Eski Zaman Havuzu, Haiku

Seyhan Erözçelik

Divan şiiri imparatorluğun şiiriyse, geleneksel Japon şiiri de öyledir; ne ki anlamakta güçlük çekebileceğimiz bir garip imparatorluğun, orospudan imparatora dek her kesimden insana şiir yazdırabilen, çay içmeyi bile bir tören havasına yücelten güneş imparatorluğunun(1) yahut ‘göstergeler imparatorluğunun’ şiiri. Dilin ve toplumun yapısı, öğreticilikten kaçınan bu şiiri bir tür incelik gösterisi haline getirmiş; şairler imgeleri, somut ayrıntılar biçiminde ve betimlemeden çok mecazi ilgiler, izleksel karmaşıklık yerine uyum adına kullanarak, haletiruhiyelerinin adeta, sadece, taslaklarını çiziktirmeyi amaçlamışlar(2); belki de bu yolla şiirde duyguyu keşfediyor gibi görünmüşler. Bu yüzden, şairle nesnesi arasındaki uzaklık Japon şiirinde pek azdır: Japon şairi her nesnenin neredeyse içinde soluduğunu duyar ve onu özenle, sevgiyle besler. Kalemi, kâğıdı yanına alıp doğanın yaşadığı değişimi anında ve yerinde saptamak için kırlara şiir gezintilerine(3) çıkan insanların, nesnelere böyle yaklaşmaları şaşırtıcı değil aslında.

Japon şairinin bile-isteye içine düştüğü yanılsama da, Avrupalılara uzun süre yabancı gelmiş. Moritake’nin(4) Kelebek şiirindeki yanılsaması bu açıdan çok belirgindir:

Dalına uçtu yeniden, yere düşmüş bir çiçek! Çırpınan bir kelebekmiş heyhât!

Çiçeğin dalına uçması, belki de, Moritake için olmayacak şey değildir. Çiçeğin kelebek olduğunu anlayınca yanılsamasından sıyrılır ve gerçeğe döner gibi olur, ne var ki Japonların çok sevdiği bir varlık olan kelebek -onlar sivrisineği bile severler-, Moritake’yi yeniden gerçekten koparacaktır. Bu yüzden, sözgelimi, şiirde düş kırıklığı var mı, yok mu, onu da pek bilemeyiz. Bu tür belirsizlikler Avrupa şiirinin de özelliklerindendir. Yine de, aynı yaşantıyı şiirleştiren Avrupalı, dala konan kelebeği, sadece çiçeğe benzetmekle yetinirdi belki.

Şiire ethnocentric bakan biri Japon şiirinden rahatsız olabilir yahut onu görmezlikten gelebilir. Ama, uzun betimlemelerden, bir sürü sıfattan ve teknik cambazlıklardan usanmış şiir okuru, sanıyorum, okurunun arifaneliğine güvenen Japon şiirine sevgiyle dokunur ve bağlanır. Zaten şiiri okumak da, yazmaktan daha kolay değil!

XVII. yy.’da, Japonya’da feodal toplumun iyice yerine oturmasıyla, işsiz ama güçlü samurailer,(5) zengin çiftçiler çoğalmış ve kendilerine şiirle uğraşmak gibi bir meşgale bulmuşlar. Böylece, kaynaklarını Moritake’den alan şiirsel bir canlanma ve aydınlanma başlamış. Bu büyük canlanmaya Teitoku(6), Soin(7),
Onitsura( ve Başo(9) gibi şairler önayak olmuşlar. Haiku’nun başlıbaşına bir tür olması, gündelik yaşamın dışavurumuna önayak olan Başo’yla birliktedir. Başo, kendi deyimiyle bir ‘şiirsel arınma, incelme’ insanıdır, şiirdeki tavrında da öznel kalmayı yeğler.

Başo gibi salt doğa güzellikleriyle yetinmeyip, şiirine insan ilişkileri gibi daha dünyevi şeyleri sokan Buson(10) da kendi başına bir okul olur. (Aklıma, bizim şuh şairimiz Nedim gelip vuruyor neredeyse…) Aynı zamanda iyi bir ressam olan şair, geleneksel Japon ve Çin şiirine göndermeler, tarihin ilginç olaylarıyla kurar şiirini, düş ve imgeleme özgürlük tanır. İzleyicileri, humour’a öncelik veren dizeler yazarlar.

Aynı humour, İssa’da(11) aşk ve nefreti örtülemede kullanılır, bu yüzden, patetik bir şairdir diyebiliriz ona. Ondan sonra, haiku’nun kalitesinde düşüş görülür, ortalığı başarısız Başo taklitçileri doldurur. Bu, modern dönemin şairi Şiki’ye(12) kadar sürer.

Bu arada, Japonya kabuğundan sıyrılmış, kapılarını Batı’ya açmıştır. Yabancı bandıralı ticaret gemileri, Japonya’nın önemli limanlarında boy atmaktadırlar. Böylece, Japon şiirinde, Batı şiirinin olumlu-olumsuz etkileri göze çarpmaya başlar. Bugün de etki, çok değişik biçimlerde de olsa sürüyor. Ve Japonya’da hâlâ şiir yazılıyor. Yani, -her yerde olduğu gibi- sonra da şiir olacak.

Haiku’nun en büyük iki özelliğinden biri, 5-7-5 biçiminde diziler 17 heceden ibaret olması. 5’liler ve 7’liler Japon şiirinde birim olarak kullanılıyor, ancak bunlar bizim anladığımız anlamdaki dizelere benzemiyorlar. (Bu yüzden çevirilerde şiirler tek bir dizeymiş gibi düşünüldü.)

Bir diğer özellik, haikuların hepsinde mevsimlere göndermede bulunan en az bir sözcüğün bulunması. Kelebek (ilkyaz), ateşböcekleri (yaz) gibi. Bunlar kalıplaşmış.

Haikuda uyak yok, zaten yeterince musikili bir dil olan Japonca da bunu gerektirmiyor -Bu Uzak Doğu dili son zamanlarda içinde Türkçenin de bulunduğu Altayik diller kümesine sokuldu. Her sözcüğün açık heceyle bitmesi Japoncayı musikili kılıyor.-

Atsuki hi wo
Um ini iretari
Mogami-gawa
BAŞO
(Batıverdi kızgın güneşi denize Mogami ırmağı.)

Bu yüzden Japon şairi, aliterasyonlardan geniş ölçüde yararlanır.

Haikular, belki de bitmemiş, tamamlanmayı bekleyen şiirlerdir. Bunun için, -daha önce de belirttiğim gibi- insanın arif olması gerekiyor. Bu özellik haikuları çağdaş sanat anlayışlarına çok yaklaştırıyor galiba.
GÜZ AYI(13)
İnsanların hepsi öğle uykusundalar. Güz ayı yol açmış buna.
Teltoku

ÇIPLAK DALDAKİ KARGA
Bir güz akşamı. Karganın teki tünemiş çıplak dala.
Başo

ESKİ ZAMAN HAVUZU
Eski zaman havuzu! Dalıverdi bir kurbağa cup! da.
Başo

İLK KAR
İlk kar- zerrin dallarını eğecek kadar!
Başo

ŞAPKAMDAKİ KAR.
Tüyden hafif şapkamdaki kar! Benim sanki…
Kikaku

İLK KAR
İlk kar! Evinde oturan var mıdır bugün?
Kikaku

ÖLÜM MANZUMESİ(14)
Bir yaprak düşüverdi yere çırpınarak. Ardından salınarak bir başkası indi…

Ransetsu

ŞEFTALİ ÇİÇEKLERİ
Göz alıyor açmış şeftaliler. Salcı sağır olsa!
Şiki

KAMELYALAR
Bahçeyi süpürüyordum tam, düşüverdi kamelyalar…
Yaha

YAZ AYI
Ey yaz ayı, kestirme yol mu var bulutların arasında?(15) Sute Hanım
KASIMPATI BAKICISI
Kasımpatı bakıcısı! Kölesin kasımpatılara
Puson

MEKTUP(16)
Bir mektup getirdiler. Açtım. Rüzgâr esti…
Kito

SÜMÜKLÜBÖCEK
Tırman ağır ağır Fuji dağına, ey sümüklüböcek
İssa

ZEHİRLİ MANTARLAR
İnsanı öldüren mantarlar! Düşündüğüm gibiler, korkunç güzeller!

İNSANLAR VE AY
Çekip gitti insanlar. Bir nebze kıpırdamadı ay yerinden.
Oemaru

CENNETİN IRMAĞI(17)
O denli yakın Cennetin ırmağı, uzansak dalacağız!
Şiro

DOLUNAY
Karanlıkta oturdum ben, konuk odasını dolunaya verdim.
Seibi

KOYULMUŞ AKŞAM
Sesini duydum çiy damlasının. Akşam ilerlemiş demek iyice
Hoyo

CAMDAKİ AY
Çalmamış, bırakmış hırsız, penceremde duran ayı.
Ryokwan

DİLENCİLER
Ayın seyrine çıkmış dilenciler. Mutlu günlerinden dem vuruyor bir tanesi.

Kohei

YAĞMURUN ISLATTIĞI KELEBEK
Çık yok! Çırpınarak dalıverdi yatak odama yağmurun ıslattığı kelebek…

Seifu Hanım

1 Japon mitolojisine göre imparator ailesi güneş tanrıçası Amaterasu Omikami’den geliyor.
2 Burada, Japon şiiriyle resmi arasındaki büyük benzerlik anılmaya değer.
3 “Şiir gezintileri (ginko)”, Japon şairlerinin önemli bir alışkanlığı. Hatta, şiir ‘hac’larına çıkan şairler de var.
4 Moritake Arakida, rahip (1472-1549)
5 Kılıç taşıyan siyasal yöneticiler, savaşçılar.
6 Teitoku Matsunaga, Kyoto’lu, bir “samurai”nin oğlu, Teitoku okulunun kurucusu. (1570-1682)
7 Soin Nişiyama, Kumanoto “samurai”si, sonradan “haikai” öğretmeni, danrin okulunun kurucusu. (1604-1682)
8 Onitsura Kamijima, İtami’li, Soin öğrencisi. (1660-1738)
9 Başo Matsuo, Ueno “samurai”si, sonradan “haikai” öğretmeni, Başo okulunun kurucusu. (1644-1694)
10 Buson Taniguçi. (1715-1783)
11 İssa Kobayaşi, Kaşiwabara’lı, bir çiftçinin oğlu, haikai” ustası (1763-1827)
12 Şiki Masaoka, Matsuyama’lı, Matsuyama “samurai”lerinden birinin oğlu. Tokyo’da yaşadı.
13 “Güz ayı” ya da yalnızca “ay”, 22-23 Eylül gecelerinin ayıdır. Japonya’da bu tarihlerde ay en parlak dönemlerini yaşar ve insanlar geceyi genellikle ayı seyretmekle geçirirler(miş).
14 Eskiden Japonya’da, ölüm döşeğindeki zevk sahibi insanların, özellikle şairlerin, hayatlarını özetleyen bir-iki dize söylemeleri âdetti.
15 “Bulutların yolu (kumoji), göğe karşılık bir deyim. Yaz geceleri çabuk geçtiğinden, haliyle ‘ay seyri’ de çabuk geçiyor.

16 O tarihlerde mektuplar uzun, rulo biçimindeki kâğıtlara yazılırmış.
17 “Cennetin ırmağı (Amo-na-gawa)”, Samanyolu.

Bir Cevap Yazın