmer, yakışıklı ve uysal! İki haftadır piknik yaptığı bu yeşilliğe gün aşırı geliyor. Eh! İyi de birine benziyor hani. Acaba o da Zeynep’i fark etmiş miydi? Gâliba hayır. Her zaman tüm dikkati yediği dondurmadaydı. Dondurma bitince başka tatlı bir şey, bir lolipop, bir çikolata, bir gofret çıkarıp yemeğe devam ediyordu. Yerken, kendinden geçiyordu; gözleri kısılıyor, nefesi hızlanıyordu. Kalın dudakları ballanıyordu. Gene… Zeynep uzanıp ballı dudakları öpmek istedi. Ama daha bir merhabaya bile cesareti yokken… Öksürdü. Eliyle ağzını örttü. Matarasının kapağını açtı. İçine kahve doldurdu. Göğsüne dökülen saçlarını sırtına attı. Bagelden bir ısırık daha aldı, kahveden bir fırt çekti. Bakışları yeniden yukarıya, gökyüzüne yöneldi.
(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler |
May
13
2009
1

Yelda

Lâle Dilligil

(Asıl öyküsü kim bilir nedir ama İzmir/Sardunya Bar’ın anı defterine not düşen tanımadığım Yelda için)

Eylül güzel bir aydı aslında. Aradan sadece 25-30 gün geçtiğine kim inanırdı ki…

O gün Sevgi olmuştu ilk gözüme çarpan. Okulun bahçesinde öyle bir kargaşa vardı ki neredeyse kimseyi tanıyamayacaktım. Ama onu görmemle üzerime atlayıp boynuma sarılması bir olmuştu deli kızın. Hiç değişmemiş…

“Ay merhaba! Yahu topu topu iki buçuk ayda neler olmuş bunlara? Bak, bak! Şu Harun değil mi? Ne biçim yanmış o öyle? Acayip olmuş ya!”

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler |
Mar
31
2009
1

Hayal Dergisi Çıktı

2009 yılı, hızla değişen, ağır koşulların damga vurduğu bir yıl olacağa benziyor. Edebiyat dergileri bir çıkıyor, bir kapanıyor ya da yayımlarına bir süreliğine ara veriyor. Dertlerimiz ortaktır. Paylaştığımızın bilinmesini isteriz. Özellikle düşünmeyi, okumayı ve yazmayı vazgeçilmez sayan bir kesimin yoluna ancak büyük öz verilerle devam edebileceği bu süreçte Hayal Dergisi okur ve yazarlarımızdan gördüğü büyük ilgi sayesinde yine genişleyerek, bir forma artırılarak çıkmaktadır karşınıza.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler |
Mar
25
2009
1

Ferforje Sevmeler

Zeynep Zişan

İlk gördüğüm gündü onu. En arkada yüksekte oturuyordum, kalın kürkümle etrafa bakınıyordum. Demirlere tutuna tutuna bana doğru geliyordu. Yanıma otururken önüme eğilip sımsıcak gülüşüyle konuşmaya başladı, ona döndüğümde ilk ne dediğini bana mı dediğini anlayamadım, güldü, gülerken koluma tükürüğü sıçradı, şivesinden Karadenizli olduğunu sanmaya başlamıştım, ineceği durağı soruyordu, adresi tarif ettikten sonra otobüste biriyle konuşmaktan nefret etmeme rağmen onunla konuşmaya devam ettim, ineceği durağa yaklaşma zamanlamasını da hesap ederek en genel ve en önemli soruları sordum. Türkiye de çalışan bir rustu. Onun her kısa cevabının ardından kendi soruma bir cevap da ben veriyordum onun için. Ve onun için yerimden kalkıp dur düğmesine bastım, o onunla beraber ineceğimi sanmış olmalı ki tatlı tatlı gülümsedi yine. Ben de gülümsedim. Ben yerime oturdum, adım Alena deyip indi. Adını telefonunu yazıp verdiği kağıdın üstüne yazmak için çantamda kalem aramaya başlamıştım. Aylar geçmiş unutamamıştım. Hastalık burada başlıyordu, çünkü o yoktu, ama kafamda vardı, diriydi, cevap veriyordu, uyuyordu, uyanıyordu, ilişkimiz hakkında yorum yapıyordu, en önemlisi seviyordu. Oysaki yoktu. Aylar olmuştu görmemiştim onu, başka biriyle yaşıyordu ve hiç mi hiç aklında yoktum, önemli değildi. Hastalığımda o capcanlıydı, daha da manyakça olanı benimdi.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler |
Şub
25
2009
0

Kurban

Ozan Çağım Şiyve

Ölecekmiş. Öyle diyor herkes. Yatalak olmak ağır geliyor ona. Heybetli adam, yattığı yeri nasıl da dolduruyor hala. Boyu iki metre var. Doksan yaşında hala böyle kocaman olabilir mi bir insan ? “Nasılsın dede” dedim ? Hiç tahmin etmezdim öyle yalın, sakin ama ürperten bir yanıt vereceğini. “Eh, napalım, sıramızı bekliyoruz” dedi. “Sıramızı bekliyoruz” diyebilen adamın hayata bakışındaki olgunluk, katettiği yolu uzaktan seyredişindeki keskinlik, cesareti ve aşkınlığıyla kevgire çevirdiği hayat tasından dışarıya akıttığı benlik suları, ruhun çağıldayan şarabı.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler | Etiketler:
Şub
25
2009
0

Aptal Âşık Kadın ve Yarım Asırlık Bir Hayat

Ayçü Mita Sar

Bir gece sıcak odanın soğuk köşesinde sinsice gölge oyunlarını izliyordu kadın..
geçen 35 yıl..
iyisiyle kötüsüyle adeta yarım asırlık bir hayattı onunkisi..
kalkıp gitme isteğiyle yanıp tutuşurken ruhu,
bedeni o soğuk köşede izlemekle yetiniyordu hayallerini.
korktuğu şeyler vardı..
mesela dostluklar, mesela aile, mesela aşk, mesela kendiyle sürekli yaşamanın ardından insanlara da kendine de yabancılaşmak..

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler |
Şub
23
2009
1

Pandora’nın Kutusu

Nilay Yılmaz

Sakine Hanım çekmeceyi açtı ve korku ile kapadı. Çantasını aldı, ayakkabısını öfkeyle ayağına geçirdi. -Bugüne de yeter, yarına da yeter, hatta yeni bir çift ayakkabı bile çıkar bıraktığı bu paradan! diye söylene söylene çekmeceyi tekrar açarak içinden parayı aldı, evden çıktı. O günkü alışverişi için tamtamına beş milyonu vardı.

(Devamı…)

Yaziyi gonderen kadir in: Öyküler |

|Yitik Ülke Yayınları| |Kadir Aydemir|

yitik ülke yayınları