Kategori arşivi: Resim

Resim Sergisi “YANIMDA OLUR MUSUN?”

NazanPamuk_resimİstanbul'un kalbinde yer alan Martı İstanbul Hotel, 22-28 Eylül tarihleri arasında başarılı ressam Nazan PAMUK'un "Yanımda Olur musun?" adlı resim sergisine ev sahipliği yapacak.

Tabloların satışından elde edilecek gelir " Kan ve Kök Hücre Gönüllüleri Derneği " ve  lösemi hastası olan 10 yaşındaki bir kız çocuğuna bağışlanacak.

Nazan Pamuk hakkında:

1967 yılında İstanbul'da doğan Nazan PAMUK, 1970-1977 yılları arasında Almanya'da yaşadı. Küçük yaşta resimle tanışan PAMUK, 1977 yılında İstanbul'a döndü. Temel resim eğitimini Bakırköy Kız Meslek lisesinde alan sanatçı; BSM Bakırköy Sanat Merkezi, AFEM Kültür Merkezi, Taksim Art Gallery ve kendi atölyesinde eğitmenlik yapmaktadır. BASAD Bakırköy Sanatçılar Derneği üyesi olan sanatçı, yurt içi ve yurt dışında çeşitli kişisel ve karma sergilere katılmıştır. Duvar resim çalışmaları da bulunan sanatçının çeşitli koleksiyonlarda da eserleri bulunmaktadır.

Ressam Ayla Akyol’un Resim Sergisi “Adalarda Bahar Bir Başka Güzel”

abea3dbe-3733-4cd3-b27d-75bc7fd6851bRessam Ayla Akyol, “Adalarda Bahar Bir Başka Güzel” adını verdiği sergilerinin birincisini Büyükada Anadolu Kulübü’nde sergiliyor.

Ressam Ayla Akyol, bu sergisinde baharı kutlayarak üretkenliğini gözler önüne seriyor. Doğaya olan tutkusu yaptığı çalışmalarda her zaman görülür ve doğadan aldığı enerji ile çalışmalarına devam eder. Kullandığı renkler ve fırça darbeleri hayata bakışını simgeler gibidir, canlı ve bir o kadar sakin.  Kim istemez ki duvarında hiç solmayan bir çiçek… Hele ilkbahar çiçeklerini… Her zaman neşe her  zaman enerji veren tabloları… Her yerin canlı ve neşeli olmasını isteyen ressam Ayla Akyol içindeki coşkusunu bu tablolarla dile getiriyor.

Sergi 7 -14 Temmuz 2014 tarihleri arasında Büyükada Anadolu Kulübü’nde görülebilir.

Açılış : 7 Temmuz 2014 Pazartesi Saat:17.00 – 20.00
Adres :  23 Nisan Caddesi No:44 Büyükada / İstanbul

 

İstanbul’un İlk Panaromaları Sergileniyor

istanbulun-ilk-panaromaları-yitik-ülke

 

Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AnaMed), James Robertson'ın çektiği İstanbul'un ilk panoramalarını, doğumunun 200'üncü yılı anısına düzenlediği sergiyle görücüye çıkarıyor.

Bahattin Öztuncay'ın küratörlüğünü üstlendiği ve Ömer M. Koç koleksiyonundan Robertson'a ait orijinal fotoğraf ve suluboya eserlerin yer aldığı sergi, 2 Şubat'a dek AnaMed'de. 'Robertson, Osmanlı Başkentinde Fotoğrafçı ve Hakkâk' başlığını taşıyan sergide, 1813-1888 yılları arasında yaşamış, Darphane-i Amire'nin başhakkağı ve fotoğraf sanatçısı James Robertson'ın 40 yıl boyunca hizmet verdiği darphanedeki faaliyetlerinin yanı sıra, suluboya ve fotoğraf çalışmalarından da örnekler görülecek.

 19. yüzyıl fotoğraf sanatının önemli isimleri arasında yer alan ve mesleki eğitimini Londra Kraliyet Darphanesi'nde tamamlayan Robertson, Osmanlı İmparatorluğu'nun başkentinde 40 yıl boyunca, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dâhil olmak üzere dört Osmanlı sultanına bağlı olarak görev aldı. Altın ve gümüş paraların ve madalyaların desenlerini, kalıp ve modellerini hazırlayan Robertson, 1850'lerden itibaren fotoğrafçılıkla da ilgilenmeye başladı. İstanbul'un ilk 360° panoramik fotoğraflarını çekti. 

Sait Zaimkeleş’in “Anadolu’nun Sahibi Var” Sergisi Açıldı

anadolunun-sahibi-var-yitik-ülke

 

Sait Zaimkeleş'in Anadolu uygarlıklarından beslenerek oluşturduğu eserleriyle hazırladığı 24. sergisi sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

Sait Zaimkeleş'in ' Anadolu 'nun Sahibi Var/ Son Hititli' adlı sergisi 5 Aralık'a dek, Nişantaşı Sofa Otel Sanat Salonu'nda sanatseverlerle buluşacak.

31 resim ve 5 metal heykelden oluşan konsept sergide Zaimkeleş, metal heykelleri ile savaşta Mısırlılara karşı ilk kez demiri kullanan Hititlilerden günümüze Anadolu'da demir çağına bir göndermede bulunarak savaşlardan sanata demirin serüvenini işliyor.

Ressam Eda Su Neidik’in “2’li oyun”u…

2’li oyun…

“Uyduruk bir hikâye, uydeda afi+ş 2uruk insanlar, uyduruk duygular…

Birini sevmekle hayatında tutmak arasında derin uçurumlar olduğunu bilsen,  beni tutmaya çalıştığın iplerin sadece ben izin verdiğim için var olduklarını anlardın.

En sıradan, her şeyden arınmış sevgiden bihaber hayatında, bir şişe şarap ya da dizüstü bilgisayarından daha farklı olmadığımı fark etmediğimi sanıyorsan zekâma hakaret ediyorsun demektir.

Bir ipteki iki cambaz gibiyiz. Sen beni ve kendini kandırdığını sanıyorsun, ben kanmış gibi yapıp kendime hakaret ediyorum. İpler aslında kopuk, yamalı, bölük pörçük düşüncelerimizden ibaret.

Göçebe dijitallerin karmaşık duygu dünyasının üç kağıtçılarıyız. Dolandırdığımız ise kendi ruhlarımız. Asla dümdüz olamayıp kaygan zeminlerde bir o yana bir bu yana yalpalayarak düşmeyen ama kalkmayan kuklalarız.

Yazı kadar sıradışı olamamamızın ezikliği ile kendimizi zor gösterip yoruyoruz birbirimizi. Oysa ne küçük, ne zavallı, ne öğretilmiş hareketler bunlar. Üstelik çok yürekli laflar edip, yüksekten aşağı yuvarlıyoruz kelimeleri. Koca koca cümlelerle kafa tutuyoruz duygularımıza.

Olmayız biz!

Ya da bir halt olmaz bizden!

Siyahla beyaz kadar farklı değil, siyahla lacivert kadar yakışıksızız birbirimize.

Gel diyemeyecek kadar korkak, git diyemeyecek kadar cesaretsiz, susamayacak kadar kendini beğenmişiz. Kaçak dövüşüyoruz, topsuz alanda faul yapıyor, arkadan vuruyoruz. Yeni yüzyılın fazlaca renkli rüyasında kaybolduk birbirimizi bulamıyoruz.

Farkına da varamıyoruz…

Nasıl?

Mutlu muyuz?”

Tüketim toplumundan, hızlı tüketim toplumuna geçişte aşkların ve ilişkilerin de alışveriş kültürümüzle paralel gitmesi ironi dolu olduğu kadar gerçek de. Tanışıyor, sohbet ediyor, paylaşıyor, âşık oluyor, sevişiyor, ayrılıyor ve bunların hepsini kimi zaman 24 saatten kısa sürede içinde yapıyoruz. Yukarıdaki alıntıda geçtiği gibi siyah-beyaz ya da siyah-lacivert ikileminde olup olmadığımızı bile bilmeden dokunup kaçıyoruz. Burada eksik olan tek şey acı. Kim bilir belki de sadece acı çekmekten korktuğumuz için bu hale geldik…

Ressam Eda Su Neidik, gerçek aşklardan ve acı çekmekten korkmadan, vazgeçmeden yaşayan bir kadın kendi gibi olan hikâyelerinden de yola çıkarak “2li oyun” isimli bir projeye girişti. "Renklerin ve kelimelerin cesaretli dokunuşlarıyla aşktan vazgeçmenin “akıllanmak” olarak sunulmasına karşı bir başkaldırı ile kendimizden vazgeçmeye niyetimiz yok," dedi.

Ressam Eda Su Neidik “2li oyun” u çok yakında resmedilmiş bir sergide “vazgeçmeyenlerle” buluşacak…

 

Eda Su Neidik;

 Franko – Türk ressam. Tüm hayatını Paris’te geçirerek, Sorbonne Güzel Sanatlar mezunu ve erasmus kazanarak Bologna güzel sanatları da bitirir. Master için Madrid’e yerleşir ve tekstil tasarım okur. İlk sergisini 2011 kasım ayında açarak, “Eylem” konusunu canlandırdı. Sonrasında Paris’e dönüp “Play me I’m Yours” projesin de, 40 sanatçı arasında yer almıştır. Bu sergide Piano boyayarak ilk Türk sanatçı olarak Mevlana’yı canlandırmıştır.

Nihâl Martlı’nın yeni sergisi “VAGABONDE”

Vagabonde-cc
8. 10 – 3. 11. 2013 
HUB Art Space/ CerModern / Ankara
 
Nihâl Martlı’nın resimlerinde dünyanın bir parçası var. Aslında, sanatçı çoğunlukla kadın figürlerin temsiline odaklanmışgörünse de, bir araya getirdiği roller ve karakterler, sahnelediği dönüşümler; sırayla sanatı, kadının statüsünü, aynı zamanda hayatın anlamını sorguluyor. Çünkü resim yapmak, dünyadan bahsetmek demek, güçlü ve duru, bazen gizemli, bazen lirik,çoğu zaman referanslar içeren, ama daima şiirsel, bir söze cesaret etmek için ressam kendisini fırçalarının arkasına saklıyor.
Sanatçı bu sırada tekniği de unutmuyor ve bilakis sınamaktan sonsuz bir zevk duyuyor gibi görünüyor, fırça tuşlarıyla, renk yüzeyiyle ya da glasiyle oynayarak, transparana dönüşen boya kalınlığını mükemmel işlerken hakimi olduğu renk akıtmaları, militan bir feminenlik üzerinde ışık kaynağına ya da hafif bir örtüye dönüşüyor.  
 

Tuncay Takmaz’dan Eşzamanlı 2 Harika Sergi

TUNCAY TAKMAZ’DAN AYNI ANDA İKİ YENİ SERGİ:
FİGÜRLER KARNAVALI

• Çok yönlü ressam Tuncay Takmaz’ın rengarenk sergileri Figürler Karnavalı 2 Kasım’da iki ayrı galeride açılıyor.

• Galeri Kent ve Niş İstanbul’da aynı anda başlayacak iki sergi 27 Kasım’a kadar sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Sergide Tuncay Takmaz rengarenk aşırı yorum ve yorumsuzluğu kendi dünyasında bir araya getiriyor.

Son yılların gözde genç ressamlarından Tuncay Takmaz yeni sergisi ile sanat gündemini tekrar meşgul edecek. Figürler Karnavalı adlı sergilerde Tuncay Takmaz’ın çok renkli dünyasına yüzlerce farklı yorumla ve renkle anlatılan kediler ve figürler eşlik ediyor.

Tuncay Takmaz’ın son bir yıldır yoğun biçimde hazırlandığı sergi Durmuş Akbulut’un ifadesi ile şöyle: “Düz bir tuval. Rastgele serpiştirilmiş figürler. İnsanlar, balıklar, çiçekler, hayvanlar… Kimin neyle ve nasıl bir ilişki kurduğu meçhul. İnsan figürlerinde gözler ve ağız aşırı belirgin, hatta karikatürleştirilmiş. Kedi başlı insanlar ve insan bakışlı kediler her yerde… Doğuştan sakat erkek ve kadınlar… Şizofrenik jestler. İğne atılsa yere düşmeyecek bir kalabalık. Tuhaf bir müziğin ritmiyle her biri bağımsız jestler çizen figürlerden oluşma gerçek bir Ortaçağ karnavalı…

Baştan belirtmekte yarar var; Tuncay Takmaz’ın resimleri her zaman iki tür yoruma gebe: Aşırı yorum ve yorumsuzluk. Gerçekte, Takmaz’ın resimlerinde aşırı yorumu besleyen çok sayıda gösterge söz konusu. Daha ilk bakışta bunun “Art Brut” yani “ham sanat” ürünü bir resim olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Basquiat’dan, Dubuffet’den, Chagall’dan, Gümrükçü Rousseau’dan hatta Hioronymus Bosch’tan bile izler bulmak mümkün. Figürlerin naif ve çocuksu görünümleri, resim tarihine ait skala içinde belli bir basamağa oturur kuşkusuz. Ancak, net bir tanım getirmek ve belli bir gruba dahil etmek çok güç. Esasen bir “outsider” resmi durur karşımızda: Klasik resim kurallarının hiçbirine uymayan, profesyonelliği reddetmiş ve hiçbir rekabet güdüsü taşımayan, pür bir resim anlayışı onunki. Ama bu tanıma göre baktığımızda, Takmaz’ın resminde, radikal bir çelişkiyi de görmezden gelmek olanaksız. Figürlerin yalın, çocuksu, pür ve ham görünümlerine karşın; bir araya geldiklerinde ortaya çıkan manzara gerçek anlamda bir kaosu yansıtır. Tam bir kafa karışıklığı. Ve sözcüğün gerçek anlamıyla bir “yığın.”

2 Kasım 2011 tarihinde Galeri Kent ve Niş İstanbul’da aynı anda açılacak olan sergiler yaklaşık bir ay devam edecek.

2-27 Kasım 2011
Açılış: 2 Kasım Çarşamba, Saat:18:00 -20:30

Sergi adresleri:
Galeri Kent – Ahmet Fetgari Sok. No: 138 / 3 Teşvikiye 0 212 225 67 15
Galeri Niş – Ahmet Fetgari Sok. No: 22 Teşvikiye 0 212 232 88 48