Jack Gilbert şiirleri – Çeviri: Tamara Wilson

jack gilbert

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Jack Gilbert Şiirleri – Çeviren: Tamara Wilson

 

Benim şairlerim; Jack Gilbert / Tamara Wilson
 
“Artık dilimize gelmeyen, kayıp  sözcükleri düşlüyorum; ifade edebilmek için bir yerlerde yitirdiklerimizi.”

Bazı şairler vardır, tek bir sözcük, bir dizeyle gelip eklenirler kendiliğinden yaşamınızın rutinine, ritmine. Farkında bile değilken siz, imge-bellek ilişkisinde yeni bir halka olur, yerleşirler en önlere. Ne daha önce duyulmamış metaforlar kullanmaları, ne buharı üzerinde tüten  aliterasyonların yankıları, ne de şiirin temasına en uyumlu formu bulup, yaratıp ya da, yeni bir ebedi akıma imza atıyor olmalarıyla ilintilidir bu sairlerin farkı.

Gündeliğin duyularımızı  nötrleyen uğultusu içinde görüp de adlandırmamayı yeğlediğimiz, minor notalarda duyumsayıp, major notalarda seslendirmeyi tercih ettiğimiz, bilinç ve bilinçaltının iki parantez arası arafına sıkıştırdığımız yaşanmışlık veya yaşanmamışlıklara tuttukları aynanın yansımasında bulmamızda saklıdır kendimizi, onların mitik dili, sanatı.

Böyle şairlerdendir Jack Gilbert benim için. Nehre atılan bir çakıl tanesinin etrafında oluşan halkalar gibi, çakılın usulca süzülüşü gibi derinelerine suyun, Gilbert şiirleri de halka halka büyüyüp, süzülür okurun yüreğine, zihnine.

Edebiyat dunyasına 1962 yılında,  kendisine Yale Genç Şairler Ödülünü kazandıran Views of Jeopardy (Tehlikenin Yansımaları) adlı seçkisiyle efsanevi bir giriş yapan Jack Gilbert, 1963’te de William Carlos Williams ve Robert Frost gibi duayenlerle birlikte Pulitzer Ödülü  için de aday gösterilir.
Yaşamı olanca ironisi, şiddeti, hüznü, öfkesi ve neşesiyle resimlediği şiirlerindeki, kristal berraklık, sade bir lirizmle örülmüş, yumuşak ama sarsıcı güç, mekâna ve öznesine atfettiği yalın dil; sadece bir ödülü değil, Theodore Roethke, Stanley Kunitz, Stephen Spender’ ın da içinde bulunduğu edebiyat ve akademi dünyasının takdirini de getirir.

Kazanmak veya kaybetmek gibi kaygıları olmayan Gilbert, Sarah Fay’le  Paris Review için yaptığı söyleşide şöyle değinir bu döneme;
“ Altı ay  sürdü kariyer şairi olmadığımı  anlamam. Yemekler, kokteyller, konferans ve resitaller… Şöhret keyifli bir şey ama ilginç değil. Fark edilmiş olmak hoşuma gitti elbette, minnet de duydum benden övgüyle bahsedenlere ama sürekli övgü almak  değildi  istediğim ve buna endekslemek istemedim kendimi.. Yapmak istediğim, yaşamak istediğim şeyler vardı  benim.”

Kitabın yayımlanmasının ardından aldığı Guggenheim bursuyla uzaklaşır Amerika’dan; İngiltere, Danimarka ve Yunanistan’da yaşar uzunca bir zaman. Turist değildir ancak bulunduğu bu ülkelerde Gilbert, sıradan bir vatandaş neyi, nasıl yaşıyorsa, o da onu yaşar, ekler duygu belleğine ve taşır bizi de şiirleriyle o yerlerdeki insanların gündeliğine.  A Stubborn Ode (Inatci Bir Gazel)’dan aldığım bu dizede sunduğu gibi bizlere:
“Kalküta'da  dilenciler çocuklarının gözlerini kör ederken, zenginler var orada bir yerlerde, ünlü arkadaşlarıyla yemekte, gösterişli evlerinde akan suları…”

Dönemin Amerika-endeksli edebi taleplerinden ve belirli bir raf ömrü olan ‘moda’ söylemlerinden, kutsal saydığı yaşamı ve şiiri “gönüllü sürgünü”nün zırhıyla sakınmış, korumuştur Gilbert. Post-modernist akıma ithafen kaleme aldığı Cesaret Anormal Olmak  Degildir (Abnormal Is not Courage) ve Bir Tür Sürgündür Nitelik şiirleri sessiz bir protesto niteliğindedir. Zira Gilbert’a gore
 “ Şiir, özden ve aslolanı  görünür kılmamızı sağlayan  ender değerlerdendir; ciddi bir aciliyeti ve önemi olan.” Ve şairin sadakati bu öze olmalıdır, dönemin moda akımına değil.

Makyajsızdır tercih ettiği sözcükler; imasiz, yalin ama bir o kadar da derin ve yoğun. Kayıtsız bir kabullenişle gözler “zekice” kurulmuş kelime oyunlarını, sevmez agdalı anlatımları, bir çeşit  zihinsel aktivite veya sözel bir eğlence gibi kurgulanan  post-modern siirin dokusunu, soyutluğunu. Amerika’nın saygın yayınevlerinden olan Caliban Books’un kurucusu John Schulman ‘ın “Muhtemelen yaşayan en büyük şairiydi Amerika’nın" dedigi Gilbert, vefat ettiği  2012 yılına kadar sadece dört şiir kitabi sunar okuyucusuna; açlığı hissetmektir yaşamı tüm renkliliği, monotonluğu, hüznü ve coşkusuyla. Şair doğmuş her ölümlünün  duyduğu  o aşina telaş ve tutku vardır  hayata bakışında, farkına vararak çerçevelemek isteyen içinde bulunulan anı. Ve şairin derdi, yaşama dair, yani yazmaya değer şeyleri keşfedip, duyumsayarak ölümsüzleştirmek olmalıdır, bir yürek ve kalem yardımıyla. Tam da bu sebepledir ki, şiirlerinin kendisi hakkında değil, yaşadıklarından arda kalan, kazıyıp çıkardığı “hazineler”le ilgili olduğunu söyler Jack Gilbert verdiği mülakatlarda.

1995 yılında Lannan Vakfı için Jody AllenRondolph’ın gerçekleştirdiği röportajda,"Şiirin profösyoneli değil, çiftçiyim ben.” diyerek açıklar yayımlananan kitapları arasındaki takvimsel mesafeyi. Monolithos adını verdiği ikinci seçki tam yirmi sene sonra çıktığında,  Gilbert şiirinin geç kalmak, dönemin ruhunu yakalamak gibi telasları olmadığını görürüz bir kez daha. Stanley Kunitz ve American Poetry Review Prize ödülleriyle taçlandırılan koleksiyon, 1984’te Graywolf Yayınları tarafından, sınırlı sayıda sunularak ikinci baskısını yaptığında, edebiyat dünyasında nadir görülen bir mucizeye de imza atacaktır,okurun yoğun talebi üzerine ikiyüzelli  dolara kadar yükselmiş fiyatiyla.
İki bölümden oluşan Monolithos, adını Gilbert’ın  Santorini’de yaşadığı evin arkasında bulunan ve bölgeye adını veren tepenin isminden alır; kitabin yeni şiirleri kapsayan ikinci bölümüdür bu, aşka ve aşkın düşbozumuna adanmış bir günce, içsel bir monolog niteliğinde olan. Birinci bölümse, ilk seçkinin yenilenmiş versiyonlarına ayrılmıştır. Sonraları  kaybedilmiş cennetlerden saydığı, o bakir ve tenha Paros ve Santorini günlerinden, bir kartpostal gönderir  bize adeta  A Brief for the Defense (Savunma için kıss bir not) adlı şiiriyle:

“Avuç içi kadar bir limanda demir atmiş duruyoruz, küçük  bir geminin pruvasında gene, karşımızda uyumakta olan bir ada. Sahilde kepenkleri indirilmiş  üç kafe, çırılçıplak  yanan bir sokak lambası bir de. Yaklaşan kayığın, soluk kürek çekişleri duyduğumuz,gecenin sessizliği  içinde, yavaşça dışarı sonra içeri yine, bir tek bu an değer gelecek yılların tüm hüznüne işte.”
 
1925 yılında Pittsburgh’da orta sınıf bir aileye doğan Jack Gilbert’ın çocukluğu,  Amerika’nın Büyük Depresyon döneminin gölgesinde geçer. Çelik madeninde işçi olarak çalışan, disleksiksi nedeniyle okuyamamış bir babası ve büyükbabasının çiftliğinde çalışarak aileye destek olmaya çalışan bir annesi vardır. Jack için Pittsburgh  her zaman “devasa” şeylerin şehridir. Devasa bir maden ocaği  vardır orada, sozgelimi, devasa bir nehir, devasa bir köprü ve gokyüzü madenden baktiginda…

Pittsburgh’un sanayi dumanlarıyla  külrengine bürünen seması altında geçen çocukluğu, aşkı, yaşamın varlık-yokluk arası  zigzaglarla örülü fay hatları, ölüm aşkın ve yoksunluğunun dile getirildiği şiirleinde, Gilbert’in gözüyle tanıklık etmez, soluruz da onunla birlikte o duygu yoğunluğunu derinlerde.

1994’te yayımlanan The Great Fires (Büyük  Yangınlar) heykeltraş olan ikinci eşi Michiko Gonimo’nun ölümünden sonra kaleme aldığı, içsel  bir meditasyon niteleğindedir bir bakıma. Bir bütünden geriye kalan yarım olmanın eksikliğini, elemin medcezirlerinde verilen varoluş mücadelesini, kendimize katarak yaşarız biz de Gilbert'la birlikte. Michigo’nun  yokluğuna duyduğu sadakate  ithaf ettiği Betrothed (Adanmis Olan)'dan aldığım bu dizede görüldüğü üzere;

“Yürürken kendi adımlarını duyarsın karda. Yokluğunu kuşların. Öyle dört başı mamur bir sessizliktir ki o, fısıldayan sesini duyarsın içinde bir yerlerde."

Bir sonraki seçkisi  Refusing Heaven (Cenneti Reddetmek) ‘la oniki yıl sonra 2005 yılında yeniden bulusur okuruyla, Jack Gilbert. Kronikleşmiş melankoliye ve zamanın mekanikleşen ruhuna inat, kutsar yaşamı bir tebessüm ve melodiyle şair. Kitabın yayımlanmasının  ardından verdiği bir mulakatta, artık seksen yasinda olan Jack;
 “Cenneti düşündüğümde, her yerin aynı renkte olduğu, kusursuz bir yer beliriyor gözümün önünde; aşık olamayacağım ve sadece mutluluk içinde oradan oraya süzülüyor olduğum  bir yer. Ve ben bu yerin dunyadan daha güzel olabileceğini hayal edemiyorum.” sözleriyle açıklar  koleksiyona verdiği  ismi.
Otuzyedi yaşında başlayan şiir yolculuğunu on, yirmi yıllık  ‘yaşam parantezleriyle’ sürdürmesi  kanıksanmış  olan Gilbert, seksenlerine geldiğinde belki şiire, belki de yaşama duyduğu  o tutkulu telaş sebebiyle, hem yayınevini, hem de okurunu şaşırtarak  Dans Herseyden Fazla adını verdiği koleksiyonuyla ilk defa dört yıl gibi kısa bir aradan sonra yeniden buluşur okuruyla 2009'da. Üç yıl sonra, 13 Kasım'da uzunca bir suredir mucadele ettigi alzheimera yenik düşecektir Gilbert seksenyedi yaşında.

O kadar uzun, ya da Gilbertvari bir aşkla yaşayabilir mi günümüz şairleri bilmiyorum ama eğer bir yalnızlık nedensiz gelip konmuşsa sol omzunuza, eğer kaybetmişseniz pusulanızı bu toz bulutunun kaosunda, bir tür  distopya olmuşsa geçmiş gidilmez, görülmez diyarlarda, Gilbert şiirine  yer verin derim; iyi gelecektir mutlaka.
  

 

Yağmur

Bu yenilgi birden
Bu yağmur
Külleşti maviler
Kahverengiler grileşti
Ve sarı
Korkunç bir kehribar şimdi

Soğuk caddelerde
Senin sıcak vücudun
Girdiğim her odada
Senin sıcak vücudun
Tüm bu kalabalığın içinde
Senin yokluğun
Ve insanlar
Hiç bir zaman sen olmayan

Ağaçlara karışmışım kaç zamandır
Fazlasıyla kanıksamışım dağları da
Bir alışkanlık olmuşken huzur bana
Şimdi
Aniden
Bu yağmur.

 

 

 


İnatçı Bir Gazel

Hepsi. Yatağın altında faresi için dişlerine fıstık ezmesi sürüp bekleyen akıllı kadın. Kalküta'da kör ederken çocuklarının gözlerini dilenciler, bir yerlerde zenginler var ünlü arkadaşlarıyla yemekte,akan suları görkemli
evlerinde.
Kamakura'da Michiko-gömülü. Acımasız güneşin altında, bitap düşmüş çiftçiler arpa öğutmekten bütün gün dönerken eşeklerinin peşisıra.
Yaşlanırken güzel kadınlar,kalplerimiz alışmakta. Azalıyoruz hepimiz,birşeylerin daha farklı olmuş olabileceğinin farkına vardıkça. Gordon akıl hastanesinden salındığında, bulamadı Hayden'ı son bir hoşçakalla vedalaşmaya. Sekizinci Koridor'u bırakırken ardında, tutunamadı gözyaşları bodrum penceresinin öbür yanındaki yüzü tanıyınca. Ve ben yine de diyorum hala. Yine de…

 


 

 

Geriye Birşeyler Bırakmaya Çalışmak

 

Muhteşem bir şevkat olurdu hüznünde oraya her gittiğimde. Bildiği gibi bu aramızdakinin hiç bir yere gitmediğini, bilirdi karımı ne çok sevdiğimi de.
Sonu beklerken birbirine yardım eden yaralılar gibiydik biz ikimiz.
Merak eder dururum şimdi, anlamış mıydık o Danimarka ikindilerinin mutlululuğu tarif ettiğini.
Konuşmazdık çoğu zaman. O ev işlerine bakarken, ben bebeğiyle ilgilenirdim.
Pittsburgh diye fısıldarken o minik kulaklarına, hop havaya, biraz daha yükseğe, biraz daha. Pittsburgh ve mutluluk ta orada,yukarıda. Bir iz bırakabilmenin tek yolu ufacık da olsa.
Bahsederken birileri Amerika'nın artık yıkıntılar arasında olan çelik şehrinden, hesapsız sevinci hissedebilsin diye bebeği tüm yaşamı boyunca ve neredeyse hatırlayarak belki önemli birşeylerin yitirildiğini her defasında.

 

Jack Gilbert Şiirleri – Çeviren: Tamara Wilson