“Şiirin ‘Yitik Ülke’sinde” / Haydar Ergülen’in Radikal Gazetesindeki Yazısı

Kadir Aydemir, kurduğu Yitik Ülke Yayınları’ndan kısa zamanda birçok kitap yayımladı. Bunlardan ikisi hikâye, üçü roman, dokuzu da şiir kitabı

HAYDAR ERGÜLEN

Genç kuşağın iyi şairlerinden Kadir Aydemir, önce şiir için esaslı bir tanım buldu, sonra da kurduğu yayınevine onu ad olarak seçti: Yitik Ülke Yayınları, çoğu ilk kitap, dokuz şiir, üç roman, iki de hikâye kitabı yayımladı kısa sürede. Asit ya da İksir, Onur Behramoğlu‘nun ilk kitabı. ‘Şair aile’nin en genci Onur’un kitabı adeta bir bayramyeri. Şair, dizelerinin babası değil henüz, ağabeyi. Ellerini sıkı sıkıya tutması bundan. Şiirlerinin üstüne başına titiz. Düğmesi kopmasın, gömleği dışarı çıkmasın diye sorumlu davranan bir şair-ağabey. Yolun başında bu itina iyi. Sonra hepsi o lunaparkta diyelim, meşrebine göre bir eğlence bulur ya da kederini seçer. ‘Ağabey’lik bazen olgun, bazen isyankâr bir biçimde yansıyor dizelerine: “hiçbir şey ölümünden daha fazla benzemez insana”, “değil mi ki sevdiğin sensiz de sevişmiştir”, “ben gidiyorum, korkmayın dünya döner/aşk ölmedi be ! O ölse çocuklar var!” Doğru, Onur gibi iyi şair-ağabeyleri var nasılsa.

Zehirli Rüya, Divaneliğe Dönen Pergel’le tanıdığımız Emel İrtem‘in ikinci kitabı. İrtem, daha ilk kitabıyla ‘şiirbozan’ şairlerden olacağını göstermişti, ‘dilbozan’, ‘kurgubozan’, ‘akılbozan’ şiiriyle. Şiirinin kendisi için de, okur için de alışkanlığa dönüşmesine izin vermeyen ‘anti-konformist’ tutumuyla, kelimelerin ‘kader’iyle de oynuyor, dizelerini ‘uyumsuzluğun uyumu’ denebilecek bir matematik içinde sıralıyor İrtem:”tuhaf bir yok oluş kalbin hissetmesi/bir baş dönmesi ve ölçünün kendisi” dediği gibi tıpkı, ‘ölçünün kendisi’, Emel İrtem’in şiiri. Şiirden alınacak bir ‘haz’ varsa, onu derinden, ‘damardan’ hissettiren bir şiir.

Yaprak Öz’ün ilk kitabı Fırtına Günlüğü. Şaşırtıcı bir yalınlık ve söyleyiş doğallığı ile, sanki bir çırpıda içinden dökülen sözcüklerin aslında bir şiire döküldüğünü sonradan fark etmiş gibi. Yazının müsveddesi olur ama, sözün provası olmaz. Öz de içinden gelenlere hiç dokunmadan, müdahale ederse içtenliği bozulur kaygısıyla belki de, onların şiir olmasına izin vermiş, iyi de etmiş. Zira “senin küçük kuş kalbin” kırılganlığında bir şiir bu: “Birlikte büyüyorsunuz/Onun aşk olduğunu bilmiyorsun” diyor. İyi ya, biz şiir olduğunu biliyoruz bunun.

Ay ve İstiridye, Metin Sefa‘nın uzun bir aradan sonraki ikinci kitabı. Bir dizesinde, “su, büyük su, arınamaz sular artırıyoruz sana…” dediği gibi, şiiri bulmak için değil, aramak için yazan bir şair Sefa. ‘İçe doğru’ bir arayış sözünü ettiğim, hem şiirin hem de kendisinin içine doğru. “Aramak, bulamamaktan iyidir”, Sefa’nın şiiri de bu ‘iç’ten iyiliği taşıyor.

Eski Kalp, Mustafa Atapay‘ın ilk kitabı. Atapay da İrtem gibi şiirin ‘tehlikeli’ sularında geziniyor, şiir aklını da içeren o ‘rasyonel akıl’la çarpışmayı göze alıyor. Üstelik kaybolmayı da göze alacak kadar açıklara gidiyor. Hem kıyıda durup hem de uzaklaşmayı bilmenin erken hünerine sahip. Bu şiirin kayıp öncüleri var da, kılavuzu yok. Atapay da şiirine hem öncülük, hem kılavuzluk ediyor: “Formül benmişim meğer ifritlerden kötü mustafa/on beş dakikada kabuğunu gördüm/çizgili çekirdek ölçülü kabuk/kırdım içi çıktı”, İrtem gibi Atapay da o ‘ölçülü’ kabuğu kıranlardan, ki şiiri ‘kırmak’ da sayılır bu, mevcut şiirden uzaklaşarak şiirin ‘yitik ülke’sine ulaşanlardan. Şiirin ‘eski kalp’ olduğunu da hatırlatanlardan.

‘Usta işi’ bir kitap
Öyküye de başlayan Kadir Aydemir‘in üçüncü şiir kitabı Rüzgârla Saklı. İnsanın içindeki doğa ve doğanın içindeki şiiri yazıyor Aydemir. Sanki ‘tabiatın terzisi’ gibi. Şirinin kumaşı has, malzemesi özenle seçilmiş ve sunumu gözalıcı. Dizeleri sözcüklerini, şiirleri dizelerini övüyor, okşuyor ama, ‘süslü’ bir şiir değil bu. Arkasında kumaşına da, malzemesine de güvenen bir şair var çünkü: “Sözcükler: Aramızda çatlayan/denizin mızrağı, etimden çıkmıyor!” Etimize saplanan mızrağı ancak iyi bir şiirle çıkarabiliriz. Aydemir’in şiirine ruh veren de bu bilgi işte, o her şeyden şiirle çıkabilir, ayrılıktan da!

Gri Hikâyeler de Göksel Bekmezci’nin ilk şiir kitabı. “Türkçe hüzünlü” uzun metraj şiirler. ‘Metraj’ diyorum, çünkü Bekmezci’nin şiirlerinde hikâye de var, sinema da, radyo konuşması da, bazıları telefon konuşması bile sayılabilir. Başka metinler ve denemeler yazmanın getirdiği bir ‘deneyim’ de hemen göze çarpıyor. Zaman zaman ‘yeraltı şiiri’ne kayıyor, zaman zaman küçük İskender sevgisi öne çıkıyor. Fakat tıpkı yazıldığı gibi akıcı bir biçimde de okunuyor. Gelecek kitaplarını merak ettiren bir şiir yazıyor Bekmezci.

Gelelim Gökçenur Ç.‘nin Her Kitabın El Kitabı adlı ilk şiir kitabına. Gökçenur’un şiirlerini dergilerde okurken de heyecanlanırdım. “Dedim ki halkın yıldızları göktedir” dizesiyle başlayan ‘Anlamak Gerekir mi?’ başlıklı şiirini unutamam. Şair, her ilk kitaba nasip olmayan yetkinlikte bir yapıt koymuş ortaya. Sadece ilk kitap olması hasebiyle değil, biriktirdikleriyle, Türk şiirine kazandırdıklarıyla da çok önemli bir kitap. Benim bu yılki bütün ödüllerimi çoktan kazandı bile. ‘Usta işi’ bir kitap olarak selamlıyorum Gökçenur Ç.’nin bu görkemli yapıtını.

Radikal Gazetesi Kitap Eki – 02/03/2007

Bir Cevap Yazın