Etiket arşivi: Eleştiri

Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat ödülleri belli oldu

ahmet-hamdi-tanpinar-edebiyat-yarismasinda-5228413_o

 

Bursa Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışmasında birinciliği 'Rüya Korkusu' adlı eseriyle Yaşar Bedri Özdemir kazandı.


Bursa Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışmasında birinciliği 'Rüya Korkusu' adlı eseriyle Yaşar Bedri Özdemir kazandı. Yarışmaya Trabzon'dan 'Abdullah Efendi' rumuzuyla katılan Özdemir ödülünü almak için Bursa'ya gelmedi.

Bu yıl 12'ncisi düzenlenen Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Yarışmasında dereceye girenlere ödülleri düzenlenen törenle verildi. Sümbüllü Bahçe Konağındaki törene yarışmada jüri üyeliği yapan yazarlar ve yarışmacılar ile yakınları katıldı.

Yurt dışı ile birlikte Kars'tan Edirne'ye Van'dan İzmir'e kadar Türkiye'nin 67 farklı şehrinden toplam 985 eserin başvurduğu yarışma başvuruları 18 Ocak- 3 Mayıs 2013 tarihleri arasında yapılmıştı. Yarışmanın seçici kurulu ise Hilmi Yavuz başkanlığında, Prof. Dr. Abdullah Uçman, Ali Çolak, Başar Başarır, Müge İplikçi, Metin Önal Mengüşoğlu ve İhsan Deniz'den oluştu.

BU YIL Kİ YARIŞMAYA 985 ESER KATILDI

Türk edebiyatına sayısız eserlerin yanı sıra çok değerli edebiyatçılar da kazandıran Ahmet Hamdi Tanpınar adına düzenlenen yarışmanın ödül töreninde konuşan Başkan Mustafa Dündar, ünü Bursa sınırlarını aşan Ahmet Hamdi Tanpınar Hikaye yarışmasına bu yıl 985 eserin katıldığını belirtti.

3 Mayıs'ta sona eren yarışmaya, bu yıl Türkiye'nin dışında Amerika Birleşik Devletleri, Hong Kong, Almanya ve Avusturya'dan eserler katıldığını belirten Başkan Dündar, "Edebiyatımıza yeni eserler kazandırmak ve büyük üstadımızı anmak amacı ile düzenlediğimiz yarışma ile sınırlarımızı aşıp, sahip olduğumuz mirası dünyaya taşıdığımızı görüyoruz. Yarışmamızın, ülkemizin dört bir yanından ve yurt dışından yoğun ilgi görmesi, gençlerimizin yazmaya, düşünmeye ve üretmeye bu kadar önem vermesi bizim için sevinçten ve gururdan öte bir duygu." diye konuştu.

Başkan Mustafa Dündar, bu yıl konusu, 'Hikaye' olarak belirlenen ve "Bir rüyadan arta kalan hüzün" teması ile düzenlenen yarışmaya katılan ilk 19 eserin de kitaplaştırılarak, Bursa kütüphanesindeki yerini aldığını söyledi.

Seçici kurul başkanı Hilmi Yavuz ise yarışmada ödül kazananları kutlarken, 12 yıldır düzenlenen bu yarışmanın devam ettirilmesini istedi. Bu yıl ki yarışmada ödülün 'hikaye' alanında verildiğini hatırlatan Hilmi Yavuz, Osmangazi Belediyesi'nin edebiyat ve kültür sanata sahip çıkmasından duyduğu memnuniyeti dile getirirken, "Biz genelde yazarlarımızı çok fazla önemsemeyiz. ya da bir başka değişle yazarlar bizim için bir ses sanatçısı kadar yada oryantal dansöz kadar önemli olmayabiliyor bazen. Özellikle belediyeleri kast ederek bunu söylüyorum. Ama Osmangazi belediyesini bu bakımdan ayrı tutmak gerektiğini belirtiyor, belediye başkanımıza teşekkür ediyorum." şeklinde konuştu.

Jürinin değerlendirmesi sonucu Trabzon'dan 'Abdullah Efendi' rumuzlu Yaşar Bedri Özdemir 'Rüya Korkusu' adlı eseri ile birinciliği elde etti. İkinciliği İstanbul'dan 'Terazi' rumuzlu Özbek Ölek 'Ocak' adlı eseriyle, üçüncülüğü ise Ankara'dan 'Nevzat Naki Çilabbas' rumuzlu Murat Şahin Öcal 'Gece Trapezcileri' adlı eseri ile kazandı.

Mansiyon ödüllerini ise 'Zinnun' rumuzlu '7. Beyit' adlı eseri ile Mehmet Esen ve 'Mahur Beste' rumuzlu 'Nuran'ın Acıları' adlı eseri ile Berkiz Berksoy kazandı. Dereceye girenlere ödüllerini Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar ve jüri üyeleri verdi.

Ödül törenine yetişemediği için katılamayan Yaşar Bedri Özdemir'in esrarengizlik katmak için kendini gizlediği esprisini yapan Başkan Mustafa Dündar'ın, "Birinci olan yarışmacımız birinci olduğu için tabi önemli bir yarışma kendilerini gizli tutuyor her haldeki kameraya çıkmak istemiyor. Kendilerine tanıtma adına önemli bir stratejidir. Biz tüm yarışmacıları ve ödül alanları tebrik ediyoruz." şeklinde espri yapması gülüşmelere neden oldu.

 

 

 

Dünyanın Öyküsü’nün 7. Sayısı Çıktı

Adını, 14 Şubat Dünya Öykü Günü'nden alan ve yolculuğuna Şubat 2012'de  çıkan Dünyanın Öyküsü'nün Şubat sayısı çıktı.

Bu sayı yine dopdolu olan dergide öne çıkanlar şöyle:

* 5 çeviri öykü, 15 Türkçe öykü

* İnci Aral'dan "Eleştiri Ölüyor mu?

* Ölü Bir Dilden Yaşayan Bir Öykü: Nergal ile Ereşkigal

* Mustafa Balel'den 2013 Dünya Öykü Günü Bildirisi: Öykü Yaşamın Sesidir

* Aşk ve Beden II soruşturması

* Tarık Dursun K. ile söyleşi

* Kemal Gündüzalp'ten 2012 öykülerinin değerlendirmesi

* Başar Başarır ile online söyleşi

Türkiye’de Eleştiri Var mıdır Yok mudur?

Beşir Fuat

Nihat Ateş

Ülkemizde “eleştiri” deyince hep bir yetersizlikten söz etmek alışkanlık halini almıştır Resim eleştirisi mi? Yoktur. Müzik eleştirisi mi? Hakgetire. Edebiyat eleştirisi mi? Var mıdır yok mudur tam belli değildir. Yok diyenler için tartışmaya da gerek yoktur. Örneğin hayatını roman eleştirisine adamış eleştirmenler bir gün çıkıp Türkiye’de “eleştiri yapılmıyor” deyiverir. Buna kimse şaşırmaz. “Peki sen yıllarca ne yaptın, onlar eleştiri değil miydi” diye bir okur tepkisi gelmez. Bir eleştirmenin eleştiri yoktur demesi kadar doğal bir şey yoktur sanki. Çünkü “eleştirinin olmadığı” zaten toplumsal belleğimize kazınmıştır. Ağzımızı “eleştiri” üzerine konuşmaya açtığımız zaman besmele gibi tekrarlarız: “Türkiye’de eleştiri yoktur.” Devamını okuyun

SANATA DÖNÜŞEN YAŞAMLAR

Nihat Ateş

Özellikle 80’li yıllarda başlayıp bugüne kadar romanımızda süren etkilerden birinin de 60’lı ve 70’li yıllarda devrimci mücadelenin içinde bulunmuş insanların yazar, özellikle de romancı olarak bu dönemde yaşadıklarını romanlarında, öykülerinde aktarma çabalarıyla ilgili olduğunu gördük. Çoğu da bildiğimiz gibi bu yaşadıklarını solu, solcuyu, sol mücadeleyi aşağılamak, karalamak için kullandı. (Bunda, ne kadar karalar, aşağılarlarsa, edebiyat tanrılarınca o kadar kabul görecekleri yanılsaması da etkendi.) Kendi yaşadıklarının bir “edebiyat olacağı” sanısı, yaşadıklarının üzerinden onca zaman geçip belleklerinde bulanıklaşmaya başladıkça edebiyatları da birer “bulanık anılar” silsilesine döndü. Çöküş döneminde de aynı sakızı durmadan çiğneyen -artık yaşını başını almış olmalarına rağmen- yazarları görmek mümkün. Peki “yaşanan”, edebiyata nasıl yansır gerçekten? Bu soruya “hayatım roman” deyip hayatı sakızlaştıran değil, hayatı sanatlaştıran sanatçıların yaşamlarına şöyle bir bakarak bile bir yanıt ya da ipucu bulabileceğimizi düşündüm.

Devamını okuyun

BİRİSİ

Nihat Ateş

İnsanoğlunun yarattığı sonsuz edimlerden biridir şiir. Bu sonsuzluk hem bir geçmişten bugüne ve yarına bir devinimi işaret eder, hem de bu devinim içinde kullandığı araç itibariyle dile gönderme yapar. Bu ikilik şiire bir sonsuzluk duygusu katar. Hemen bu iki boyutluluk nasıl bir sonsuzluk duygusu yaratır demeyin çünkü dil zamanın içindedir. Böylece zamanı kullanmak zorunda olan şair, yazarken onu yaratmak durumunda da kalır. Bu anlamda da şair “hem içindedir zamanın, hem de dışında.” Onun için de şair zamanla istediği gibi oynayabilir ama dile hakkını verebildiği sürece. Zamanın içindeki insanı bu dille anlayıp, kavrayacak ve anlatacaktır.

Devamını okuyun

TARİHİN DENİZE DÖKÜLDÜĞÜ ANLAR

TARİHİN DENİZE DÖKÜLDÜĞÜ ANLAR – Vecdi Çıracıoğlu’ndan William Saroyan’a

Nihat Ateş


“Öykü biçimden biçime geçebilen anlatılararası bir tür olduğu için

kendi içinde bitmez, göreceli bir biçimde tarihi özetler.

Bu yolla öznellik işin içine karışır. Bazı durumlarda öykü

edebiyatı aşarak (…) mitolojik ve etnolojik bir tarza bürünür.(1)

Devamını okuyun

TÜRKİYE’DE ELEŞTİRİ VAR MIDIR YOK MUDUR

Nihat Ateş

Ülkemizde “eleştiri” deyince hep bir yetersizlikten söz etmek alışkanlık halini almıştır Resim eleştirisi mi? Yoktur. Müzik eleştirisi mi? Hakgetire. Edebiyat eleştirisi mi? Var mıdır yok mudur tam belli değildir. Yok diyenler için tartışmaya da gerek yoktur. Örneğin hayatını roman eleştirisine adamış eleştirmenler bir gün çıkıp Türkiye’de “eleştiri yapılmıyor” deyiverir. Buna kimse şaşırmaz. “Peki sen yıllarca ne yaptın, onlar eleştiri değil miydi” diye bir okur tepkisi gelmez. Bir eleştirmenin eleştiri yoktur demesi kadar doğal bir şey yoktur sanki. Çünkü “eleştirinin olmadığı” zaten toplumsal belleğimize kazınmıştır. Ağzımızı “eleştiri” üzerine konuşmaya açtığımız zaman besmele gibi tekrarlarız: “Türkiye’de eleştiri yoktur.” Devamını okuyun

BİR ÇÖKÜŞTEN BİR ÇÖZÜLÜŞE

Nihat Ateş

Ölçüt tarihe bakarak konabilirdi. An “tarihsel bir kesit olarak gördüğümüz” süreçleri ortaya çıkaran ilişkilerin çözümlenmesiyle kavranabilirdi. Bugünün romanını, bu kavrayışı verecek bir geçmiş-bugün bağlamında, kesiştiği yerin zaman kipiyle okuyamıyoruz. “Batılılaşma ve çöküş Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde eşzamanlı yaşanırken” (Tevfit Çavdar, Türkiye’nin Yüzyılına Romanın Tanıklığı, Yazılama Yayınevi) henüz elli yıllık bir macerası olsa bile romandan okuyabilmiştik çöküşü ve Batılılaşmayı. Çoğu Cumhuriyeti de yaşamış Osmanlı’nın çöküşüne tanıklığıyla başlayan ve Batılılışmanın “taklidine” olan acımasız eleştirileriyle Doğu-Batı arasında hiç bitmeyecekmiş bir sorunsalı yazınsallaştırabilmiş romancılardı. “Genç Cumhuriyetin ülkücü, aydınlanmacı romancıları Memduh Şevket Esendal’dan, Reşat Nuri’ye, Yakup Kadri’den, Nahid Sırrı Örik, Halide Edip, Reşat Enis, Yaşar Kemal’e kadar ilerici, aydınlanmacı ve gerçekçi bir roman yazmışlardır. Onların romanları inşa halindeki bir toplumun bütün sorunlarıyla ilgilenmiş, ideal olanı göstermeye adanmıştır. (Çöküş Romanları, Papirüs Yayınları, Birinci Baskı 2003) Devamını okuyun

İNSAN TEKİNDEN TOPLUMA MI?

Ömer Baytaş’ın Romanları / Nihat Ateş

1995 yılında İletişim Yayınlarınca yayımlanan “Amerika” adlı romanından da anımsayacağımız Ömer Baytaş’ın üç yeni romanı, “Hayal Postası, Mesih’in Kızı Eleni ve Akşam Perisi adlarıyla; yine bu romanlarla aynı zamanda “İnsan, Estet, Özne ve Romancı” başlıkları altında yazdığı aforizmaları bir araya getiren kitabı “Aforizmalar” yayımlandı. Ömer Baytaş aforizmalarından birinde, “Roman bir yakını mektubu değildir. Roman bir şikâyet dilekçesi değildir. Roman, imge kurmaya zaman ve olanak bulabilmiş bir ruhun, bütün verili dünyaya ters düşecek ve onun tehlikelerini göze alarak, kendini alabildiğine imgenin tiryakiliklerine bırakmasıdır” diyor. (1) Belki de bu aforizmada kilit noktayı “imge tiryakiliği” sözleri oluşturuyor. Çünkü Ömer Baytaş’ın elimizdeki dört romanına baktığımızda da bu sorunsallaştırmanın izlerini görüyoruz. Örneğin “Hayal Postası”(2) adlı romanında, “K” yeni bir işe başlamak üzere küçük bir üniversite kasabasına gelmiştir. Ama “K” aynı zamanda bir öykü yazarıdır ve sevgilisi Sue bu küçük kente gelene kadar ve o yeni işine başlayana dek öykü kitabını bitirmek istemektedir. Biz de K’nın Sue’ya yazdığı uzun mektuplarda öykülerin nasıl bir “imge tiryakiliğinden” (Ömer Baytaş’ın aforizmasında söylediği gibi.) doğduklarını, yaratıldıklarını okuyoruz.

Devamını okuyun

Kemal Gündüzalp’ten Yeni Eserler

Şair-eleştirmen Kemal Gündüzalp’in iki yeni kitabı Şiirden Yayınları’nca yayımlandı.

“Birebir Şiir” -Eleştiri-

Kemal Gündüzalp, şiir üzerine düşünen, sevdiği, şiir dünyamızda önemli gördüğü şairler üzerine de düşünce üretme çabasında olan biri. Durduğu yerden bu şairleri tartışıyor, şiir üzerine bazı konulara açıklık getirmeye çalışıyor. Nâzım Hikmet, Cemal Süreya, Ahmet Erhan, Metin Altıok, Hilmi Yavuz… onun sevdiği şairlerden. Günümüzde, Gündüzalp’in şiir ve sorunları üzerine yazılarının dolaşıma girmesi, olumlu, olumsuz, yaşadığımız, şiirle ilgili sorunların daha iyi kavranılmasına yol açacaktır düşüncesindeyiz.

“Saklı Sandık” -Şiir-

Kemal Gündüzalp, kendi hayatından, öz yaşam hikâyesinden yola çıkarak yazan, kozasını böylece örmeye çalışan günümüz şairlerinden. Bu tutum elbette özgün bir şiir yazmanın en doğru yolu. Ve imge avcılığının, sözde derinlik arayışlarının geneli sardığı, hiçbir şey anlatmamanın doruğa çıktığı, dergilerde belirleyici olduğu bir dönemde, niteliklerini yukarıda söylediğimiz içten bir şiiri sunuyoruz okuyucuya. Gerisi yazdıklarını genelin kabul etmesi ile ilgili.