Hikmet Temel Akarsu ile hayat üzerine ayaküstü bir söyleşi – #edebiyat

Hikmet Temel Akarsu ile söyleşi – Kadir Aydemir

***

-Nasılsınız; şu sıra neler yapıyorsunuz?

– Şu sıralar bu edebiyat ortamında yayımlamanın bir anlamı var mı; onu düşünüyorum.

-Neler izliyor ve okuyorsunuz?

– İzlemekten daha çok neler izlememem gerektiğini belirlemek hususunda gayret sarf ediyorum; teoriler geliştiriyorum. Bunun edebiyata yansıması olarak; goygoycu medyanın ve eyyamcı yazar mukallitlerinin gürültülerine aldanıp artık daha fazla çöp okumamak için edebiyatı 10 yıl geriden takip etmeye karar verdim. Eser adlarına ve kapaklarına bakmamaya; bulvar medyasının kitap ve hafta sonu eklerinde koca koca sayfalar kaplayan yazarlardan uzak durmaya başladım. Endüstriyel edebiyat ürünlerinden alabildiğince uzak durmaya çalışıyorum. Bir de sarışın gazeteci hatunların kucaklarına yatarak röportaj veren yazarları kitaplığımdan çıkarıyorum. Artık daha çok yayınevi seçiyorum. Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi şu günlerdeki favorim.

-Yeni kitabınız çıktı, hangi duygulardasınız, kitabınıza dair düşleriniz, beklentileriniz neler?

– Her kitabım çıktığında bir yok kişiye gönderilmiş olduğunu düşünürüm. Fazlaca bir beklentim yok. Bir sonraki kitabımın yayımlanmasına mani olmayacak bir ilgi derlemesi yeterli. Nitelikli edebiyatın geniş kesimlerce el üstünde tutulmasının imkânsız olduğunu bilebilecek kadar edebiyat kültürüne sahibim. Kitaplarımın gördüğü nakıs ilgi bu konuda bana cesaret veriyor. Doğru yolda olduğumu düşünmeme neden oluyor.

-Müzikle aranız nasıl, neler dinliyorsunuz?

– Müzikle aram çok iyidir. Hatta kimilerine göre müzik yazarı bile sayılıyorum. Son zamanlarda en çok gothic metal dinliyorum. Çünkü benim duygularıma en üst düzeyde karşılık gelen müzik türü bu. Bilirsiniz; gothic kültür kaybetmiş aristokrasinin ruhunu yansıtır. Koca bir şaton vardır. İçinde bir markisindir; ama devran dönmüştür; sen şatonu aydınlatacak kandillerin parasını bile çıkaramazsın; ama şatonun kalın taş duvarları dışında gelişen şıkır şıkır bir burjuva sınıfı vardır. Hepsi sonradan görmedir ama artık hepsi de senden iyi durumdadır. Kötü hisseder ve şatonun karanlık kuytularına sığınırsın. İnsan görmek istemezsin. İşte bu ruh halinin verdiği duyguları yansıtan o karamsar müzik Orta ve Kuzey Avrupa’da çok ama çok iyi yapılıyor. Bana da çok iyi geliyor. Duygularıma tercüman oluyor. Bir sır vereyim; bu müziğin yazarlarının hepsi de şair. Şiir bence artık bu damardan akıyor…

-Yeni projeleriniz var mı?

Var. Hem de gereğinden fazla. Ama artık okurla tek taraflı bir ilişki kurmak beni incitiyor. Sürekli almadan vermek… Bu artık olmuyor. Artık daha az yazmak; gerektiğinde yazmak; daha az yayımlamak ve nitelikli okurdan başkasını muhatap almayacak projelerde yer almak dileğindeyim. Okur tercih ettiği yazarla aslında kendi seviyesini de belirler. Ben bu anlamda okur kesimimize baktıkça umutsuzluğa kapılıyorum. Gerçekten de kültürel çoraklaşma ve beğeni düzeyi inanılır gibi değil. O zaman da madem bu okurlar böyle; onlar için değil; kendi beğenim için iş yapayım diyorsun. Giderek daha az sayıda işle gözükmeye başlıyorsun.

Bir Cevap Yazın