Park

Onur Akbudak

Sabaha kadar gözünü kırpmadı. Uyumak için duş aldı, yatağına girdi gözlerini kapattı.  Aklını meşgul eden onca değersiz soru, bir türlü rüyalar alemine kavuşup gitmesine izin vermiyordu.

Yatağından kalktı. Odanın içinde volta attı. Adımları odaya dar gelince dış kapının önünde duran sokakta aldı nefesini.

Gecenin tam üçü… Ortalıkta devriye gezen polisler dışında kimseleri göremedi. Sonra, açlıktan mideleri karınlarına yapışmış birkaç evsiz kedi köpeğin sokak ortasında burunlarını yemek sandığı her şeye soktuğunu gördü.

Sarhoş, saçı sakalı birbirine karışmış,gece boyu süren eğlencesinin apansız bitişi hoşuna gitmemiş, göz göze gelse, onu oracıkta öldürebilecek kadar güce sahip olan delikanlı, elinde bira kutusuyla yanından geçerken; açık olan bir tekel bayisinden birkaç bira ya da farklı içkilerden alırsa, eve dönüp kavuşamadığı rüyalarına özlemle sarılabileceğini düşündü.

Uzun sürmeyen bir yürüyüşün ardından önüne çıkan ilk tekel bayisine girdi. Üç bira, bir paket kısa Samsun alıp tekrar evinin yolunu tuttu. 

Çöp kovasını karıştıran, bisikletinin her tarafını boş keten çuvalları doldurmak için kendine oturacak bir koltuk yer bırakmayan yaşlı adamı görünce eve gitmekten vazgeçti.

“Hayatı boyunca çalıştı ve hala çalışıyor” diyerek hayıflandı. Kısa hayatında  asla bu kadar çalışmak istemiyor, hatta, hiçbir insanın çalışmasını doğru bulmuyor, yalnızca kendi ihtiyaçları doğrultusunda üretmesini kabul ediyordu.

Aklını meşgul eden soruların sokakta dahi onu yalnız bırakmadığına öfkelenerek, evine girdiğinde huzurlu bir uyku çekecek gibi görünen yaşlı adamdan giderek uzaklaştı.

“Belki, evi yoktu adamcağızın da çöpleri vücuduna sarıp ısınmak için topluyordu” diye söylenerek uykusunu kaybettiği gecenin içinde yürüyordu. İçinden çıkılması güç bir durumla baş başa kaldığının farkına varamadan olduğu yerde irkildi!

Uykusunu kaçıracak en büyük soruyla karşılaşmıştı:

Açlık… 21. yy’da insanoğlunun bu durumda yaşaması, birkaç patronun lüks hayatları uğruna daha fazla para kazanma hırsından  olduğunu düşünerek sevimsiz bir soruya cevap buldu.

Dünyadaki tüm açları,işsizleri, haksızlıkları peş peşe düşününce deliye döndü.  Tek isteği bir an olsun kafasını boşaltmak, hiçbir şey düşünmemek, sormamak, tatlı rüyalarına yeniden sarılmaktı. Ne yazık ki, sokakta öylece kalakalmıştı…

Az önce kendinden emin adımlarla evinin yolunu tutmuşken şimdi ne yapacağını bilmiyordu.

Gecenin ortasında… Sokakta karşılaştığı aklındaki en büyük soru işaretiyle; yönünü keyifli anlarında kuşların uykusunu dinlemeye gittiği, şimdi pişman olduğu, kendini dinlemeyi öğrendiği parka çevirdi.

Parka yaklaştığında, her zaman kolayca geçip içeri girmesini sağlayan kapının zincire vurulmuş olduğunu gördü. Şaşkınlıktan kendi ekseninde dönmeye başladı…

Etrafı duvarlarla çevrili bu dünyada ne işi vardı? Bir an olsun; ailesini, sevgilisini, bahçesinde günün belirli saatlerinde ziyarete gelen mahallenin kedilerini, her şeyi bırakıp ölüp gitmek istedi.

Pes etmek… Onun gibi bir adama yakışmayacağını söyleyen babasını hatırladı. Mücadele etmesi gerektiğini, bedeli her ne olursa olsun, hayatta kalmanın insanın en büyük onuru olduğunu düşündü.

Zincire vurulmuş kapıyı tekrar gözden geçirdi. Parkın başka kapılarının da olduğunu hatırladı. Vakit kaybetmeden, diğer kapıların açık olup olmadığını kontrol etmek için işe koyuldu.

Karşılaştığı manzara karşında; “Yok artık,kesinlikle halüsinasyon görüyorum” dedi. Ne olacaktı, günlerdir gözüne bir nebze uyku girmiyor, volta atmaktan tabanları şişmişti.

Ana kapıya göre daha küçük, parkın güneyinde ve kuzeyinde olan demirleri küflenmiş kapılar da kaynakla kullanılmaz hale getirilmişti.

Duvar boyunca, insanlarını düşman askerlerinden korumak, özenle dizilmiş kale surlarını çağrıştıran demir korkuluklardan atlayıp içeri girmeyi planladı. Karanlıktı,cesaret edemedi.

“Demek doğruymuş” diyerek daha birkaç gün önce yerel bir gazetede okuduğu haberi anımsadı.

Haberde şöyle yazıyordu:

“Belediyenin, elektrik dağıtım şirketiyle girdiği yoğun tartışmalar sebebiyle, iş bu halden; şehrimizde halkımıza ait olan bütün parklarda sayaç bağlatmadığımız için aydınlatma yapamıyoruz. Tüm halkımızdan özür dileriz. Belediye başkanınız, Refik Uyurgezer. Saygılarımla”

Haberi okuduğunda, haber kaynağının mahkeme kararından esinlenildiğini çoktan anlamıştı. Kim bilir, daha neler olmuştu da sadece bir kısmını söyleme gereği duymuşlardı. Haberi yapan gazeteciye de ancak  bu kadar haber malzemesi çıkmıştı.

Ne önemi vardı ki tüm bunların, içine girip biraz olsun huzur bulmak istediği parkta; ağaçlar, kuşlar, evsizler, havuzdaki ağzından su,gözlerinden yaş akan düşünen adam heykeli şimdi karanlıkta kalmışlardı. Gerisinin ne önemi vardı ki!

Henüz kapağını açma fırsatı bulmadığı biralardan birini elinde sımsıkı tutup, bir yudum almadığını düşünemeyecek kadar kendini kaybederek sokağın ortasına fırlattı! Sonra elindeki diğer iki şişeyi…

Sakinleşmeliydi… Yeni aldığı sigara paketini jelatininden ayırıp açtı. Paketin üzerindeki fotoğrafın, sigarayı bırakması gerektiğini belirten bakışlarına aldırmadı. Paketin üzerinde, nefes almakta zorluk çeken, oksijen maskesine bağlı çocuğun kim olduğunu merak etti. Sigarayı bıraksa iyileşir miydi o çocuk? Sigara tiryakileri için bu fotoğraflar ne kadar etkili olabilmişti? Göz göre göre kendini ve çevresini zehirlediği için pişmanlık hissetti. Üzüldü. Bir tane çıkarıp dudaklarına götürdü,bu sigaranın diğer sigaralardan kötü kokmasına rağmen yanarken çıtırtılar çıkarmasını çok seviyordu. Derince bir nefes çekti. Elindeki sigarayı, paketi gibi buruşturup çöpe attı. Sigarayı bırakıp bırakamayacağı konusunda bir süre kendini telkin etti.

Uyuyamayacağını bildiği halde eve gitmesinden başka  çıkar yolu olmadığını kanı damarlarında durulurken anladı.

İki polis koluna girdi… Polis arabasının mavi kırmızı ışıkları karanlıkta kalan parkı aydınlatıyordu. Işığın yansımasında neler olduğunu tekrar gördü. Parkın duvarında, asılı bez afişte yalım yalım parlayan yazıyı son defa okudu:

“Bu park özelleştirme sürecinin bedelini ödemeyecektir! Parklar özgür bırakılmalıdır!”

Ranzasına uzandı, gözlerini yumdu. Daha kuracağı çok hayali vardı. Uyusa ne olurdu, uyumasa ne olurdu! Rüya görse ne olurdu, görmese ne olurdu!

Çekti battaniyeyi üzerine, derin bir uykuya…

Bir Cevap Yazın