Engin Güneysu ve Fotoğraf

1. Engin Güneysu kimdir?

Bir modern zaman seyyahıyım. 14 yaşımdan beri önce Türkiye olmak üzere dünyanın bir çok yerine seyahat ettim, etmeye de devam ediyorum. Kendimden kısaca bahsetmem gerekirse, 1981 Samsun doğumluyum. Çok uzun olmayan bir okul serüvenimin  yerini çok uzun olan iş hayatı aldı. Sosyo-Belgesel ile ilgilenmemdeki en etkin sebep bir çok işte çalışıp hayata erken atılmak oldu. Bu iş dallarından burada bahsedersem söyleşi bayağı uzar. Madem konumuz fotoğraf bu alanda dünden bugüne yaptıklarımdan kısaca bahsetmeye çalışayım. İlk makinamı 6. sınıfta harçlıklarımla edindim (filmi çok enteresan sarı plastik kasası olan bir makinaydı). Babama banyo ettirmesi için verdiğimde geriye hiç gelmeyecek, içinde neler olduğunu hep merak ettiğim o enteresan film. 17 yaşımda edindiğim Zenith marka ve diğer analog makinalarla fotoğraftan çok acı çekeceğim günlere merhaba dedim. 24 yaşımda İzmir’ de ilk profesyonel işim olan bir reklam ajansında bana zimmet edilen dijital fotoğraf makinası ile hayatım değişti. Çünkü fotoğraf çekememek için tek sebebiniz zamanınızın olmamasıydı ve ben tabiri caizse otu boku çeker oldum. Bu reklam işimde Çeşme Guide’ dan Bodrumun Kalbi dergisine bir çok mecrada yer aldım. 27 yaşında İstanbul’ a geldim. Fotoğraf ile hayatımı idame ettirip sokak fotoğrafçılığı üzerine Workshoplar düzenlemekteyim.

2. Sizi fotoğraf sanatına sürükleyen ne idi, nedir bu sevdanın başlangıcı ?

O anı ölümsüzleştirmenin gizemi ile kendisinden hiç bıkmamama sebep olan şey fotoğraf oldu. Beni hiç bitmek bilmeyen serüvenine doğru sürükledi ve hala sevişmemiz devam ediyor.

3. Kapitalizm sanatçının ipini onu satın alarak tutmak niyetinde. Peki siz ve Türkiye’ deki sanatçılar Kapitalizmin pençesini ne kadar hissediyor vücudunda?

Çevremde iyi iş yapan ama popülasyonun pençesine kapılmadığı için kirasını bile zar zor veren sanatçılar var. Kişinin üretimini satması değil paylaşması taraftarı oldum hep. Sanat eseri ne zaman sipariş üretim olursa o zaman kapitalizmin pençesine düşmüş demektir. Benim siparişini gerçekleştirip, planını yaptığım şeyler genelde ideallerim ve hayallerim oldu. Şimdi şu soru belirecek aklınızda ‘Fotoğraf ile hayatınızı idame ettiriyorsunuz, karşınıza hiç yapmak istemediğiniz iş çıkmıyor mu ?’. Betonarme binaların arasında sıkıştırılmış değersiz yaşamlarımızı onurlandırmanın yolunu ararken nadirde olsa altına imzamı atmayacağım, sanat kaygısı güdülmeden iş olarak yaptığım şeyler var.

4. ‘Şöhret, bir adın etrafında toplanmış yanlış anlamalardır’ diyor Nietzsche, Fotoğraf sanatının çoğu zaman hakkının verilmediği, son yıllarda artan şöhreti hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Kaydetme ve paylaşma araçlarının ceplere sığdığı günümüzde üretimin çok fazla olup etrafımızın küçük tanrılarla dolması normal. Ben iyi işin hala çok az üretildiğini düşünenlerdenim. Fotoğraf sanatını yanlış anlayan ve üretimde bulunan onlarca insan var. Bir yandan milyon dolarlık bütçelerle iğrenç işleri görürken bir yandan instagrama 3 kuruşluk makinası ile çekip yüklediği olağanüstü fotoğrafı aynı anda görebiliyoruz. Bu ironi bize anlık mukayese imkanı sunuyor. Ben özellikle günümüzde gençlerin aşırı imkan içerisinde doğup asıl yapmak istediği şeye doğru bir yol göstereni olmadan ulaşamadığını gözlemliyorum.  

5. ‘Engin Güneysu Fotoğrafları’ terimini yansıtacağını düşündüğünüz tek fotoğraf istesem sizden bu hangisi olurdu? Tarzınızı nasıl tanımlarsınız ?

Ben doğal insan anları ve duygularını kaydetmeyi seviyorum. Genelde fotoğraflarımın içerisinde farklı ruh hallerinde şehrin peyzajı ile çevrelenmiş mekan, insan fotoğrafları var. Arkası dönük yağmurlu bir havada boğazı izleyen yaşlı çift beni her baktığımda etkileyen bir fotoğraf karesidir.

 

6. Kimdir o kalbinizi fetheden fotoğrafçılar ?

Lee ( Norman ) Friedlander, Henri Cartier Bresson, Martine Frank, Vivian Maier, Jean Eugene Auguste Atget, Martin Parr, Manuel Alvarez Bravo, Diana Arbus, Rihard Avedon, David Bailey, Warner Bischof, Eduardo boubat, Rene Burri, Robert Capa, Martin Jimenez Chambi, Anton Corbijn, John Covan, Gregory Crewdson, Imogen Cunningham, John Deakin, Bruce Davidson, Raymond Depardon, William Eggleston, Alfred Eisenstaedt, Elliot Erwitt, Franco Fntana, Robert Frank, Leonard Freed, Nan Goldin, Milton Greengold, Philips Jones Griffiths, Philippe Halsman, Yousuf Karsh, Andre Kertesz, Josef Koudelka, Joel Mayerowitz, James Nachtwey, Annie Leibovitz, Helmut Nevton, Irving Penn, Anders Petersen, Gueorgui Pinkhassov, August Sander, Jan Saudek, Ferdinando Scianna, W.Eugene Smith, Alec Soth..

Şimdilik bunları yazdım. Fakat beni etkileyen ve etkilemeye devam eden onlarca isim var. İsimlerdende anlaşılacağı üzere fotoğrafın bir çok dalında faaliyet göstermiş ve gösteren adı bir arada yazdım. Çünkü görüntü üretimini bir bütün olarak görüyorum. 

7. Fotoğraf dışında neler yapar Engin ?

İki tane müzik üzerine yürüttüğüm belgesel projem var. Alternatif festival adında mimarı olduğum, Kapadokya’ da gerçekleşmesini arzu ettiğim konser ve fotoğraf festivali organizasyonunun bir çok ayağı ile ilgileniyorum.

8. Engin’ in başkenti neresidir ? 

Kadıköy.. Aynı zamanda arka bahçemdir.

9. Türkçe’ de olmazsa olmaz kelimeniz nedir, neden ?

Özlemek. Çünkü insan özlemleri peşinden km’ lerce yol gider, senelerce bekler, bir an yaşar ve ölür.

10.Dünyada her zaman kötülerin ve iyilerin savaşı sürer gider. Sanat piyasası da aslında dünyanın küçük bir yansımasıdır bu bakımdan. Peki Engin bu savaşın neresindedir ?

Ben savaşmayan iyilerdenim.

11.Engin’ in gelecek projelerinden ve sergilerinden bahsedecek olursanız ?

Bosna’da yakın tarihte yaşananlar beni çok etkilemişti. Burası hakkında spesifik bir Sosyo-Belgesel video ve bir fotoğraf projesi yapmaya karar verdim. Kısa bir süre sonra bu işe başlayacağım. İki tane müzik üzerine olan video belgesel projelerim var. Pakistan’da yetim kız çocukları ile ilgili bir çalışma yapmıştım. Geçtiğimiz günlerde güzel bir haber aldım, uğraşların yerini bulması çok güzel. Pakistan’a yakında tekrar gidip farklı projeler yapmayı planlıyorum.

About / Hakkında:

http://www.enginguneysu.com/

Söyleşi: Pınar Derin Gençer