YİTİK ÜLKE … 2000-2010
Şiir, Edebiyat, Kültür Sanat Dergisi – Copyleft!

Limon Ağaçlarının Üstünde Küçük Fiyat Etiketleri

Şubat 25th 2009 Denemeler

Nihat Ateş

Yazının başlığını Bertolt Brecht’in Çalışma Günlüğü’nden aldım. Brecht ABD’dedir. Ve 21.1.1942 tarihli günlük şu satırlarla sürüyor: “Hava tümden kokusuz, sabah olsun, akşam olsun, hep aynı. Ve mevsim diye bir şey yok… Ne duman ne de ot kokusu var. Bitkiler, bizim çocukken kuma soktuğumuz dallar gibi geliyor bana. On dakika sonra yaprakları sararıp sarkıverirdi. Burada da (ABD, N.A) her an bu yapay sulama kesilebilir diye bekliyor insan, o zaman ne olacak? Bu arada, hele arabayla Beverley Hills’e doğru giderken, “aslında” çekici bir etki bırakan doğa manzarası gibi bir şeyleri fark ediyorum: Yumuşak tepe çizgileri, limon fidanları, Kaliforniya meşesi, şu veya öteki benzin istasyonu, bütün bunlar güzel aslında; ama hepsi de vitrin camı arkasında duruyor gibi ve her tepe dizisinde veya her limon ağacının üstünde ister istemez küçük bir fiyat etiketi arıyor gözüm. Bu fiyat etiketini insanlarda da arıyor insan. (…) Buranın töresi, bu omuz silkmeden bir fikre varana dek her şeyi “satmaya” zorluyor insanı, yani sürekli olarak bir alıcı aramak zorundasın ve böylece sonu gelmez biçimde ya alıcısın, ya satıcısın, neredeyse çişini bile kenefe satacaksın. En büyük erdem fırsatçılık (oportünizm); nezaket aynı anda korkaklık oluveriyor… (1)
“Buranın töresi” olarak çevirmiş çevirmen. Ama buradaki “töreyi” elbet bir anane, bir gelenek olarak okumamak gerekiyor. “Bir omuz silkmeden bir fikre varana dek her şeyi satmaya zorlayan” şeyin bir töre olduğunu söylemek doğru değil çünkü. Brecht’in vurguladığı, doğanın sadece doğa olduğu için, limon ağaçlarını çiçeklendirip, yemişlendirirken, insanın onu fiyatlandırması ve birtakım insanların başka insanları “doğanın o limon ağaçlarını insanlar fiyatlandırsın” diye çiçeklendirdiğine inandırmış olması. Giderek “töreleşen” ilişki bu ilişki.
Şimdi yine bir toplumsal ilişki biçimi, bir toplumsal üretim biçimi düşünelim. Ve bu üretim ilişkileri içinde insanlar durmadan bir şeyleri elde ettiklerini sanmaları için, yine sürekli bir “alıcı” ve durmadan bir “satıcı” durumunda olsunlar. Bu iki durumun insanın insan olmaktan kaynaklanan niteliklerinde bir değişikliğin yaratmadığını iddia etmek her halde insan bilincinin, insanlık tarihi boyunca nasıl şekillendiğini reddetmek anlamını taşır. İnsan tarihi boyunca kendini dünya üzerinde “insan” olarak tanımlayacak değerleri üretti. O daha sonra bazılarının iddia ettiği gibi dünya üzerine “fırlatılmış” değil, dünya üzerine “yerleşmiş” olmanın mücadelesini verdi. “Fırlatılmış” olmak demek “insanın özü” ile ilgili tartışmaları da beraberinde getirdi. İnsanın dünyaya yakışır olmak, yerleşik olmak için ürettiği değerleri Marks, Felsefenin Sefaleti’nde sıralıyor ve daha sonra bu değerlerin “pazara” indiği zamanlara geldiğimizi saptıyordu. “Ensonu, insanın devredilemez sandığı her şeyin değişime, alışverişe konu olduğu bir dönem gelmiştir. Bu, o ana dek ifade edilen ve aktarılan ama asla satılmayan; edinilen ama asla satın alınamayan -erdem, sevgi, inanç, bilgi, vicdan- vb. Kısaca tica-rete girdiği dönemdir” (2) İnsanlar insani değerlerini üretirken, bu değerlerin yüceltilmesinin ve geleceği aktarılmasının en önemli aracı da sanat olmuştur. Ama limon ağaçlarına fiyat etiketlerini asanlar, burada da insanın bu üretkenliğine fiyat etiketlerini asmakta gecikmediler.
Sanat, insanı geleceğe taşıyacak değerlerin taşıyıcısı olma özelliğini kapitalist üretim ilişkileri içinde yitirir. Çünkü bu “üretim ilişkisi içinde” sanat, insanın hayatı güzelleştirmek adına eylediği edimlerden biri değildir artık. Tıpkı (Brecht’in harika bir şekilde saptadığı gibi) insanlar için yemiş olma amacından başka bir amacı olmayan limon ağaçlarına fiyat etiketleri takarak, insanla doğa arasına başka bir ilişki biçimini sokması gibi, insanın hayatı güzelleştirmek için yaptığı en önemli edimlerden biri olan sanatın da üstüne bir fiyat etiketi takarak onu bu amacından uzaklaştırır. Çünkü bu kez bu üretim ilişkisi yani kapitalizm doğası gereği üretilenin “değişim değeri” olarak varlığına izin verecektir. (Tıpkı işine yaramadığı zaman, limon ağaçlarını kesebileceği gibi) Bu değişim değeri özelliği insanın sanatsal yaratımının “meta” muamelesi görmesine yol açar. Ve bu etkinliğini “fiyatlandırılması” da kaçınılmaz olacaktır.

Fiyatlandırılan “insani üretim

Fiyatlandırılan “insani üretimin”, piyasada üretilen başka metaların gördüğü işlemleri görmeye başlamasında yadırgayacak bir şey yoktur artık. Çünkü bir buzdolabı ile bir kitap arasında fark ortadan kalkmıştır. İkisinin de etiketi vardır. Öyleyse bir başka meta gibi onun da reklamı yapılmalıdır, emsallerinden farkı öne çıkarılmalıdır. Bir bilmem ne marka limon sıkacağı ile, bir roman arasında ne gibi bir fark olabilir. “Hepsi için aynı kavramlar kullanılarak bir reklam sloganı üretilebilir. Hadi gelin birlikte bulalım: Şimdi bir an için bir reklam yazarı olduğumuzu düşünelim. Elimizde iki tane “ürün” var. Bu ürünlerden bir tanesi limon sıkacağı, öteki de yeni yayımlanmış bir roman olsun. Mevsim yaz. Buz gibi bir limonata ne güzel gider, insanlar klimalı mutfaklarında “mutluluk içinde” buzlu limonatalarını içeceklerdir: İnsanların klimalı mutfaklarda buz gibi limonata içebilmek özgürlüğü bütün özgürlüklerin temelidir. Ve işte slogan geliyor: (Bu sıcakta “64 kalibrelik, tuğla tipi bir roman hiç arzulanan bir şey değildir ama ne yapalım ürün üründür, iş de iş ve biz işimizi yapmaya devam edelim!) Bu havalarda, bu romanı, bu sahilde okumak özgürlüğü yalnız sizin. (Kabul edin bu kez hiç fena olmadı!) İşte size bir limon sıkacağı ve bir romanı, piyasanın serbest rekabet ortamında emsallerinden on adım birden öne fırlatacak iki slogan. (Acaba keşfedilmiş miyimdir? Bu havalarda, bu parasızlıkta hiç fena olmazdı!)

Bir Tefeci Dükkânı: Dünyamız

Dünyamızı, kocaman, mavi dünyamızı bir vitrin camının arkasına koyalı ne kadar oldu? Vitrin camını dünyamızla süsleyen dükkânın tezgahtarları kimler?
-Buyurun efendim nasıl bir kitap bakmıştınız? Yardımcı olabilir miyim?
- Tabii. Şeeeey… Eeeeee… Efendim, karım beni aldatıyor mu aldatmıyor mu nasıl anlayabilirim? Bunu anlamamı sağlayacak bir kitabınız var mı acaba?

Oysa unutmayalım, kitap, insanın dünyaya diktiği limon ağaçlarıdır…

1-Bertolt Brecht, Çalışma Günlüğü, s. 99, Broy Yay.
2-Karl Marks, Felsefenin Sefaleti, s, 36


1 Yorum
“Limon Ağaçlarının Üstünde Küçük Fiyat Etiketleri”
Avatar
ferhat

cok guzel valla; mukemmel…




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

Czeslaw Milosz (1911-……) Polonyalı şair, deneme yazarı ve çevirmen. Litvanya’da doğdu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’ya yerleşti. Savaş öncesi şiirlerinde, geleneksel biçim kaygısı ve insanın yıkımını işleyen temalar ağır basar. Milosz Tutsak Akıl adlı denemesinde komünizmin Polonya aydınları üzerindeki etkilerini inceledi. Şiir ve denemeleri dışında, çocukluk yıllarını anlatan romanlar yazdı. 1980′de Nobel Edebiyat Ödülünü alan [...]

Önceki Yazılar

Ozan Çağım Şiyve

Ölecekmiş. Öyle diyor herkes. Yatalak olmak ağır geliyor ona. Heybetli adam, yattığı yeri nasıl da dolduruyor hala. Boyu iki metre var. Doksan yaşında hala böyle kocaman olabilir mi bir insan ? “Nasılsın dede” dedim ? Hiç tahmin etmezdim öyle yalın, sakin ama ürperten bir yanıt vereceğini. “Eh, napalım, sıramızı bekliyoruz” dedi. “Sıramızı bekliyoruz” [...]

Sonraki Yazılar

ARŞİVİMİZ