Serkan Türk’ün ikinci öykü kitabı Rüzgârlı Camlar çıktı. Kül Sanat Yayınlarından çıkan kitapta bir şiir ve on üç öykü yer alıyor. Camlar, Rüzgârlar ve Bulutlar olmak üzere üç bölümden oluşuyor kitap. İlk öykü kitabı Uzak Yaz ile okuyucusuyla arasında sağlam bir köprü kuran yazar geçmişi, ölümü,  hayatına teğet geçen yalnız insanları ve bitmemiş aşkların ağrılarını anlatıyor. Serkan Türk’ü yeni keşfedenler için lirik bir dil ve soluksuz okunacak bir kitap Rüzgârlı Camlar… 


 

Murat Ergin’in Serkan Türk’e Kül Öykü Gazetesi için sorduğu sorulardan birkaçı. 

M.Ergin: Camlar, bir vitrin gibi, yaşamın da yazanın da yazılanın da hayat bulduğu bir yer. Kitabınız camların büyüsü ile açılıyor. Camlar dış dünyanın, bireyin iç dünyasıyla yüzleştiği yer mi? 

S.Türk: Baktığımız değil, bize bakılan yer camlar. ‘Bize bakmak’ istiyordum yazarken. Her birimizin içinden geçtiği sokaklara, ruh hallerine, mevsimlere bakmak… O yüzden Sanki Yarın Issızlık’ı yazarken taşınılan bir sokağı dekor yaptım. Geçmişin her zaman bir şekilde kendini hatırlattığını gözlemliyorum bizim toplumumuzda. En mutlu olduğunuz bir anda birden moraliniz bozulabiliyor. Ani bir gelişme hayatlarımızı değiştirebiliyor. Kaçınızın başına gelebilir yıldırım düşmesiyle ölüm? “Anılar sadece böyle kesik kesik görüntüler olarak anımsatıyorlar kendilerini. Bir yerde elektrik devreleri gibi yanıp kararıyorlar. Ne kadar zorlarsan zorla ilave tek bir kare göremiyorsun.” Diyorum bir öyküde. Bazen yüzleşmek için çaba harcasanız bile bu mümkün olamıyor. Eskiden yaptığınız bir hatanın gelecekte mutsuzluğunuza neden olacağını düşünüyorsunuz. Yaptığınız seçimlerle bir şeyleri değiştirmek elinizde ama o kadar güçlü hissetmiyorsunuz genelde. Kırılmalar gerekiyor toparlanmak için. 
 
 

M.Ergin: Golgotha adlı öykünüzde kullanılan tepe metaforu Bilge Karasu, Pavese’de sıkça görülen tepe imgesine benzeş. Yazarken kurgulanan ve boşlukta bırakılan okuyucuyla vücut bulan metaforlar okuyucunun yeniden hikâyenizi kurgulaması için mi? 

S.Türk: Sadece tepe değil elbette. Bahçe, deniz, balkon, pencere gibi sıklıkla kullandığım imgeler var. Her biri tek başınalık duygusunu gelip yüklüyor insana. Zeytin ağaçları mesela bu kitapta tepe kadar çok çıkıyor karşınıza. Arka fonda belli şeyler var. Tepe, zeytin ağaçları ve yalnızlaşan insanlar. Gökyüzünde bulutlar, parıldayan yıldızlar. Hepsi hikâyenin içeriği kadar sizi meşgul etmiyor aksine rahatlatıyor. Okur olarak siz, geniş bir bahçede hiçbir şeye takılmaksızın yürüyüp gidebiliyorsunuz. En azından benim istediğim dilediğim esas kokuyu alabilmeniz.  

M.Ergin: “O Rus oyuncaklarındaki gibi birini açıyorsun, başka biri çıkıyor içinden. Hepsi de anı bunların. Kadın hâlâ adamın yanında. Yanağını cama dayamış. ‘rüzgârlı camlar’ diye mırıldanıyor. Kır kahvesindeki adamın beklerken yaşadığı azalmışlık duygusunu hissediyor.” Diyorsunuz bir öyküde.  

S.Türk: Her zaman aynı olamıyor insan. Sürekli bir yenilenme hali. Acıların, sevinçlerin yer değiştirdiği anlar vardır. İçinden çıkılamayacak bir durumda hissederken birden öyle bir mucize olur ki siz bile şaşırırsınız aydınlığa kavuştuğunuz için. Bazen öyküdeki gibi hepimizin başka şeyleri dert edindiğimiz gerçeğini birinin bize fısıldaması lazım… Yalnızlık duygusunun yerleşmesini istemiyorum bu hikâyeye demişim mesela. 

M.Ergin: Ölüm, hep bir yarım kalmışlık duygusu uyandırıyor öykülerinizde. Karakterler, yaşıyorken incelikleri görmeden göçüp gidiyor başka boyutlara. Yazan için, kendini temize çekmek, yaraların yeniden yeniden sarılması mı demek geçmiş? 
 

S.Türk: Yaşarken ölü olan ne çok insan var aslında. Benim yazarken öykülerime bulaşan bu insanların gölgeleri. Çevresinde olup biteni göremeyen, doyasıya gülemeyen, başka insanları fark etmeyi başaramayan insanlar zaten ölü olmalı. Diyorum ya Ölüler Tanrı’nın rafında bekliyorlar sonsuz göğü. Nefes alıp vermek her zaman yaşamak mıdır?  
 
 
 

Arka Kapak Yazısı 

Birbirine çapraz duran açık kapılardan içeri sızan ışık bir gölge ile bozulacak diye geçiriyorum içimden. O anda bir gölge duvarı boydan boya geçiyor. Ve başka gölgeler zeytin ağaçlarının orada kayboluyor. Traktörler geçiyor aralıklı saatlerle. Sadece bazı yaşlı insanlar selam veriyorlar bana. Daha önce beni görmemiş olmalarının ve bir süre sonra başka birilerine selam verecek olmalarının hiçbir önemi yok onlar için. Havaya kalkan bir sağ el. Benim elimde belirsiz bir şeye uzanır gibi kalkıyor havaya. 
 
 
 
 

Serkan Türk

Rüzgârlı Camlar, 96 sayfa

Kül Sanat Yayınları

Şubat 2008