Etiket arşivi: eleştiri örnekleri

Türkiye’de Eleştiri Var mıdır Yok mudur?

Beşir Fuat

Nihat Ateş

Ülkemizde “eleştiri” deyince hep bir yetersizlikten söz etmek alışkanlık halini almıştır Resim eleştirisi mi? Yoktur. Müzik eleştirisi mi? Hakgetire. Edebiyat eleştirisi mi? Var mıdır yok mudur tam belli değildir. Yok diyenler için tartışmaya da gerek yoktur. Örneğin hayatını roman eleştirisine adamış eleştirmenler bir gün çıkıp Türkiye’de “eleştiri yapılmıyor” deyiverir. Buna kimse şaşırmaz. “Peki sen yıllarca ne yaptın, onlar eleştiri değil miydi” diye bir okur tepkisi gelmez. Bir eleştirmenin eleştiri yoktur demesi kadar doğal bir şey yoktur sanki. Çünkü “eleştirinin olmadığı” zaten toplumsal belleğimize kazınmıştır. Ağzımızı “eleştiri” üzerine konuşmaya açtığımız zaman besmele gibi tekrarlarız: “Türkiye’de eleştiri yoktur.” Türkiye’de Eleştiri Var mıdır Yok mudur? yazısına devam et

Jale Kahraman’ın “Botlar”ı Üzerine Bir Okuma

Jale Kahraman’ın “Botlar”ı Üzerine Bir Okuma

Kadir Aydemir

Bir resme baktığımda gördüğüm şey, zihnimizin tüm renklerini denetleyip, düş gücümüzün sınırlarına çarpan karmaşık izlerden oluşuyor. “Anlam” arıyor sonra bilinç, bir şeyi başka bir şeye benzetme ya da bağıntı kurma çabası bu. Çünkü bir benzerlik kuramasa, bu boşluk da olabilir bir hayal de, havada asılı kalan sözcükler gibi sonsuz döngüye giriyor çizgiler de. Bir çizgi her şey olabilir bu noktada. Jale Kahraman’ın “Botlar” adlı çalışmasında, içinde kaybolduğum derinlik bana bunları anımsattı. Bir uyku-ölüm sahnesi resmedilen. Dingin bir kayık, kendi kendine konuşan bir göl ve gökyüzü. Ressam çizerken çok da ne çizdiğini bilmez ilkin. Şekillenişle birlikte zaman-mekân paradoksundan uzaklaşır. Artık çizgi bir silahtır. Evrene karşı sözünü söyler üreten kişi. “Botlar”da izleyen göz, aynı zamanda detayları da eşeleyen bir göz. Uyuyan insan, sarhoş. Derin bir uyku bu. Belki kentten ve tüm sorumluluklardan, faturalardan, binalardan, sıkıntılardan kaçıp toprağa uzanmak, küçük karıncaların yuvalarını dev tepeler gibi görmek, uyurken ele tırmanan bir böceğin dev adımlarını hissetmek o uykulu insan için büyük bir hazdı. Kayıksa suyun sakin ninnisini dinliyor. Salınıyor bir sağa bir sola. Kayığın bir adı yok. En büyük düşüydü oysa bir ada sahip olmak. Kırmızı bir fırçayla adının gövdesine yazılması, okşarcasına, bitmeyen. Jale Kahraman sakinlik içindeki karmaşayı iyi vermiş bana kalırsa. Bu resme bakınca doğanın gücünü de hissetmiyor değil insan. Bizi yutuyor “Botlar”. Baktıkça ayaklarımız suya değiyor. Ve bir gitme isteği darbelerde. Güneşin su yüzeyindeki renk kırılmaları gözle görülüyor. Biraz daha kulak kabartsak uyuyan insanın bilinçsiz kıpırtıları duyumsanacak. Suda zıplayan kör bir balık da belki.

Resim duyum eşiğimize ulaştığında, yeryüzünde uyanık olduğumuz her saniye gözümüz nasıl ki detaylarla genel biçimleri kodluyorsa, öyle bir fotoğraf karesi gibi sonsuz bir heykele dönüşüyor. Hareketsizlik içinde bir hareket yaratmak ressamın başarısıdır bana göre. Resim susar, “Botlar”da olduğu gibi. Konuşan “şeyler” vardır. Renk ve çizginin anlamlı anlamsız buluşmaları bir ışık çakar gözün tünelinde. Artık kayıkla uyuyan adamın giysisindeki renk benzerliğinin bir nedeni vardır. O nedeni Jale Kahraman bile açıklayamaz. Öyle olmalıdır. Doğa teslim almıştır eli ve beyni. Ama bir devingenlik vardır tablo içinde. Otların rüzgârda eğilişi ve yer değiştiren şeyler… Hissedersiniz bunu. Jale Kahraman kargaşa ve sessizliğe çalışmış, fakat bağırmadan, küçük harflerle büyük bir görüntüyü hapsetmiş birden. Ve o görüntü yatay ve dikey düşlerle bezeli. Bir örümcek gibi çelik ipliklere sarıyor ölümü.

Belli belirsiz bir ada, uzaktaki. Suyun hafızası ve denizin nabzı işte ressamın büyük yaratısı. Baktıkça sizi aşağı çeken tuzdan deniz. Oldukça başarılı bir çalışma “Botlar”. Şiirsel ve gerçek.