İstiklal Caddesi’nde Ay ve Aynalara Çarpmak – Kadir Aydemir

Yanından geçtiğimiz bütün masalar dolu. Rakı içecek yer yok. Sonunda sakin bir yer bulduk Asmalı’da. Hava kararmaya başlıyor. Rakı.. Buz lütfen… yavaş yavaş parlıyor gözlerimiz. Ay iniyor örümcek gibi bir Rum apartmanının üstüne. Kediler suskun. İçtikçe uzaklaşıyoruz bu kentten, her şeyden, gülümsüyoruz, aşktan konuşuyoruz. Alkol siyah bir pelerin gibi. Çatalın keskin ucunu tabağa sürtüyorum. Peyniri gırtlağımda bekletiyorum, tuz bu, acı çektiriyorum durduk yerde kendime, sonra buz gibi beyaz rakı iniyor aşağı. Bir ara yüzümü yıkamaya gidiyorum meyhanede. Çıkışta, içerde, aynalara bakıyorum. Onlarca ayna… Yüzümü inceliyorum. Çirkin buluyorum kendimi. Eski bir ayna bu, sihirli gibi geliyor. Beyaz dişlerim, gözbebeklerim, yüzümdeki ben, işte ben buyum. Kendimle ilgili ne düşünüyorum tam şekillenmeden yaşlı bir kadın koluma yapışıyor.

“Bu aynalarda durup kendini inceleyen nadir kişilerden birisin sen,” diyor kadın. Yüzüne bakıyorum, asil bir kadın, renkli gözleri pars gibi.

Gülümsüyorum. “Bu kadar ayna…” diyorum “Geçmişle bir hesaplaşma mı? Bir kaçış mı?”

Çok seviniyor kadın, kolumu daha sıkı kavrıyor sevgiyle. Ruhtaş bir insan… “Geçmişimle yüzleşiyorum,” diyor. Paris’te yılları geçmiş… bazı insanlar neden bana yüzyıllardır tanıdık gibi gelir anlamam… “Aynaları seviyorum,” diyor bana. “Ben de severim,” diyorum. Mesleğimi soruyor, gazeteci ve yazar olduğumdan bahsediyorum kısaca, yıllardır benim o aynaya bakmamı bekliyormuş hissi doğuyor içime. “Aynalarla ilgili bir şiirim var,” diyorum. “Elyazısıyla bırak bana,” diyor. Masama dönüyorum. Hesabı ödeyip uzaklaşıyoruz oradan. Kedilerin sesini duyuyorum. Ay, biz yürüdükçe yer değiştiriyor.

Kadir Aydemir

Bir Cevap Yazın