Derviş Şentekin’in İlk Romanı Çıktı

“Dünya Gençler Satranç Şampiyonu olarak girdiğim İstihbarat’tan, iki yıl önce kıçıma tekmeyi vurarak kovmuşlardı beni…
İstanbul’a mis gibi kar yağıyordu.
Bir kadın, bir yıldan beri pineklediğim barda beni bulmuş ve kayıp babasını aramam için iki yüz bin lira teklif etmişti…
İşi kabul ettim, çünkü beş parasızdım ve kadın çok güzeldi…
Üstelik her geçen gün daha da çürüyen içimdeki adamı da kurtarabilirdim belki…
Yolumun, bir dönemin en azılı katiliyle kesişeceğini nereden bilirdim ki?

İşte şu an ben kanlar içinde yerde yatarken katil tepemde dikiliyordu.
“Bu işler satranç oynamaya benzemez” dedi.
Üç el silah sesi daha duydum.
Kafama sıkmış olmalıydı.
Zamanı gelmişti: Ruhum kanlar içindeki bedenimden ayrılmış gökyüzüne doğru havalanıyordu.”

Derviş Şentekin’in ilk romanı “Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi”, Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıktı, tüm kitapçılarda.

FacebookShare
Yeni Çıkan kitaplar kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Yitik Ülke’den Twitter Kullanıcılarına Özel Bir Proje!

YİTİK ÜLKE 12. YILINI BU KİTAPLA KUTLAYACAK

Türkiye’nin; sosyal medya üzerinde kurulup, 2006 yılı itibarıyla yayıncılığa geçiş yapan ilk yayınevi olma özelliğini taşıyan Yitik Ülke; “80′lerde Çocuk Olmak”, “90′lar Kitabı”, “Olimpos Öyküleri” ve “Bozcaada Öyküleri” gibi imza attığı ilklerine bir yenisini daha ekliyor!

“TWITTEN AŞK” (@twittenask)

Kadir Aydemir’in (@yitikulke) yayına hazırlayacağı, Twitter kullanıcılarına özel bu dev kitap projesine, Twitter’da aşk üzerine nitelikli sözler yazan herkes katılabilecek!

Yitik Ülke Yayınları’nca (@yitikulkeyayin) Şubat 2012′de yayınlanıp, tüm kitapevleri raflarında yerini alacak olan “Twitten Aşk”a katılım oldukça basit.

1) @twittenask adresini Twitter’ınıza ekleyin ve 140 karakteri geçmeyen, o an ürettiğiniz, aşk üzerine bir tanım ya da eleştiri içeren ve tamamıyla size ait Twitinizi bize “mention” olarak yollayın.

2) Yazdığınız Twiti aynı zamanda özgeçmişinizi ve detaylı iletişim adreslerinizi (Açık adres, telefon numarası, Twitter adresi) de ekleyerek twittenask@gmail.com adresine e-posta olarak gönderin.

3) Son katılım tarihi 15 Aralık 2011′dir

Yazdıklarınız özenle okunacak ve beğenilen Twitler kitapta yer alacaktır. Kimlerin yer alacağı sürpriz olsun istiyoruz.

Birden fazla Twit yazmak isteyenler diledikleri kadar “mention” yapabilirler, fakat bunları tek bir e-posta ile bize yollamalılar. Biz içlerinden birini seçip projeye dahil edebiliriz.

Sizleri internetin ve hayatın belleksizliğine karşı kitabın gerçekliğine davet ediyoruz.

Yitik Ülke! Senin yayınevin!

www.yitikulkeyayinlari.com

FacebookShare
Yitik Ülke kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorumlar Kapalı

Koreceden Çevrilen “Şair” Adlı Roman Yayımlandı

MÜTHİŞ BİR ROMAN: ŞAİR

İlk bakışta gezgin bir şairin hayat öyküsüdür anlatılan. Üst sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Kim, isyancılara katılıp başarısız olan büyükbabasının hain ilan edilmesiyle birlikte yoksul ve kaçak bir hayat yaşamak zorunda kalır. Bir beyefendi, öğretim üyesi olup tekrar sınıf atlama arzusuyla girdiği sınav onu hayatın acı gerçekleriyle karşılaştırır. Sırtına yüklenen hain yaftası ile mi yaşayacağını yoksa geçmişini inkâr edip yepyeni bir hayat mı süreceğine karar vereceği sırada şiir onun kurtarıcısı ve yol göstericisi olur. Şairliğinin çeşitli evrelerinde hayatta yaşanabilecek tüm dertleri ve zevkleri tadar. Ünü, zenginliği, mutluluğu, yoksulluğu ve acıyı yaşar. Şair, hayatta kalmak için mücadele eden bir sanatçının ilham verici öyküsü…

ŞAİR – Yi Mun Yol – roman – Delta Yayınları

Koreceden Çeviren: Nana Lee

FacebookShare
Yeni Çıkan kitaplar kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Enver Topaloğlu’nun Yeni Şiiri

ENKAZ

yedi nokta iki
beş nokta altı
sayılar istatistikler
yetkililerin dilinde
spikerlerin gazete puntolarının ağzında
çekip çekiştirilen lastik
oysa acı
oysa yüreği ezen demir gülle

ne diyor
üst üste
doğudan yükselen çığlık

doğudan ışıktan önce yükselen çığlık
ne diyor
van dünya vay dünya
ellerin koynunda kal dünya
duyan da var
duymayan da

bir yanda depremin enkazı
bir yanda
yetkililer spikerler sayılar istatistikler
diller ağızlar
her gün altında kaldığımız enkaz

ENVER TOPALOĞLU

FacebookShare
Yeni Şiirler kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

“Kitaplarla Söyleşi” Camgöz’den Çıktı

Bedriye Korkankorkmaz’dan Kitaplarla Söyleşen Bir Kitap!

Yazar-Şair Bedriye Korkankorkmaz, Yaşamak Çocuğum adlı şiir kitabından sonra, bu kez de Kitaplarla Söyleşi’yle okurlarıyla buluşuyor.
İnsanın ruhsal duygusal ille de düşünsel bilinmezliğini bilinir yapmak hiç kuşkusuz ki imkânsız. Kitaplarla Söyleşi, merakla bu imkânsız duygunun peşinden koşuyor soluk soluğa. Okurun; yazın tarihine altın harflerle adlarını yazdıran düşünürlerin, yazarların, şairlerin biyografilerinden, eserlerinden edebiyatın insan yanını, ruhsal analizini ortaya koymaya çalışan kitapta, okurlar yazarların ve yapıtların bilinçaltını keşfetmeye davet ediliyor. Korkankorkmaz kitabında Dostoyevski’den Tolstoy’a, Kafka’dan Proust’a Virginia Woolf’tan Milena’ya, Oscar Wilde’dan Andre Gide’a uzanan portreler galerisinde okurun ve yazarın insan olma hallerini buluşturuyor. Kitaplarla Söyleşi, (Deneme/İnceleme) Çekirdek Sanat Atölyesi, Çekirdek Sanat, Çekirdek Film çalışmaları kapsamında yayım hayatını sürdüren Camgöz Kitap’tan çıktı.
Türkiye’nin seçkin kitabevlerinden ve internet üzerinden temin edebilirsiniz.

FacebookShare
Yeni Çıkan kitaplar kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ali Şimşek’ten İFSAK’ta Diyalektik İmge Görme Biçimleri Atölyesi

Ali Şimşek’in öncülüğünde eğitime başlayacak olan atölye için kayıtlar sürüyor.

DİYALEKTİK İMGE GÖRME BİÇİMLERİ SEMİNERİ

Eğitim Dönemi: 28 Ekim 2011 – 25 Kasım 2011
Süre: 5 Hafta / 10 saat / 19:30
Eğitmen: Ali ŞİMŞEK

TEMEL FOTOĞRAF-SİNEMA-FİLM ANALİZİ gruplarını hedefleyen seminer zengin bir görsel kültür tartışmasını hedefliyor. Nasıl görmeyiz? Beyaz ve pürüzsüz olan iktidarı nasıl örgütler? İmgeler düşünür mü? Siyah-beyaz görme neyi anlatır? Yücenin estetiği nedir? Grotesk ve gotik bir mekanın ideolojik temsilleri, fotoğraf ve sinemadan günümüz likid(akışkan) imgelerine görselliğin sınıfsal bir tarihi yapılabilir mi? Plastik demokratik bir malzeme mi? Kitsch ve Camp estetiği nedir? İzlenimcilik, Dada ve Sürrealizmden günümüz kavramsal sanatına imgelerin sorunlu yapısı. Haiku ve minimalizmden cool fotograflara: Soğuk Görme. Postmodernizm değişecek mi? Ya da imgeler ve ironi…
Diyalektik İmge semineri, sanat tarihinden, göstergebilime; sinemadan fotoğrafa, görsel kültürden görsel ideolojiye, imgelerin bizle ilişkisine odaklanıyor. Seminer aynı zamanda kavram ve proje üretmeye odaklı olacaktır.
NOT: Bütün sunumlar sinevizyon eşliğinde yapılacaktır.

1.HAFTA
İmge, Simge, Sembol, Gösterge nedir?
Metonomi ve Metofor
Diyalektik İmge Nedir?
Görsellik ve İdeoloji
Görsel konumlanma (Özne pratikleri)
Görsel Düşünme Nedir?

2. HAFTA
Görseli nasıl okuruz?
Temel Biçimler: Klasik, Gotik, Barok ve Rokoko
Romantizm ve Enkaz İmgeleri
Güzel-Yüce arasında görsellik

3. HAFTA
Modernizm ve Kadrajın İcadı
Flu Görme ve Eriyen Kadraj
Fotografik İmge
Sinematografik İmge (Alan Derinliği, Dışavurumcu Görüntü)
Kolajın fenomolojisi
Neden Siyah-Beyaz Görmeyiz?

4. Hafta
İmgelerde Devrim
Sınıf ve İmgeler
Yoksullar Nasıl Görür?-Sefaletin Estetiği
Dada-Sürrealizm-Kübizm
Avangarde İmge nedir?
Fotograf ve Modernizm
Zen, Haiku ve Fotograf: Sessizin Estetiği

5- HAFTA
Dışavurumculuk Sonrası: Pop İmge
İroni-Parodi-Pastiş
Postmodern İmge
Simülasyon ve Likid Görme
90 sonrası fotograf
Kavramsal Sanat Nedir?
Plastik Düşüncenin Sınırları

 

Detaylı bilgi için: http://www.ifsak.org.tr/index.php?contentId=1918

FacebookShare
Haberler kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tuncay Takmaz’dan Eşzamanlı 2 Harika Sergi

TUNCAY TAKMAZ’DAN AYNI ANDA İKİ YENİ SERGİ:
FİGÜRLER KARNAVALI

• Çok yönlü ressam Tuncay Takmaz’ın rengarenk sergileri Figürler Karnavalı 2 Kasım’da iki ayrı galeride açılıyor.

• Galeri Kent ve Niş İstanbul’da aynı anda başlayacak iki sergi 27 Kasım’a kadar sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Sergide Tuncay Takmaz rengarenk aşırı yorum ve yorumsuzluğu kendi dünyasında bir araya getiriyor.

Son yılların gözde genç ressamlarından Tuncay Takmaz yeni sergisi ile sanat gündemini tekrar meşgul edecek. Figürler Karnavalı adlı sergilerde Tuncay Takmaz’ın çok renkli dünyasına yüzlerce farklı yorumla ve renkle anlatılan kediler ve figürler eşlik ediyor.

Tuncay Takmaz’ın son bir yıldır yoğun biçimde hazırlandığı sergi Durmuş Akbulut’un ifadesi ile şöyle: “Düz bir tuval. Rastgele serpiştirilmiş figürler. İnsanlar, balıklar, çiçekler, hayvanlar… Kimin neyle ve nasıl bir ilişki kurduğu meçhul. İnsan figürlerinde gözler ve ağız aşırı belirgin, hatta karikatürleştirilmiş. Kedi başlı insanlar ve insan bakışlı kediler her yerde… Doğuştan sakat erkek ve kadınlar… Şizofrenik jestler. İğne atılsa yere düşmeyecek bir kalabalık. Tuhaf bir müziğin ritmiyle her biri bağımsız jestler çizen figürlerden oluşma gerçek bir Ortaçağ karnavalı…

Baştan belirtmekte yarar var; Tuncay Takmaz’ın resimleri her zaman iki tür yoruma gebe: Aşırı yorum ve yorumsuzluk. Gerçekte, Takmaz’ın resimlerinde aşırı yorumu besleyen çok sayıda gösterge söz konusu. Daha ilk bakışta bunun “Art Brut” yani “ham sanat” ürünü bir resim olduğunu söylemek çok da yanlış olmayacaktır. Basquiat’dan, Dubuffet’den, Chagall’dan, Gümrükçü Rousseau’dan hatta Hioronymus Bosch’tan bile izler bulmak mümkün. Figürlerin naif ve çocuksu görünümleri, resim tarihine ait skala içinde belli bir basamağa oturur kuşkusuz. Ancak, net bir tanım getirmek ve belli bir gruba dahil etmek çok güç. Esasen bir “outsider” resmi durur karşımızda: Klasik resim kurallarının hiçbirine uymayan, profesyonelliği reddetmiş ve hiçbir rekabet güdüsü taşımayan, pür bir resim anlayışı onunki. Ama bu tanıma göre baktığımızda, Takmaz’ın resminde, radikal bir çelişkiyi de görmezden gelmek olanaksız. Figürlerin yalın, çocuksu, pür ve ham görünümlerine karşın; bir araya geldiklerinde ortaya çıkan manzara gerçek anlamda bir kaosu yansıtır. Tam bir kafa karışıklığı. Ve sözcüğün gerçek anlamıyla bir “yığın.”

2 Kasım 2011 tarihinde Galeri Kent ve Niş İstanbul’da aynı anda açılacak olan sergiler yaklaşık bir ay devam edecek.

2-27 Kasım 2011
Açılış: 2 Kasım Çarşamba, Saat:18:00 -20:30

Sergi adresleri:
Galeri Kent – Ahmet Fetgari Sok. No: 138 / 3 Teşvikiye 0 212 225 67 15
Galeri Niş – Ahmet Fetgari Sok. No: 22 Teşvikiye 0 212 232 88 48

FacebookShare
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

GUGUKLU SAAT

İşleri bitirmiş, üstünü değiştirmişti. Geçen bayram için aldığı, giymeye kıyamadığı bej rengi, yakası zarif dantelli bluzun altına nispeten eski olsa da, görüntüsü eskiliğini ele vermeyen kahverengi, önden pileli, iyi kalite gabardinden bir etek giymişti. Terzi Zehra mahalleden taşınalı beri üstüne başına pek bakmıyordu. Terzi Zehra  varken senede bir iki kere kumaşçılara gider, ucuz ama kaliteli zevkine göre kumaşlar seçerdi. Sonrasında da ölçüsüydü, kesimiydi provasıydı derken neredeyse iki ayı bulan bir şenlik başlardı. Genelde, kumaşçıya yine mahalleden bir komşuyla gidildiği için Terzi Zehra’nın evinde geçen dikiş günlerinde de yalnız olunmazdı. Zaman içinde Terzi Zehra’nın müşterisi azalmış, Meryem hanım gibi bir iki komşu, ahbabın arada sırada getirdiği işlerle tekneyi döndüremez olmuştu. Meryem Hanım’a son diktiği emprime kumaştan yazlık elbiseyi teslim ederken, sanki kabahat işlemişcesine karşıya, oğlunun yanına taşınacağını söylemişti. Terzi Zehra gittikten sonra mine çiçekli emprime elbiseyi bir kez bir düğüne giymiş, sonra da bir daha kıyamamıştı. ‘Belki,’ diye düşündü, dudaklarında bir gülümsemeyle, ‘Belki, o elbiseyi giymek yine bir düğüne, kızının düğününe kısmet olurdu.’ Gülümsemesi dudaklarında asılı kaldı.

Nasıl olmuştu da görmemişti! Saatin üstü bir parmak tozdu. Sabahtan öğlene kadar dipköşe temizlik yapmıştı. Toz almayı oldum olası sevmezdi. Akşam vakti zaten bir gören olmaz diye, salonun tozunu almış gerisini sonraya bırakmıştı. Öğleden sonra mutfağa girmiş, saatlerce hazırlık yapmıştı. Zamanın nasıl geçtiğini ikindi ezanı okunana kadar da anlamamıştı. Hocanın sesi kesildiğinde olur da, erken gelecek olurlarsa diye içini bir telaş kaplamıştı.

Banyoya gitti, küvetin içinde duran kovanın kenarına  yıkanıp asılmış bezlerden birini aldı. İçine sinmediğinden muslukta bir kere daha iyice yıkadı, tek damla su çıkmamacasına kuvvetle sıktı bezi.

Eşi Mahir Bey, kızına ilkokul beşi bitirdiği yıl karne hediyesi olarak bu guguklu saati almıştı. Sema, bir ev gezmesinde ahbaplardan birinin evinde görmüş, saat başı yuvasından çıkıp öten kuşa hayran olmuş, akşam boyu evin çocuklarıyla oynamak yerine kuş çıksın diye dakikaları sayarak saatin önünde oturmuştu. Sonrasında Mahir Bey’den ara ara hep kendi evlerine de bir guguklu saat almasını istemiş, sonunda babasını karnenin hepsinin beş pekiyi olması halinde bir guguklu saat almaya ikna etmişti.

Karne günü Sema, elinde karnesiyle evin bahçe merdivenlerinde oturup babasının işten gelişini beklemiş, Mahir Bey sokağın başında göründüğünde bir taraftan karneyi sallayarak bir taraftan “Saati alıyorsun bana baba!” diye bağırarak koşmuştu. Mahir Bey, kızdırmak için “Halbuki ben sana bisiklet alacaktım,” dediğinde Sema’nın gözleri dolu dolu olmuş, “Ben saat istiyorum,” diye sokakta basbas bağırmıştı.

Ertesi gün baba kız elele tutuşmuş, Üsküdar’dan vapura binip karşıya Eminönü’ne geçmişler, tüm gün Sema istediği saati alabilsin diye Tahtakale’de dolaşmışlardı. Sonunda Sema, içinden kırmızı bir kuşun çıktığı guguklu saati beğenmişti.

Akşam eve döndüklerinde Mahir Bey, Sema’ya önce saatleri, nasıl çalıştıklarını, zembereğin ne olduğunu anlatmış, sonra düzgün çalışması için guguklu saati zaman zaman kozalaklarını çekmek suretiyle kurması gerektiğini söylemişti. ‘İlk ben kuracağım,’ diye tutturmuştu Sema.

Sonraki birkaç gün neredeyse gözünü kırpmadan saatin başında oturmuş, dakikaları saya saya kafayı üşütecek diye anneciğinin yüreğine korkular salıvermişti. Neyse ki haftasına kalmadan havalar iyice ısınmış, sokaktaki çocukların oyuna çağıran sesi Sema’yı saatin önünden koparmayı başarmıştı da şükür, Meryem hanımın korkuları boş çıkmıştı.

Saatin alındığı ilk günden, evden çıktığı son güne kadar Sema, saati kurmayı bir gün bile ihmal etmemiş, bu saat ona takdire şayan bir dakiklik kazandırmıştı. Gel gör ki, Mahir Bey öldükten, ardında da evin işyerine uzaklığını bahane edip Sema da taşındıktan sonra Meryem Hanım için gelişini gidişini kollayacak kimse kalmamış, zaman iyiden iyiye ağır akar olmuştu. Üç gün kursa guguklu saati dördüncü gün unutuyordu. Meryem Hanım, kendi kendine ‘Bu kuşcağız da benim gibi yapayalnız, kurayım da bari saat başı biribirimize ses olalım,’ diyordu ama yine unutuyordu.

Guguklu saatin tozunu inceden inceye güzelce aldıktan sonra içeri gidip televizyonun üstündeki elektronik masa saatine baktı. Altıyı yirmi geçiyordu. Demek eli kulağındaydı, Sema’sı bir saatten az bir zamanda belki de yarım saate kadar yanında Meryem Hanım’ın ilk kez göreceği biri ile annesini tanıştırmak üzere gelecekti. Kiminle, nasıl birisi ile karşılaşacağını düşününce bile kalbi bunca çarptığına göre, kanlı canlı karşısında gördüğünde bayılmazsa iyiydi.

Meryem Hanım oyalanırken iki dakikanın daha geçtiğine karar verip akrebi altının, yelkovanı beşin üstüne getirdi, işaret parmağını halkaya geçirip önce sol sonra da sağdaki kozalağı yukarı çekmesiyle kuşun yuvasının altında, bir dal ucunda  çınar yaprağı bir sağa bir sola sallanmaya başladı. Beş dakika sonra kuş çıkıp bir kez ötecek, saatin buçuk olduğunu haber verecekti.

Meryem Hanım, elindeki bezi götürüp banyoda kovanın içine bıraktı. Birbirinin aynını kovalayan günlerin verdiği hamlıktan sonra gün boyu ayakta iş yapmak onu yormuştu. Salonda, cam önündeki koltuklardan birine oturdu. Kafasını koltuğun arkalığına dayadı, gözlerini usulca kapadı. Uyumayacak, gözlerini dinlendirecekti.

Kapının zil sesiyle yerinden sıçradı. Zilin susmasıyla saatin içinden hafif bir tıkırtı geldi, kuş yuvasından çıktı. Yedi kez öttü. Sema tam zamanında gelmişti.

 

FacebookShare
Selgin GB kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | 1 yorum

“Yüksek Derece” Maya Sahnesi’nde

“YÜKSEK DERECE” MAYA SAHNESİ’nde

Bağımsız tiyatro topluluğu gnlev’in ilk yapımı “YÜKSEK DERECE”, 30 Ekim ve 13- 20 – 27 Kasım tarihlerinde Maya Sahnesi’nde sahnelenecek. Biletler Maya Sahnesi gişesi ve Biletix’te.

YÜKSEK DERECE

Sıcak.

Öldürücü bir sıcak!

Altı şeritli otoyolun kenarında aile mirası bir motel:

SUNSHINE MOTEL

102 no‘da kalan çift uluyana dek sevişiyordur. “Evlenmek, ölüm ayırana dek birlikte olmak istiyorlardır.

406 no’lu oda ayakkabılarla doludur.

303‘te bir internet blogcusu yayındadır.

305‘de atıyla birlikte bir kovboy.

404‘e ise yeni bir müşteri gelmiştir. Onu hangi rüzgarın bu motele attığı bilinmemektedir.

Motelden çıkmak imkansızdır.

Dışarıda öldürücü bir sıcak hüküm sürmektedir artık.

Cırcır böceklerinden başka bir şey yoktur sanki!

Sonunda onlar bile susacaktır…

Yazan: Turgay Doğan & FAHRENHEIT Yazı Ekibi

Yöneten: Turgay Doğan

Müzik: Men With A Plan

Reji Asistanı:Mustafa Doğulu

OYUNCULAR: Tolga Akman, Reyhan Nur Çalıkoğlu

Sarper Çelikbaş , Fahrettin Eren Dinler

Uğur Küçükdağ, Öykü Oktay
Emre Taştekin , Günışığı Zan

Yapım: gnlev

Fotoğraflar: Gülbin Çetindemir

DETAYLI BİLGİ İÇİN:

www.gnlev.com

twitter.com/gnlev

Maya Sahnesi İstiklal Caddesi, Halep Pasajı, Kat 2, Beyoğlu

Tel: 0 212 252 74 52 – 0 535 646 04 44 E-mail: info@mayasahnesi.com Web: www.mayasahnesi.com Okumaya devam et

FacebookShare
Haberler kategorisine gönderildi | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Galata’da “Görünürlük Projesi 7″

Giderek artan bir sahne problemine “sahne” olan İstanbul’un Galata bölgesinde 22-23 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek olan Görünürlük Projesi 7, farklı disiplinlerden sanatçıları bir araya getirerek klasik anlamdaki tiyatro disiplinine de farklı bir bakış açısı sağlamayı hedefliyor.

Bu sene Tünel Meydanı, sokaklar, Eski Hamursuz Fırını, Cafe Privato, Galataevi ve daha birçok mekanda gerçekleşecek olan etkinliklerin hiçbiri sahnede olmayacak. Ücretli ve ücretsiz pek çok etkinliğe sahne olacak proje sahnesizlik üzerine şikâyet etmek yerine her yeri sahne haline getirerek seyredenleri klasik festivallerden ayrı, bambaşka bir deneyime çağırıyor.

Edebiyatçılar Oyun Yazıyor!

Projenin ve GalataPerform’un Genel Sanat Yönetmeni, oyun yazarı ve yönetmen Yeşim Özsoy Gülan tarafından gerçekleştirilen atölyeler sonucunda günümüz edebiyatının genç isimlerinden Mine Söğüt, Bedia Ceylan Güzelce ve Kadir Aydemir yazdıkları kısa oyunlar ile karşımızda olacaklar. Bedia Ceylan Güzelce’nin yazdığı ve Ali Can Yücesoy tarafından canlandırılacak olan İngiliz Kemal’in hikayesini konu alan 679, Eski İngiliz Karakolu olan Galataevi’nde izlenebilecek. Yitik Ülke Yayınları’nın Yayın Direktörü ve ‘80lerde Çocuk Olmak Kitabı’nın editörü, şair Kadir Aydemir’in kaleme aldığı, Sezin Bozacı’nın rol aldığı Kayıp Mektup Monologu adlı oyun ise Kamer Pul Evi’nin önünde izleyici karşısına çıkacak. Öte yandan, Beş Sevim Apartmanı / Rüya Tabirli Cin Peri Yalanları,  Kırmızı Zaman, Şahbaz’ın Harikulade Yılı 1979 gibi romanlarıyla tanınan yazar Mine Söğüt, Celile Toyun’un canlandıracağı antika dükkanı sahibi bir İstanbul hanımefendisiyle bir marangozun karşılaşmasını anlatan kısa oyunu ile karşımızda olacak.  Okumaya devam et

FacebookShare
Haberler kategorisine gönderildi | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın