<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YİTİK ÜLKE &#187; ayrılık</title>
	<atom:link href="http://www.yitikulke.com/tag/ayrilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yitikulke.com</link>
	<description>YENİ BİR ÜLKE</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 01:56:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Rüya -Ya da susmamak…-</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/ruya-ya-da-susmamak.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/ruya-ya-da-susmamak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Apr 2011 23:04:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasemin Gürkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yasemin Gürkan]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[bitiş]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yasemin gürkan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=1038</guid>
		<description><![CDATA[Yasemin Gürkan “Parça parça, her gün biraz daha terk ediliyorum.” Son günlerde kendi kendine söylerken yakaladığı bu cümle yalnızca derinden gelen bir his de olsa, hissettikleri hep doğru çıkmıştı o güne dek ve bu kez de öyle olacağından neredeyse emindi. &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/ruya-ya-da-susmamak.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yasemin Gürkan</p>
<p>“Parça parça, her gün biraz daha terk ediliyorum.” Son günlerde kendi kendine söylerken yakaladığı bu cümle yalnızca derinden gelen bir his de olsa, hissettikleri hep doğru çıkmıştı o güne dek ve bu kez de öyle olacağından neredeyse emindi.</p>
<p>“İşte,” diye söylendi, yine haklı çıkmaktan duyduğu nefretle ekşiterek yüzünü, “biliyordum.” Eve vardığında tüm ışıklar kapalıydı &#8212; gitmişti. Beklemeden, dinlemeden, onsuz. Ya dinlemeye tahammülü yoktu, ya da ihtiyacı artık. <span id="more-1038"></span></p>
<p>Panikledi, canından canı, ciğerinden nefesi sökülüyormuşçasına. Haykırdı, çırpındı yüreği çaresizliğin dibinden: “Onu kaybedemem. Gidemez &#8212; oydu başlatan &#8212; bitiremez… Yapma… Bitirme &#8212; bi’şey söyle kahrolası, bi’şey!”</p>
<p>Çaresizliği hiddete dönüştükçe, ciğerinden sökülen nefesi kalbini taşlaştırıyordu: “Hem madem beni dinlemeye tahammülün yok, o zaman sen konuş; hiç değilse ‘git hayatımdan’ de, ‘seni istemiyorum artık’ de, ‘yanılmışım’ de, ama yeter ki koskocaman hayal kırıklıklarını, o sonsuz suskunluklarını yüzlerce, binlerce anlamsız, boş sözcüğün arasında gizlemeye çalışma!”</p>
<p>Hiddet sitemkâr bir kırılganlığa bıraktı yerini, taşlaşan kalbi parçalara ayrılırken: “Hiç değilse arada bir ‘günaydın’ de. Eskiden dediğin gibi değil, sırf demiş olmak için bile olsa, bir günaydın, diline mi yapışır?!”</p>
<p>Hala onun gölgesinin izini koynunda taşıyan boş duvara takıldı gözleri. Sanki o an yanındaymış gibi, duyacağından emin gibi, kızgınlıkla söylendi: “Eskiden olduğu gibi gözüm telefona her takıldığında, seni her düşündüğümde aramanı beklemiyorum; sesini her duyduğumda, gözlerime her baktığında güneşi saklayan o koyu renkli bulutların her nasılsa aralandığı günler başka bir hayattaydı sanki. Bana verdiğin sözleri yerine getirmeni beklemeyi bırak, artık aklıma bile getirmiyorum. Ama bir günaydın? Veya bir hoşça kal? Yalnızca iki kelime? Buna bile mi değmez?”</p>
<p>Kalbi kavga ediyordu yine. “Benimle mi, tuz buz olan hayallerinle mi, seni kandıranla mı, kendinle mi yoksa? Yoksa hepimizle birden mi?” Sordu ama yanıtını dinlemedi.</p>
<p>Ünlem işaretleriyle biten, bazen de yarıda kesilen onlarca sayıklama beyninde, kalbinde yankılanıyor, çarpışıyordu. Onları susturmak için haykırmak zorundaydı. Çekmeceleri açıp kapattı art arda telaşla, bir defter aradı, o defteri, kırmızı kaplı olanı hani, içinde ona yazdığı sayfalar dolusu gerçekler olan… Yazmalıydı, yoksa gözlerinden dışarı taşacaktı içinde büyüyen kavga. Aradığını bulamadı, veya bulmak istemedi belki.</p>
<p>Bu arada içindeki kelimeler uç uca eklenip beyninin kıvrımlarından kalbine, kalbinden gözlerine, gözlerinden dudaklarına yuvarlanmaya başlamıştı bile, yanaklarını ıslatarak.</p>
<p>Artık susamayacağı için yazdı yine de, onlarca kez silip yeniden. Her silip yazışta biraz daha bilendi kelimeleri, ta ki en sonunda sipsivri iki cümle kalana dek parmaklarının ucunda. Bir de, “iyi yolculuklar.”</p>
<p>Bir tek dokunuş gerekiyordu şimdi; son bir cesaret veya belki de inat, o kısacık ama kocaman iki cümleyi ona duyurmak için. Kararını verdi; çok düşünmeye gerek yoktu, daha fazla beklemeye de. Bastı “gönder” tuşuna. Ve tuşa dokunmasıyla birlikte, Ocak ayının sonunda, kışın tam ortasında, buz gibi bir gecenin tam dokuz buçuğunda, birden bire gök gürledi İstanbul’da. O gökyüzü ki birazdan başka bir şehre taşıyacaktı o adamı kollarında.</p>
<p>Parmaklarıyla bilediği kelimeler bir buçuk saat sonra, başka bir şehrin kıyısında ulaştı adama.</p>
<p>Birkaç dakika sonra ısrarla, uzun uzun çaldı telefonu, ama açmadı; yanıt beklemiyordu. Kavga etmeye dermanı kalmamıştı. “Kalbim seninle &#8212; ve benimle &#8212; haftalardır kavga ediyor zaten, daha fazlasına gücüm yok.”</p>
<p>Saatler sonra, gözlerinden dudaklarına yuvarlanan kırgınlıklar biraz olsun dinmeyi başardıklarında, ertesi gün işe gitmek için yatması gereken vakti epey geçirdiğinin farkındaydı ama yine de bilmek istedi, kaç saatlik uykum var sabah olana kadar diye.</p>
<p>Saatler, yüzlerce damla gözyaşı, binlerce acımasız kelime önce, o kocaman hayal kırıklığıyla girdiği yatak odasında, komodinin üzerinde buldu kol saatini. İlk bakışta gözlerine inanamadı, kırpıştırdı önce, hatta başka bir yere odaklanıp tekrar bakmayı denedi ama gördüğü yine aynıydı. Sonra saati ters tuttuğunu zannederek baş aşağı çevirdi, bu kez daha da anlamsızlaştı zaman. Tekrar çevirdi. Tüm dikkatini toplayıp, yeniden baktı: dokuz buçuk.</p>
<p>Zamanı da alıp yanına, gitmişti.</p>
<p>Akrep ve yelkovanı bundan böyle günde yalnızca iki kez doğru zamanı, ama sonsuza dek bir rüyanın bittiği anı gösterecek olan saati başucunda, onu tanımadan önceki hayatına uyandı o gece, onlarca huzursuz gecenin bölük pörçük uykularının ilkine yatarken.</p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;count=none&amp;text=R%C3%BCya%20-Ya%20da%20susmamak%E2%80%A6-" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;count=none&amp;text=R%C3%BCya%20-Ya%20da%20susmamak%E2%80%A6-" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;linkname=R%C3%BCya%20-Ya%20da%20susmamak%E2%80%A6-" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;title=R%C3%BCya%20-Ya%20da%20susmamak%E2%80%A6-" id="wpa2a_2"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/ruya-ya-da-susmamak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

