Şair Cemal Süreya Yaşıyor

Yirmi yıl önce bugün yitirdiğimiz şair Cemal Süreya İstanbul ve Ankara’da çeşitli etkinliklerle anıldı.

Yirmi yıl önce bugün yitirdiğimiz şair Cemal Süreya bugün çeşitli etkinliklerle anıldı. Türkiye Yazarlar Sendikası, İstanbul Kadıköy’deki Öteki Kültür Merkezi’nde saat 18.00’de bir toplantı düzenlendi; etkinlikte Tiyatro Fabrikası Şiir Tiyatrosu Oyuncuları Cemal Süreya’nın şiirlerinden oluşan bir gösteri gerçekleştirdi. Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü kazanmış şairler (Enver Ercan, Altay Öktem, Gülce Başer ve Kaan Koç) Cemal Süreya’yı anlattı. Nurullah Can ise Cemal Süreya’lı anılarını dinleyicilerle paylaştı.

Cemal Süreya için mezun olduğu Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde de saat 16.00’da anma ve şiir ödülleri etkinliği düzenlendi. Ankara SBF Aziz Köklü Salonu’nda Ali Besen’in sunduğu etkinliğe Prof. Dr. Celal Göle (SBF Dekanı), Ahmet Saraçoğlu (Cemal Süreya Derneği Başkanı), Mustafa Şerif Onaran (şair, yazar), Muzaffer İlhan Erdost (yayımcı, şair, yazar), Vecihi Timuroğlu (şair, yazar), Mehmet Özer (Mülkiyeliler Birliği Temsilcisi) ve Ertan Mısırlı (şair, yazar) konuşmacı olarak katıldılar. Muzaffer Özdemir’in müzik dinletisiyle devam eden etkinlik, Cemal Süreya Şiir Yarışması ödüllerinin verilmesiyle son buldu.

Şair ve yazar Engin Turgut’un “Caz ve Kadın” adını verdiği ve ölümünün 20. yılında Cemal Süreya’ya adadığı resim sergisi ise bugün Ankara’da Batıbirlik Sanat Galerisi’nde açıldı.

•••

Cemal Süreyya için 100. yüz

Edebiyatın Mona Lisa’sı

Hepsi yaşandı ve kaldı. Tıpkı Cemal Süreya’nın şu öngörüsü gibi: ‘Jandarma daima nesirde kalacaktır / Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine.’

Orhan Alkaya

Nereye bakarsa baksın, size baktığını düşünürdünüz. Edebiyatın Mona Lisa’sı. Yarısı sürgün.

1931’de Erzincan’da doğmuş. Sonra birkaç kez daha doğmuş. “Tek taş” şiirlerinden birinde şöyle dediydi: “Annem çok küçükken öldüydü / beni öp sonra doğur beni.”

Firesiz şair. Her şairde fire olur; istekten, denemekten, uçmaktan fire verir şairler, en fazla da dilin buyurgan kalıplarını eğip büküp insan olarak ölebilmenin hallerini araştırırken. Cemal ise firesiz şairdir, özellikle ilk üç kitabında: “Üvercinka”, “Göçebe” ve “Beni Öp Sonra Doğur Beni”de. İlk, Yusufçuk dergisinde, dokuz yüz seksen Mart’ında dünyanın en güzel gözlü adamı, Mehmet H. Doğan söylemişti bunu. Mehmet Abi’den mülhem, mîri mal sayılır: Firesiz şair.

“Sınıf arkadaşları, şarap ve tüzük kokan,” bir Mülkiyeli değil Siyasallı, üstelik Hariciye’yi değil Maliye’yi seçti. Ne övündü bununla ne yerindi. “1950 seçiminin, demokrasinin çocuklarıydık,” da demiştir; uzun süre kitaplarına almadığı “555 K” şiirini de yazmıştır. Dürüsttür, hayata saygı duyar.

Sık sık dalardı, bir şiire, bir yazıya, az evvel söylenmiş bir lafın çağrışımlarına, bir çift kadın memesine ve mutlaka sizin gözlerinize; dedim ya Mona Lisa.

“Ama kadınlar tanrım, / Öyle çok sevdim ki onları, / Gelecek sefer / Dünyaya / Kadın olarak gelirsem / Eşcinsel olurum” diye yazmıştır şiiri iyiden iyiye kısaltmaya, yoğunlaştırmaya başladığı vakitlerde. Bu şiir Cemal Süreya “kısa”larının belki de poetik açıdan en zayıfı sayılmak gerekir; ama ne duygu! Şunu da yazmıştır başarı ile başarısızlık arasında yalpalarken ve muhteşemdir: “Eskiden birinci işimdi sigara içmek / Şimdiyse içmemek birinci işim.”

Arkadaşlığa meftundu

Cemal Süreya’nın arkadaşları, onun kaç kez evlendiği hususunda hep kafa karışıklığı yaşadı. “Yedi” dediği bile olmuştur. Esasen iki kez evlendi, Zuhal ilki, Bayan Nihayet ikincisidir. “Düğmemi kim diktiyse onunla evlendim abi,” de demiştir ve şairlerin Ece’si şöyle tefsir etmiştir bunu: “Bizim Cemal bir kadını beğendiğinde, gömleğinin üst düğmesini ‘çıt’ diye kopartır. Kadın dikerse de evlenir.”

Arkadaşlarına ve arkadaşlığa meftundu Cemal Süreya. Ece’ye itina eder, Doktor Bahar’dan hiç vazgeçmez, Nilgün Zelda’yı asla unutmaz, Mehmet Ali’nin Hatay’ına Mehmed Kemal’in Kalem’i muamelesi yapar, Mareşal Buyrukçu’ya, birlikte intihar edebilecek kadar güvenir, Günel’e, Behzat’a ihtimam eder, Fazıl Hüsnü’ye ve Cihat Burak’a saygıda kusur etmez, genç şürekâ ile hayret ve ibret ilişkisini hep korur, bu arada âşık olunacak bir kadın için her zaman kalbinde yer ayırırdı.

Son Pazartesi, 8 Ocak, geç kalmıştım, yazım bitmemişti, filan. Son gördüğüm Cemal, bej rengi pardösüsünün içinde duruyordu. Başka biri değildi ama bıyıkları ve komik sakalı yoktu, bir de üzgündü. Mona Lisa iyice hüzne dalmış, gülümsemesini boş vermişti.

Bir telefon geldi en son. Cemal ölmüştü. Bir telefon daha geldi. Kütüphanesi – ki az ve öz idi, Kadıköyü’ndeki bir sahafta dağılıp gitmekten, çok sevdiği arkadaşı Doğu sayesinde kurtuldu.

Hepsi yaşandı ve kaldı. Tıpkı Cemal’in şu öngörüsü gibi:

“Jandarma daima nesirde kalacaktır / Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine”.

•••

İlk telifimi ondan almıştım

Kırlangıç ömürlü şair

Refik Durbaş

Bir Lokman Hekim söylencesi şöyledir: Lokman Hekim’den kaç yıl yaşayacağını saptaması istenir, o da uzun yaşayan kartalın uç uca yaşam süresini düşünerek, 7 kartalın uç uca yaşam süresi kadar yaşam diler. Kartalın yaşam süresi 80 yıl kabul edilmiştir.

Bu, 7 ile çarpılınca 560 eder ve Lokman Hekim de 560 yıl yaşamıştır.

Şair Cemal Süreya da Lokman Hekim’i çok severdi. Ama Lokman gibi, kartalı değil de, 9 yıl yaşayan kırlangıcı düşünürdü.

Kartal misali kırlangıç da düşünülürse, 7 kırlangıcın yaşam süresi de 63 yıl eder. Süreya da kendisine 7 kırlangıcın ömrünü biçmiş ve “Kehanet 1985” başlıklı bir şiir yazmıştır. Ama ne yazık ki Cemal Süreya’nın kehaneti tutmadı ve 59 yaşında, tam 20 yıl önce, 9 Ocak 1990’da aramızdan ayrıldı.

“Sıcak Nal” kitabında yer alan “Kehanet 1985” başlıklı şiiri bu dileğinin nişanesi olarak okunabilir: “Lokman Şair senin hayatın / Yedi kırlangıcın hayatı kadar / Altısını ardı ardına yaşadın / Bir kırlangıcın daha var.”

Ömrünün kehanetini bilmiştin, ölümünü bildiğin gibi…

Bu yüzden her yıl, bir “kırlangıç yılı” daha ekleniyor ömrüne… Bunu biliyorsun… Her geçen gün seni daha çok özlediğimizi de…

Nasıl unuturum? İlk telif hakkımı senden almıştım. Evet, ben, ilk telif ücretimi “yedi kırlangıç ömürlü” Cemal Süreya’dan aldım.

1967 yılıydı, Süreya’nın çıkardığı “Papirüs” dergisinin 3. sayısında bir şiirim çıktı.

Derginin piyasaya çıktığı günün ertesinde Süreya, zarf içinde bir “on” lira uzattı ve şöyle dedi:

“Elbet bu para şiirinin karşılığı değildir. Ama bütçemiz bu kadar. Fakat bu uğurlu gelir, bundan sonra alacağın telif bereketli ve bol olur.”

“Papirüs”ün o sayısı iki buçuk lira, yani 250 kuruştu…

Yine o zamanlar, “kuruş”lar tedavüldeydi.

Kitaplar, “bir” liradan satılıyordu. Aksaray’dan Yenikapı’ya inerken “Odunluk” namıyla bilinen ayakçı meyhanelerinde bir şişe “Güzel Marmara” şarabı ya da yarım şişe ufak “Yeni Rakı” ile bir porsiyon köfte ve piyaz 5 lira idi…

Şimdi, kaç yıldır Gazeteciler Cemiyeti’ndeki masan boş…

Kaç yıldır Hatay Restoran’daki masan da…

“Defter-i Kebir”in, şiirin gibi bembeyaz sayfaları da…

Kaç yıldır Kadıköy-Sirkeci vapurunun Boğaz’a göğsünü geren güvertesi de…

Vapurda bir yerde durup oturmazdın; “Hadi” derdin, “barda bir çay içelim”.

Çayı, vapurun çay ocağında içen Süreya…

Türk şiirinin uçurumunda açan kır çiçeği… Dünya göçebesi… Şapkası her zaman çiçekle dolu Anka kuşu…

Son şiirinde “Tanrım üstü kalsın” diyordun.

Ölümün değil, şiirin durgun suyunda uyumaktasın hâlâ…

•••

Yaşamından izler

– Doğumu 1931 Erzincan, ölümü 9 Ocak 1990 İstanbul…

– Asıl adı Cemalettin Seber.

– Lise yıllarında aruz vezniyle şiirler yazdı, kendi kendine eski yazıyı öğrendi.

– Kendisine sorarsanız “Birkaç kez evlendi”, oysa herkes yetmiş kez evlendiğini sanırdı.

– Bir dükkâna girip bir şeyin fiyatını soramazdı, sormak zorunda kalırsa da mutlaka alırdı.

– Paris’e gidip Louvre’u, Konya’ya gidip Mevlana Müzesi’ni görmeden gelmişti.

– Berbere gitmez, saçlarını kendisi keserdi.

– Davetlerde, kokteyllerde görünmekten pek hoşlanmazdı.

– Bir büyük özlemi “mavi sakalı” ile dolaşmaktı sokaklarda…

– Zamanın Başbakanı Turgut Özal’ı Taksim’de düelloya davet etmişti.

– 26 yılda 28 ev değiştirdi.

– Kadıköy’de her zaman vapur iskelesine en yakın evde oturmaya çalıştı.

* * *

Kaynak: Cumhuriyet gazetesi