Örümcek: İlk Mühendis
Kadir Aydemir
Nedense örümcek dendi mi insanların içi şöyle bir ürperir. Böceklerin dünyasında insanoğluna en yakın yaşam alanı kuran canlı türlerinden biridir örümcekler. Pek çok kişi ‘böcek’ olarak nitelendirir örümcekleri, oysa örümcekler böcek değildirler. İkisinin en önemli farkı, böceklerin altı bacağı varken örümceklerin sekiz bacağı olmasıdır. Ayrıca böceklerin vücudu üç bölütlü, örümceklerinki ise iki bölütlüdür. Son olarak genelde böceklerin binlerce minik gözden oluşan bileşik gözleri vardır, örümceklerin ise genelde sekiz tane basit gözü vardır.
Örümcekler genelde böceklerle beslenirler. Ama karıncaları, kimi kınkanatlıları ve binayakları sevmezler. Doğada balıkla ya da kuşla beslenen örümcekler de vardır.
Örümceklerden duyulan aşırı tiksinti ve korkuya araknofobi denir. Latince örümcek anlamına gelen arakne kelimesinin kökeni, Ovid’in Metamorfozlar adlı eserinde anlattığı mitolojik bir hikayedir. Buna göre, bilgelik tanrıçası Atene, çok güzel örgüler ören köylü kızı Arakne’yi kıskanır; onu bir örgü örme yarışmasına davet eder. Yarışma yapılır. Atene, güzel örgüsünde, olimpiyatlarda intikam tanrıçası Nemesis’in, tanrılara meydan okuyan ölümlüleri taşımasını tasvir etmiştir. Lakin, Arakne’nin örgüsü daha güzel olmuştur. Arakne örgüsünde ölümlülere adaletsiz ve haksız davranışlarda bulunan tanrıları tasvir etmiştir. Yenilgiyi hazmedemeyen Atene, Arakne’nin örgüsünü yırtar, ve Arakne’nin başına örgüde kullandığı mekikle vurur. Üzüntüyle oradan kaçan Arakne, bir ağacın dalına kendisini asar. Bunu gören Atene, Arakne’yi bir örümceğe çevirir; böylece tanrılara meydan okuyan Arakne hem cezalandırılmış olur, hem de örgü örmeye devam eder.
1936 yılında Londra’da Lambeth köprüsünde bir trafik polisi, irice bir örümceğin karşıdan karşıya geçebilmesi için kalabalık bir trafiği durdurmuştur ve geçenlerce alkışlanmıştır.
Kuran’ı Kerim’de 29. sure olan Ankebut suresi adını örümcekten almaktadır. Arapça ankebut örümcek anlamına gelmektedir. Bu surenin bir ayetinde, Allah’tan başka yardımcı edinenler, sağlam olmayan, kolaylıkla bozulabilen bir yuva yapan örümceğe benzetilir.
16. yüzyılda Avrupa’da, ateşi düşürmek ya da önlemek için, örümcekler bir ceviz kabuğuna ya da küçük bir pakete konarak boyunlara asılırmış.
Bazı örümcekler, Kamboçya, Laos gibi yerlerde sokaklarda ızgara olarak satılıyormuş. Güney Amerika, Güney Afrika, Avustralya gibi yerlerde ise yerliler kimi örümcekleri toplayıp yerlermiş.
Birçok örümcek türü, özellikle sonbaharın ılık günlerinde, ürettikleri bir miktar ipe tutunarak kendilerini hava akımına bırakırlar. Bu yolla, örümceklerin dünyadaki adaların hemen hemen tamamına yayıldığı bilinmektedir. 4500 metre yükseklikte bu şekilde uçmakta olan örümcekler görülmüş, en yakın karaya 1500 kilometre uzaklıktaki bir gemide bu tip örümcekler bulunmuştur.
Örümceklerin çoğu insanlar için zararsızdır. 35000 civarı örümcek türünden ancak 500 kadarı insanlar için tehlikeli olabilir. Bilinen en zehirli örümcekler Kuzey Amerika’da Karadul (Latrodectus), Avrupa’da aynı familyadan olan Malmignatte, Avustralya’da ise yine aynı familyadan Kızıl sırtlı örümcek, ve bilimsel adı Atrax robustus olan Sidney huni yuvalı örümceği’dir. Karadulun ve aynı familyadan olan örümceklerin karnı şişkince ve parlak siyahtır, bu halleriyle bir kara üzüm tanesine benzerler; sırtlarında genelde kırmızı bir leke vardır. Bu türlerin erkekleri zararsızdır. Güney Amerika’da yaşayan, Tarantula olarak bilinen iri örümcekler ise zehirsizdir, zaten avlarını zehir etkisiyle değil, kaba kuvvetleriyle etkisiz hale getirirler. Ama hepimiz onun adına aşinayız ve ondan korkarız belki de…
Kimi örümceklerin yuvaları, yere kazdıkları ve duvarlarını ağlarıyla tuttukları silindir biçiminde bir delikten oluşur. Bazı türlerin yuvaları ise kapaklıdır.
İngilizce’de “Why did the fly fly? Because the spider spied her.” (Sinek niçin uçmuş? Çünkü örümcek onu gizlice gözetlemiş.) şeklinde bir şaka vardır.
Everest Tepesi’nde, 7000 metre yükseklikte yaşayan örümcekler vardır. Örümcekler çoğunlukla yalnız yaşarlar. Yine de, kimi örümceklerin toplu halde yan yana yuva yapmak, birlikte avlanmak ve avları birlikte yemek suretiyle bir nevi sosyal yaşamları olduğu bilinmektedir.
Göllerde ve göletlerde yaşayan su örümceği (Argyroneta aquatica) yuvasını suyun altında bir hava kabarcığının içine yapar. Ara ara yüzeye çıkıp karnının altına hava sıkıştırır ve bu havayı yuvasına taşıyarak hava takviyesi yapar. Dolomedidae familyasından örümcekler ise su üstünde yürürler ve bazen dalarak balık avlarlar.
Filipinler’de örümcek dövüştürme yaygın bir etkinliktir, rakibini ağıyla kaplayıp etkisiz hale getiren örümcek, dövüşü kazanır.
Çeşitli yerlerde, Nefila denen örümceğin çok sağlam ve büyükçe olan ağı, yerliler tarafından balık ağı olarak kullanılmıştır.
Yapılan kimi laboratuar araştırmaları sonucu örümceklerin de psikoaktif ve diğer etkileyici maddelerden etkilendikleri anlaşılmıştır. Marihuana, Benzedin, Kafein, LSD, Klorhidrat gibi maddeler verilen örümceklerin ördükleri ağların kaotik olduğu görülmüştür. Marihuana verilmiş olan örümcek ağını yavaş yavaş örerken bitirmeden işinden vazgeçmiştir. Oysa Disco-uyarıcı (Extacy, vb.) verilmiş olan örümcekler hızlı ve karmaşık ağlar örmekteler.
Bunu fark eden NASA, bundan sonra toksit maddelerin deneylerinin örümcekler üzerinde yapılmasının (daha etkili ve net sonuçlar vereceğinden) gerekliliği tezini öne sürmüştür. Bu yol ayrıca farelerle yapılan deneylere gelen hayvanofiliklerin tepkilerinden de kurtulmak demek olacaktır.
Örümceklerin Psikoaktif maddelere duyarlı olduğu çok tesadüfi şekilde anlaşılmıştır. Peter Witt ve Hans Peter 1948 de örümceklerin ağ örme sürecini gösterecek bir belgesel çekmek isterken gündüz örümceklerin ağ öremediklerini unutmuşlar. Hans Peter’in aklına amfetamin gelmiş ve bu süper uyarıcı, beklediklerinden farklı bir sonuç vermiş. Örümcek ağını örmüş örmesine ancak ağ tamamen dekonstruktif bir tarz sergilemiştir.
Evrende binlerce örümcek çeşidi yaşamını sürdürmektedir, demiştik. Bu türler içinden Kırmızı örümcekler bulundukları ağaçlarda yaprakların bitki öz suyunu emerek ağaçlara zararlı olmaktadırlar. Kim bilir, doğal denge içinde bu belki de olması gereken bir şeydir. Urocta durandi cinsi örümcek ise, yuva yaparken kaya ve taşların oyuklarına, bildiğimiz örümcek ağı yerine, yuvarlak çadır şeklinde bir yapı inşa eder. Bu örümcek, imal etmiş olduğu yapının kemerinden yere doğru sarkarak durur. Çapları 2 ile 5 cm. arasında değişim gösteren çadırların 4 ile 6 arasında değişen giriş-çıkışları vardır. Her kapının girişinde, çadırı yere bağlayan iki tane sinyal iplikçiği bulunur. Eğer bir böcek bu iplikçiğe dokunacak olursa, çadırın taban kısmında pusu kuran örümceğe titreşim uyarıları anında ulaşır. Örümcek yerinden hemen çıkar ve avını çok hızlı bir şekilde bağlayarak, paket haline getirir ve sonra geriye döner.
Örümcekler kimi zaman yuvasının statik hesaplarını yapabilen bir inşaat mühendisi, kimi zaman üstün tasarımlar yapabilen bir mimar, kimi zaman güçlü ve esnek ipler, öldürücü zehirler, eritici asitler üreten bir kimyager, bazen de zamanda son derece kurnaz taktiklerle avlanan bir avcı olarak karşımıza çıkarlar.
Dünyanın en güçlü ipliklerinden yapılmış olan ağlara sakın ha düşmeyin!
Merhaba
Yazınızı ilgiyle okudum. Su örümceklerinin hava kabarcığından evlerde oturmaları, tarantulanın zehirsiz olması ve bazı örümcek türlerinin kendi iplerine tutunup adalara tatile gitmeleri beni çok sevindirdi
Arakne’ye ‘mutlu musun?’ diye sormak istedim bir de. Bir köylü kızı olmak ve arasıra yarışmalarda yeteneklerini sergilemek mi yoksa doğa harikası bir örümcek olup dilediği yerde dilediği stillerde gönlünce ağlar örmek mi?
Sanırım bu yorumu yazınızda ki , gerçekten komik olduğunu düşündüğüm, şakayla noktalandırmalıyım:
“Why did the fly fly? Because the spider spied her.”
Elinize sağlık..
Süper bir yazı, ilgiyle okudum…Teşekkürler.