Kızıl Ot – Boris Vian / Gözde Aktürk

Kızıl Ot’ta; geçmişinden, anılarından hoşnut olmayan Wolf, hayatına son vermeden önce geçmişine dair her şeyle kendi içinde bir hesaplaşma yoluna gider ve en sonunda da bu dünyadan ayrılır. Roman boyunca, Günlerin Köpüğü’nde olduğu gibi, Vian’ın sürrealist üslubunu hissederiz.

Başka bir gerçeklik yaratır Vian; hiçbir şeyin bizim dünyamızda tuhaf karşılandığı gibi tuhaf karşılanmadığı  bambaşka bir dünya. En saf haliyle edebiyatın bir amacı da bu değil midir; bizi dünya dediğimiz bu gerçeklikten kaçırıp başka dünyalara götürmek…

 

Lazuli’nin, kitabın sonlarına doğru odasıyla birlikte ortadan kaybolması ve bunun çok da yadırganmaması; hayatın anlamsızlığını, boşluğunu, ölümü sembolize eder. Gördüğümüz, yaşadığımız her şey belki de kocaman bir yanılsamadır. Belki de hiç yoklar, olmadılar. Folavril de der zaten: “Lazuli belki de hiç var olmadı, belki de ben yarattım onu kafamda…” Gerçek edebiyatı tattıran nadir yazarlardan Vian’ın dünyasına mutlaka girmek gerek…

Bir Cevap Yazın