Etiket arşivi: ara güler

Ara Güler’in “Eski Şehir”i

ara-güler

Türk fotoğrafının ustası Ara Güler’in daha önce bir arada sergilenmemiş, renkli İstanbul fotoğrafları sanatseverler ile buluşuyor.

Büyük bir gelenek olan sosyal belgeselci tarzı benimseyen ve fotoğraflarında sinema ve edebiyatın birbiriyle sürekli kesiştiği Ara Güler’in “Eski Şehir” fotoğrafları, Nişantaşı’nda bulunan Galeri Merkür’de sergileniyor.

16 Aralık 2013-15 Ocak 2014 tarihleri arasında açık olacak sergi, ziyaretçilerini bekliyor. 

Bilinmeyen Ara Güler

 

Bir yaşam boyu süregelen yaratım sürecinde ve serüveninde alışılmamış ve bugüne dek gizli kalmış soyut yapıtlar dizisi ile Ara Güler 4 Aralık 2012’ de Galeri G-art’ ta.

“Foto muhabiri” ve “görsel tarihçi” Ara Güler ilk kez bu sergisinde, bugüne dek bize sunduğu fotoğraflarından farklı görsellerle karşımıza çıkıyor.

16 adet fotoğraftan oluşan serginin küratörlüğünü üstlenen Lora Sarıaslan, sergi içeriğini şöyle açıklıyor:

Bizler Ara Güler’i dünyanın dört bucağında görüp belgelediği “somut” görüntülerle tanımışken, bunlara ek olarak yarattığı “soyut” görüntüler hiç bir zaman gün yüzüne çıkmamış ve sergilenmemişti.

Yerel ve evrensel kültür, sanat ve siyaset alanındaki simge isimlerin portre ve röportajlarının yanısıra Türkiye ve dünyanın en ilginç ve renkli köşelerini belgeleyen, çağımızın görsel tarihini yazan Ara Güler, bu sergisiyle bilmediğimiz, bugüne dek gizli kalmış soyut bir yönünün de olduğunu gösteriyor. 1970’lerden bu yana çektiği soyut anlar Ara Güler’in bir yaşam boyu süregelen yaratım sürecinde ve serüveninde alışılmamış bir yapıtlar dizisi… Yıllarca dünyayı ve insanları Ara Güler’in gözünden gören bizler, bu sergiyle Ara Güler’in bu değişik bakışına daha önce hiçbir yerde sergilenmemiş özgün görsellerle tanık olacağız.

“Bilinmeyen Ara Güler “ sergisi 4 Aralık 2012 – 3 Şubat 2013 tarihleri arasında, Pazar ve Pazartesi dışında her gün 11:00 -19:00 saatleri arasında Galeri G-art’ ta görülebilir.

Babil’den Sonra Yaşayacağız

Nihat ATEŞ

“Dil, yaşar. Soluk alıp verir. O da tıpkı insan gibi yere, zamana, mekana göre değişir, gelişir, insanla birlikte devinir”. Diyerek başladığımda bu tümceler bizlere çok fazla bir şey ifade etmeyecektir. Bunun birinci nedeni buna benzer tümceleri daha önce en az binlerce kez okuduğumuzdan, ikincisi ise zaten bunun aksini söyleyen, söyleyebilecek ya da yazabilecek kimsenin olmamasıdır. Öyle ya kim kalkıp artık “dil ölüdür”, devinmez diyebilir. Onun için de sizin “dili yaşayan” bir şey olarak tanımlamanız, aynı zamanda onun başkalarınca “ölü” bir şey olarak tanımlanmış olmasına da bağlıdır. Böyle tanımlayanamayacağına göre de sizin dil için “yaşayan” olarak yazmanız dilin değil de sizin sözünüzün ölü doğmasına yol açar. Aynı şeyleri edebiyatın, daha çok da şiirin bir “dil olayı” olduğunu okuduğum zaman da düşünürüm. Sanki edebiyatın bir dil olayı olmadığını söyleyen varmış gibi “edebiyat bir dil olayıdır” demek de o derece anlamsız gelir bana. Örneğin geçen aylarda Buket Uzuner bir yazısında, “romanın bir ansiklopedi olmadığını” söylüyordu. Nedeni de romandan “bilgi” vermesini beklememek gerektiğiydi. Bunun için de “romanın bir ansiklopedi” olduğunu söyleyenlerin varlığı gerekiyordu. Ben hemen hemen, romanın ilk yazılmaya başlandığı dönemler ve Türkiye’de ilk roman denemelerinin dışında böyle bir iddianın ortaya atıldığını okumadım. Onun için bugün artık Uzuner’in sözü “ölü doğmuş” bir söz olarak kalmaktan öteye gitmiyor. Babil’den Sonra Yaşayacağız yazısına devam et