Haiku: Şiirde Düş ve Arınma

Orhan Kâhyaoğlu

‘Kelebek Düşleri’, Başo ve Haiku ‘yu tüm inanç ve felsefesiyle tanımamız imkânını sağlıyor. Bir şiirin, dille nasıl bu denli damıtılabileceğini okura haber veriyor. Haiku ‘nun yüzyıllardır var oluşunu niye hâlâ sürdürdüğünün açık biçimde farkına varılıyor. Fırçayla yazılmaya başlanıp, kaleme dönüşmesinin serüveni metinde özetleniyor. Şiirde Haiku; dilin damıtılmasının, süzülmesinin, arınmasına karşılık gelir. Azıcık sayıda sözcüğün, ustalıklı benzersiz bir şiir yapısına dönüşmesidir. Bilgeliği temsil eder. Kurduğu imge dünyası okuru şaşırtır, bambaşka bir ufka, yolculuğa iter. Hem iç, hem dış dünyaya doğru bir seferdir bu. Nüktedan yanı hep dikkat çeker. Gerginlikten uzak olduğu kadar, bir temizliğin karşılığıdır. Sözcüklerin; ışıltısıyla, büyüsüyle apayrı bir vücuda dönüşmesidir.

Zorluğu, basitliğinden gelir. Bu şiir, doğanın bekçisidir. Saflığın, dilde ödenen kefareti. Şaşırtıcı bir ahengi imler. Sözcüğün, bu üç dizeden oluşan şiirin içinde özgür gezinebilmesi dikkat çekicidir. Bugün, bir Uzakdoğu, Japon şiiri olarak anlaşılmaz. Dünya modern şiirinde de yerini almıştır. Kökü, yarım binyıl öncesine uzansa da, günümüzün kapanık, yabanıl insanına bir muştu ve ceza olarak kalmıştır. Bu şiirde sesin ahengi her şeyin önünde. Düş’se onun varoluş nedeni.

Oruç Aruoba, Türkiye’deki en önemli Haiku emekçilerinden biri. Bu şiirle özdeşleşmiş, onun yaratıcısı olan Başo çevirileriyle 1993 yılında bu uğraşa başlar. 1997 yılında bir Haiku kitabı yayımlar; Ne Ki Hiç. O, tabii ki ilk Haikuları yazan Türkiyeli şair değildir. Başta Orhan Veli olmak üzere Haikular yazan çok şair olmuştur. Türkiye’de yazılan ilk Haiku kitabı olaraksa, Sina Akyol’un 1996’da çıkan Avluda kitabı anımsatılmalıdır. Aruoba’nın ki ikinci kitaptır. Ardından gelen yıllarda, yani son on yıl, şairler Kadir Aydemir ve İhsan Üren’in ikişer Haiku kitabı yayımlanır. Melisa Gürpınar, Turgay Kantürk, Ahmet Necdet, Erol Özyiğit, Hakan Cem ve M. Kansu Haiku kitapları çıkan diğer şairlerdir. Bu kitapların dışında, Kadir Aydemir’in yayımladığı ilk Haiku dergisi anımsatılabilir: ‘Haikum’. Mevsimlik Haikular yazan tüm şairlere açık olan bu derginin şimdiye kadar 3 sayısı yayımlanır. Okurlarına sadece posta yoluyla, zarfa özellikle pul yapıştırılarak gönderilen bir dergidir bu. Bir başka anımsatmak istediğimiz bilgiyse Haiku’nun Nobel’i sayılan Uluslararası 10. Mainichi Haiku Yarışması’nda şair Yelda Karataş, büyük ödülü aldı.

Haiku’yu yazımızda gündeme getirmemizin nedeni, Haiku’yu yenileyen 17. yüzyıldaki büyük ustası Başo için, Oruç Aruoba tarafından hazırlanan oylumlu bir kitabın yayımlanmış olması. Bu kitabın adı Kelebek Düşleri. Başo görece hafif ve hatta eğlenceli de düşünülen bu şiire ağırbaşlılık ve bir anlamda da soyluluk kazandırmıştır. Aruoba, Başo için hazırlanan bu kitabı 1998 yılında Başo- ‘Haiku’ adıyla Varlık Yayınları’ndan çıkarmıştı. Şairin, araştırmacı titizliğiyle Başo ve Haiku tutkusunun özenli bir bileşeniydi bu kitap. Başo üzerine Türkçede hazırlanmış ilk kitaptı bu. Aruoba bununla yetinmemiş. Süren zaman içinde, Başo ve Haikularına dair okuma ve çalışmalarını genişletmiş, ulaşamadığı Başo ve Japon şiirine ilişkin çok sayıda yeni kaynaklar bulmuş. Kitabın başındaki deneme incelemesini genişletip geliştirmenin yanında, yepyeni Başo Haikuları daha çevirip, ortaya yepyeni ve o denli de özenli bir kitap daha çıkarmış. Metis’ten çıkan bu yeni kitaba da Kelebek Düşleri adını vermiş.

Kitap; yapısı, tasarımı ve sayfa düzeniyle oylumlu ama o denli de rahat okunan bir özelliğe sahip. Başo’nun Haiku’sunu Aruoba, en açık biçimiyle metninde şöyle özetler: “Haiku, Japon yazınında oluşmuş bir dizi geleneğin, bir kurucu/ yol açıcı ustanın (Başo’nun) yapıtında birleşerek dönüşmesi sonucu ortaya çıkmıştır. (s.28) yani Japonların binlerce yıl öncesine dayanan kısa şiir geleneğinin yepyeni bir vücuda dönüşmesidir bu. Tek bir seferde dile getirilen en küçük anlam bütünüdür. Haiku’nun en başta mevsimlere yazıldığı bilinir. Dolayısıyla da ana sembolleri hep doğa ve onun yaratıcıları, çocukları üzerinden bir imge evrenine dönüşür. Başo’dan beri klasikleşmiş bir hece düzeni üzerine kurulur: 5/7/5. Tabii ki bu sistemin, bozulmuş çok iyi örneklerine rastlanır. Hele konu, Haiku’nun Japoncadan farklı dillere çevrilişi olunca, bu sistemi bir bütün olarak kurmak daha da zor olacaktır. Aruoba, kapsamlı giriş yazısında, söz konusu şiirin daha birçok temel özelliğini metnine yansıtmakta. Dilindeki mütevazılık ve korunaklığın yanında, Aruoba’nın kendi yaratıp kitaplara dönüştürdüğü dil ve söylemle, tükettiği sözcük dünyasıyla da karşılaşılıyor. Kitaptaki metnini, tüm incelikleri ve biraz da akademik titizliğiyle yoğurup oluşturmuş. Bu süreç içinde yararlandığı kaynakları gösterip alıntılaması, aktarması saygı değer bir durum.
Felsefesi, yolculuktur haiku’nun

Aruoba, ilk Başo kitabından sonraki araştırmalarla ulaştığı bir takım temel kaynaklar yoluyla, ilk yapıtındaki birtakım ‘hataların’ özenle üstünde duruyor. Eski çevirilerini ayıklamalarla ‘Başo Haiku I’ başlığıyla kitaba yerleştiriyor. Diğer bölüm ‘Başo Haiku II’de ise sonradan edindiği ve okuduğu yeni Başo Haikularını ayrıca çevirip bu cilde ekliyor. Yeni bölümde, bazı eski çevirileri de var.

Bu kitapta, söz konusu ‘sıkı şiir’in bir başka özelliği, bu üç dizenin kendi başına bir anlam oluşturmasının yanında, tek tek veya iki ayrı dize olarak da okunması özgürlüğüne sahip olması. Tabii ki bunu Haiku’nun Başo gibi ustaları gerçekleştirebiliyor. Bu noktada, Aruoba’nın çeviri hassasiyeti daha anlaşılır oluyor. Haiku’nun ölümüne ciddi, ölümüne neşeli olduğundan da metinde dem vurmuştu. Bu Haikuları Türkçe olarak okuduğumuzda da, çoğu kez bu özelliklerin farkına varılıyor. Diğer bir çarpıcı durum ise, çoğu çeviri Haiku’nun altındaki dipnotlar. Şiirde, okurun hâkim olamayacağı, iki sözcüğün buluştuğu zaman ortaya çıkan yeni anlamın, Haiku yazan bazı önemli şairlerin mahlaslarının bu Haikulara girişi, bazı sözcüklerin mevsimsel karşılığı gibi bu şiirin birçok özelliği dipnotta da ya açıklanıyor ya da yorumlanıyor. Bu dipnotlar olmadan bizler bu Haikuların çok zor okunan, anlaşılması ve hissedilmesi zor olan bir yapının farkın varıyoruz.

Kelebek Düşleri’nde 275 Haiku var. Uzun giriş metninde, Başo’nun çok sayıda öğrencisi anımsatılıp, bu şairlerden çevirilere sıkça rastlanıyor. Metni deneme kıvamına da yaklaştıran bu örnekler. Ayrıca, Başo’nun kadın öğrencisi Çiyo-Ni’nin de bazı Haiku’ları küçük bir bölüm olarak, Başo haikularından önce yer alıyor. Oruç Aruoba’ya bu kitapta desteğiyle, bir de Nilgün Güven adı anılıyor. Metinden anladığımız kadarıyla Aruoba’nın bu Haiku yoldaşı artık yaşamıyor.

Haiku felsefesinin en önemli karşılığı, yolculuk. Başo’da neredeyse ömür boyu bir gezgin olarak yaşamış. Haikuları çoğu kez, yollarda tasarlamış, yazılmış. Ustalık dönemindeki yolculuklarında öğrencileri hep yanında, arkasında olmuş. Tapınaklarda konaklamış. Şairin Haikularında Zen inancının derin izleri yakalanıyor. Çevirilerde bu özellikler bile dikkat çekilmeye çalışılmış. Bu şiir de, yaşanan coğrafyanın, dağların, ovaların, denizlerin sembolü olan bitki, çiçek, böcek ve hayvanları hep şiirde bir anlam yükü ve zenginliği olarak yer almış. Örneğin, tarlaşkuşu, gugukkuşu, sülün, cırcır böceği, çekirge, karga, tilki, ipek böceği çoğu doğanın seslerini de simgeleyen böcekler, hayvanlar. Aynı çeşitlilik çiçekler bitkiler için de geçerli. Mevsimlerin, mevsim değişikliklerinin en açık karşılıkları bunlar. Başo’nun haikularının da olmazsa olmazı

Kelebek Düşleri, Başo ve Haiku’yu tüm inanç ve felsefesiyle tanımamız imkânını sağlıyor. Bir şiirin, dille nasıl bu denli damıtılabileceğini okura haber veriyor. Haiku’nun yüzyıllardır var oluşunu niye hâlâ sürdürdüğünün açık biçimde farkına varılıyor. Fırçayla yazılmaya başlanıp, kaleme dönüşmesinin serüveni metinde özetleniyor. Şu ana kadar, elimizdeki en oylumlu Haiku kitabı bu. Bize, ancak, Auroba’yı kutlamak kalıyor.

ORHAN KAHYAOĞLU / Radikal Kitap

Bir Cevap Yazın