<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YİTİK ÜLKE &#187; edebiyat</title>
	<atom:link href="http://www.yitikulke.com/tag/edebiyat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yitikulke.com</link>
	<description>YENİ BİR ÜLKE</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 01:56:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Sanata Dönüşen Yaşamlar</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/sanata-donusen-yasamlar.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/sanata-donusen-yasamlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Oct 2011 12:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yitik Ülke</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eleştiri Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dostoyevski üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[marksist eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[sanat ve hayat]]></category>
		<category><![CDATA[yazar hayatları]]></category>
		<category><![CDATA[yazar özgeçmişleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=1756</guid>
		<description><![CDATA[Nihat Ateş Özellikle 80&#8242;li yıllarda başlayıp bugüne kadar romanımızda süren etkilerden birinin de 60&#8242;lı ve 70&#8242;li yıllarda devrimci mücadelenin içinde bulunmuş insanların yazar, özellikle de romancı olarak  bu dönemde yaşadıklarını romanlarında, öykülerinde aktarma çabalarıyla ilgili olduğunu gördük. Çoğu da bildiğimiz &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/sanata-donusen-yasamlar.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1760" class="wp-caption alignleft" style="width: 230px"><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/10/Dostoyevski.jpg"><img class="size-full wp-image-1760" title="Dostoyevski" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/10/Dostoyevski.jpg" alt="" width="220" height="274" /></a><p class="wp-caption-text">Dünyaca ünlü Rus klasik roman yazarı F.M. Dostoyevski!</p></div>
<p><strong>Nihat Ateş</strong></p>
<p>Özellikle 80&#8242;li yıllarda başlayıp bugüne kadar romanımızda süren etkilerden birinin de 60&#8242;lı ve 70&#8242;li yıllarda devrimci mücadelenin içinde bulunmuş insanların yazar, özellikle de romancı olarak  bu dönemde yaşadıklarını romanlarında, öykülerinde aktarma çabalarıyla ilgili olduğunu gördük. Çoğu da bildiğimiz gibi bu yaşadıklarını solu, solcuyu, sol mücadeleyi aşağılamak, karalamak için kullandı. (Bunda, ne kadar karalar, aşağılarlarsa, edebiyat tanrılarınca o kadar kabul görecekleri yanılsaması da etkendi.) Kendi yaşadıklarının bir &#8220;edebiyat olacağı&#8221; sanısı, yaşadıklarının üzerinden onca zaman geçip belleklerinde bulanıklaşmaya başladıkça edebiyatları da birer &#8220;bulanık anılar&#8221; silsilesine döndü. Çöküş döneminde de aynı sakızı durmadan çiğneyen -artık yaşını başını almış olmalarına rağmen- yazarları görmek mümkün. Peki &#8220;yaşanan&#8221;, edebiyata nasıl yansır gerçekten? Bu soruya &#8220;hayatım roman&#8221; deyip hayatı sakızlaştıran değil, hayatı sanatlaştıran sanatçıların yaşamlarına şöyle bir bakarak bile bir yanıt ya da ipucu bulabileceğimizi düşündüm. <span id="more-1756"></span></p>
<p>“Halk yaşantısıyla canlı ilişki, kitlelerin kendi yaşam deneyimlerinin ilerici bir tutumla geliştirilmesi –işte budur edebiyatın büyük görevi.” (George Lukacs, Marksist İmgelem)</p>
<p>Sanatın sadece bir kurgudan mı ibaret olduğu, yoksa sanatçının, toplumsal hayattan ve kendi hayatından çıkardığı gözlemleri, deneyimleri estetikleştirmesiyle ortaya çıkan bütün mü olduğu tartışması hiç bitmeyecek bir tartışmadır. Bazı dönemler bu tartışma öyle bir detaylanır ki asıl tartışmanın ne olduğu unutulup gider. Bazı dönemlerden kastımsa özellikle sınıf mücadelesinin geri çekildi dönemlerdir. Doğallıkla böyle dönemlerde idealist düşünceler ağırlık kazanır hatta tartışma, sanatın neden bir “sadece bir sanat” olduğunu ileri sürmeyen düşünceye karşı bir monolaga dönüşür. Çünkü aksini savunanların sesi iyice kısılmış, yayın olanakları kısıtlanmış, küçük bir çevreye hapsedilmiş olur.</p>
<p>Oysa sanatçıların kendi yaşamlarına, özgeçmişlerine bakmak bile bu sorunun yanıtını içinde barındarabilir. Gelin öyleyse birkaçına şöyle bir bakalım. (Alıntılar Ö. Aydın Süer&#8217;in XIX. Yüzyıl Rus Edebiyatı Üzerine Yazılar adlı kitabından.) “Turganyev 1818’de Oel’de doğdu. Çocukluğunun ilk yıllarını sert ve acımasız annesinin malikânesinde geçirdi. 16 yaşında babasını kaybetti. Bu yıllarını ve ailesini İlk Aşk adlı yapıtında yansıtmıştır. s. 77 (Vurgular N.A) “Oblomov tipik bir monografik roman örneğidir ve çocukluk döneminin izleri yazarca geniş bir kaynak oluşturur. Gonçorov çocukluk yıllarını anımsayarak şunları yazar: Çok uyanık ve duyarlı bir çocuktum ve bende daha o zamanlar tüm bu insanları, kaygısız yaşamı, işsizliği ve yan gelip yatmayı görür görmez Oblomovluk olgusuna ilişkin belirsiz düşünceler doğmuştur.” “İçine kapanan ve sürekli okuyan Dostoyevskiy 1837’de annesini yitirip, iki yıl sonra babası sürekli kötü davrandığı çiftliğindeki köleler tarafından öldürülür. Dostoyevskiy, babasını Karamazov Kardeşler yapıtında yaşlı Karamazov kişiliğinde yansıtmıştır. Aynı zamanda Dostoyevskiy’nin Sibirya sürgünlüğü sırasında yaptığı gözlemler Ölüler Evinden Anılar romanının ortaya çıkmasının yanında, birlikte ceza çektiği mahkûmları daha yakından tanıyarak adeta sanatının çıkış noktasını oluşturmuştur. (s.105) “Tolstoy, Savaş ve Barış’ta Sivastopol Savaşı sırasında edindiği deneyimlerden de yararlanır. Aile ortamında duyduğu söylenceler de romana yansımıştır.” Bütün bu örnekler ister “gözlem” diye nitelensin, ister sanatçının yaşamının sanatına yansıması olarak değerlendirilirsin isterse de daha ileri giderek sanatlarının temelini oluşturduğunu söylensin, sanatçıların da bir insan olarak hayatın içinde olduklarını, onların da tıpkı öteki insanlar gibi yaşamı deneyimlediklerini gösterir. Tabii burada örneklediğimiz edebiyatın yapıtaşları dediğimiz bu büyük romancıların farkı bu deneyimlemeleri sanatlarının bir parçası ve temeli kılabilmenin estetik yollarını bulmuş olmalarından kaynaklanır. Yoksa kimin hayatı roman değildir ki!</p>
<p>Gelin burada edebiyat dışına çıkalım ve o iri, güzel gözlü Anadolu kadınlarının yüzlerini görsel algımıza silinmezcesine kazıyan Nuri İyem’in sözlerini okuyalım: “Benim hayatımda bir kadının çok büyük bir rolü var. O kadın annem değil, ablam. Annem yaşlı bir kadındı. Son çocuğuydum ben. Ablam bana baktı. O kadar ki, ben annemi pek sevmezdim açıkçası. (&#8230;) Beni dayaktan, her türlü fırtınadan korurdu. Evde bir şey kırdım diyelim, ablam koşar gelir dayaktan kaçırırdı beni. (&#8230;) Örneğin Cizre’de tropikal sıtmaya tutuldum. Günaşırı gelirdi nöbet. Anne diye bağırmazdım abla diye bağırırdım. O nöbet sırasında beni kucağına alırdı. Uyandığım zaman bir bakardım, gözleri üstümde. (&#8230;) On dokuz yaşında evlendi, ilk çocuğunu doğururken de öldü. Ve bir suçluluk duygusu var bende şimdi. Sanki ben ablamı kurtarabilirdim. Buna benzer tuhaf şeyler yaşadım ben.” Burada sanatına nasıl yansıdığını açıklıyor İyem: “Resimle uğraşmaya başladığım zaman hep bir kadın vardı. İlk zamanlar çok kötü şeyler yapıyordum. Giderek bu kadın portresi gelişti bende. Sonunda senin üzerinde durduğun “göz” benim tablolarıma giriş için bir anahtar olmaya başladı. Asıl çıkış noktası bu&#8230;” (Çağının Tanığı Bir Ressam, Evin Sanat Galerisi, s. 53)<br />
İşte resimlerindeki “göz”ün, İyem deyince anlağımızda hemen canlanıveren resimlerinin macerası&#8230; Hastalığı sırasında uyandığında üzerinde gördüğü bir çift sevgili göz, yıllar içinde onun sanatının karakteristik özelliği olacaktır.</p>
<p>Sanat sadece sanattan çıkmaz. Hayatın ritimi, sanatçının bu ritimi yakalayışı, duyumsayışı  sanatı sanat yapar.</p>
<p>Not: Bu yazı Sanat Cephesi dergisinde yayımlanmıştır.</p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;count=none&amp;text=Sanata%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20Ya%C5%9Famlar" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;count=none&amp;text=Sanata%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20Ya%C5%9Famlar" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;linkname=Sanata%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20Ya%C5%9Famlar" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fsanata-donusen-yasamlar.html&amp;title=Sanata%20D%C3%B6n%C3%BC%C5%9Fen%20Ya%C5%9Famlar" id="wpa2a_2"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/sanata-donusen-yasamlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>JOHANN CHRISTIAN FRIEDRICH HÖLDERLIN</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/johann-christian-friedrich-holderlin.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/johann-christian-friedrich-holderlin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Feb 2011 09:54:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat Başkır</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suat Başkır]]></category>
		<category><![CDATA[dünya şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Holderlin]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[portre]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü şairler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=617</guid>
		<description><![CDATA[Bir yanda bilinmeyenin cazibesine tutulma, öte yanda bilinmeyene körleşme tehlikesi... 
“Akıllılar dünyası”nın durmuş oturmuşluğu, kaçamakları, aymazlıkları, absürtlükleri, yavanlıkları, çelişkileri, inkarları, itirafsızlıkları ve daha neleri... 
Delirmekten başka çare var mı? Ey insan! Yazmak, yaşamın üzerine geçirilmiş bir deli gömleği midir? Yoksa yazanlar, kişisel büyüklük ihtirasının teklik hükümranlıklarından yaratılan, tiksintiyle dolu çökmüş kalabalıklara tükürenler midir? Ve uyarıları o güçlülerin (!) kendi sidikleriyle boğulmalarını engelleme çabalarından mı ibarettir.
Cevabı bilsek mi? Bilmesek mi?
 <a href="http://www.yitikulke.com/johann-christian-friedrich-holderlin.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/02/Hoelderlin_1792.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-622" title="Hoelderlin_1792" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/02/Hoelderlin_1792-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" /></a>&#8230;</p>
<p><strong>“İyice farkındayım, kendimi adadığım şey, yücedir ve insanlar için şifa vericidir, yeter ki tam bir ifadeye ve gelişime ulaştırılsın.”&#8230;</strong></p>
<p><strong>İkinci Dönem…</strong></p>
<p><strong> Suskunluk…</strong></p>
<p>73 yıl yaşayan bu büyük şair. Ömrünün ikinci 36 yılını bir odada geçirmiş.  36 yıl boyunca güvendiği, bakımını üstlenen Zimmermannlar dışında hiç kimseyle konuşmamıştır.</p>
<p><strong> “büyük bir suskunluk içinde, ne odasından çıkmak istemiş, ne kaçmış, ne de yapılanlara itiraz etmiştir”</strong></p>
<p>Ona bakan aile dışında kimseyle konuşmadan ömrünü tüketen Hölderlin’in, (Bu arada 50–60 kadar şiir ve çoğunluğu annesine ve kardeşine olmak üzere bir o kadar da mektup yazmış) ömrünün bu ikinci döneminde bir ruh hastası olarak yaşamış olduğu düşünülür genellikle.</p>
<p><em>Ruh hastalığına dair… <span id="more-617"></span><br />
</em></p>
<p><em> &#8211; Günümüz psikiyatrisi insanlar arasında; ister hasta olsunlar ister sağlıklı; farklılıklardan çok benzerlikler olduğu düşüncesinden yola çıkmaktadır. Bugün şizofren olanla “normal” olan arasındaki ayrımı değil; ortak paydayı saptamak önemlidir. Şizofren kişiler ve “ şizofren olmayanlar” arasında olumlu bir ilişki ancak böyle sağlanabilir. Şizofren bir insanı daha iyi anlamak kendimizi daha iyi anlamamızı sağlar. Eğer söz konusu bu şizofren insan kendisini ifade etmek için çeşitli yolları; bunlar arasında sanatı; şiiri kullanıyorsa ve bunu Hölderlin gibi kusursuz ve etkisi yüzyıllar ötesine ulaşacak şekilde yapıyorsa çok şanslıyızdır: O bize kendisini anlatır; biz onun yazdıklarında kendimizi buluruz. Zaman, mekan, koşullar ve dil farklılıkları engelleyemeden; hatta çok vurgulanan “normal” ve “hasta” farkı araya giremeden insandan insana; insanlığın ortak, evrensel duygularını, konularını, sorunlarını işleyen ve insanlığın ortak dilinde verilen bu mesaj hepimize ulaşır. Başka bir çağdan, başka bir ülkeden gelir ve yüreğimize dokunur. Bu evrensel mesajı bize yollayanın şizofren bir insan </em></p>
<p><em>olması hepimize ümit veren bir güzellik olur: insanların çağlar boyu en çok dışladıkları; kendilerinden saymadıkları kardeşleri; “akıl hastalığı olanlar; evrensel ve insani olanda “akıl hastalığı olmayanlarla benzer, onlarla ortak, onlarla aynıdırlar. -</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Hölderlin Şiiri…</em></p>
<p>Onun bu dış dünyaya renksiz, fakat ruh ve düşün için çığır açan yaşam tarzına saygıyla eğilerek, anlatmak istediklerini anlamaya çalışırsak;</p>
<p>Düşünce kendi içinde, söz kendi içinde işler. Düşüncenin düşünülebilir olanı düşünmesi, Varlık&#8217;ı düşünmesi gibi; şiirde düşünerek mi düşünür? Hölderlin&#8217;in “İnsanlık şiirce (şiir halinde/şiir olarak) yurtlanır” dediği yer olsa gerek tam da düşünmekte olduğumuz bu nokta. Şiirin bu hali hep canlı bir damarı besler. Var oluşunun vazgeçilebilir bölümünü, bedenine ait tortuları yıkıp yükleterek, yok ederek, kurtularak onlardan (delilik) hep ayakta kalabilmesi belki de bu yüzdendir Hölderlin&#8217;in. Ağırlıklardan kurtulup yok olma (delirme) yazının veya düşüncenin değil bizzat şiirin yükselişidir. Bir duyusu körleşenin/yitenin öteki duyusunun keskinleşmesi gibi, Şair Hölderlin&#8217;in beyni de kuru aklın şaşaasına körleştiğinden beri ritim hakim olur her şeye, dilin kemiğini kıran; dize gelen, yumuşayan dili yeniden onarır ve güçlendirir, onu aslına iade eder. Şiir başlangıca döner, çocuk safiyetinde ve yalın haliyle; Şiir’i olarak yükselir. (Hölderlin ve şiiri için bir inceleme yapmaya bile maalesef yetkin olmadığım için kısa kesiyorum. Tabi ki yetkin şairlere bırakarak bu görevi.)</p>
<p><em>Ütopyası…</em></p>
<p>Koyu bir hristiyan olarak yetiştirilen Hölderlin, belki de inanç dünyasında aradığı yanıtları bulmak için eskil Yunan söylencesine vurgundur. Kendi ütopik felsefesini yaratacak kadar hem de;</p>
<p><strong><em>Yaşlı -</em></strong><strong> bizimle ilgisi ne? görüyor musun açıkça? </strong></p>
<p><strong><em>Empedokles -</em></strong><strong> söyle bana, sen her nesneyi gören!</strong></p>
<p><strong><em>Yaşlı -</em></strong><strong> Bizi sessiz bırak oğul, öğrenmeye bak. </strong></p>
<p><strong><em>Empedokles -</em></strong><strong> sen öğrettin bana, bugün de benden öğren. </strong></p>
<p><strong><em>Yaşlı -</em></strong><strong> bana her nesneyi söylemedin mi? </strong></p>
<p><strong><em>Empedokles &#8211; </em></strong><strong>Hayır!</strong></p>
<p><strong><em>Yaşlı -</em></strong><strong> Şimdi nereye? </strong></p>
<p><strong><em>Empedokles -</em></strong><strong> Şimdilik gitmiyorum, ey koca adam! bu yeşil, iyi yeryüzünden sevinç duymadan geçemez gözlerim, teşekkürler ederim geçen zamana, gençliğimin gönüldeşlerine, bana kaçıp sığınan kardeşin, uzakta Hellas&#8217;ın mutlu kentlerindeki tanışlarına, böyle olmalıydı, bırak beni artık, gün batanda görürsün beni gene&#8230;</strong></p>
<p>İonya felsefesinin dört temel unsuru olan &#8220;hava, toprak, su, ateş&#8221; dörtlüsünü, &#8220;gökyüzü, yeryüzü, insanlar ve tanrılar&#8221; olarak değiştirip bu muhteşem dörtlünün birleşmesini hayal eder ve düşünce dünyasında mutluluğu bunun üzerine inşa eder. Bu söylenceye inanarak, doğa, insan ve tanrıların iç içe uyum halinde yaşayıp gittikleri bir evren düşlemiştir. Bu birleşme için olabilecek tek güzel mekan olarak doğayı belirler. Ona göre doğa bunun için kendisini hazırlamıştır ve bekliyordur.</p>
<p>Yaşı ilerledikçe bu hülyasının boş olduğunu görmüştür. Çünkü dünyayı değiştireceğini sandığı Fransız Devrimi’nin sonuçları onda derin düş kırıklığı yaratmıştır. Yani bir yandan doğadan kopmuşluk, öbür yandan kent soylu devrimin ülkülerine ulaşılmazlığına, dahası: bunların düzmeceliğine inanması Hölderlin’in melankolisinin kültürel arka düzlemini oluşturmuştur. Heidegger Hölderlinin toplumdan dışlanmış, varlığı yok sayılmış anlamında deli / çılgın olduğunu belirtmiştir. Ancak, o bütün olağanüstü eserler yaratan melankolik sanatçılar gibi sıradan melankoli ve depresyon belirtileri gösterenlerden ayrılır.</p>
<p><strong>“Çok şey öğrenmiştir insan. </strong></p>
<p><strong>Göklülerden nicesini adlandırmıştır o</strong><strong><br />
<strong>Biz bir söyleşi olalı Ve birbirimizden işitebileli.”</strong></strong></p>
<p>Genel anlamda tüm yaşamı için birkaç kelam daha etmemiz gerekirse; delilik ile dâhilik arasında nedensellik ilişkisi kuranların en önemli örneklerinden biridir. Öte yandan, kendine kapanmanın en uç örneğini yaratırken aslında deli numarası yaptığını, aklının başında ve tavrının bilinçli olduğunu öne sürenler de vardır. Başka bir deyişle, Guguk Kuşu (One Flew Over the Cuckoo’s Nest )’ndaki dev Kızılderilinin dilsiz numarası yapmasıyla aynı türden bir tavır yakıştırılmaktadır Hölderlin’e. Doğrusu, göksel bir biçemle yazan Hölderlin’e aşağılarcasına deliliği yakıştırmaktansa,” Gönlündeki melekleri insanlardan sakınmak için kendi üstüne kapanmış…” olarak düşünmemizi ben de yeğlerim.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Ve günün birinde sessiz sedasız nasıl yatağa düşüp öldüğüne gelince, bu ıssız </em></strong></p>
<p><strong><em>düşü , Alman dünyasında bir hazan yaprağının sallanarak yere düşmesinden daha </em></strong></p>
<p><strong><em>çok ses çıkarmaz. Eski püskü elbiseleriyle zanaatkarlar onu mezarına taşırlar, yazılı</em></strong></p>
<p><strong><em>yapraklarının binlercesi kaybolur ya da öylece saklanır ve onlarca yıl kütüphanelerde tozlanır. Okunmadan, algılanmadan kalır bütün bir insanlık için, bu son, kutsal kümenin bu en saf adamının destansı haberi. Toprağın bağrındaki bir Grek heykeli gibi gizli kalır Hölderlin&#8217;in düşünsel imajı, unutmanın molozu içinde, yıllarca, onlarca yıl. </em></strong></p>
<p><strong><em>Ama sevgi dolu çabanın nihayet Torso&#8217;yu karanlıklardan kazıp çıkarmasıyla, yeni bir kuşak bu mermerden oğlan figürünün bozulmaz saflığını aşkınlık içinde algılar&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><em> S.ZWEIG</em></strong></p>
<p>Hölderlin her melankolik gibi hayata sevdalanmış, yarım yamalak yaşamayı ya da yaşamak diye kendisine sunulan düzmecelikleri içine sindirememiş, Koca Adam gibi köşeye çekilmiştir.</p>
<p>Hüznünü suskunluğuyla açığa vuran Hölderlin 1843 yılında ölmüştür.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bu dünyanın hoş şeylerini tattım ben,<br />
Gençliğin sevinçleri ne uzun! Ne uzun! Akıp gitti.<br />
Nisan ve Haziran ve Temmuz çok uzakta,<br />
Bir hiçim artık ben,<br />
Yaşamaktan hoşlanmıyorum artık.<br />
Ah, yeşil ağaçların<br />
Bir meyhane levhasındaki gibi<br />
Durduğu şu hoş manzaranın<br />
Önünden geçip gidiyorum.<br />
Çünkü sakin günlerin huzuru<br />
Çok etkiliyor beni.<br />
Bunu hiç sorma bana,<br />
Eğer cevap vereceksem.</strong><strong> </strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong>KAYNAK / ALINTI</strong></p>
<p>Heidegger M (1979) Hölderlin ve Şiirin özü, çeviri: A.Turan Oflazoğlu Kültür</p>
<p>bakanlığı Çeviri Dergisi, 1:1-13.</p>
<p>Hölderlin F (1997) Seçme şiirler, çeviri: A.Turan Oflazoğlu, Z yayıncılık, İstanbul</p>
<p>Hölderlin F (1987 ) Hyperion, Çeviri: Melahat Toygar, Adam yayınevi, İstanbul.</p>
<p>Soygür H (1999) Sanat ve &#8220;Delilik&#8221;, Klinik Psikiyatri, 2:124-133.</p>
<p>Teber S (1997) Melankoli, normal bir anomali, say yayınları, istanbul</p>
<p>Zweig S (1991) Dünya Fikir Mimarları, kendileri ile sava anlar: Kleist, Nietzsche,</p>
<p>Hölderlin, Çeviri: Gürsel Aytaç, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara.</p>
<p>Hölderlin F / Empedokles’in Ölümü</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/johann-christian-friedrich-holderlin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KİMİN SEÇİMİ</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/kimin-secimi.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/kimin-secimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Feb 2011 14:10:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serdar Çekinmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serdar Çekinmez]]></category>
		<category><![CDATA[bulumkurgu öykü]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[fantastik öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Hatice]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[serdar çekinmez]]></category>
		<category><![CDATA[yazmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=568</guid>
		<description><![CDATA[11 Haziran 2025- Dünya Ekonomi ve Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi – 136. Kat – Toplantı Salonu Hafta başından bu yana durdurak bilmeksizin düşüşe geçmiş dünya borsalarına ve artık bir felakete dönüşmeye yüz tutmuş uluslararası ekonomik görüntüye rağmen başkan George Alain Gilbert &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/kimin-secimi.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>11 Haziran 2025- Dünya Ekonomi ve Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi – 136. Kat – Toplantı Salonu</em></p>
<p>Hafta başından bu yana durdurak bilmeksizin düşüşe geçmiş dünya borsalarına ve artık bir felakete dönüşmeye yüz tutmuş uluslararası ekonomik görüntüye rağmen başkan George Alain Gilbert soğukkanlılığını korumayı başarmış görünüyordu. Zaman zaman yanındakilere takılıyor, dünyanın farklı finans merkezlerinden gelen uzmanlarla kafa bularak ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Oysaki çaresiz bir bekleyiş içerisinde, endişeli gözlerle etraflarına bakınıp duran ekonomist takımının gergin dudakları, yalandan gülümserken bile, ağlamaklıydı. Nasıl olmasındı ki ? Sadece ilk iki günde 2008 Ekonomik Bunalımı’nın yol açtığı zararları bile solda sıfır bırakacak ölçüde önemli kayıplar verilmiş, dünyanın en önde gelen enerji ve çevre teknolojisi devlerinin kasaları tam takır oluvermişti. Milyarlarca insanı ekonomik yıkımdan çekip çıkaracak kararları almanın ağırlığı da, bu toplantıya katılanların omuzlarına yüklenmişti.<span id="more-568"></span></p>
<p>Çok geçmeden yuvarlak masanın gecikmeli konuğu, robot teknolojisi konusunda dünya çapında bir duayen olarak tanınan bay Pramesh Singh kapıyı vurmaksızın, kan ter içinde içeri girdi ve hatasını kabullenircesine gözlerini saatine çevirdikten sonra, mahçupca başkanı selamladı. Alain Gilbert de başını hafifçe eğerek nazikçe karşılık verdikten sonra, etraftaki bir anlık sessizlikten istifade edip yüzünü konuklarına çevirdi ve herkese katılımları için teşekkür etti :</p>
<p>« Hepimizin bildiği gibi 2008’de başlayan « Büyük Ekonomik Bunalım »ın bir daha vuku bulmasını engellemek amacıyla, 2015 yılından beri tüm finans ve menkul kıymet sistemimizi robotlara emanet etmiş durumdayız. Borsalarda daha isabetli kararlar alınabilsin, bankalar daha doğru yatırımlara kredi açabilsin, şirket menkul değerleri daha güvenli, hatta yanılmayan ellere teslim edilebilsin diye&#8230; Aslına bakarsanız, bugün burada toplanmamıza neden olan bu yeni ve devasa ekonomik kriz boy gösterinceye kadar da işler harika gidiyordu. Bu yanılmaz dediğimiz dijital aletler, hafta başından bu yana, inadına yapar gibi, dev bütçeli enerji ve çevre kuruluşlarının hisse senetleri başta olmak üzere, borsaları allak bullak ettiler. Kağıtları pahalıya alıp ucuza elden çıkarıyorlar, ta ki şirketler iflas noktasına gelene kadar… Zararlar hesaplanabilir olmaktan çıktı. Neden böyle oldu ? Makinelerimiz mi sapıttı ? Robotların ayarları mı şaştı ?</p>
<p>Önce konu hakkında iyi kötü bir fikri olan varsa sözü ona vereyim. Yoksa robotlar konusunda uzman olan Bay Singh ile başlayalım. »</p>
<p>Hint mühendis bu davet üzerine salondaki herhangi birinin muhtemel yanıtını beklemeksizin sözü aldı :</p>
<p>« Tüm bu olup bitenlere bir anlam verebilmek imkansızdan da öte. Normal şartlarda bu aygıtlar biz onlara ne görev yüklediysek onu yerine getirirler. Her ne kadar milyarlarca bilgiyi idare edebilecek karmaşık yapılara sahip olsalar da, yapıları itibariyle yapay zeka oluşumlarından çok uzaktırlar. Yani kısıtlı bile olsa özgürce seçim yapma hakları yoktur. Buna karşın, tıpkı eskiden borsa tacirlerinin yaptıkları gibi haberleri takip ederler : Gündelik siyasal gelişmeleri, dış politikayı, enflasyon ve kur verilerini, enerji ve çevre yatırımlarını, mecliste yapılan oylamaları ve hatta sendikaların düzenledikleri yürüyüşlerini bile… Bu verileri kendilerine göre bir puanlama sistemine tabii tutarak ülkesel ve sektörel bazda sonuçlara varırlar. Bunları da şirketlerin öznel durumuyla birleştirip « al » veya « sat » türünden bir sonuç çıkartmak suretiyle, değerli kağıtlarla oynarlar. Bu kesinlikle insanlara özgü olan risk alma güdüleriyle alakalı değildir. O yüzden diyorum ya : Robotların seçme hakları yoktur. Yıllardır bu makinelerin hiçbiri bırakalım yanlış bir karar vermeyi, en ufak bir arıza alarmına maruz kalmamışken bugün koskoca bir ekonomiyi batırmaktalar… İşte aklımın almadığı konu da bu… »</p>
<p>Alain Gilbert ellerini masanın üzerinde kavuşturdu : « Peki sizce bu bir siber saldırı olamaz mı ? »</p>
<p>Mühendisin cevabı kesindi : « Robotların güvenlik ayarlarını neredeyse tek tek gözden geçirdik. Virüs taramalarını yeniledik. Akım ve voltaj verilerini kontrol ettik. En ufak bir anormallik dahi yok. Bunun bir dijital saldırı olmadığı yönünde sizi temin ederim. »</p>
<p>« Bay Singh » diye beklemeden tekrar söze girdi başkan : “Hani bizim çocukluğumuzda pek meşhur filmler vardı. Robotlar dünyayı ele geçiriyor falan&#8230; Bilirsiniz işte! Bu soru size aptalca gelebilir, belki de benim çok fazla film izlediğimi düşüneceksiniz ama lütfen söyleyin : Makinelerin insanlığa saldırısı mı bu? Hani bizler hep robotların silahlı kalkışmasını hayal eder dururduk, belki de ekonomik bir savaş başlattılar? Ne dersiniz?”</p>
<p>Hint mühendis soruyu ciddiyetle dinlemişti : “ Bu kadar büyük bir ekonomik problem varken sorulacak hiç bir soru anlamsız değildir, sayın başkan. Az önce prensip olarak bu robotların seçme haklarının olmadığından bahsetmiştim. Bu nedenle, programlar doğru çalıştığı sürece, özgürce karar vermeyi istemeyeceklerdir. Ancak diyelim ki dediğiniz gibi oldu, robotlar bir seçim yapıp isyan ettiler; bu durumda bir yerlerde birikim yapmış olmaları gerekirdi. Buna mukabil, şu an itibariyle, ne herhangi bir şirketin ne de herhangi bir devletin hazinesine bu paralar girmediğine göre, böylesi bir olasılığı yok sayabiliriz…”</p>
<p>Masanın diğer ucundaki japon ekonomist şaka mı ciddi mi olmduğu belli olmayan bir ses tonuyla lafa girdi “ Belki bizimle dalga geçiyorlardır…”</p>
<p>Bu sözün ardından derin bir sessizlik hüküm sürdü. O kadar ki başkan Gilbert fısıltılı bir tonla finans uzmanı bay Perterson’a seslendiğinde, masanın karşı ucundakiler bile rahatlıkla duyabilmişlerdi. İsveçli ekonomist, cevaplar bir yana dursun soruların bile muallakta kaldığı böyle bir ortamda, kimsenin tek kelime etmesine izin vermeden doğrudan lafa girmeyi tercih etti:</p>
<p>“Bay Singh’in samimiyetinden hiç kuşkum olmadığı halde, yaşadıklarımızın insanlığa yönelik bir saldırı olduğundan da zerre kadar şüphem yok. Bakınız, geçen hafta açıklanan yıllık bilançolarda, enerji ve çevre şirketlerinin inanılmaz rekorlara imza atıp, yıl sonu kârlılıklarını olağanüstü arttırdıklarına şahit olmuştuk. Bu hafta ise aynı firmalar, bir grup robot tayfasının kurbanı olup neredeyse batma noktasına geldiler. Hatta bir kısmı topu dikti bile&#8230; Bu durumda aklıma iki ihtimal geliyor: Robotlar, bizlere, ekonominin kontrolünü ellerinde tuttuklarını, koskoca holdingleri diledikleri zaman batırıp dilediklerinde de çıkarabileceklerini anlatmak istiyorlar; bir anlamda gövde gösterisi yaparak “patron biziz” demeye getiriyorlar. Diğer ihtimalse insanlığın ek zenginlik üretmesini kendileri için bir tehlike olarak algılıyor olmalarıdır ki, eğer öyleyse, yaptıkları düpedüz ekonomik savaş ilânıdır. Nedeni ne olursa olsun robotların fişlerini çekmeden bu anarşiye bir son verilebilineceğini düşünmüyorum. Borsa ve finans sistemimizi tekrar insanların eline vermeliyiz. Dahası, her gün dünya ekonomisinin yüz milyarlarca dolar içeri girdiği şu günlerde, bu kararı almak için kaybedilecek bir saniyemiz bile yok!”</p>
<p>Peterson’un kuzeylilere has bembeyaz yüzü, konuştukça, öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Kendisi zaten,  2015 yılından bu güne dek ekonomi dünyasının anahtarının, “analizden ve sezgiden yoksun bu elektronik çöp tenekelerine”  teslim edilmiş olmasını bir türlü içine sindirememekteydi. İşte halihazırdaki ekonomik kriz ortamı, robot teknolojisine bir son vermek için kaçırılmayacak bir fırsattı.</p>
<p>Başkan Alain Gilbert’in parmaklarını masada tıkırdatırken çıkardığı melodinin ritmi dahi Peterson’u onaylamadığını anlatır gibiydi. Hafifçe iç çekip, işaret parmağını ani bir hareketle ekonomiste doğru çevirdi : “Bu iş hiç de sandığınız kadar basit değil bay Peterson. Bu aletler olmadan, kimin ne kadar hisse sahibi olduğunu, ne oranda borçlu olduğunu, bankalardan alacakları vereceklerinin ne kadar olduğunu asla öğrenemeyiz! Koskoca bir sistem robotlara emanetti. Şimdi birdenbire onları devre dışı bırakmaktan söz ediyorsunuz. Bu ekonomiyi tümden durdurmak demek! Yatırımları sıfırlamak demek! Bir sabah uyandığınızda banka hesabınızı dımdızlak bulacağınız demek! Sanırım bu masadaki hiç kimsenin durumu daha da kötüleştirmeye niyeti yok!”</p>
<p>Başkanın bu can sıkıcı cevabı karşısında, Peterson suratında asabi bir gülüş belirdi. Ona sadece yakınlarının hitap ettiği şekilde “George” diye seslenerek elini masaya vurdu : “Tüm dünya finans işlemlerinin Cenevre ve Reykjavik’teki iki dev bilişim santralinde yedeklenmiş kopyaları olduğundan çoluk çocuğun bile haberi varken, senin nasıl olup da böyle bir felaket tablosu çizebildiğini  aklım almıyor. Eskisi gibi bilgisayarlı bankacılık sistemine geçmemiz, en kötü ihtimalle bir haftamızı alır. Bunun sen de çok iyi farkındasın…”</p>
<p>Ekonomistin bu savunmasının ardından, toplantı odası yeniden sessizliğe gömüldü. George Alain Gilbert parmaklarını, bu kez yavaş bir tempoyla masada tıkırdıtmaya başladı. Ansızın başını kaldırıp, çaprazına düşen koltukta sarı lüle saçlarını parmaklarına dolamayla meşgul olan bayana, samimi ve yumuşak bir tonla “Ekaterina” diye seslendi. Kadının pürüzsüz yüzü ve duruşundaki endamı, toplantının kasvetini dağıtmaya yetecek denli olğanüstüydü. Çevre ve sürdürülebilir kalkınma konusunda Birleşmiş Milletler’de başarılı projelere imza atmış bu Rus bayanın, robotların neden çevreci şirketleri hedef seçmiş olabilcekleri konusunda söyleyecekleri olabilirdi :</p>
<p>“Son on yıllık dönemde, bilhassa fosil yakıtlara dayanmayan temiz enerji üretiminde olağanüstü bir yol katedildi. Yine de, ekolojik dengeyi yerine oturtabilecek ölçüde adımlar atmış olmaktan oldukça uzak olduğumuzu itiraf etmemiz gerekir. Kutupların erimesinin önüne geçemediğimiz gibi, böyle giderse, asıl büyük felaket olan Sibirya’daki donmuş toprağın çözülmesini de önleyemeyeceğiz. Hepimizin bildiği klasik nedenler : Araştırma ve çevre yatırımlarının güdük kalışı, şiddetli rekabet ortamında şirketlerin finansal kağıtlara yatırım yapmayı tercih etmesi ve daha bir dolu ekonomik karın ağrısı… Unutmamak gerekir ki, ekolojik dengeyi emanet ettiğimiz enerji ve çevre teknolojileri üreten şirketler birer ticari müessesedirler ve bu cadı kazanı kaynadığı  müddetçe, onlar da huzuru, ticari yönden riskli icatlar ve yenilikler yerine, robotların güvenli kollarında bulacaklar. Az önce Bay Peterson konuşurken bunlar aklıma geldiğinde şöyle düşündüm : Robotlar eğer insanlığı kontrol altına almak isteselerdi, ekolojik verimliliği bu kadar tartışmalı bir sektöre saldırmakla işe başlarlar mıydı?”</p>
<p>Ekaterina’yı dikkatle takip etmekte olan Peterson masanın karşısından cevabı yapıştırdı :</p>
<p>“Ben robot olsam, tam da böyle yapardım. Çevre ve enerji şirketleri insanlığın yumuşak karnı… Kolay olsun diye işe onların defterini dürmekle başladılar. Sıra tüm diğer şirketlere de gelecek, bunu görmüyor musunuz?”</p>
<p>“Hayır görmüyorum!” diye cılız bir ses yükseldi masanın ucundan. Bu sıska görünümlü, seyrek saçları özenle yana doğru taranmış ellili yaşlarındaki adam, toplantıya mantıki ve felsefi yorumlar katmak üzere davet edilmiş olan ünlü filozof Tevfik beyden başkası değildi.</p>
<p>Araya giren bu ses, Alain Gilbert’e, fırtınalı havada rotasını kaybetmiş bir denizciye, ansızın bulutları yararak göz kırpan bir kutup yıldızı gibi göründü. Öyle ki, toplantının diğer iştirakçileri bu muhterem feylezofun  az sonra söyleyeceklerini kafadan atma deli saçması saysalar ya da idealist bir felsefecinin gerçeküstü yorumları olarak değerlendirseler bile, bunların başkan için bir önemi yoktu. Böylesi bir minnet duygusundan ötürü olsa gerek, bir eliyle salonu sessizlige ve belki de herkesi kulaklarını dört açmaya davet eden bir jest yaparken, dilinden de “Buyrun Tevfik Bey, can kulağıyla sizi dinliyoruz efendim” sözleri döküldü.</p>
<p>Ellili yaşlarındaki filozof ise sağ elini sözlerine siper edermişcesine ağzına yakın tutarak, tiz ve nispeten cılız bir tonla topluluğa hitap etmeye koyuldu:</p>
<p>“Bilir misiniz sevgili davetliler, bilhassa sosyal bilimlerde aslolan, doğru soruyu sorabilmektir. Adaletiyle nesnel, cesaretiyle evrensel ve cevaplarıyla üretken; o karizmatik, heybetli, kavgacı ve taze bir gelin gibi narin hatta kırılgan soruyu keşfedebilmek ve onu sorabilmek… Nasıl büyülü bir eylemdir aslında…” Bu sözlerin ardından elini indirdi yılların deneyimini hazmedermişcesine içlice yutkundu.</p>
<p>“Az önce sevgili Alain robotların neden sapıttıklarını sorduğunda, zaten kendisi tartışmanın dümenini onların üstüne kırmıştı. Çok değerli uzmanlar da cevaplarını bildirirlerken, onları tekrar adam etmek veyahut da bir an önce defterlerini dürmek gerektiğinden söz edip durdular. Robotlar bizimle bilek güreşine girdiler mi bilmem ama içimizden bazıları onlara savaş ilân etti bile… Şahsen bütün bunları başkanın yanlış soruyu sormasına bağlıyorum.</p>
<p>Nacizane fikrim odur ki, robotlarımız , aynen programlandıkları gibi, insanlığa layıkıyla hizmet vermekteler. Normalin şaştığı nokta robotların finansal işlemleri değil, insanlığın ve dünyamızın içinde bulunduğu durumdur. Şöyle ki, tam yarım asırdır çevre problemlerini yüksek sesle dile getirip durmaktayız ve hep yarınlarımızı kurtaralım sloganlarını atıp tuttuk. Yarın artık bugün oldu ve biz insanlarda ise hâlâ dişe dokunur bir değişiklik yok. Ne üretim ne de tüketim kalıplarımızı değiştirmeye yönelik hiç bir adım atmadık. Bu işleri yoluna koyması için, problemleri enerji ve çevre şirketlerine havale ettik. Onların da, Ekaterina’nın  az önce değindiği gibi, yüksek kârlılıklarına rağmen, bu uğurdaki yatımları güdük kaldı. Böylesine acımasız bir rekabet ortamında, gezegenin ve içindekilerin yarınlarını kurtarma görevini ticari müesseselere bırakmak, belki de imkansızın ta kendisiydi. İşte robotların mantiğı bunu kabullenemedi.</p>
<p>Öylesine bir dönemdeyiz ki, tüm bir insanlık kendi yarattığımız ve adına ekonomi dediğimiz bir kurumun peşinden gidiyoruz. Ekonominin iyi gitmesi uğruna her felaketi mazur görüyor, her savaşa katlanıyoruz. Hatta ekonomi adına işsiz kalıp, asıl bizi ilgilendiren şahsi ekonomimizi kaybediyoruz. Ne tuhaf bir çelişki değil mi? Bir ekonomi var bizden içeri…</p>
<p>Diyeceğim normali ve mantığı yitiren biri varsa o da biz insanlarız… Robotlar insanlığın uzun vadeli ihtiyaçlarını düşünüp, ekolojik bir felaketi önlemek ve insanlığı kurtarabilmek adına mantıklı olanı yapıp, toplumsal işlevlerini yerine getirmeyen şirketleri bir bir alaşağı ediorlar. Mantıklılık mı arıyorsunuz yoksa haklılık mı? Yoksa ikisini de mi?</p>
<p>Robotlar bizim robotlarımız, insanlığın robotları… Sorun burada değil. Bizler ise ekonominin robotları haline gelmişiz, işte sıkıntı burada…”</p>
<p>Tevfik bey herkesin buz kestiği bir salonda, sandalyesini havaya kaldırıp sessizce geriye itti ve ağır adımlarla çıkışa yöneldi.</p>
<p>Başkan Alain Gilbert ise, genç bir ekonomi öğencisiyken farkına vardığı, ancak çarklar öyle gerektirdiği için, beyninin kuytu köşelerinde modası geçmiş düşünceler haznesine hapsettiği bu gerçekleri, kimse duymaksızın dudaklarına sessizce tekrar dökülen “Teşekkürler Tevfik” sözleriyle bir daha unutmamak üzere hatırladı.</p>
<p>Aynı akşam, ekonomistlerin ve bilim adamlarının oylamaları sonucu, finans dünyasındaki robotların fişini çekme kararı alındı…</p>
<p><em>Juvisy, 2009</em></p>
<p><strong>Serdar Çekinmez</strong><em><br />
</em></p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;count=none&amp;text=K%C4%B0M%C4%B0N%20SE%C3%87%C4%B0M%C4%B0" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;count=none&amp;text=K%C4%B0M%C4%B0N%20SE%C3%87%C4%B0M%C4%B0" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;linkname=K%C4%B0M%C4%B0N%20SE%C3%87%C4%B0M%C4%B0" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkimin-secimi.html&amp;title=K%C4%B0M%C4%B0N%20SE%C3%87%C4%B0M%C4%B0" id="wpa2a_4"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/kimin-secimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gönlündeki melekleri insanlardan sakınmak için kendi üstüne kapanan bir filozof&#8230;</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/gonlundeki-melekleri-insanlardan-sakinmak-icin-kendi-ustune-kapanan-bir-filozof.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/gonlundeki-melekleri-insanlardan-sakinmak-icin-kendi-ustune-kapanan-bir-filozof.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Jan 2011 15:08:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat Başkır</dc:creator>
				<category><![CDATA[Suat Başkır]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[portre]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=468</guid>
		<description><![CDATA[Bir yanda bilinmeyenin cazibesine tutulma, öte yanda bilinmeyene körleşme tehlikesi... 
“Akıllılar dünyası”nın durmuş oturmuşluğu, kaçamakları, aymazlıkları, absürtlükleri, yavanlıkları, çelişkileri, inkarları, itirafsızlıkları ve daha neleri... 
Delirmekten başka çare var mı? Ey insan! Yazmak, yaşamın üzerine geçirilmiş bir deli gömleği midir? Yoksa yazanlar, kişisel büyüklük ihtirasının teklik hükümranlıklarından yaratılan, tiksintiyle dolu çökmüş kalabalıklara tükürenler midir? Ve uyarıları o güçlülerin (!) kendi sidikleriyle boğulmalarını engelleme çabalarından mı ibarettir.
Cevabı bilsek mi? Bilmesek mi?
 <a href="http://www.yitikulke.com/gonlundeki-melekleri-insanlardan-sakinmak-icin-kendi-ustune-kapanan-bir-filozof.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/01/holderlin.jpg"></a><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/01/holderlin.jpg"></a></strong></p>
<p><strong>&#8220;Ein zeichen sind wir, bedeutungslos&#8221;</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>&#8220;biz anlam verilemeyen, yorumlandırılamayan bir işaretiz&#8221;</strong></p>
<p><strong> </strong> <strong>j.c.f.h</strong></p>
<p>Her ucu keskin bir bıçağı tutuyoruz. Kendimiz, evren ve hayat hakkında gerçeğe ulaşma arzumuz, savaşımız&#8230; Var oluş ve insanlık özünden kopmuş, giderek tüm insani anlamları yok eden; bütünlük, birlik ve kendilik doğrultularını yıkarak nesnelik hesaplarıyla meşgul bir çağa ermenin acısı, çöküntüsü, yalnızlığı&#8230;</p>
<p>Hayatın özsuyunu emmek için durup dinlenmeden düşünürken aklın ermezliği, hakikatin dayanılmazlığı, sırrın durmadan yeni örtülere bürünmesi&#8230;</p>
<p>Söz&#8217;ün (logos&#8217;un) erdiriciliğine dayanırken, “söz söyleyenler”in başıboş vadilerde bayat, yavan, günübirlik; kuruntularla dolu bir büyüklüğü genişleten ve bir o kadar da hakikatten alabildiğine uzak sözler devşirerek dolaşmaları, neyin çözümlemesi olabilir ki&#8230; belki de yalnızca düşünce ve şiirin sürgüne gönderilişi&#8230; <span id="more-468"></span></p>
<p>Bir yanda bilinmeyenin cazibesine tutulma, öte yanda bilinmeyene körleşme tehlikesi&#8230;</p>
<p>“Akıllılar dünyası”nın durmuş oturmuşluğu, kaçamakları, aymazlıkları, absürtlükleri, yavanlıkları, çelişkileri, inkarları, itirafsızlıkları ve daha neleri&#8230;</p>
<p>Delirmekten başka çare var mı? Ey insan! Yazmak, yaşamın üzerine geçirilmiş bir deli gömleği midir? Yoksa yazanlar, kişisel büyüklük ihtirasının teklik hükümranlıklarından yaratılan, tiksintiyle dolu çökmüş kalabalıklara tükürenler midir? Ve uyarıları o güçlülerin (!) kendi sidikleriyle boğulmalarını engelleme çabalarından mı ibarettir.</p>
<p>Cevabı bilsek mi? Bilmesek mi?</p>
<p><strong>Gönlündeki melekleri insanlardan sakınmak için, kendi üstüne kapanan bir filozof…</strong></p>
<p>Şizofreninin sınırsızlığında bize insanın ve duygularının evrenselliğini fark ettirmeyi başarabilmiş bir düşünce adamı, yaşadığı acı deneyimler sonrası bu dünyada/doğada duyarlı bir ozan için yer olmadığını görebilmiş bir melankolik, bahsedilen ütopik mutluluğu ancak kendi içine kapanarak sadece kendi öz bilincinde erişebileceğine inanan bir koca adam;</p>
<p>Kuşkusuz Alman dilinin en büyük ve değerli şairlerinden biri ve belki de en liriği;</p>
<p><strong><em> JOHANN CHRISTIAN FRIEDRICH HÖLDERLIN</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong>“İyice farkındayım, kendimi adadığım şey, yücedir ve insanlar için şifa vericidir, yeter ki tam bir ifadeye ve gelişime ulaştırılsın.” </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Birinci Dönem …</strong></p>
<p><strong>Ret! ve Nedenler…</strong></p>
<p>Romantik şair ve düşünürlerin en melankoliklerinden biridir Hölderlin. Onun &#8216;Hyperion&#8217; adlı eseri çoğu için Alman idealizminin romanı sayılmıştır. Deliliğin Arifesinde de yer alan şiirlerinde doğaya övgü ve doğanın insanı içinde bulunduğu kuşkulardan, çaresizlik hissinden kurtaracağını vurgulayan bu adama en çok acı çektirenlerin başında yer alan annesi ve anneannesi bu mütevazı sözlerin ardında uzaklardan şu gerçeği algılarlar ki, o evsiz, eşsiz, boş ve yabancı, dünyada anlamsız hayallerin peşinden koşmaktadır.<strong><em> </em></strong></p>
<p>Halbuki o evsiz, eşsiz yabancı,  küçük yaşta babasını kaybetmiş olması, annesiyle sürekli tartışmaları ve anlaşamaması, en sonunda evli bir kadınla birlikteliğinden dolayı annesinin onu dışlaması, yanındayken hayatının en mutlu anlarını yaşadığı sevdiği kadının ölümü sonucu içine düştüğü boşluk, aşırı duyarlılığının ve çaresizliğinin artması annesiyle olan ilişkilerinin kopması, hayatının belli dönemlerinde çökkünlük, öfke krizleri, hüzünlenme, melankoli, depresyon gibi rahatsızlıklar geçirecek;  Ancak bu dönemlerinde bile yazınsal üretimlerini sürdürerek, pek çok şiir, roman, trajedi yazarak, hala geçerliliğini sürdüren bir mükemmelikte antik Yunan klasiklerini çevirecektir.</p>
<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/01/silhouette.jpg"></a></p>
<p>Hayallerinde ki o’nun dışında, ortada ki Hölderlin’i ve yaşayacağı çöküşü göremeyen iki dul kadın, Nürtingen’de küçük bir odada günlerini geçirmektedirler, bu zeki çocuğu okutabilmek için yıllarca yiyecek, giyecek, yakacak masraflarını kısmışlardır. Okuldan yazdığı saygı dolu mektuplarını okudukça mutlu olurlar, onun ilerleme ve ödüllenmelerine birlikte sevinirler, basılan ilk mısralarından duyduğu övüncü paylaşırlar. Ve ümitleri, öğrenimini bitirdiği için yakında papaz adayı olacağı, evleneceğidir, şöyle iyi huylu, sarışın bir kız alacak ve kendileri, onu, pazarları herhangi bir kasabada kürsüden Tanrı kelamı ederken gururla dinleyebileceklerdir. Ama diğer tarafta Hölderlin, bu düşü yıkmak zorunda olduğunu bilmektedir ve böyle bir esinle boşta gezinmemektedir, hele başkalarının zararına asla, yalnızca uygun bir durum hazırlamaktadır. Güvendiklerini elleriyle ezip parçalamaz hemen. Yumuşak, ama ısrarla geri iter bu imkânı hatırlatan sözleri. Bilir, onların gözünde, her türlü sevgiye rağmen bir avare zannı altındadır ve onlara sabırla mesleğini açıklamaya çalışır.</p>
<p>Onların şüphesine karşı hep çok gösterişli sözlerle, yaptığı işin ciddiyetini ve ahlâk değerini vurgular: <strong>“İnanın bana”</strong> diye yazar annesine saygı dolu <strong>“size karşı ilişkimi hafife almıyorum ve kendi hayat planımı sizin bütün arzularınızla birleştirmeye çalışmak bana yeterince huzursuzluğa mal oluyor.”</strong> Annesini inandırmayı dener ki <strong>“şimdiki uğraşıyla insanlara vaizlik görevindeki gibi hizmet etmektedir” </strong>ve onu hiçbir zaman buna inandıramayacağını çok derinden bilir. <strong>“Bu bir inatçılık değil ki”</strong> diye inler en içten duygularla<strong> “yaratılışımın ve şimdiki durumun bana öngördüğü. Bu benim tabiatım, benim kaderim ve bunlar insanın uysallığı asla reddedemeyeceği biricik güçler.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Teoloji eğitimi almasına rağmen kilise havasının biraz olsun uzağına gidebilmek için varlıklı insanların ailelerine öğretmenlik yaparak yaşamını devam ettirme kararını alır. Yakın arkadaşı Schilller ona ilk işini bulur ve Charlotte Von Klab ailesinin Walterhausen&#8217;da yazarların, sanatkarların toplandığı bir tür aydınlar kulübü niteliğindeki evlerinde çalışmaya başlar. Bu süreçte Wilhelmine Marianne Krims adli kadınla ilişkisi olur ve ondan 1795 tarihinde Louis Agnes adlı bir kız çocuğu dünyaya gelir. Ölümle ile iç içe bir yaşamın öznesi olan Hölderlin&#8217;in bu çocuğu fazla yaşamaz ve 1796 yılında tıpkı babası gibi ölümüne tanık olur kızının.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“Bugün evine biri gelecek. Ölü gibi sapsarı, bir deri bir kemik, çukur gözlü, vahşi bakışlı, saçı sakalı uzun ve dilenci kılıklı. Geri çevirme ve bağışta bulun. Konuşacaklarını dinleme. Çünkü kemik yığını gibi dağılmıştır. Hayatın harabeleri, annesinin eve dönüş biçiminde yakarmaları, aklının dümeni ebediyen kırılmış, yirmi beş yıllık acı ve yalnızlık, vatanına ve zamanına yabancı ve de zekası bir daha hiç aydınlanmayan ve ancak zaman zaman esrarengiz orfik şimşeklerle parlayan bir gecede yaşar; son intihar denemesinin kurtarılamayan darbeleriyle. Şiirlerindeki o Kızılderililer gibi şarkı söyleyerek atar kendini büyülü kapıdan içeri. Dostları dikkatlice ondan uzak durmaktadırlar. Çünkü çoğu zaman zincire vurulmuş bir hayvan gibi sinirlerinin aşırı gerilimi patlamaktadır. Ya da onunla alay etmektedirler.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Travmayla dolu yaşamı ve onun yaralarını saklayan ruhsal durumu yüzünden pek çok kez melankoli, sinir rahatsızlığı, psikoz, şizofreni tanılarıyla tedavi görecektir. Ailesinin onu bir türlü affedemeyen katı ve olumsuz tutumları ruhsal durumunun daha da kötüye gitmesine neden olmuş ve onu içinden çıkılamaz  o 36 yıllık  özel ruh haline getirmeye başlamıştır.</p>
<p>Yaşadıklarının acı dolu hatırlarını bir kenara bırakarak zengin banker Jakop Gontrad&#8217;in çocuklarına bakmak üzerine yeni işine başlar Frankfurt’ta. 1796 ve 1798 arasına tekabül eden zaman dilimi o büyük sessizliğine gömülmeden önceki dönemin en güzel zamanlarını yaşatacaktır ona. Yeni yeni filizlenmeye başlayan kapitalizmin, dönemin bu banka, ticaret şehrinde yaratmaya başladığı vahşi ekonominin koşulladığı günlük yaşamdaki çıkar ilişkilerine, Fransız devriminin ideallerinin pratikteki çirkin yansımasına tanık olan düşünür, şiire &#8220;kurtarıcı&#8221; edasıyla sarılır. Frankfurt’taki yaşam her ne kadar Goethe, Schiller, Hegel gibi Alman filozoflarıyla yeniden buluşmasına tanıklık etse de idealleri açısından büyük düş kırıklığına yol açacaktır.</p>
<p><strong> <a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/01/hoe_alt.jpg"></a></strong></p>
<p><strong>Orada oturuyordum, sensizliği yok ederek,<br />
Hâlâ kendimi düşünmeksizin.<br />
Sonra kalktım, senin kaldığın kalbe girerek,<br />
Tanrının kapısını çalmadan,<br />
Sunmak için sana kendimi.<br />
Oturduğun yerde bulamayınca,<br />
Bırakarak adağı odanın boşluğuna.<br />
Çalmadığım kapının arkasına geçmiştin,<br />
Geldi, bunu bana Tanrı söyleyerek</strong>.</p>
<p>Kaybetmeye başladığı ütopik mutluluk hayali, Hyperion&#8217;da konu edilen diotiması Susette Gontrad&#8217;i gördüğünde, mutluluğun yalnızca iç bilincine erişerek ulaşacağı bir duygu değil de, en azından bir miktarının bu dünyada erişebilir bir zevk olduğuna inanır.<br />
Susette&#8217;yi sever, çok sever hem de. O artık dünya ile onun arasında kalmış son bağdır. Daha da önemlisi, Susette ona annesinin engellediği kişilik gelişiminin devamı için kapı açar, ondaki yeteneği keşfeder, adeta onu yaşamda tutan aldığı / verdiği nefesi olur.</p>
<p>Ne var ki, Susette ile gizli aşkları, Hölderlin’in duygularının açığa çıkması neticesinde kovulasıya kadar sürer. Aşkına 30 km uzaklıkta bir kasabaya taşınır. Elbette kaçınılmaz karşılaşma 4 Ekim 1798 de bir tiyatroda gerçekleşir. Bundan sonra sıklıkla diotimasi ile gizli gizli buluşur ve mektuplaşırlar. Hölderlin, bu süreç içerisinde Grek kültürünü mercek altına alır ve Diagones Laertius&#8217;un eserlerini incelemeye baslar. Diğer yandan da Empodekles&#8217;in ölümü adli trajedisini yazmaya başlamıştır.</p>
<p>Takip eden 1800 ve 1802 yılları bunalımlı bir süreçtir. Ruhunda kopan fırtınalar dinmek bilmez. O ise bu durumunu çeşitli yolculuklarla dizginlemeye çalışır, yürüyerek Fransa’ya gider. Belki de acılarına ilaç olsun diye annesinin yanına… Bu yolculuk arifesinde Susette&#8217;inin ağır hasta olduğunu duyar ve bavulunu eve gönderip onun yanına gitmek ister; son anlarında beraber olmak üzere… Ama …</p>
<p>Aşığının ölümünün yanında bavulunu gönderdiği annesinin mektupları okuması sonrası evli bir kadınla ilişkisini öğrenmesi ve hem sevgilisi hem de annesi ile iletişiminin tamamen kesilmesi; suskunluk yolunda ki son sapağı da dönmesini de sağlar.<br />
Her ne kadar toplum ile tümden ilişkisini kesme noktasına gelse de en önemli eserlerini bu dönemde yazmaya başlar Hölderlin. 1804 yılında Sophokles&#8217;in Kral Oidipus ile Antigone tragedyalarını Almancaya çevirmiştir. (Öyle ki klasikleşen bu çeviriler ve Sophokles yorumu bugün dahi geçerliliğini sürdürmektedir) Hölderlin araştırmacıları tarafından “delirme eşiği” olarak adlandırılan bu döneminde ki (özellikle 20.yy’da  döneme ilişkin yapılan onlarca araştırma da) bu dönemdeki eserlerinin hepsinde tek bir gramer hatası dahi bulunamamıştır.</p>
<p>Yazın ve düşünce dünyası için tam bir kazanç olan bu zamanlarında, iç dünyasında gittikçe içine kapanan, değişim geçiren ve belki de ikinci bir kimliği oluşturduğu bir yolculuğa başlamıştır.  Hölderlin, kalabalık içerisinde kışkırtıcı söylevler vermeye, gece gündüz piyano çalmaya, sessizlik ve sinir krizlerine uzanacak olan bir yaşama merhaba demektedir.</p>
<p>Bu travmatik ve üretim dolu döneminde şair, hiçbir zaman akıl hastanesine gitmek istememiş, ancak annesinin sert tutumu ölümüne kadar sürdüğünden dolayı da, ailesi onu bu zor durumunda evde istememişlerdir.</p>
<p>(üvey abisinin karısının ona olan ilgisi ve bilinmeyen nedenler de sürekli mevzu bahis olsa da asıl sorunun babasından kalan miras olduğu düşünülmektedir. Annesi hakkı olan parayı oğluna hiçbir zaman vermek istememiş, ve annesi öldükten sonra faizi ile beraber bu miktarın yarım milyon mark olduğu ortaya çıkmıştır. Parasız geçirdiği, bizzat parasızlıktan dolayı bunalıma girdiği olmuştur. Ne acı ki.)</p>
<p>Ve, 1806 yılında zorla ( hatta darpla) Tübingen üniversitesi kliniğine yatırılmış ve tek kişilik hücreye kapatılmıştır. 6 ay hastanenin buluşu olan deri maskeyle yaşamak zorunda kalan şair Hyperion’dan çok etkilenen marangoz Zimmermann’ın onun bakımını üstlenmesiyle hastaneden kurtulabilecektir ancak&#8230;</p>
<p><strong> suat başkır</strong></p>
<p>devam edecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/gonlundeki-melekleri-insanlardan-sakinmak-icin-kendi-ustune-kapanan-bir-filozof.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>S–Saydam</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/s%e2%80%93saydam.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/s%e2%80%93saydam.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 17:37:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esra E. Karaosmanoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edep Gözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Esra E. Karaosmanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[esra karaosmanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[saydam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=315</guid>
		<description><![CDATA[Küçük kız yağmur damlasına baktı: Camdan yavaş yavaş süzülürken arkasında sudan bir çizgi bırakıyordu. Burnunu soğuk cama yasladı. Damlanın saydam yüzeyinin içinden sokağı görebiliyordu. Mahallenin gecekonduları, damlanın içinde biraz biçimsiz ama derme çatmalığı görünmeyen ufacık evlere dönüşüyordu. Küçük kız gülümsedi; &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/s%e2%80%93saydam.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="../wp-content/uploads/2011/01/Su-Damlasi.jpg"><img class="alignleft" src="../wp-content/uploads/2011/01/Su-Damlasi-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></strong>Küçük kız yağmur damlasına baktı: Camdan yavaş yavaş süzülürken arkasında sudan bir çizgi bırakıyordu. Burnunu soğuk cama yasladı. Damlanın saydam yüzeyinin içinden sokağı görebiliyordu. Mahallenin gecekonduları, damlanın içinde biraz biçimsiz ama derme çatmalığı görünmeyen ufacık evlere dönüşüyordu. Küçük kız gülümsedi; hayalindeki sokak buydu işte.</p>
<p><strong>Esra E. Karaosmanoğlu</strong></p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;count=none&amp;text=S%E2%80%93Saydam" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;count=none&amp;text=S%E2%80%93Saydam" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;linkname=S%E2%80%93Saydam" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fs%25e2%2580%2593saydam.html&amp;title=S%E2%80%93Saydam" id="wpa2a_6"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/s%e2%80%93saydam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Afakanus</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/afakanus.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/afakanus.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Jan 2011 20:52:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Işık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kerem Işık]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=292</guid>
		<description><![CDATA[Her şey görülmemle başladı. Yapış yapış bir yaz günü saatler kapış kapış giderken tıpış tıpış indiğim meydanda önce manav Yunus bağırdı: “İşte orada!” Kim? Ben. Tipitip çiğneyen tikli tilki. Dört başı mağdur dünyalı. Birkaç kişi toplandı. Karşıma geçip bakım bakım &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/afakanus.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey görülmemle başladı.</p>
<p>Yapış yapış bir yaz günü saatler kapış kapış giderken tıpış tıpış indiğim meydanda önce manav Yunus bağırdı:</p>
<p>“İşte orada!”</p>
<p>Kim?</p>
<p>Ben.</p>
<p>Tipitip çiğneyen tikli tilki.</p>
<p>Dört başı mağdur dünyalı.</p>
<p>Birkaç kişi toplandı. Karşıma geçip bakım bakım baktılar.</p>
<p>Kaçtım ordan. Ne yapaydım ya? Ham yapacaktı manav Yunus beni. Yunus beni sen neyledin? HamHam böceği seni!</p>
<p>Bir boşluk bir boşluğa teyellenirmişcesine kaçtım.</p>
<p>Eyerli atları yellenen, yellendikçe dellenen bir Red Kitimsi göründü uzakta. “Yakalarım,” dedi. Sonra ekledi: “Ha!” Çevirip dururken kemendini, boşluğa bırakıverdi kendini. Konserve kahkahası dolaştı kulak zarlarımda.</p>
<p>Nefis Nefise nefsine hâkim olamayıp nefes nefese haykırdı pencereden:</p>
<p><em>BİZ NİYE NEŞESİZİZ!</em></p>
<p>Mahalle maaile peşimdeydi.</p>
<p>Sonra bir devanası peydah oldu. Elinde topuklu terlikleri düşeyazayaza üstüme koşuyordu.</p>
<p>Boy boyladı, soy soyladı, devanası boy aynasına bodoslama tosladı.</p>
<p>Ordan. Da. Kaçtım. Koştum. Koştum. Muştum. Yokuştum. Piştim. Düştüm. Kalktım. Durdum. Sürekli. Vallahi. Diyen. Adamlara. İnandım. Benim. Adım. Afakanus. Ben. Adamı.</p>
<p>STOP!</p>
<p><strong>Kerem Işık</strong></p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;count=none&amp;text=Afakanus" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;count=none&amp;text=Afakanus" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;linkname=Afakanus" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;title=Afakanus" id="wpa2a_8"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/afakanus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakan İşcen&#8217;in Yeni Kitabı</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/hakan-iscen.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/hakan-iscen.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Dec 2010 00:41:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yitik Ülke</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımları]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan İşcen]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat anı]]></category>
		<category><![CDATA[Hayatanı]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=85</guid>
		<description><![CDATA[Hakan İşcen&#8217;in ilk şiir kitabı Hayatânı, Çekirdek Sanat Yayınları&#8217;nca yayımlandı. Hayatânı, 2007&#8242;de &#8220;Yaratıcı Yazarlık Kursu&#8221; adında bir öykü kitabı, 2010&#8242;da &#8221;Aşkın Haçsız Seferi&#8221; adında bir romanı yayımlanan Hakan İşcen&#8217;in ilk şiir kitabı. Garip zamana ilişkin kaygılarına uzanan bir şiir serüveni&#8230; Her &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/hakan-iscen.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2010/12/hakan_iscen.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-86" title="hakan_iscen" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2010/12/hakan_iscen-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a>Hakan İşcen&#8217;in ilk şiir kitabı Hayatânı, Çekirdek Sanat Yayınları&#8217;nca yayımlandı.</p>
<p>Hayatânı, 2007&#8242;de &#8220;Yaratıcı Yazarlık Kursu&#8221; adında bir öykü kitabı, 2010&#8242;da &#8221;Aşkın Haçsız Seferi&#8221; adında bir romanı yayımlanan Hakan İşcen&#8217;in ilk şiir kitabı.</p>
<p>Garip zamana ilişkin kaygılarına uzanan bir şiir serüveni&#8230;</p>
<p>Her yılın tarihine bir şiirle kayıt düşülen, hem hayatı, hem de bu toprakların çileli kaderini yıl yıl sorgulayan 1975&#8242;den 2010&#8242;a, 35 yıllık bir şiir yolculuğu&#8230;</p>
<p>Yolculuk bitse de, yolun bitmediğinin şiirli hikâyesi, sonsuza adresli isimsiz bir mektup&#8230; Şairin şiirleri düşsel bir yolculuğa davet ediyor okurunu&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Kitapla ilgili ayrıntılı bilgi: <a href="http://www.idefix.com/kitap/hayatani-hakan-iscen/tanim.asp?sid=VXR4F7KDN111QRH0163Q" target="_blank">http://www.idefix.com/kitap/hayatani-hakan-iscen/tanim.asp?sid=VXR4F7KDN111QRH0163Q</a></p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;count=none&amp;text=Hakan%20%C4%B0%C5%9Fcen%26%238217%3Bin%20Yeni%20Kitab%C4%B1" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;count=none&amp;text=Hakan%20%C4%B0%C5%9Fcen%26%238217%3Bin%20Yeni%20Kitab%C4%B1" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;linkname=Hakan%20%C4%B0%C5%9Fcen%26%238217%3Bin%20Yeni%20Kitab%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fhakan-iscen.html&amp;title=Hakan%20%C4%B0%C5%9Fcen%26%238217%3Bin%20Yeni%20Kitab%C4%B1" id="wpa2a_10"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/hakan-iscen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nihat Ziyalan&#8217;ın Yeni Kitabı</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/nihat-ziyalan.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/nihat-ziyalan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Dec 2010 18:05:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yitik Ülke</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımları]]></category>
		<category><![CDATA[Attım Kapağı Yurtdışına]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik romanı]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Ziyalan]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Sydney]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’dan Sidney’e uzanan bir yolculuk, genç bir insanın kendini bulma öyküsü! Edebiyatımızın değerli kalemlerinden, 2009 Çukurova Ödülü sahibi, şair, öykücü Nihat Ziyalan, ilk gençlik romanını “Köprü Kitaplar” dizisi için yazdı. Yazar, kendi yaşamından izler taşıyan romanında, İstanbul’dan Sidney’e uzanan bir &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/nihat-ziyalan.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2010/12/nihat_ziyalan.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-51" title="nihat_ziyalan" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2010/12/nihat_ziyalan.jpg" alt="" width="175" height="269" /></a>İstanbul’dan Sidney’e uzanan bir yolculuk, genç bir insanın kendini bulma öyküsü!</p>
<p>Edebiyatımızın değerli kalemlerinden, 2009 Çukurova Ödülü sahibi, şair,  öykücü Nihat Ziyalan, ilk gençlik romanını “Köprü Kitaplar” dizisi için  yazdı. Yazar, kendi yaşamından izler taşıyan romanında, İstanbul’dan  Sidney’e uzanan bir öyküyü anlatıyor. İstanbul’da ilk aşkı, aile  bağlarını, gelecek endişesini konu ederken, Sidney’de gurbetçilerin iki  farklı kültür arasında kalmışlığına, sığınılan değerlere ve yabancılık  duygusuna tanıklık ediyor; göçmenlik ve gençliğin beklentileri üzerine  düşündürüyor. İstanbul’un kültürel çeşitliliğini en iyi yansıtan  bölgelerden olan Beyoğlu’nu merkezine alan roman, Ziyalan’ın şiirsel  üslubuyla biçimleniyor. Günümüz gençlerinin, geleceklerine ilişkin karar  verirken yaşadıkları karmaşık duyguları, kaygı ve çıkmazları ustaca  dile getiriyor.</p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;count=none&amp;text=Nihat%20Ziyalan%26%238217%3B%C4%B1n%20Yeni%20Kitab%C4%B1" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;count=none&amp;text=Nihat%20Ziyalan%26%238217%3B%C4%B1n%20Yeni%20Kitab%C4%B1" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;linkname=Nihat%20Ziyalan%26%238217%3B%C4%B1n%20Yeni%20Kitab%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fnihat-ziyalan.html&amp;title=Nihat%20Ziyalan%26%238217%3B%C4%B1n%20Yeni%20Kitab%C4%B1" id="wpa2a_12"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/nihat-ziyalan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terzi Necmi</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/terzi-necmi.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/terzi-necmi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 17:16:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yitik Ülke</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nefin Huvaj]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[genç öykücüler]]></category>
		<category><![CDATA[genç yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[yazmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Nefin Huvaj Kendi küçük terzi dükkanını sahil semtinde açmış Terzi Necmi. Yıllardan beri, burun kemerine inmiş gözlükleriyle bütün gün dikiş dikiyor, kolalıyor, ütü yapıyor… Yere sürünmekten paçayı bir türlü kurtaramamış pantolonları, iflah olmaz yakaları, kafası karışmış gömlekleri adam ediyor yıllardır. &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/terzi-necmi.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2010/12/Terzi_Necmi.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-34" title="Terzi_Necmi" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2010/12/Terzi_Necmi-300x270.jpg" alt="" width="300" height="270" /></a>Nefin Huvaj</strong></p>
<p>Kendi küçük terzi dükkanını sahil semtinde açmış Terzi Necmi. Yıllardan beri, burun kemerine inmiş gözlükleriyle bütün gün dikiş dikiyor, kolalıyor, ütü yapıyor… Yere sürünmekten paçayı bir türlü kurtaramamış pantolonları, iflah olmaz yakaları, kafası karışmış gömlekleri adam ediyor yıllardır.</p>
<p>Dükkanı her gün sabah 9.00’da açıyor Terzi Necmi. Kapısının önünü süpürdükten sonra, bir gün önceden kalan işlerini düzenliyor. İki pantolon paçası, eski kırık sandalyenin üzerine serilmiş bir erkek gömleği ve bir de pilili kadın eteği tamamlanmayı bekliyor. Eli yüzü düzgün giydiriyor insanları Terzi Necmi. Ne sarkan iplik bırakıyor, ne gevşek düğme. <span id="more-32"></span></p>
<p>Karısı hasta Terzi Necmi’nin. Hastane masrafları, ilaç parası derken yükü ağır belli ki. O yüzden kıymetlisi; diktiği etekler, katladığı paçalarıyla sülün gibi pantolonlar, kolalı yakalar&#8230; Severek çalışır Terzi Necmi. İşinin ehli.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Dükkanının hemen yanında bir bakkal var. Yaşlıca bir adam sahibi. Sanki eski muhtarmış gibi mahallede herkesi tanır. O da her sabah saat 9.00 gibi açar dükkanını. Kapıyı açık bırakır gider. Tüm mahalleyi gezer, hal hatır sorar esnafa, konu komşuya. Pek konuşkan şu yaşlı adam. O yokken bakkala giren müşteriler kimseyi göremeyince gerisin geri çıkarlar dükkandan, şaşırırlar. Biri bir şey aşıracak olsa, ona yazık, çünkü dükkandaki her şeyin tarihi çoktan geçmiş&#8230;</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>O, mahallede gezedursun, Terzi Necmi iki pantolon paçasını katlamış, gömleğin ceplerini tamamlamıştır bile…</p>
<p>Yan yana dükkanları. Biri çok çalışkan – diye görür bakan kişi &#8211; diğerindeyse ne dert tasa belli ki. Üç tane evi varmış bu bakkalın küçücük sahil semtinde. Küçük mahalle. Bizim muhtarlık heveslisi bakkal, gayrimenkul zengini. Oğulları da İngiltere’dedir şimdi bunun. Eşi sizlere ömür, başı sağolsun.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Oysa Terzi Necmi, diye devam eder sözü söyleyen, babasından miras, kırık dökük evde bakar hastasının gençlik fotoğraflarına her gün. “Ne sağlıklı günler” der gibi bir iç geçirip, ziyarete gider hastaneye. İlacı bitmiş. “Bu gece dükkanda kalmalı…Yarının işini de bitirmeli bir an önce” diye düşünür dükkana dönerken. Yine bir akşam vakti. Çayını da yeni demler. Gelsin içsin ister birileri, o çalışırken ona eşlik etsin ister.</p>
<p>Oysa yandaki dükkan kepenk kapatalı olmuştur birkaç saat. Dükkanın sahibi yaşlı amca evinde yarışma programı izliyor. Biraz sonra uyuyakalacak kanepede. “Haydi kalk, yatağına” diyeni yok… Evlerin ışıkları göğe serpilmiş yıldızlar gibi bir yanıyor bir sönüyor. İyi geceler.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p>Yaşlı amca televizyonun karşısında kaçıncı yalnızlık uykusuna çoktan dalmış,  Terzi Necmi dükkanda gece mesaisinde. Koyar çayını, demli mi demli. Fazla çay içince dokunur derler ya, neyse. Günün yorgunluğundan sonra kıymet bilir şeydir şu çay Terzi Necmi’ye. Fokurdayan demlik en yakın arkadaşı. İkisi de sabaha kadar çalışacak…</p>
<p>Çayını yudumlarken dilek tutar gibi Terzi Necmi, bakışları endişeli: Hastaneden fena haber gelmeden doğsa bari, yeni gün…</p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;count=none&amp;text=Terzi%20Necmi" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;count=none&amp;text=Terzi%20Necmi" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;linkname=Terzi%20Necmi" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fterzi-necmi.html&amp;title=Terzi%20Necmi" id="wpa2a_14"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/terzi-necmi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;80&#8242;lerde Çocuk Olmak&#8221; 3. Baskıyla Kitapçılarda</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/80lerde-cocuk-olmak.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/80lerde-cocuk-olmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Dec 2010 16:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yitik Ülke</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap Tanıtımları]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasim]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım 1938]]></category>
		<category><![CDATA[1980 darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[80'ler kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[80'ler takvimi]]></category>
		<category><![CDATA[80'lerde]]></category>
		<category><![CDATA[80'lerde Çocuk Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[80'lerde Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[80'lerin olayları]]></category>
		<category><![CDATA[80'li yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[80'liler]]></category>
		<category><![CDATA[80ler]]></category>
		<category><![CDATA[80lerin kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Ada]]></category>
		<category><![CDATA[adalarda çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Adidas Stan Smith]]></category>
		<category><![CDATA[adile naşit]]></category>
		<category><![CDATA[adile teyze]]></category>
		<category><![CDATA[Afacan Beşler]]></category>
		<category><![CDATA[Ağaçkakan Woody Woodpeacker]]></category>
		<category><![CDATA[Ağza su doldurup fışkırtmak]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet büke]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Uğurlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ahu Tuğba]]></category>
		<category><![CDATA[Alacakaranlık Kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[Alaska]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Uderzo]]></category>
		<category><![CDATA[Alf]]></category>
		<category><![CDATA[Allyce Beasley]]></category>
		<category><![CDATA[Altın Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[amiga bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[anadol]]></category>
		<category><![CDATA[anket defteri]]></category>
		<category><![CDATA[anneanne evine gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[ansiklopedi]]></category>
		<category><![CDATA[ansiklopedi okumak]]></category>
		<category><![CDATA[arabesk müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Arzum]]></category>
		<category><![CDATA[aşık olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Asteriks]]></category>
		<category><![CDATA[atari salonları]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atılgan]]></category>
		<category><![CDATA[atlantis'ten gelen adam]]></category>
		<category><![CDATA[Atom Karınca]]></category>
		<category><![CDATA[Avni]]></category>
		<category><![CDATA[bahçeye dalmak]]></category>
		<category><![CDATA[bakkala gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[Baltalı İlah]]></category>
		<category><![CDATA[barış manço]]></category>
		<category><![CDATA[Bay Yanlış ve Doğru Ahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Bayan DiPesto]]></category>
		<category><![CDATA[Beetle Juice]]></category>
		<category><![CDATA[Behrengi]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[beta kaset]]></category>
		<category><![CDATA[Beter Böcek]]></category>
		<category><![CDATA[Beyoğlu Beyoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Bez mendil]]></category>
		<category><![CDATA[Bibip]]></category>
		<category><![CDATA[Bill Cosby]]></category>
		<category><![CDATA[bilyeli araba]]></category>
		<category><![CDATA[bizimkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Blue Jeans Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Bobby]]></category>
		<category><![CDATA[bonibon]]></category>
		<category><![CDATA[Bruce Willis]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Çocuklar Bizim]]></category>
		<category><![CDATA[Buck Rogers]]></category>
		<category><![CDATA[bülent çolak]]></category>
		<category><![CDATA[bülent ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[burgazada]]></category>
		<category><![CDATA[büyükada]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Türkü]]></category>
		<category><![CDATA[Camdan Kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Çamlıca gazozu]]></category>
		<category><![CDATA[Çarşaf]]></category>
		<category><![CDATA[Casio saat]]></category>
		<category><![CDATA[Çelik Blek]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyar]]></category>
		<category><![CDATA[Charles in charge]]></category>
		<category><![CDATA[Charles iş başında]]></category>
		<category><![CDATA[Charlie Sheen]]></category>
		<category><![CDATA[Ciks]]></category>
		<category><![CDATA[cin ali]]></category>
		<category><![CDATA[cinali]]></category>
		<category><![CDATA[çivi oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[Çivi saplama oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[çizgi diziler]]></category>
		<category><![CDATA[çizgi filmler]]></category>
		<category><![CDATA[clementine]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk dergileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk terbiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Çokokrem]]></category>
		<category><![CDATA[Çokomel]]></category>
		<category><![CDATA[commodore]]></category>
		<category><![CDATA[commodore 64]]></category>
		<category><![CDATA[Conan]]></category>
		<category><![CDATA[Cosby]]></category>
		<category><![CDATA[Curtis Armstrong]]></category>
		<category><![CDATA[Cybill Shepherd]]></category>
		<category><![CDATA[dallas]]></category>
		<category><![CDATA[Dalton Ana]]></category>
		<category><![CDATA[daltonlar]]></category>
		<category><![CDATA[darbe dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[darbe yılları]]></category>
		<category><![CDATA[David Addison]]></category>
		<category><![CDATA[Davulcu Asım]]></category>
		<category><![CDATA[Davulu delen jaguar]]></category>
		<category><![CDATA[Değerli]]></category>
		<category><![CDATA[Değiş Tonton]]></category>
		<category><![CDATA[Delifişek]]></category>
		<category><![CDATA[Deliler]]></category>
		<category><![CDATA[Denver The Last Dinosaur]]></category>
		<category><![CDATA[Devegücütazıhızı şerbeti]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Dıgıl]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş]]></category>
		<category><![CDATA[Dirty dancing]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Perinçek]]></category>
		<category><![CDATA[Doktor Salasso]]></category>
		<category><![CDATA[Düldül]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın Merkezine Seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[E.T.]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ege'de çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Elma şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[elvan gazoz]]></category>
		<category><![CDATA[Enid Blyton]]></category>
		<category><![CDATA[eros çamaşırları]]></category>
		<category><![CDATA[Esem Spor]]></category>
		<category><![CDATA[eski bayramlar]]></category>
		<category><![CDATA[eski çikletler]]></category>
		<category><![CDATA[eski çikolatalar]]></category>
		<category><![CDATA[eski çizgi filmler]]></category>
		<category><![CDATA[eski diziler]]></category>
		<category><![CDATA[eski oyunlar]]></category>
		<category><![CDATA[eski sakızlar]]></category>
		<category><![CDATA[Esteban]]></category>
		<category><![CDATA[Eti Puf]]></category>
		<category><![CDATA[Ewing]]></category>
		<category><![CDATA[Ezginin Günlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[fazıl say]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[fenomenler]]></category>
		<category><![CDATA[Ferdi Tayfur]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhan Şensoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhangi Şeyler]]></category>
		<category><![CDATA[Fırfır]]></category>
		<category><![CDATA[Fırt]]></category>
		<category><![CDATA[Frankie Goes to Hollywood]]></category>
		<category><![CDATA[Fronti jeans]]></category>
		<category><![CDATA[Galactica]]></category>
		<category><![CDATA[Galata Köprüsü]]></category>
		<category><![CDATA[galatasaray]]></category>
		<category><![CDATA[Game&watch tetris]]></category>
		<category><![CDATA[Gamlı Baykuş]]></category>
		<category><![CDATA[gayrettepe'de çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Gazanfer Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[gazoz kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[Gazoz kapağından ok]]></category>
		<category><![CDATA[Genco Erkal]]></category>
		<category><![CDATA[Gıcırtı]]></category>
		<category><![CDATA[Gırgır]]></category>
		<category><![CDATA[Gırgıriye]]></category>
		<category><![CDATA[Gizli yediler]]></category>
		<category><![CDATA[Gremlins]]></category>
		<category><![CDATA[Grup Baran]]></category>
		<category><![CDATA[Grup Ekin]]></category>
		<category><![CDATA[Grup Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[Gülşen Bubikoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Güneşi Uyandıralım]]></category>
		<category><![CDATA[Güneşin Oğlu Esteban]]></category>
		<category><![CDATA[güneydoğu'da çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[gürgen öz]]></category>
		<category><![CDATA[Halley]]></category>
		<category><![CDATA[Hay bin kunduz]]></category>
		<category><![CDATA[hayat ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[he-man]]></category>
		<category><![CDATA[heidi]]></category>
		<category><![CDATA[heman]]></category>
		<category><![CDATA[Herbert Viyola]]></category>
		<category><![CDATA[Hey Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[heybeliada]]></category>
		<category><![CDATA[Hıbır]]></category>
		<category><![CDATA[Hopdediks]]></category>
		<category><![CDATA[Horoz şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Avşar]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet Çocuk Magazin]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Tatlıses]]></category>
		<category><![CDATA[İcraatın İçinden]]></category>
		<category><![CDATA[İdefiks]]></category>
		<category><![CDATA[iğde]]></category>
		<category><![CDATA[İki yıl okul tatili]]></category>
		<category><![CDATA[İkibine Doğru]]></category>
		<category><![CDATA[iskeletor]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul'da çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[İstnabul Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Dost]]></category>
		<category><![CDATA[izmir'de çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[J.M. Barrie]]></category>
		<category><![CDATA[japon kale maç yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[Jaws]]></category>
		<category><![CDATA[joystick]]></category>
		<category><![CDATA[Jules Verne]]></category>
		<category><![CDATA[kadir aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[Kahya Ray]]></category>
		<category><![CDATA[Kalimero]]></category>
		<category><![CDATA[Kaptan Swing]]></category>
		<category><![CDATA[Kaptan Venüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kara]]></category>
		<category><![CDATA[kara şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[karaoğlan]]></category>
		<category><![CDATA[karartma geceleri]]></category>
		<category><![CDATA[karışık kasetler]]></category>
		<category><![CDATA[kartpostal yollamak]]></category>
		<category><![CDATA[kaset doldurmak]]></category>
		<category><![CDATA[Kayıp Kentin Peşinde]]></category>
		<category><![CDATA[kemal sunal]]></category>
		<category><![CDATA[Kemancı]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Parker]]></category>
		<category><![CDATA[kenan evren]]></category>
		<category><![CDATA[kınalıada]]></category>
		<category><![CDATA[Kinowa]]></category>
		<category><![CDATA[Kiremitten kına]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[klementin]]></category>
		<category><![CDATA[Klips ve Onlar]]></category>
		<category><![CDATA[Köfteci]]></category>
		<category><![CDATA[Kökler]]></category>
		<category><![CDATA[kokulu silgi]]></category>
		<category><![CDATA[köle Isaura]]></category>
		<category><![CDATA[konserve kutusu]]></category>
		<category><![CDATA[Konyakçı]]></category>
		<category><![CDATA[Köprüaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuartet]]></category>
		<category><![CDATA[küçük ev]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kara Balık]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Korku Dükkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Prens]]></category>
		<category><![CDATA[Kujo]]></category>
		<category><![CDATA[Kulver kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kunta Kinte]]></category>
		<category><![CDATA[Kurabiye Canavarı]]></category>
		<category><![CDATA[kurbağa beslemek]]></category>
		<category><![CDATA[Kutu kolayla maç]]></category>
		<category><![CDATA[La Boom]]></category>
		<category><![CDATA[Lacoste]]></category>
		<category><![CDATA[Laklak]]></category>
		<category><![CDATA[Larry Hagman]]></category>
		<category><![CDATA[Lee Cooper]]></category>
		<category><![CDATA[levi's 501]]></category>
		<category><![CDATA[levis]]></category>
		<category><![CDATA[Levi’s]]></category>
		<category><![CDATA[Little shop of horrors]]></category>
		<category><![CDATA[Lucy]]></category>
		<category><![CDATA[mabel sakız]]></category>
		<category><![CDATA[Macun şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Maddie Hayes]]></category>
		<category><![CDATA[madonna]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle bakkalları]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle maçları]]></category>
		<category><![CDATA[Majorette araba]]></category>
		<category><![CDATA[marlboro]]></category>
		<category><![CDATA[Maskeli Süvari]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Mc Donald’s]]></category>
		<category><![CDATA[mekap ayakkabı]]></category>
		<category><![CDATA[Mendoza]]></category>
		<category><![CDATA[Mercimekçi teyze]]></category>
		<category><![CDATA[metalci olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Akpınar]]></category>
		<category><![CDATA[metin ali feyyaz]]></category>
		<category><![CDATA[Meysu]]></category>
		<category><![CDATA[michael jackson]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyet Çocuk Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Milliyet Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Mini Ringo]]></category>
		<category><![CDATA[Minik Kuş]]></category>
		<category><![CDATA[Misket]]></category>
		<category><![CDATA[misket oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Mister Blöf]]></category>
		<category><![CDATA[Moonlighting]]></category>
		<category><![CDATA[müjdat gezen]]></category>
		<category><![CDATA[murat 131]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[necefli maşrapa]]></category>
		<category><![CDATA[Neşeli günler Turşunun iyisi sirkeyle mi limonla mı]]></category>
		<category><![CDATA[Nike Air]]></category>
		<category><![CDATA[Nokta Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Nöşatele nöşatele beş beş beş beş]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Aral]]></category>
		<category><![CDATA[okan bayülgen]]></category>
		<category><![CDATA[okul önlerindeki satıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[okula gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[Omen]]></category>
		<category><![CDATA[Ontario Kurtları]]></category>
		<category><![CDATA[onur behramoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[org çalmak]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gencebay]]></category>
		<category><![CDATA[orhan pamuk]]></category>
		<category><![CDATA[orko]]></category>
		<category><![CDATA[örümcek adam]]></category>
		<category><![CDATA[Oya Aydoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Oya-Bora]]></category>
		<category><![CDATA[özal'lı yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[Pam]]></category>
		<category><![CDATA[Patlayan şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Swayze]]></category>
		<category><![CDATA[Pembe Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[pembe diziler]]></category>
		<category><![CDATA[pembe panter]]></category>
		<category><![CDATA[Pembo]]></category>
		<category><![CDATA[pembo sakız]]></category>
		<category><![CDATA[perihan abla]]></category>
		<category><![CDATA[Perran Kutman]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Pan]]></category>
		<category><![CDATA[Pink floyd]]></category>
		<category><![CDATA[Pişmiş Kelle]]></category>
		<category><![CDATA[plastik yumurtalık]]></category>
		<category><![CDATA[Platon]]></category>
		<category><![CDATA[prince]]></category>
		<category><![CDATA[Prizma kolonya]]></category>
		<category><![CDATA[Profesör Oklitus]]></category>
		<category><![CDATA[Puik]]></category>
		<category><![CDATA[red kit]]></category>
		<category><![CDATA[Red Sonja]]></category>
		<category><![CDATA[reklamlar]]></category>
		<category><![CDATA[René Goscinny]]></category>
		<category><![CDATA[renkli televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[Rin Tin Tin]]></category>
		<category><![CDATA[robotech]]></category>
		<category><![CDATA[robotek]]></category>
		<category><![CDATA[rocky]]></category>
		<category><![CDATA[Rodi]]></category>
		<category><![CDATA[Roger Waters]]></category>
		<category><![CDATA[Rudi]]></category>
		<category><![CDATA[rüstem batum şov]]></category>
		<category><![CDATA[Sabrina]]></category>
		<category><![CDATA[Saint Ex]]></category>
		<category><![CDATA[Saint Exupery]]></category>
		<category><![CDATA[sakallı bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Şalvar pantolon]]></category>
		<category><![CDATA[Sam]]></category>
		<category><![CDATA[Samantha Fox]]></category>
		<category><![CDATA[Samed Behrengi]]></category>
		<category><![CDATA[Sana yağı]]></category>
		<category><![CDATA[Sarelle]]></category>
		<category><![CDATA[şeker kız candy]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker Portakalı]]></category>
		<category><![CDATA[seksenler]]></category>
		<category><![CDATA[seksenlerde müzik]]></category>
		<category><![CDATA[seksenli yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[Selpak]]></category>
		<category><![CDATA[Semra Özal]]></category>
		<category><![CDATA[serçe araba]]></category>
		<category><![CDATA[Şevket Altuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyar salıncak]]></category>
		<category><![CDATA[seyyar satıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[Sezen Aksu 88]]></category>
		<category><![CDATA[she-ra]]></category>
		<category><![CDATA[shera]]></category>
		<category><![CDATA[shira]]></category>
		<category><![CDATA[Sıkmalı Çikolota]]></category>
		<category><![CDATA[Silas]]></category>
		<category><![CDATA[silgiler]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Şıpsevdi sakızı]]></category>
		<category><![CDATA[şirinler]]></category>
		<category><![CDATA[şirinler gargamel azman]]></category>
		<category><![CDATA[sivrisinek ilaçlama]]></category>
		<category><![CDATA[siyah beyaz televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[siyah önlük]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[sokak kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[sokak oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[Şokella]]></category>
		<category><![CDATA[Solotest Dama]]></category>
		<category><![CDATA[Sophie Marceau]]></category>
		<category><![CDATA[star wars]]></category>
		<category><![CDATA[Starwars]]></category>
		<category><![CDATA[street fighter]]></category>
		<category><![CDATA[Sue Ellen]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman demirel]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Süpermen]]></category>
		<category><![CDATA[susam sokağı]]></category>
		<category><![CDATA[tadelle]]></category>
		<category><![CDATA[Tahtakale]]></category>
		<category><![CDATA[Tamek]]></category>
		<category><![CDATA[tarık akan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarkan]]></category>
		<category><![CDATA[tatil kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[taverna]]></category>
		<category><![CDATA[Tay Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[tek kanallı yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[Tekin Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Teksas]]></category>
		<category><![CDATA[telli arabalar]]></category>
		<category><![CDATA[Tercüman Çocuk Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Thriller]]></category>
		<category><![CDATA[Tiki]]></category>
		<category><![CDATA[Tipi Tip]]></category>
		<category><![CDATA[tipitip sakız]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Cruise]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Miks]]></category>
		<category><![CDATA[tommiks]]></category>
		<category><![CDATA[Tonton Ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[Tontonlar ve Ponponlar]]></category>
		<category><![CDATA[Top Gun]]></category>
		<category><![CDATA[Toptoriks]]></category>
		<category><![CDATA[transformers]]></category>
		<category><![CDATA[turbo sakız]]></category>
		<category><![CDATA[Turgur Sunalp]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özal]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Çocuk Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Uçan Fil Dumbo]]></category>
		<category><![CDATA[uçan kaz]]></category>
		<category><![CDATA[Uçurtmayı Vurmasınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[ümit besen]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü sanatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[unutulmayan çizgi filmler]]></category>
		<category><![CDATA[unutulmayan şarkılar]]></category>
		<category><![CDATA[unutulmayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[unutulmaz şarkılar]]></category>
		<category><![CDATA[uykudan önce]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay Şovalyesi Rom]]></category>
		<category><![CDATA[varoşta çocuk olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Vasconselos]]></category>
		<category><![CDATA[Vatka]]></category>
		<category><![CDATA[Venüs]]></category>
		<category><![CDATA[vhs kaset]]></category>
		<category><![CDATA[video kaset]]></category>
		<category><![CDATA[vikingler]]></category>
		<category><![CDATA[voltran]]></category>
		<category><![CDATA[voltran çizgi film]]></category>
		<category><![CDATA[voltron]]></category>
		<category><![CDATA[voltron çizgi film]]></category>
		<category><![CDATA[walkman]]></category>
		<category><![CDATA[Webster]]></category>
		<category><![CDATA[Webster Long]]></category>
		<category><![CDATA[Yakari]]></category>
		<category><![CDATA[yalan rüzgarı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaramaz Kızlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yastıktan uzay mekiği]]></category>
		<category><![CDATA[yazlığa gitmek]]></category>
		<category><![CDATA[Yedigün gazozu]]></category>
		<category><![CDATA[yerli diziler]]></category>
		<category><![CDATA[Yerli malları haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Yılanların Öcü]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşı Volkan]]></category>
		<category><![CDATA[zagor]]></category>
		<category><![CDATA[Zagor Tenay]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Alasya]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Özal]]></category>
		<category><![CDATA[Zeze]]></category>
		<category><![CDATA[Zülfü Livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=8</guid>
		<description><![CDATA[“80′lerde Çocuk Olmak” kitabı Yitik Ülke Yayınları&#8217;ndan çıktı. Kitabımızın 3. Baskısı, Punto Dağıtım şirketi kanalıyla tüm kitabevlerinde! Kapak ve basın metnimizi Facebook’ta, Twitter’ınızda, web sitenizde-blogunuzda ve mail yolu ile arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz! *** Kadir Aydemir&#8217;in hazırladığı “80′lerde Çocuk Olmak” kitabının kapak &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/80lerde-cocuk-olmak.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2010/12/80lerde_cocuk_olmak.jpg"><img class="size-medium wp-image-9  alignleft" title="80lerde_cocuk_olmak" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2010/12/80lerde_cocuk_olmak-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" /></a><strong>“80′lerde Çocuk Olmak”</strong> kitabı Yitik Ülke Yayınları&#8217;ndan çıktı. Kitabımızın 3. Baskısı, Punto Dağıtım şirketi kanalıyla tüm kitabevlerinde!</p>
<div id="_mcePaste"><strong>Kapak ve basın metnimizi Facebook’ta, Twitter’ınızda, web sitenizde-blogunuzda ve mail yolu ile arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz</strong>!</div>
<div style="text-align: center;">***</div>
<div><strong>Kadir Aydemir&#8217;in hazırladığı “80′lerde Çocuk Olmak” kitabının kapak arkası ve basın tanıtım metni şöyle:</strong></div>
<div id="_mcePaste">Bu sadece bir kitap mı? Hayır! Bu kitap, canlı bir şey! Yaşayan tarihin ta kendisi! Dikkatle, özenle okuyun…</div>
<div>80’lerde Çocuk Olmak, hem bir kitap ismi, hem de bir kuşağın en büyük özlemlerini, yaşanmışlıklarını içinde barındıran yolculuğun özel ve güzel adı.</div>
<div>Bu kitapta bir araya gelmiş 90 kadar yazar var. 1980’lerde çocuktu onlar… Hepsi aynı kuşaktan… Sayfalarda gizlenen anılarda herkes kendinden bir şeyler buluyor. Fazıl Say’dan Gürgen Öz’e, Eylül Duru’dan Bülent Çolak’a, Onur Behramoğlu’ndan Erdem Aksakal’a, Göksel Bekmezci’den Ahmet Büke’ye, Barış Müstecaplıoğlu’ndan Yiğit Değer Bengi’ye dek, adları buraya sığmayacak onlarca yazar ve sanatçı bu kitap için çocukluklarını, anılarını, aşklarını, oynadıkları oyunları, 1980 darbesinin kendilerinde ve ailelerinde bıraktıkları kara tortuyu, yüzlerce ayrıntıyı bazen bir çocuk, bazen bir yetişkin gözüyle kaleme aldı. <span id="more-8"></span></div>
<div>Yaklaşık üç yıllık bir çalışma sonucu doğan 80’lerde Çocuk Olmak kitabı, her kuşağın el kitabı olacak nitelikte. Dönemin pembe dizileri, ünlü oyuncuları, en çok izlenen çizgi filmleri, mahalle abileri, sokak kavgaları ve oynanan unutulmaz oyunlar, atari salonları, fırlamalıklar ve ergenliğe geçiş hikâyeleri, birbirimizle konuşurmuş gibi doğal bir şekilde anlatılıyor. Evet, bizler büyüyoruz ama çocukluğumuz ve yaşanmışlıklar orada öylece duruyor. Yolculuğumuza siz de katılın…</div>
<div>Kitabımızı 80’lerin aydın insanlarına, halk kahramanlarına, üniversite gençliğine ve 80’lerde doğup kaybettiğimiz tüm çocuklara ithaf ediyoruz.</div>
<div>Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı bu kitap ayrıca anlamlı bir doğum günü hediyesi. 80’ler çocuklarının hiç yaşlanmadığının, hep çocuk kalacağımızın bir ispatı… Bu yıl, Türkiye sanal âleminin en eski ve köklü şiir-edebiyat sitelerinden Yitik Ülke’nin (www.yitikulke.com) 10. yaşını kutlarken, bu kitapla, anılarına sahip çıkan herkesin de doğum gününü kutluyoruz.</div>
<div id="_mcePaste">Bu toplum belleksiz değil! Bizler de unutmadık ve yazdık!</div>
<div>Yaşasın 80’lerde çocuk olmak!</div>
<div style="text-align: center;">***</div>
<div>“<strong>80’lerde Çocuk Olmak” kitabında yazılarıyla, anı ve anlatılarıyla yer alan 80’lerin çocukları:</strong></div>
<div>Yeşim Ağaoğlu, Onur Akbudak, Alper Akdeniz, Erdem Aksakal, Neyran Savaşman Akyıldız, Çiğdem Aldatmaz, Figen Alkaç, Sema Aslan, Hürcan Âşık, Mustafa Atapay, Kadir Aydemir, Eda Aytekin, Nil Esra Başaran, Ezgi Başkır, Suat Başkır, Barış Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Göksel Bekmezci, Sinem Bengi, Yiğit Değer Bengi, Ersan Bengisu, Hasip Bingöl, Ahmet Büke, Elmira Cancan, Gökçenur Ç., Şebnem Çağlayan, Tunca Çaylant, Kader Çekerek, Serdar Çekinmez, Murad Çobanoğlu, Bülent Çolak, Elçin Demiröz, Özge Ç. Denizci, Ömer Faruk Dizdar, Eylül Duru, Galip Dursun, Sine Ergün, Azim Raşit Ersoy, Elif Savaş Felsen, İdil Giray, Pınar Gözpınar, Nilay Sağ Gülalp, Eda Günay, Koray Günyaşar, Yasemin Gürkan, Sanem Güven, Nefin Huvaj, Aydın İleri, Necla İret, Deniz Yalım Kadıoğlu, Gülay Kalkan, Bekir Arslan Kopuz, Ulaş Kurugüllü, Ahmet Küçükkayalı, Ece Erdoğuş Levi, Barış Müstecaplıoğlu, Engin Neşeli, Pınar Nurhan, Pelin Onay, Esra Ovalı, Yaprak Öz, Gürgen Öz, Şahin Özbay, Özlem Özyurt, Hatice Topal Özçoban, Nilüfer Özgeren, Sedef Özkan, Erol Özyiğit, Murat Prosciler, Tomris Sakman, Fazıl Say, Hakan Sim, Güray Süngü, Melih Süsleyen, Müjgan Şahinoğlu, Melike Aslı Şahinsoy, Ümit Şener, Seda Tansuker, Filiz Tanya, Erkut Tokman, Alper Turgut, Murat Türkücüoğlu, Serkan Türk, Papyon Tayfun Türkkan, Ferhat Uludere, Gül Yaşartürk, Özlem Yıldız, Hande Yöremen, Zeynep Zişan ve Güncem Topçu.</div>
<div id="_mcePaste" style="text-align: center;">***</div>
<div><strong>KİTABI TÜRKİYE VE DÜNYANIN HER YERİNDE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN</strong></div>
<div id="_mcePaste"><a href="http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=216734" target="_blank">http://www.pandora.com.tr/urun.aspx?id=216734</a></div>
<div id="_mcePaste"><strong>FAN SAYFAMIZ</strong></div>
<div id="_mcePaste"><a href="http://www.facebook.com/pages/80lerde-Cocuk-Olmak-Kitabi/171002322917272?ref=mf" target="_blank">http://www.facebook.com/pages/80lerde-Cocuk-Olmak-Kitabi/171002322917272?ref=mf</a></div>
<div><strong>TWITTER SAYFAMIZ:</strong></div>
<div><a href="http://www.twitter.com/80lerde" target="_blank">http://www.twitter.com/80lerde</a></div>
<div><strong>Kitapla ilgili ayrıntılı bilgi için mailimiz: yitikulke@gmail.com</strong></div>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;count=none&amp;text=%26%238220%3B80%26%238242%3Blerde%20%C3%87ocuk%20Olmak%26%238221%3B%203.%20Bask%C4%B1yla%20Kitap%C3%A7%C4%B1larda" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;count=none&amp;text=%26%238220%3B80%26%238242%3Blerde%20%C3%87ocuk%20Olmak%26%238221%3B%203.%20Bask%C4%B1yla%20Kitap%C3%A7%C4%B1larda" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;linkname=%26%238220%3B80%26%238242%3Blerde%20%C3%87ocuk%20Olmak%26%238221%3B%203.%20Bask%C4%B1yla%20Kitap%C3%A7%C4%B1larda" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2F80lerde-cocuk-olmak.html&amp;title=%26%238220%3B80%26%238242%3Blerde%20%C3%87ocuk%20Olmak%26%238221%3B%203.%20Bask%C4%B1yla%20Kitap%C3%A7%C4%B1larda" id="wpa2a_16"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/80lerde-cocuk-olmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

