
Marcel Duchamp
“Ne somurtup duruyorsun! İşine bak.”
“Amma dırdır ettin sabah sabah ha… Aha, gidiyorum.”
Satılmış’ın gitmesiyle Güldane tuvaletleri kontrol etti. Azalan peçetelere takviye yaptı. Kocasının duvara çivilediği naylon sepetin içindeki fesleğenin yeşil ve yer yer mora çalan yapraklarını şöyle bir karıştırıp ellerine bulaşan kokuyu içine çekti. Masanın örtüsünü düzeltirken boş çikolata ambalajını görüp öfkelendi. Küçük kız mızırdanıp yüzünü buruşturdu. Güldane plastik su şişesinden elini ıslatıp kızın dağılmış saçlarını düzeltti. Sonra köşedeki çalı süpürgesiyle söğüt ağacından yere düşen gazelleri süpürdü. Topladıklarını çöp kovasına atıp ellerini sabunladıktan sonra masanın başına geldi.
Zeynep ayaklarına dolanan ve mırıl mırıl sesler çıkaran sarman kediyi kucağına alıp sarımsı tüylerini okşarken annesi, “Şu pis şeyi alma diyorum. Bırak çabuk!” deyip bağırdı. İstemeye istemeye kız kediyi kucağından indirdi. Güldane onu omzundan tutup lavaboya götürdü. Çocuğun ellerine limon kolonyası da döküp sandalyeye oturuverdi.
Birer birer kepenklerini açan dükkânlarla sokak hareketlenmeye başlamıştı. Bayram üstü kocasına yardıma gelen Emine, Güldane’yi görünce: Okumaya devam et







