
ONUR BEHRAMOĞLU
“Soru sormayız biz birbirimize, birbirimize sızlanmayız; açık kapılardan açıkça geçeriz beraberce”
Friedrich Nietzsche
İnsanın sadece zihinle kavranan bir nesneye dönüşmesinin arka planında, iyi şairlerin yazarken akıllarının başında olmadığı düşüncesiyle şiiri kentinden kovan Platon’a, bir başka deyişle, Aydınlanmanın tarihöncesine gitmek gerekir. “Herşey konuşur onların arasında; nasıl anlayacağını bilmez artık kimse. Herşey düşer suya; derin pınarlara artık birşey düşmez…Herşey konuşur onların arasında, konuşmayla herşey bastırılır.” (1) diyen Nietzsche ile, Sokrates ve Platon geleneğinin insanı ruhen sakatlayışı ilk kez yetkinlikle ortaya konulurken; “Üzerinde konuşulamayan konusunda susmamızı” öğütleyen Wittgenstein da, Tractatus’ta “…dile getirilemeyen vardır yine de…Mistik olandır bu…” diyerek akıl ve sözötesine gönderme yapar.
Mistisizm ile suskunluk bağıntısının apaçık görüldüğü, ‘kal’ yani ‘söz’ ile değil ‘hâl’ ile anlaşmayı vurgulayan Tasavvuf geleneğimizde de, muayyen bir ruh nizamından ve ‘çile’ sürecinden geçen kişi, Fenafillah’taki suskunluğa hazırlanır. (more…)