Mehmet Ünver ile “İzansız Mahalle” romanı üzerine söyleşi

MEHMET ÜNVER İLE ‘İZANSIZ MAHALLE’ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Söyleşi: Güzel Zeynep Süphandağ

İnsan en çok ne zaman dürüsttür sorusuna cevabım hep ‘çocukken’ olmuştur. Algılarımız masumdur çocukken, olaylara bakış açımız hiçbir yetişkinin bakamayacağı kadar derin ve sevimlidir. Çocukluğunuzu bir hatırlayın, ‘E, bu kral çıplak yahu!’ diye bağıranızdır hepimiz (ileri ki yaşlarınızda bu cümleyi sarf ettiğinizde dışlanırsınız o ayrı mesele) henüz ruhlarımız esir alınmamış; egoların, ayarlanmaların, statükoların himayesine girmemişizdir. Anlayacağınız dipçik gibi bir zihin, tertemiz bir düşünce yapısı ve sonradan çatır çutur kırılacağından henüz haberimizin olmadığı berrak hayallerimiz vardır. Hal böyle olunca da 12 yaşında bir anlatıcının gözünden görünen dünyayı okuduğumuzda, o roman bize pek bir dürüst gelir. Şunu söylemeliyim ki İzansız Mahalle’yi okuduğunuzda tüm duygulardan çok hüzünleneceksiniz, her sayfa çevirişi ‘Bizler ne ara böyle olduk?’ sorgusunu getirecek beraberinde. Kendinize cevaplar arayacak daldıkça dalacaksınız en sonunda ‘Büyüdük be’ klişe cevabından ziyade çok daha ötesini bulacaksınız…

Mehmet Ünver, kendine has eğlenceli üslubuyla nefis bir İstanbul romanı sunmuş bizlere. ‘İnsan’ı bir de çocuktan dinleyin tadında bazen çok güldüren ama başta da söylediğim gibi daha çok hüzünlendiren bir roman. İstisnasız herkesin kendinden bir şeyler bulacağı olaylar silsilesine girdiğinizde İzansız mahallenin bir ferdi oluyorsunuz artık, Mehmet Ünver bunu size zorla yaptırıyor da diyebilirim. Başlarına geleceklerden habersiz, yaşamlarını sürdüren mahallelilerin yaşadıkları trajikomik olaylar okuyucuya, 12 yaşındaki Mehmet’in gözünden aktarılıyor. Çocukken nasıl çok sevdiğimiz insanların bize çok yakışıklı/güzel göründüğünü, çocuk gözünden aile ve ev kavramını, güzel gönüllülüğü, merhamet duygusunu, zenginlik/fakirlik mefhumunu, utanmayı, kızmayı safça hatırlatıyor. Müslüman ve gayrimüslim mezarlıklarının yan yana olduğu, ne kadar didişilse de her yardıma koşulduğu ayrımsız zihinler, o yaşlarda saplanan ömür boyu bir yara olarak kalan okullardaki zengin/fakir muameleleri ve dünyaya başkaldırma isteği yerine ışıltılı güzel bir yerin hala var olduğuna inanan küçük güzel insanlar… Sezen Aksu’nun da dediği gibi ‘Kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan/ İçindeki çocuğa sarıl/ Sana insanı anlatır’ öyleyse kitabın şarkısı Sezen Aksu’dan Masum Değiliz olsun. Hayat kargaşasında kendinizi hatırlamak için ve biraz uzaklaşmak için terapi niteliğinde bir roman… Mehmet Ünver’in ithaf cümlesi içleri ısıtan cinsten:

Bu kitap, hala dürüst ve masum kalabilmiş olanlara adanmıştır. Bütün güzellikler onların olsun.’

G.Z.S.: Öncelikle kaleminize sağlık, çok büyük keyifle okunan bir roman.Derinlere işleyen, bazı hüzünlü olaylara anlatım saflığına dayalı kahkaha attıran; bazı yerlerde gözleri dolduran kısacası okudukça yaşadığımız bir roman… Bunu nasıl sağladınız?

M.Ü.: Elbette, geçmişten, çocukluğumdan ve pastel renkli yıllarım diye andığım o dönemde çevremde yaşayan insanlardan aldım bu ilhamı. Çünkü her biri bir roman kahramanı olabilecek denli ilginç karakterlerdi. Hem kişiler hem de yaşanan olaylar bizdendi. Yaşamımın bir döneminde bir yerlerde onlarla karşılaşmış ve o olayları birlikte yaşamış, acıları sevinçleri birlikte göğüslemiştik. Karakterler ve yaşananlar için geçmişimden çıkış alarak yazmaya başladığım için öyküyü kurmak da kolay oldu.

G.Z.S.: Karakterleri yaratma sürecinden bahseder misiniz? Romanın, başında her ne kadar gerçek kişi ve olaylarla ilgisi olmadığını belirtseniz de bir parça yaşanmışlık söz konusu mu? Anlatıcıyla adaş olmanız tesadüf mü mesela?

M.Ü.: Karakterlerin çoğu yaşamımda bir şekilde yer almış kişiler oldukları için onları yaratmak ve olay örgüsünü kurmak benim için bir tür anılara dönmek gibi oldu. Yazdıkça anımsadım. Tüm o insanlar bir resmigeçit yapar gibi gözümün önünden geçtiler. “Bunu yaşamıştık, o da vardı bu olayın içinde” diyordum kendi kendime. Onlar mahallemizin ağabeyleri, ablaları, teyzeleri, manavı, kasabı, bakkalıydı. Çocukluk dönemimde hepsini tanıdım. Anlatıcının benimle aynı isimde olması bir rastlantı değil. Çünkü o aslında benim.

G.Z.S.: Romanınızı dürüst ve masum kalabilmiş insanlara adamışsınız… Sizce yaşadığımız dünyada bu mümkün müdür? Mehmet karakteri büyüdüğünde bu naifliğini koruyabilir miydi?

M.Ü.: Bugün elli sekiz yaşımdayım. Ve içimdeki çocuğu, o çocuğun dürüstlüğünü ve naifliğini hala koruyorum. En büyük sermayem bu aslında. Peki herkes koruyabiliyor mu? Bu soruya keşke öyle olsaydı diye yanıt verebilirim ancak.

G.Z.S.: Neden bir çocuk anlatıcı?

M.Ü.:Çocuklar her zaman tarafsızdır ve en zor şartlarda bile tarafsızlıklarını korurlar. Menfaat hesapları yapmazlar, ileriye yatırım amaçlı düşünmezler. Anı yaşarlar ve dürüst yaşarlar. Bu nedenle evvelce basılmış üç romanımın anlatıcısının da çocuk oluşu özel tercihimdi.

G.Z.S.:Anladığım kadarıyla mahallenin resmi adı ‘İzansız’ değil, izansız; mahalleye takılan bir ad öyleyse mahalleli için etraflarında olup bitenin farkında olan insanlar diyebilir miyiz? Farkında olan ve değiştirmek için çaba harcamayan insanlar ya da cesareti olmayan…

M.Ü.: Mahallenin ismi o bölgede yaşayan insanların hiç beklemedikleri bir anda kaderlerini değiştirecek şekilde birbiri ardına patlak veren olaylar sonrasında değişir. Elbette resmi olarak değil ama milletin diline düşmek şeklinde olur bu. Mahalle sakinleri hiç ummadıkları bir anda, sonradan gelip yerleşen iki hafifmeşrep genç kızın neden olduğu kimi komik kimi gerginlik yaratan ama sonuçları hep sarsıcı olan olayların içinde buluverirler kendilerini. Şaşkınlıklarını üzerlerinden atamadan olaylar hızla gelişir. Ve neye uğradıklarını anlayamadan gazete sayfalarına kadar düşerler. Mahallenin ismi bir anda “İzansız Mahalle’ye” çıkar. Burada yaşayan insanlar uzun yıllardır huzurlu komşuluk ilişkileri içinde, günlük, sıradan hayatlarını sürdürmüşlerdir. Bu ani gelişmeyi durduracak ve değiştirecek güçleri yoktur ne yazık ki. Kitapta da yazdığım gibi, rayından çıkan bir trenin sürüklenmekte olan vagonundaymışçasına korkulu gözlerle izlerler başlarına gelecekleri. Çünkü bir anda hiç alışmadıkları bir yaşamın içinde bulmuşlardır kendilerini.

G.Z.S.:İzansız Mahalle’nin devamını yazmak gibi bir düşünceniz var mı? Ne olacağına dair meraklandığımız birçok olay var onları bizim hayal dünyamıza mı bırakmayı tercih ediyorsunuz?

M.Ü.: “İzansız Mahalle’nin” devamı niteliğinde olacak sürpriz bir roman üzerine çalışıyorum. Gelecek sezon yayımlanacak. O güne kadar okurlarımı hayal güçleriyle baş başa bırakıyorum.

G.Z.S.: Son olarak ‘İzansız Mahalle’ ile vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

M.Ü.: Bizler çok güzel bir dönemde yaşadık. Komşuların gerçek komşu, dostların gerçek dost olduğu, yaşantının huzur içinde sürüp gittiği masum yıllardı. Bir komşuda pişen yemek muhakkak diğer komşuya ikram edilirdi. Yazlık sinemada bir film izlemek, radyoda piyes dinlemek, kışın ailecek soba başında oturup sohbet etmek herkese yeter de artardı bile. Renkli TV’ler, uydu kanalları, internet yoktu. Ama mutluyduk. Kitabımda mesaj vermekten çok o günlere olan özlemimi dile getirmek istedim. Keşke yeni kuşaklar da o günleri yaşayabilseler. Ayrıca kitabımı okuyan okurlarımın eleştirilerini “facebook” sayfamda yazmalarını bekliyorum. Çok teşekkür ederim.

GÜZEL ZEYNEP SÜPHANDAĞ

HAZİRAN 2015