Nihat Ateş’in yeni şiir kitabı “Akla Çarpan” üzerine – Enver Topaloğlu

İyi ki Şiirin Sokak Çocukları Var… / Enver Topaloğlu

Şiir yayınıyla ilgili sorunlar, engeller malum. Ünlü şairlerin kuşaktan kuşağa aktarılan ve yayınevinden yayınevine dolaşan kült yapıtları dışında şiir kitapları okurla pek kolay buluşamıyor. Özellikle yeni şiir kitapları akıbeti daha baştan belli olarak yayımlanıyor. Artık kanıksanmış durumda: Yeni bir şiir kitabı eğer büyük sermaye gruplarına bağlı yayınevlerince basılmamışsa okurunu arama serüveni daha başlamadan bitiyor. Dağıtımcı engellerini aşıp da kitapçılara ulaşırsa oralarda da kaybolup gidiyor; “raf ömrü”(!) hakkı bile tanınmadan.


Kısaca, bugünün koşullarında şiirin okura ulaşması için kat etmesi gereken yol, aşması gereken engel bir hayli çok.
Oysa şiiri yaşatacak olan yeni yapıtların, genç şairlerin şiirlerinin yayımlanması… Bununsa yukarıda da değindiğimiz gibi neredeyse imkânsız olduğu görünüyor ama paradoksal bir durum da söz konusu. Bakıyorsunuz, şiirin yaşamasını istemeyen yok neredeyse. Ama yine biliyoruz ki şiir, şiir ortamındaki gelişmelerden, şiir odaklı tartışmalardan beslenir. Genç şair çoğunlukla gelenekle de yeni olanla da bu kaynaklara yüzünü dönerek kendine açacağı bir yol bulabilir. Güncelden ve tarihsel birikimden etkilenerek geliştirir şiirini.
Bu bağlamda değerlendirilebilecek bir de dergiler konusu var elbette. Şiir okurlarıyla şairi, şiiri buluşturan kanalların başında gelir dergiler. Ama dergilerin de durumu içler acısı. Kültür sanat dergileri etkinliğini iyiden iyiye kaybetmiş durumda. Açık söylemek gerekirse bugün yayımlanmakta olan kültür, edebiyat, sanat, şiir dergilerinin çoğunun hem entelektüel hem de ürün açısından seviyeleri bir hayli düşük kalıyor.
Saydığımız bütün bu nedenlerle beraber teknolojik gelişmeler ve koşut biçimde oluşan kültürel ortamı da göz önüne alırsak diyebiliriz ki günümüzde şiirin sorunu hakikaten çok ve ağır. Ancak yine de şairler şiirler yazmaya, yapıtlarını tek tek ya da toplu olarak yayımlamaya devam ediyorlar. Hal böyleyken, koşullar buyken yayımlanmış bir şiir kitabıyla buluşmak öncelikle heyecan veriyor. Sadece bu nedenle bile okuma merakı uyandırıyor. Bir merakın arkasından gidecek yolu açıyor.
Yukarıda bir kısmına değinilen şiir ortamına ve sorunlarına ilişkin gözlemlere, saptamalara eklenecek daha çok şey çıkar da eksiltilecek pek bir şey olduğunu söylemek zor. Buna karşın şiiri inatla sürdürenler, şiirin sokak çocukları olmayı üstlenenler eksik olmuyor. Aman iyi ki de olmuyorlar. Nihat Ateş de tam öyle bir şair. Deyim yerindeyse rağmen yazan ve kitabı “Akla Çarpan” da rağmen yayımlanmış bir kitap. Onun için sözü daha fazla uzatmadan ve şiir ortamına, koşullarına yönelik bunaltıcı saptamalarımızı bir yana bırakarak şair Ateş’in yapıtına dönelim bir an önce…
Nihat Ateş’in şiiri bize özellikle altmışların, yetmişlerin sesini duyuruyor, getiriyor. Modern Türkçe şiirin bin dokuz yüz altmışla seksen arasındaki yirmi yıllık süreçte edindiği kendine özgü bir sesi var. Ama artık sararmış dergi sayfalarında kalan bir ses olarak… İlgilenilmeyen bir dönemin sesi o. Bahsettiğimiz dönemde şiir yazıp yayımlayan ya da o dönemde başlayıp bugün de şiiri sürdüren şairler de dahil, o sesi koruyan pek kalmadı dersek yanlış bir saptama olmaz. Çıksa da pek cılız, duyulmaz oldu o ses. Türkiye için tarih açısından olduğu kadar kültür ve sanat açısından da yok sayılması mümkün olmayan önemli bir döneme ait oysa sözünü ettiğimiz döneme ait o ses.
İşte Nihat Ateş’in “Akla Çarpan”ı, okurken bize, belki artık şiir kitaplıklarında bulunabilecek, bulunsa da oralardaki yeri de ya ta arkalara itilmiş ya da kayıtlardan bile tamamen kaldırılmış şiirin sesini getiriyor. Bir yanına İkinci Yeni’nin toplumsallaştığı, toplumsal sorunlara karşı duyarlılığını daha öne çıkardığı dönemini, bir yanına “ikinci toplumcu yeni şiir dalgası”nı (bugünden bakınca altmış yetmiş kuşağının güncel politik şiiri için bu ad daha uygunmuş gibi görünüyor) almış şair. Nihat Ateş’in “Akla Çarpan”da yer verdiği şiirlerinin geri planında Cemal Süreya’dan Kemal Özer’e Arkadaş Z. Özger’den Süreya Berfe’ye kadar genişleyen bir yelpaze var. Araya girerek şunu da belirtmek gerekiyor sanırım. Arka planında geçmiş dönemin birikimi olmayan bir şiirden, şiir dilinden, imkânından söz edilebilir mi ki?.. Dizeler, imgeler bir rüzgâr olarak getiriyor bize üzerinde durduğumuz dönemin sesini. “Akla Çarpan” son otuz yıllık şiir sürecini, içinde diplere, ta diplere itilen, sahneden atılan ve bir daha sahneye çıkmasına engel olunan bir şiirin sesini getiriyor olması bakımından bugün önemli bir yer ediniyor kendisine. Hem de bastırılmışın sonsuza kadar bastırılamayacağını da, aklı hep kurcalayan bir yanının olacağını da işaret ederek… Uzunca bir süredir ortalıkta görünmeyen, ama yok olmamış bir şiirin sesini yeniden duymak o dönemi bilenler için değil yalnızca, bugünün şiire odaklı yeni kuşakları için de önemlidir…
Şiirini, gerilerde bırakıldığı sanılan ama bellekte yenileyerek bugüne taşıdığı sesle bir jeste dönüştürüyor yeni kitabında Nihat Ateş.
Kitabın on beşinci sayfasındaki “Anılar Saniyelik” başlıklı şiirden alıntıladığım şu dizeler sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlatabilir:

bir fotoğraf makinesi gibi
kullanıyorum aklımı bugünlerde
pozlarını vermiş bütün hayatlar
bir sen yoksun içinde

bak babamı çekmişim
fabrikadan henüz gelmiş
(…)

Kanımca kitapta yer alan şiirlerin çekim alanını da sözünü ettiğim bu jeste dönüşen ses oluşturuyor.
“Akla Çarpan”ın sesi daha çok eşyalar üzerinde geziniyor… Evet gezgin bir ses olup akla çarpa çarpa anlatıyor zorunu. Akla çarpan aklı da çarpıyor; aklı çarpıtıyor, çarptığında da bıraktığı iz şiir tadında izleri oluyor aklın. Günlük varlığımızı çevreleyen bizimle birlikte hayatın içerisinde yer alan değişik nesnelerin, eşyaların imgelerini dert ediniyor.
Ses bir dolmakalem üzerinde, bir pencere üzerinde… Bir fotoğrafları anlatıyor, bir hareket halindeki şehirlerarası otobüsün içini…
Aklını değişik nesneler gibi kullanmasıyla ilgili edimini aktarırken acaba, “bir parşömen gibi kullanıyorum aklımı” da demiş midir… Bir şiiri de böyle başlıyor mudur “Akla Çarpan” şairinin?.. Bu merakı daha ilk şiirde oluşturmayı başarıyor şair… Bir şiir kitabının ilk yapacaklarından biridir merak uyandırması.
Okurunu bir merakın peşinde, dizeler arasında dolaştırması, bir yakaladı mı bir daha bırakmaması…
Bir dolmakalem gibi, bir dolmakelam için, imgesini damlatıyor aklın sayfasına. Sonra yavaş yavaş dizelere yayılacak, dağılacak mürekkep…
Bu da Nihat Ateş şiirinin ilk ipucu oluyor galiba. “Akla Çarpan”da aklımıza çarpa çarpa ve de aklımızı çarpa çarpa dolu dopdolu, yeni yepyeni bir kentin uzun upuzun, eski epeski, boş bomboş bir sokağında, ekmek ve soğan, gül ve eşitlik için çarpışan bir militandan, şair tarafından ödünç alınmış sesi sıyrılıp geliyor zamanın içinden…
“Akla Çarpan” soruyor, sorguluyor, yorumluyor, düşündürüyor. Milenyum çağının gelgeç poetikası olarak öne sürülen birtakım dil taklalarına hiç girmeden, şiirin tarihsel birikimini anımsatarak uçuyor gökyüzünde pegasus… Her şiir gibi elbet bu da yaslarımıza ve sevinçlerimize iyi geliyor…

Akla Çarpan, Yitikülke Yayınları 48 shf.

Bir Cevap Yazın