Kategori arşivi: Söyleşiler

Sertap Yar ile “Sevgisiz” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ

            ‘Baba’ ne derin kelime… İnsanın hayatının pusulası, sığınağı; acısı, tatlısı. Bir babanın varlığı ya da yokluğu evladı için bir devrimdir. İnsan babasıyla şekillenir. ‘Sevgisiz’ bu teşekküllerin romanı… Toplumun etik adı altında basmakalıplaşmış kurallarının peşinden ailesini ezip giden bir baba, kendi doğruları dışında hiçbir doğruyu kabul etmeyen baskıcı bir baba, hayata erken yaşta veda etmek zorunda kalmış bir baba, aşırı ilgiyle kızını şımarttığının farkında olmayan bir baba, oğluyla farklı ülkelerde yaşayan bir baba ve bu babaların arkalarında kalan çocuklarının birbirleriyle kesişen yaşam öyküleri…

            Herkesin eksikleri vardır. ‘Sevgisiz’ eksiklerimizi bilerek ya da bilmeyerek nasıl tamamladığımızı; bunları hayata nasıl yansıttığımızı bizlere gösteren bir roman. Sertap Yar, hayatı; aşılan basamakları içine katlaya katlaya akıp giden yürüyen merdivenlere benzetiyor. Bizler o merdivende nelerden etkilendiğimizi ve kendimizi nasıl dışa vurduğumuzu bilmeden  ya bekleyerek ya da basamakları atlayarak çıkıyoruz yukarı. Romanda bu merdivende karşılaştığımız karakterler çok canlı, içimizden. Karakterlerin ortak özellikleri ‘özgürlükleri’ Kitabın şarkısı ise Duman’dan ‘Kırmış Kalbini’… Kalbi kırık karakterlerin yaşam öykülerini okurken şaşıracaksınız, üzüleceksiniz ve nasıl bittiğini anlamayacaksınız. En önemlisi de kitapta sizi düşündüren birçok cümlenin yer alıyor olması. Beni en çok düşündüren şu cümle oldu: ‘İnsanlar yoksun kaldıkları duygulara aşırı anlam yüklerken, dolu dolu yaşadıkları duygulara ise hak ettiği değeri vermiyorlar mıydı? ‘ İyi okumalar, bakalım Sevgisiz sizlere neler düşündürecek.

Sertap Yar ile “Sevgisiz” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ yazısına devam et

Bir Tufan Sonrası’ndan Dünya Halleri’ne Metin Cengiz’le Söyleşi – Nuray Salman

10155656_954511711231068_7731016133439338551_n

Nuray Salman :  Sayın Metin Cengiz sizinle önce ‘’yenibütün’’ü konuşalım istiyorum. 1980 sonrası yazılan şiirde, içinde yer aldığınız ‘’yenibütün’’  hareketi Türk şiirine yeni şairler kazandırdı. Hüseyin Haydar, Seyyit Nezir, Veysel Çolak, Tuğrul Keskin’le birlikte yeni bir oluşumu ortaya koydunuz. Bu oluşum Metin Cengiz ile Tuğrul Keskin’i getirdi.

Metin Cengiz:  Şiire gözümü açtığım dönemde manifestolar, yenilik atakları modaydı. Her şair olmasa bile çoğu denemiştir bunu. Bugün kişisel manifestolar (kestirme olur böylesi) elbette mümkün. Ama bizim yaptığımız daha fazlasıydı, yazan şairlere toplu davetiyeydi. Bizim ileri sürdüğümüz görüşler ekseninde yazsınlar istiyorduk.

Bir Tufan Sonrası’ndan Dünya Halleri’ne Metin Cengiz’le Söyleşi – Nuray Salman yazısına devam et

Melike İnci ile “O Anda” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ

o-andaHerkesin içinde ‘giz’leri, bir meleği bir de şeytanı vardır. Hangisinin ön planda olacağını ya siz ya da şartlar belirler. Bir insanı tam anlamıyla tanımak mümkün değildir; çünkü her şartta görmemişizdir. Bu sebepten kendimizi bile tam anlamıyla tanıyamayız. “O Anda” romanı tam da bu şartların romanı işte! Sorgulayan, sorgulatan; eksiklerimizi düşündüren, ‘yabancı’mızı aratan ve eğer zaten hayatımızdaysa fark etmemizi sağlayan bir roman. Aslına bakarsanız çoğu ‘sıra dışı zırvalıklarının’ ötesinde gerçekten sıra dışı.‘Yok artık!’ dedikten bir beş dakika sonra gerçekten anladığımız karakterlerden oluşuyor ve karakterleri çok seviyoruz. Zaten anladığımız, anlamlandırabildiğimiz şeyleri severiz ya hani, tam o hesap. Karakterler öyle içten ki sanki bir balıkçıda karşılaşıp ‘Merhabalar Yasemin’cim, sen doğru olanı yaptın dostum’ falan derken bulabilecekmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi

Romanda hayata dair müthiş çıkarımlar var. “Melike İnci aforizmaları” diye toplasak yeridir. Ben sizler için birkaç favori çıkarımı aldım buraya:

‘Korkma, benden sana zarar gelmez, sen kendine yetersin.’

‘İnsanlar değişmiyordu. Değişik gelen bilinmeyen yönlerinin ortaya çıktığı anlardı.’

‘Bir kadının ne yapmaya çalıştığını anlamadığında, asıl amacının ne olduğunu sor. Köşeye kıstırmış olacaksın.’

‘Aşk yoksa zaman yoktur.’

Herkesin kendi çıkarımlarını bulabileceği muhteşem bir kitap. Ben bu romanın arkasına Bülent Ortaçgil’den ‘Sensiz Olmaz’ı soundtrack yaptım; ‘Anlamak çözmeye yetmez… Aşk bir dengesizlik işi…’ Mutlaka okuyun bitmesin diye idareli okuyacaksınız.

Melike İnci ile “O Anda” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ yazısına devam et

Esra Tanrıbilir’le “Yeniden Başlangıç Meridyeni” üzerine – Güzel Zeynep Süphandağ

esra tanrıbilir

Esra Tanrıbilir'le ilk öykü kitabı “Yeniden Başlangıç Meridyeni” üzerine söyleşi – Güzel Zeynep Süphandağ

‘Kaçış’ kimine göre bir özgürlük, kimine göreyse mahkûmluğun konum değiştirmiş halidir.  Yeniden Başlangıç Meridyeni’nde sekiz farklı insanın sekiz enteresan hikayesiyle aynı şehirde karşı karşıya kalıyoruz ve bu şehirde her birinin özgürlüğüyle ve yalnızlığıyla ayrı  ayrı selamlaşıyoruz. 
Yalnızlık-kaçış-farkındalık üçgeninde bir süreç geçiren karakterler, bazen üzüldüğümüz, bazen güldüğümüz bazen de kendimizden bir şeyler bulduğumuz sahnelere çekiyorlar bizi… 
Öykülerin karakterleri yola hep bir kaçışla başlıyorlar, bu durum kimi zaman bir arayışla kimi zaman ne aradığını bilmeyen bir başıboşlukla kimi zaman da bir kavrayışla devam ediyor; ama hepsinin yolu sonunda yeni bir başlangıca ulaşıyor.  Kesişim noktaları ‘The Gypsy Moth’ (Ağaç kurdu), Greenwich başlangıç meridyeninin yakınlarında bir bar… Kitabın bu yönleriyle sembolik yanları da var. Ayrıca özellikle altını çizmeden geçemeyeceğimiz metaforlar oldukça keyif verici ve dikkat çekici. Benim favori metaforum tabela metaforu mesela:
               ‘(…) kendimi terk edilmiş Vahşi Batı kasabasındaki tek barın sallanıp duran tabelası gibi hissettiğimi anlatıyorum’
Kitabın bir diğer özelliği ise çerçeve öykü olması;  öykülerin bölümlerinin birbirleri içerisinde yayılarak bir bütün oluşturması, okuyucuyu kitabın içerisine fazlasıyla çekiyor. 
Her kitap okunmaya değer. Bu sıcacık öykü kitabı da onlardan biri. Kitabı okurken benim içimde hep Yeni Türkü’ den Umut çaldı: ‘Her başlangıçta yeni bir anlam vardır’. Yeniden Başlangıç Meridyeni anlam arayan anlamlandırmaya çalışan herkese tavsiye edilir…

Esra Tanrıbilir’le “Yeniden Başlangıç Meridyeni” üzerine – Güzel Zeynep Süphandağ yazısına devam et

Şair, Şiir Tarihçisi, Edebiyat Eleştirmeni Mustafa Öneş’le Söyleşi – Nuray Salman

mustafa öneş

Mustafa Öneş (1935)

Giresun’da doğdu. Ortaöğrenimini Erzurum ve Giresun’da, yükseköğrenimini  İstanbul Üniversitesi  Edebiyat Fakültesi  Felsefe Bölümü'nde tamamladı. Memurluk, kitapçılık, yayınevlerinde redaktörlük yaptı. Yazmaya şiirle başladı. "Yeni Dergi" Eleştiri Yarışması'nı kazanınca (ödülü Mehmet H. Doğan’la bölüştü) eleştiriye yöneldi.

Şiirleri Varlık, Yelken, Alan 67, Soyut, Papirüs, Felsefe dergilerinde yayımlandı. Yer  yer kesintiye uğrasa da, eleştiri yazılarını sürdürmekte.

Yayımlanmış Kitapları:

Şair/Şiir yazıları (1996, Oğlak Yayınları)

Şiir Kuşatması (2006, Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü, Say Yayınları)

Şiirsiz (2011, Pia Yayınları )

Tekne Kazıntısı (Şiir, Tülay Ferah ile ortak, 2013, Pia Yayınları)

Şair, Şiir Tarihçisi, Edebiyat Eleştirmeni Mustafa Öneş’le Söyleşi – Nuray Salman yazısına devam et

Oyuncu ve Oyun Yazarı Utku Erişik’le söyleşi – Nuray Salman

1970356_666857800041390_1606618098_n

N.S.: Utku Erişik kimdir?

U.E.: Bir zamanlar Sümerbank ayakkabısını ayağında gururla taşıyan bir öğretmen çocuğudur. Okullar açılmadan önce, elinden tuttuğu anneciğinin, “Bir numara büyük alalım, önümüzdeki yıl da giyersin.” diyerek, Sümerbank’ın öğretmenlere özel yaptığı taksit olanağıyla büyütülmüş bir çocuktur. Utku’nun ayağı ilk yıl o ayakkabının içinde dans eder, ikinci yıl tam otururdu… Üçüncü yıl ise artık küçük geldiği için yenisi alınırdı. Elbette sonraki yıl da giyebilmek için yine bir numara büyük! Sonra Utku bir bakardı ki, anneciği yüklükten bir ayakkabı kutusu indirmiş. İki yıl önce aldıkları o Sümerbank ayakkabısının kutusu… Artık ayağına küçük gelen o ayakkabıyı anneciği yıkar, temizler, boyar, yine aynı kutuya koyar, götürüp yoksul bir öğrencisine verirdi. Utku, o ayakkabıyı yine kendi kutusuyla birlikte verebilmek için yüklükte o kutuyu iki yıl saklamasını bilen bir annenin elinde tertemiz büyütülmüş bir çocuktur.

Bir zamanlar Ankara Fen Lisesi’nde üç yıl yatılı okumuş, sonraki yıllarda askerliğini yapmak üzere yine aynı kente bu kez bir yıllığına dönen bir çocuktur. Yani toplam dört yıl, büyük Türk ulusunun yemekhanede önüne koyduğu yemekten yiyen bir öğrenci, bir askerdir. O dört yılda, günde üç öğün önüne yemek kondukça, günde üç kez “Ben de bu yemeği ulusuma helal ettirene kadar çalışacağım!” diye yemin eden, şimdi de bunun için çalışan biridir.

Oyuncu ve Oyun Yazarı Utku Erişik’le söyleşi – Nuray Salman yazısına devam et

Yazı Evi Her Cumartesi Bir Yazarı Konuk Ediyor

ferhat-uludere

Yazar Nalan Barbarosoğlu her cumartesi bir yazarı Yazı Evi’nde ağırlayacak. Yazı Evi Dergi Söyleşi Günleri adıyla düzenlenecek etkinliğin ilk konuğu yazar Ferhat Uludere…

Edebiyatımızın ayrıksı yazarlarından Ferhat Uludere’yle 2014’ün en iyi romanları arasında yerini şimdiden alan Seyyid Hâmid’in Yeni Bulunmuş El Yazmalarından: Don Quijote’nin Üçüncü Cildi çerçevesinde keyifli bir söyleşi gerçekleştirilecek.

Söyleşi, 5 Temmuz cumartesi günü saat 14.00 – 17.00 arasında Yazı Evi’nde yapılacak.

Detaylı bilgi için: http://yazievi.yesimcimcoz.com 

“Lakin kaderi değiştirmek istiyorsan önce kabul etmelisin.” – Gündüz Öğüt’le Söyleşi

Söyleşi: Gözde Aktürk

İzmirli müzisyen ve yazar Gündüz Öğüt’ün fantastik öyküler içeren “Kader Bozucu” adlı öykü kitabı, bir süre önce Yitik Ülke Yayınları’ndan yayımlanmıştı. Aynı zamanda Fabisad üyesi olan, “Gezi olaylarında ortaya çıkan kitleler, fantazyaya meraklı, distopyalardaki diyarları yaşadıkları diyara döndürme çabasında olan, çok üst bir realitenin şafağını muştulayanlardır.” diyen yazarla bir söyleşi gerçekleştirdik.

Gündüz Bey, sosyal medyadan da takip ediyoruz; “Kader Bozucu” çok güzel tepkiler alıyor, öncelikle sizi tebrik etmek ve bu kitap hakkında konuşmak istiyorum. Öyküler; fantastik, distopik özellikler taşıyor; fantazyaya ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?

Çok küçük yaşlarımdan gelen bir merak ve zaaf diyebilirim. Fantazyaya her zaman kendimi çok yakın hissettim. Bunun temel nedenini insan ruhundaki yatkınlıkları ve eğilimleri bir kenara koyarsak, ilgi ve merakımın somut kaynağında yatan unsurlardan biri çok yaşlı ve şaman inançlarına sahip bir köy kadını olan Zübeyde Nenem, ya da Babaannemle geçirdiğim çocukluk yıllarını gösterebilirim. Rahmetli Nenem, şu yaşa gelmeme rağmen hiçbir yerde duymadığım ve okumadığım çok muhteşem masallar bilirdi ve bana bunları sürekli anlatırdı. Bana bu olağanüstü dünyanın kapılarını açan kişidir kendisi. O bana bir masal anlatırdı ama en kısası yarım saat falan sürerdi. Sonra da benden bir masal anlatmamı isterdi. Ben ona masal bilmediğimi söylediğimde, iyi ya zaten ben de bilmiyorum, sadece anlatmaya başlayınca ağzımdan dökülmek için bekleyip duranları sana aktarıyorum gibilerinden yanıtlar verirdi. Ben de o küçük hayal dünyamla -aslında o yaşlardaki sınırlanmamış, sansüre uğratılmamış saflık ve cüretkârlıkla masallar uydururdum. İşte benim 3-4 yaşlardan itibaren başlayan fantastik dünya yolculuklarım bu şekilde başladı.

Bu geleneğin devamı olarak da oğlum doğduktan sonra ona her gece uydurma spontan masallar anlatmaya yıllarca devam ettim durdum. Masallarda umut vardır, merak edilen sayısız zaman mekân boyutları ve karakterler vardır. Çok sıradan bir insanın basit gibi görünen bir seçimin sonrasında çok özel ve önemli bir kahramana dönüşmesi mümkündür.

Günümüz Türkçesinde artık masal anlatmak yalan söylemek anlamında bile kullanılıyor. Oysa masal dediğimiz meseller, kayıp kadim bilgeliğin bizlere hala ulaşmaya çalışan normal gözle görülemeyen dünyaları, sesi kulaklarla duyulamayan fısıltılarıdır. Ve gerçek bilgelik kaynaklarından süzüle süzüle sembollerle bezenerek akıp gelen bilgi pınarlarıdır.

Fantazyaya ilgi duymamı ve sağlayan ve beni bu dünyaya çeken ikinci unsur ise kişilik veya karakter ya da ruhsal özelliklerimle ilgili olabilir. Olacakları çok küçük yaştan beri rüyada görmek, basit olsa söylenecek sözleri önceden tahmin etmek. Zaman zaman farklı algılamalara sahip olmak benim çocukluğumda çok doğal olarak yaşadığım durumlardı. Örneğin babam geçmiş yaşamlarını hatırlayan bir insandı ama bunu bana yirmili yaşlara geldikten sonra söylemişti. Babaannemde şifacılık gibi özellikler vardı.

“Lakin kaderi değiştirmek istiyorsan önce kabul etmelisin.” – Gündüz Öğüt’le Söyleşi yazısına devam et

Erotik Şiirin Kadın Söylemcisi Süheyla Taşçıer’le Söyleşi – Nuray Salman

Nuray Salman: Süheyla Taşçıer Kimdir?

Süheyla Taşçıer: Öncelikle, Süheyla Taşçıer salt erotik şiir yazmıyor elbette…

Öz yaşam diyorum, kitaplarım ve tüm söyleşilerimde öz yaşam diyorum. Doğar, büyür ve ölürüz tarihler arasına sıkıştırılarak. Bu tarih arasında yaşanılan koca hayat acısıyla, aşklarıyla her yönüyle hayat. Tükettiğim aşklarımla arkama aldığım Ankara’nın geri kalmış Altındağ ilçesinde dünyaya gelmişim. Erkek ağırlıklı kalabalık ailenin 8 numarası olarak. Kalabalık saçlı kalabalık kaşlı kız çocuğu kalabalıklar arasında sivrilmenin acele büyümenin telaşıyla…

Erotik Şiirin Kadın Söylemcisi Süheyla Taşçıer’le Söyleşi – Nuray Salman yazısına devam et

Nalan Çelik’le Söyleşi – Nuray Salman

Söyleşi: Nuray Salman

 

Öncelikle Nalan Çelik kimdir?

Nalan Çelik: Kabardey çerkes anne, Şapsığ çerkes babanın ilk çocuğu olarak 15 Ocak 1961 Düzce Gümüşpınar Köyü’nde doğdu. Üç buçuk dilde konuşup Türkçe düş görebildi. Akordeon sesi duyduğunda düş göremediği dillerde düş kurarak Kafkasya’ya göç etti. Sürgünleri konuk eden Adayıf olup, Lermontov’a Çerkes tavuğu pişirdi. Puşkin’le uçarak dans etti, ezbere şiirler okudu. Dans eden kutsal ağacın (jığıvuç) kızı olduğunu hiç unutmadı. Gördüğü her ağaç ona dağlarının kokusunu, keçilerin inadını getirdi.

Nalan Çelik’le Söyleşi – Nuray Salman yazısına devam et