Ö – Öykü

Adım “Öykü”; yazmanın öykü hali…  Şiirin öz, romanın üvey kardeşi diyorlar bana. Bir de romanı evliliğe, beni sevgiliye benzetiyorlar. Gerçi benden iyi eş olmaz, anne de… Günlük hayatın içindeyken zihnimin büyük bölümü öykücünün yazdıklarındadır, eşyanın tabiatı gereği. Benden olsa olsa bir susuş olur ya da fazla oturmadan kalkıp giden bir misafir… Bana hikâye de diyorlar, bilmediklerinden olacak öyküyle hikâyenin farkını. Herkes bir özlü söz bulmuyor mu kendisine zaten! Bir önerme kuruyor ya da kolaycılığa kaçıp hazır önermelerden birinin peşine takılıveriyor. Bir sevdiğimin söylediğini bilirim ben. Öykü bir isimse, en çok yakışanı, en çok sevdirenidir, der benim için. Gözümün ilk ağrısı, hüznü, heyecanı, özlemi… Kumral tenli, kocaman gözlü, mis kokulu, ufak tefek… Her teli ayrı güzelmiş saçlarımın. Öyle narin, sakin, içine kapanık bir yapıya sahip olduğumu sanırlar, bir çırpıda okuyabildiklerinden herhalde. Bir insan nefesini hiç konuşmadan bir öykü süresi kadar tutabilir belki. Oysa bir çırpıda yazılmam ben. Dallı budaklıyımdır, köklü topraklı. Ritimli, nüktedan, huzursuz, şaşırtıcı, sıkı örgülü, özenli,  binbir anlamlı…

Esra Karaosmanoğlu – Özlem Özyurt

Bir Cevap Yazın