Hürrem’in memuriyeti fenaymış (Bir Heves Bir Kalas)


Yazıya başlamadan önce pazarlık yapalım. Çünkü gerekli bu… Öncelikle ödenekli tiyatrolara karşı değilim. “Devletin ve belediyelerin tiyatroları olmaz” fikrini sonuna kadar savunsam da, en azından var olanın kaldırılmasından yana değilim. Çünkü biliyorum devlet tiyatrosunu kapatırsak cemaat yani iktidar tiyatroları dönemi başlayacak bu ülkede. Hısım akrabanın vasat oyunları desteklenecek gerçekten tiyatro yapmak isteyenler avucunu yalayacak.

Böyle bir girizgâh yapmaktan utanıyorum ama ülkemin ödenekli tiyatroları, oyunları hakkında yazılan eleştiriler sonrasında, oyunlarını yeniden düşünmek yerine, eleştirene kızmak, hakaret etmek ve onu ödenekli tiyatro düşmanı olarak görmeyi, böyle lanse etmeyi seviyor. Onların bu sözlerinden sonra da ne yaparsanız yapın siz kesinlikle o kurumların düşmanısınız. Ama asıl düşmanlar eleştirenler değilmiş… Son dönem Ankara Devlet Tiyatroları’nda yaşananlar bunu gösteriyor. Hatta bu kurumların varlığının neler yarattığını da gösteriyor. Tiyatronun sahibi devlet ya da belediye olursa, devlet ya da belediyenin sahibinin karısı, kızı, oğlu, yakın akrabası, eşi-dostu, konu-komşusu gelir sana patronun kim olduğunu hatırlatır. Turizmle melezleştirilmiş kültür bakanlığının başındaki adam da oyuncusunu savunmak yerine “haddinizi bilin” diye ortalıkta dolaşmaya başlar… Hatta salonun seyirci görülmesin diye karartıldığını zanneder, “neden seyirciyle ilişki kuruyorsun” diye tiyatrodan anlamadığını açık açık ortaya koyar… Yönetmeninden oyuncusuna kadar herkes de alkışlar bu sözleri, bu davranışları… Kimse itiraz edemez. Öyle yapmak zorundadırlar; çünkü memuriyet böyle bir şeydir. Ödenekli tiyatroların tamamının sorunu da budur: Oyuncudan devlet memuru, belediye çalışanı yaratmak…

Ödenekli tiyatroların oyunculardan nasıl memur yarattığı Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın İstanbul turnesinde ayan beyan ortaya çıktı. Gökhan Soylu’nun yönettiği “Gayri Resmi Hürrem,” bir tiyatro oyunundan ziyade çokça masraf edilmiş bir okul müsameresi gibi duruyordu.

“Muhteşem Yüzyıl” dizisiyle neredeyse herkesin hane halkından biri olarak kabul ettiği Hürrem Sultan, Özen Yula’nın oyununda bambaşka bir kimlikle seyirci karşısına çıkıyor. Yani diziden daha gerçek ve daha başarılı yaratılmış bir karakter… İktidarı eline geçirmiş, Kanuni’yi parmağının ucunda oynatan; hatta, kendinin değil de Kanuni’nin Osmanlı’yı yönettiğine herkesi inandıran Hürrem Sultan’ın son dönemini anlatıyor Özen Yula… Hürrem, iktidar hırsıyla yaptıklarının bedelini yalnız kalarak ödüyor. Gizlendiği odasında öldürttüğü insanların hayallerini görüyor… İç hesaplaşmaları bitmek tükenmek bilmiyor. Ve en kötüsü, en acımasızıyla da karşı karşıya kalıyor: Vicdan azabı ruhunu kemiriyor. Hürrem’in kendini kurtarma planlarından sonra anlıyoruz ki her şey bir aldatmaca, gerçek ise bambaşka. Devir Hürrem’in değil, Kösem Sultan’ın devri… İkisinin devrinde de erkekler savaşçılık oynarken Osmanlı’yı kadınlar yönetiyor…

Özen Yula’nın oyunu “Gayri Resmi Hürrem” pek çok kez oynandı. Hatta çok başarılı ve akılda kalıcı temsilleri de mevcut. Oyun, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği versiyonuyla önceki oyunları hatırlatmakla kalmıyor, onların özlemi seyircinin burun kanatlarından bir an bile uzaklaşmıyor. Kötü oyunculuk, kötü oyuncu yönetimi, sığ ifadeler ve aksayan sahne trafiği… Daha benzeri birçok şey oyunun muhteviyatını oluşturuyor. Bu oyunu böyle sahnelemeye devam etmek oyuna yapılan bir haksızlık…

Oyunda Özlem Boyacı, Özlem Baykara Danacı, Çiğdem Altuğ, Su Öskarataş, Burcu Alp, Zuhal Lale ve Gülşah Eraraç’ın rol alıyor. Diğerleri için söyleyecek pek bir şey olmasa da Boyacı ve Danacı’nın oyunu bir kez daha gözden geçirmeleri geriyor. Sadece oyunu değil, kendi oyunculuklarını da yeniden düşünmeliler. Bu haliyle sahnede olan biten, herkesin kendini memuriyete kaptırmış olduğunu gösteriyor. Sevdikleri ve istedikleri için orada değiller de, sadece maaş karşılığı bir şeyler yapmaları gerekmiş gibi… Sahneye çıkmışlar ve rollerini üzerine hiçbir şey koymadan canlandırıyorlar. Hal böyle olunca da seyirci bir süreden sonra sıkılmaya başlıyor. Haklılar da bunu yapmakta, çünkü sahnedekinin Hürrem Sultan olmadığını herkes biliyor. Özelikle Özlem Boyacı rolünün gerçekliğinden ziyade, o rolden ne kadar sıkıldığını izleyiciye geçiriyor.

İnsanlar tiyatroya gidip ziyadesiyle sıkılacaksa her şey manasız gelir onlara. “Senede eli yüzü düzgün iki üç oyundan fazla bir şey yaratamayan, ama 200 oyunluk para harcayan bir kurum kapansa ne olur açık kalsa ne olur” diye düşünecek tabii ki…

Bir Cevap Yazın