KİMİN SEÇİMİ

11 Haziran 2025- Dünya Ekonomi ve Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi – 136. Kat – Toplantı Salonu

Hafta başından bu yana durdurak bilmeksizin düşüşe geçmiş dünya borsalarına ve artık bir felakete dönüşmeye yüz tutmuş uluslararası ekonomik görüntüye rağmen başkan George Alain Gilbert soğukkanlılığını korumayı başarmış görünüyordu. Zaman zaman yanındakilere takılıyor, dünyanın farklı finans merkezlerinden gelen uzmanlarla kafa bularak ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Oysaki çaresiz bir bekleyiş içerisinde, endişeli gözlerle etraflarına bakınıp duran ekonomist takımının gergin dudakları, yalandan gülümserken bile, ağlamaklıydı. Nasıl olmasındı ki ? Sadece ilk iki günde 2008 Ekonomik Bunalımı’nın yol açtığı zararları bile solda sıfır bırakacak ölçüde önemli kayıplar verilmiş, dünyanın en önde gelen enerji ve çevre teknolojisi devlerinin kasaları tam takır oluvermişti. Milyarlarca insanı ekonomik yıkımdan çekip çıkaracak kararları almanın ağırlığı da, bu toplantıya katılanların omuzlarına yüklenmişti.

Çok geçmeden yuvarlak masanın gecikmeli konuğu, robot teknolojisi konusunda dünya çapında bir duayen olarak tanınan bay Pramesh Singh kapıyı vurmaksızın, kan ter içinde içeri girdi ve hatasını kabullenircesine gözlerini saatine çevirdikten sonra, mahçupca başkanı selamladı. Alain Gilbert de başını hafifçe eğerek nazikçe karşılık verdikten sonra, etraftaki bir anlık sessizlikten istifade edip yüzünü konuklarına çevirdi ve herkese katılımları için teşekkür etti :

« Hepimizin bildiği gibi 2008’de başlayan « Büyük Ekonomik Bunalım »ın bir daha vuku bulmasını engellemek amacıyla, 2015 yılından beri tüm finans ve menkul kıymet sistemimizi robotlara emanet etmiş durumdayız. Borsalarda daha isabetli kararlar alınabilsin, bankalar daha doğru yatırımlara kredi açabilsin, şirket menkul değerleri daha güvenli, hatta yanılmayan ellere teslim edilebilsin diye… Aslına bakarsanız, bugün burada toplanmamıza neden olan bu yeni ve devasa ekonomik kriz boy gösterinceye kadar da işler harika gidiyordu. Bu yanılmaz dediğimiz dijital aletler, hafta başından bu yana, inadına yapar gibi, dev bütçeli enerji ve çevre kuruluşlarının hisse senetleri başta olmak üzere, borsaları allak bullak ettiler. Kağıtları pahalıya alıp ucuza elden çıkarıyorlar, ta ki şirketler iflas noktasına gelene kadar… Zararlar hesaplanabilir olmaktan çıktı. Neden böyle oldu ? Makinelerimiz mi sapıttı ? Robotların ayarları mı şaştı ?

Önce konu hakkında iyi kötü bir fikri olan varsa sözü ona vereyim. Yoksa robotlar konusunda uzman olan Bay Singh ile başlayalım. »

Hint mühendis bu davet üzerine salondaki herhangi birinin muhtemel yanıtını beklemeksizin sözü aldı :

« Tüm bu olup bitenlere bir anlam verebilmek imkansızdan da öte. Normal şartlarda bu aygıtlar biz onlara ne görev yüklediysek onu yerine getirirler. Her ne kadar milyarlarca bilgiyi idare edebilecek karmaşık yapılara sahip olsalar da, yapıları itibariyle yapay zeka oluşumlarından çok uzaktırlar. Yani kısıtlı bile olsa özgürce seçim yapma hakları yoktur. Buna karşın, tıpkı eskiden borsa tacirlerinin yaptıkları gibi haberleri takip ederler : Gündelik siyasal gelişmeleri, dış politikayı, enflasyon ve kur verilerini, enerji ve çevre yatırımlarını, mecliste yapılan oylamaları ve hatta sendikaların düzenledikleri yürüyüşlerini bile… Bu verileri kendilerine göre bir puanlama sistemine tabii tutarak ülkesel ve sektörel bazda sonuçlara varırlar. Bunları da şirketlerin öznel durumuyla birleştirip « al » veya « sat » türünden bir sonuç çıkartmak suretiyle, değerli kağıtlarla oynarlar. Bu kesinlikle insanlara özgü olan risk alma güdüleriyle alakalı değildir. O yüzden diyorum ya : Robotların seçme hakları yoktur. Yıllardır bu makinelerin hiçbiri bırakalım yanlış bir karar vermeyi, en ufak bir arıza alarmına maruz kalmamışken bugün koskoca bir ekonomiyi batırmaktalar… İşte aklımın almadığı konu da bu… »

Alain Gilbert ellerini masanın üzerinde kavuşturdu : « Peki sizce bu bir siber saldırı olamaz mı ? »

Mühendisin cevabı kesindi : « Robotların güvenlik ayarlarını neredeyse tek tek gözden geçirdik. Virüs taramalarını yeniledik. Akım ve voltaj verilerini kontrol ettik. En ufak bir anormallik dahi yok. Bunun bir dijital saldırı olmadığı yönünde sizi temin ederim. »

« Bay Singh » diye beklemeden tekrar söze girdi başkan : “Hani bizim çocukluğumuzda pek meşhur filmler vardı. Robotlar dünyayı ele geçiriyor falan… Bilirsiniz işte! Bu soru size aptalca gelebilir, belki de benim çok fazla film izlediğimi düşüneceksiniz ama lütfen söyleyin : Makinelerin insanlığa saldırısı mı bu? Hani bizler hep robotların silahlı kalkışmasını hayal eder dururduk, belki de ekonomik bir savaş başlattılar? Ne dersiniz?”

Hint mühendis soruyu ciddiyetle dinlemişti : “ Bu kadar büyük bir ekonomik problem varken sorulacak hiç bir soru anlamsız değildir, sayın başkan. Az önce prensip olarak bu robotların seçme haklarının olmadığından bahsetmiştim. Bu nedenle, programlar doğru çalıştığı sürece, özgürce karar vermeyi istemeyeceklerdir. Ancak diyelim ki dediğiniz gibi oldu, robotlar bir seçim yapıp isyan ettiler; bu durumda bir yerlerde birikim yapmış olmaları gerekirdi. Buna mukabil, şu an itibariyle, ne herhangi bir şirketin ne de herhangi bir devletin hazinesine bu paralar girmediğine göre, böylesi bir olasılığı yok sayabiliriz…”

Masanın diğer ucundaki japon ekonomist şaka mı ciddi mi olmduğu belli olmayan bir ses tonuyla lafa girdi “ Belki bizimle dalga geçiyorlardır…”

Bu sözün ardından derin bir sessizlik hüküm sürdü. O kadar ki başkan Gilbert fısıltılı bir tonla finans uzmanı bay Perterson’a seslendiğinde, masanın karşı ucundakiler bile rahatlıkla duyabilmişlerdi. İsveçli ekonomist, cevaplar bir yana dursun soruların bile muallakta kaldığı böyle bir ortamda, kimsenin tek kelime etmesine izin vermeden doğrudan lafa girmeyi tercih etti:

“Bay Singh’in samimiyetinden hiç kuşkum olmadığı halde, yaşadıklarımızın insanlığa yönelik bir saldırı olduğundan da zerre kadar şüphem yok. Bakınız, geçen hafta açıklanan yıllık bilançolarda, enerji ve çevre şirketlerinin inanılmaz rekorlara imza atıp, yıl sonu kârlılıklarını olağanüstü arttırdıklarına şahit olmuştuk. Bu hafta ise aynı firmalar, bir grup robot tayfasının kurbanı olup neredeyse batma noktasına geldiler. Hatta bir kısmı topu dikti bile… Bu durumda aklıma iki ihtimal geliyor: Robotlar, bizlere, ekonominin kontrolünü ellerinde tuttuklarını, koskoca holdingleri diledikleri zaman batırıp dilediklerinde de çıkarabileceklerini anlatmak istiyorlar; bir anlamda gövde gösterisi yaparak “patron biziz” demeye getiriyorlar. Diğer ihtimalse insanlığın ek zenginlik üretmesini kendileri için bir tehlike olarak algılıyor olmalarıdır ki, eğer öyleyse, yaptıkları düpedüz ekonomik savaş ilânıdır. Nedeni ne olursa olsun robotların fişlerini çekmeden bu anarşiye bir son verilebilineceğini düşünmüyorum. Borsa ve finans sistemimizi tekrar insanların eline vermeliyiz. Dahası, her gün dünya ekonomisinin yüz milyarlarca dolar içeri girdiği şu günlerde, bu kararı almak için kaybedilecek bir saniyemiz bile yok!”

Peterson’un kuzeylilere has bembeyaz yüzü, konuştukça, öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Kendisi zaten,  2015 yılından bu güne dek ekonomi dünyasının anahtarının, “analizden ve sezgiden yoksun bu elektronik çöp tenekelerine”  teslim edilmiş olmasını bir türlü içine sindirememekteydi. İşte halihazırdaki ekonomik kriz ortamı, robot teknolojisine bir son vermek için kaçırılmayacak bir fırsattı.

Başkan Alain Gilbert’in parmaklarını masada tıkırdatırken çıkardığı melodinin ritmi dahi Peterson’u onaylamadığını anlatır gibiydi. Hafifçe iç çekip, işaret parmağını ani bir hareketle ekonomiste doğru çevirdi : “Bu iş hiç de sandığınız kadar basit değil bay Peterson. Bu aletler olmadan, kimin ne kadar hisse sahibi olduğunu, ne oranda borçlu olduğunu, bankalardan alacakları vereceklerinin ne kadar olduğunu asla öğrenemeyiz! Koskoca bir sistem robotlara emanetti. Şimdi birdenbire onları devre dışı bırakmaktan söz ediyorsunuz. Bu ekonomiyi tümden durdurmak demek! Yatırımları sıfırlamak demek! Bir sabah uyandığınızda banka hesabınızı dımdızlak bulacağınız demek! Sanırım bu masadaki hiç kimsenin durumu daha da kötüleştirmeye niyeti yok!”

Başkanın bu can sıkıcı cevabı karşısında, Peterson suratında asabi bir gülüş belirdi. Ona sadece yakınlarının hitap ettiği şekilde “George” diye seslenerek elini masaya vurdu : “Tüm dünya finans işlemlerinin Cenevre ve Reykjavik’teki iki dev bilişim santralinde yedeklenmiş kopyaları olduğundan çoluk çocuğun bile haberi varken, senin nasıl olup da böyle bir felaket tablosu çizebildiğini  aklım almıyor. Eskisi gibi bilgisayarlı bankacılık sistemine geçmemiz, en kötü ihtimalle bir haftamızı alır. Bunun sen de çok iyi farkındasın…”

Ekonomistin bu savunmasının ardından, toplantı odası yeniden sessizliğe gömüldü. George Alain Gilbert parmaklarını, bu kez yavaş bir tempoyla masada tıkırdıtmaya başladı. Ansızın başını kaldırıp, çaprazına düşen koltukta sarı lüle saçlarını parmaklarına dolamayla meşgul olan bayana, samimi ve yumuşak bir tonla “Ekaterina” diye seslendi. Kadının pürüzsüz yüzü ve duruşundaki endamı, toplantının kasvetini dağıtmaya yetecek denli olğanüstüydü. Çevre ve sürdürülebilir kalkınma konusunda Birleşmiş Milletler’de başarılı projelere imza atmış bu Rus bayanın, robotların neden çevreci şirketleri hedef seçmiş olabilcekleri konusunda söyleyecekleri olabilirdi :

“Son on yıllık dönemde, bilhassa fosil yakıtlara dayanmayan temiz enerji üretiminde olağanüstü bir yol katedildi. Yine de, ekolojik dengeyi yerine oturtabilecek ölçüde adımlar atmış olmaktan oldukça uzak olduğumuzu itiraf etmemiz gerekir. Kutupların erimesinin önüne geçemediğimiz gibi, böyle giderse, asıl büyük felaket olan Sibirya’daki donmuş toprağın çözülmesini de önleyemeyeceğiz. Hepimizin bildiği klasik nedenler : Araştırma ve çevre yatırımlarının güdük kalışı, şiddetli rekabet ortamında şirketlerin finansal kağıtlara yatırım yapmayı tercih etmesi ve daha bir dolu ekonomik karın ağrısı… Unutmamak gerekir ki, ekolojik dengeyi emanet ettiğimiz enerji ve çevre teknolojileri üreten şirketler birer ticari müessesedirler ve bu cadı kazanı kaynadığı  müddetçe, onlar da huzuru, ticari yönden riskli icatlar ve yenilikler yerine, robotların güvenli kollarında bulacaklar. Az önce Bay Peterson konuşurken bunlar aklıma geldiğinde şöyle düşündüm : Robotlar eğer insanlığı kontrol altına almak isteselerdi, ekolojik verimliliği bu kadar tartışmalı bir sektöre saldırmakla işe başlarlar mıydı?”

Ekaterina’yı dikkatle takip etmekte olan Peterson masanın karşısından cevabı yapıştırdı :

“Ben robot olsam, tam da böyle yapardım. Çevre ve enerji şirketleri insanlığın yumuşak karnı… Kolay olsun diye işe onların defterini dürmekle başladılar. Sıra tüm diğer şirketlere de gelecek, bunu görmüyor musunuz?”

“Hayır görmüyorum!” diye cılız bir ses yükseldi masanın ucundan. Bu sıska görünümlü, seyrek saçları özenle yana doğru taranmış ellili yaşlarındaki adam, toplantıya mantıki ve felsefi yorumlar katmak üzere davet edilmiş olan ünlü filozof Tevfik beyden başkası değildi.

Araya giren bu ses, Alain Gilbert’e, fırtınalı havada rotasını kaybetmiş bir denizciye, ansızın bulutları yararak göz kırpan bir kutup yıldızı gibi göründü. Öyle ki, toplantının diğer iştirakçileri bu muhterem feylezofun  az sonra söyleyeceklerini kafadan atma deli saçması saysalar ya da idealist bir felsefecinin gerçeküstü yorumları olarak değerlendirseler bile, bunların başkan için bir önemi yoktu. Böylesi bir minnet duygusundan ötürü olsa gerek, bir eliyle salonu sessizlige ve belki de herkesi kulaklarını dört açmaya davet eden bir jest yaparken, dilinden de “Buyrun Tevfik Bey, can kulağıyla sizi dinliyoruz efendim” sözleri döküldü.

Ellili yaşlarındaki filozof ise sağ elini sözlerine siper edermişcesine ağzına yakın tutarak, tiz ve nispeten cılız bir tonla topluluğa hitap etmeye koyuldu:

“Bilir misiniz sevgili davetliler, bilhassa sosyal bilimlerde aslolan, doğru soruyu sorabilmektir. Adaletiyle nesnel, cesaretiyle evrensel ve cevaplarıyla üretken; o karizmatik, heybetli, kavgacı ve taze bir gelin gibi narin hatta kırılgan soruyu keşfedebilmek ve onu sorabilmek… Nasıl büyülü bir eylemdir aslında…” Bu sözlerin ardından elini indirdi yılların deneyimini hazmedermişcesine içlice yutkundu.

“Az önce sevgili Alain robotların neden sapıttıklarını sorduğunda, zaten kendisi tartışmanın dümenini onların üstüne kırmıştı. Çok değerli uzmanlar da cevaplarını bildirirlerken, onları tekrar adam etmek veyahut da bir an önce defterlerini dürmek gerektiğinden söz edip durdular. Robotlar bizimle bilek güreşine girdiler mi bilmem ama içimizden bazıları onlara savaş ilân etti bile… Şahsen bütün bunları başkanın yanlış soruyu sormasına bağlıyorum.

Nacizane fikrim odur ki, robotlarımız , aynen programlandıkları gibi, insanlığa layıkıyla hizmet vermekteler. Normalin şaştığı nokta robotların finansal işlemleri değil, insanlığın ve dünyamızın içinde bulunduğu durumdur. Şöyle ki, tam yarım asırdır çevre problemlerini yüksek sesle dile getirip durmaktayız ve hep yarınlarımızı kurtaralım sloganlarını atıp tuttuk. Yarın artık bugün oldu ve biz insanlarda ise hâlâ dişe dokunur bir değişiklik yok. Ne üretim ne de tüketim kalıplarımızı değiştirmeye yönelik hiç bir adım atmadık. Bu işleri yoluna koyması için, problemleri enerji ve çevre şirketlerine havale ettik. Onların da, Ekaterina’nın  az önce değindiği gibi, yüksek kârlılıklarına rağmen, bu uğurdaki yatımları güdük kaldı. Böylesine acımasız bir rekabet ortamında, gezegenin ve içindekilerin yarınlarını kurtarma görevini ticari müesseselere bırakmak, belki de imkansızın ta kendisiydi. İşte robotların mantiğı bunu kabullenemedi.

Öylesine bir dönemdeyiz ki, tüm bir insanlık kendi yarattığımız ve adına ekonomi dediğimiz bir kurumun peşinden gidiyoruz. Ekonominin iyi gitmesi uğruna her felaketi mazur görüyor, her savaşa katlanıyoruz. Hatta ekonomi adına işsiz kalıp, asıl bizi ilgilendiren şahsi ekonomimizi kaybediyoruz. Ne tuhaf bir çelişki değil mi? Bir ekonomi var bizden içeri…

Diyeceğim normali ve mantığı yitiren biri varsa o da biz insanlarız… Robotlar insanlığın uzun vadeli ihtiyaçlarını düşünüp, ekolojik bir felaketi önlemek ve insanlığı kurtarabilmek adına mantıklı olanı yapıp, toplumsal işlevlerini yerine getirmeyen şirketleri bir bir alaşağı ediorlar. Mantıklılık mı arıyorsunuz yoksa haklılık mı? Yoksa ikisini de mi?

Robotlar bizim robotlarımız, insanlığın robotları… Sorun burada değil. Bizler ise ekonominin robotları haline gelmişiz, işte sıkıntı burada…”

Tevfik bey herkesin buz kestiği bir salonda, sandalyesini havaya kaldırıp sessizce geriye itti ve ağır adımlarla çıkışa yöneldi.

Başkan Alain Gilbert ise, genç bir ekonomi öğencisiyken farkına vardığı, ancak çarklar öyle gerektirdiği için, beyninin kuytu köşelerinde modası geçmiş düşünceler haznesine hapsettiği bu gerçekleri, kimse duymaksızın dudaklarına sessizce tekrar dökülen “Teşekkürler Tevfik” sözleriyle bir daha unutmamak üzere hatırladı.

Aynı akşam, ekonomistlerin ve bilim adamlarının oylamaları sonucu, finans dünyasındaki robotların fişini çekme kararı alındı…

Juvisy, 2009

Serdar Çekinmez

Bir Cevap Yazın