Gerçeği Arayış: Nihilist

Ceylan Koryürek

Nihilist Hikmet Temel Akarsu’nun son romanı. Kitaptaki ondokuz anlatı iğne oyası gibi işlenmiş, her bir sözcük sanki defalarca düşünülmüş ve belki de bu yüzden anlatılanlar çok canlı.

Kendini, Reddedilenlerin Mesih’i olarak gören saf bir yüreğin yazdığı metinlerin, söylemlerin ve iyilik için verdiği mücadelenin karşılıksız kalışını ve iktidarlarca nasıl kullanıldığını anlatan, okuyucuyu kendi devinimi içine alan merak öğesini sonuna kadar devam ettiren bir yapıt.

Anlatımın özgünlüğü ve canlılığı kendi içindeki heyecanı sürükleyip götürürken, olaylar Roma devrinde yaşansa da bugün de aynı manzaralarla gerçek gözlerimizin önünde. Kitap dehşet verici görüntülerle, neden, niçinlerle sarıp sarmalıyor okuyucuyu.

Hiçlik duygusuyla başlıyor roman, geçmiş karanlık bir orman, yitirdikleri nerede? Dilek ağacına asılı kalmış mendiller gibi hiçlikte sallanıyor. Gerçek nerede? Yola düşüp ararken, değişik yanıtlarla okuyucuyu sarsıyor. Her seferinde ipin koptuğu yerden tekrar başlamayı başaran saf yürek Mesih’imiz büyük bir sabırla düşüncelerini, risalelerini yaymaya çalışıyor. “En büyük günah neredeyse gerçek de orada.” (s33) Bundan sonra fırtına kopmadan gerçeğin limanını bulup sığınmalıdır artık.

“Ve onun için bazı önemli sorulara yanıt arıyorum, o yanıtları kitaplara yazıp tüm insanlara dağıtacağım ve her şey düzelecek.” (s 69) Yanıtlar aranırken yağmacıların eline düşmüş reddedilenler, kayıp ruhlar, saf yürekler, dışlanmışlar, ortak yazgıda kaybedenler, hepsi kitapta elektrik akımına kapılmışcasına felsefi bakış açısıyla sorgulanıyor. Anlatıların başkahramanı Reddedilenlerin Mesih’i sanki cehennem alevleri içinde yürüyordur artık, açlıktan, savaşlardan yarı yolda ölen bir sürü insan görür. İyilik ve kötülük arasındaki uçuruma bazen köprüler kurar, belki saflığın verdiği güçle her şeyi değiştirebilirim düşüncesi, her zaman parçalanmış bir ruhla okuyucuya geri dönüyor. Umudun geri tepen okları, gördüklerinden ölüp dirilen bir ruh, bütün bunlara rağmen anlatılarını yayarsa insanlık iyi ve güzeli bulur düşüncesiyle yoluna devam ediyor.

İktidar Yalanı…

Yüzyıllardan beri var olan gerçekler bugün de geçerli. Neden kıyımları bol acımasız bir dünyada yaşıyoruz? Boşlukta sallanan gövdeler kanlar içinde, ikiyüzlü dostluklar, iktidarlar… Yaşama zorunlu kılan kendimizi yeniden yapılandırmak, hortumlayan savrulduğumuz düzen…

“Bir millet yaratmak için ne lazım budala keşiş! Bir sahte Mesih ve üç-beş sefih! Hepsi bu! İşte şimdiden bütün plato sana inanıyor. Mucizelerine ve şefaatine! Bir de bunları kaleme alacak üç-beş sefih bulduk mu çok geçmeden eskisinden de güçlü, inanmış ve imparator için ölmeye hazır bir milletimiz olur.” (s110) İktidarca saflığı ve temizliği ile kullanılmaya meyil eden ve bundan sonra yalanlar için sunulmaya hazırlanan saf yürek Reddedilenlerin Mesih’i gerçeği görür. İyiliğe atılan her tohum boşlukta iktidarlarca sallanır.

Her acımasızlıkta şansının döneceğine inanıp iyilikle kapıları aşındıran ve her seferinde kendi düşüşünü görürken, esritici bir yakarışla gökyüzüne haykıran, gördüklerinden taş kesilen yürektir artık. Her şey boştur, iktidarlar sadece kendilerini var etmek için ve bu varlığı sürdürmek için acımasızca katliam yaparlar, yalan söylerler.

Aşkın Karşı Konulmazlığı…

Reddedilenlerin Mesih’i bütün karşı çıkışlarına rağmen aşka karşı koyamaz ve artık gerilim son noktasına ulaşmıştır. Zincirleri kopan yürekte, birleşmeler bütün dünyaya kükreyen başkaldırıdır. Aşktır belki insanın hayatındaki en gerçek yazgı, yüreğinde köklenip senelerce unutulmayan.

“Yazgı, içimizdeki cinin bizi sürdüğü yerdir!” (s135) Madelaine ölümsüz aşkı yoktur artık, bundan sonra gerçek ve yazgı ikilemi daha da ağır hissedilir romanda. Geri verin bana aşkımı diye haykırılan iç seslerde, sadece kendi adanmışlığına bir alkış kopar içinde. Yeryüzünün derinliklerinden fırlatılmış aydınlık derken içindeki karanlığa düşmüştür.

Madelaine’ı son gördüğü an aydınlıktır ve perde kapanabilir artık. Yeni koparılmış çiçekler fışkırır gökyüzüne.

Son Bakış…

Uzun yolculukta, saf bilgenin içine düştüğü durumlar ve hiç ummadığınız bir son. Dünyanın hali gözler önünde her şey tüyler ürpertici. Gökyüzüne ulaşan ve geri tepen yakarışlar.

İnsanlık kendi düşüşünü görürken defalarca duyumsadığı hiçliğe boş verip ateşinden kurtulmuş korlar gibi, sağa sola yalpalarken yalnızlaşan, iyiliğin son umuduyla çırpınan saf yürek, yenik düşen ölgün bir alev, yeniden gökyüzünde canlanan yıldırım…

Nihilist
Hikmet Temel Akarsu
Roman- 196 sayfa
Doğan Kitap

(Bu yazı, Cumhuriyet Kitap’ın 16 Eylül 2010 tarihli nüshasında yayınlanmıştır.)

Bir Cevap Yazın