Etiket arşivi: ferhat uludere

Yazı Evi Her Cumartesi Bir Yazarı Konuk Ediyor

ferhat-uludere

Yazar Nalan Barbarosoğlu her cumartesi bir yazarı Yazı Evi’nde ağırlayacak. Yazı Evi Dergi Söyleşi Günleri adıyla düzenlenecek etkinliğin ilk konuğu yazar Ferhat Uludere…

Edebiyatımızın ayrıksı yazarlarından Ferhat Uludere’yle 2014’ün en iyi romanları arasında yerini şimdiden alan Seyyid Hâmid’in Yeni Bulunmuş El Yazmalarından: Don Quijote’nin Üçüncü Cildi çerçevesinde keyifli bir söyleşi gerçekleştirilecek.

Söyleşi, 5 Temmuz cumartesi günü saat 14.00 – 17.00 arasında Yazı Evi’nde yapılacak.

Detaylı bilgi için: http://yazievi.yesimcimcoz.com 

Don Quijote Üçüncü Cildi ile Akademi Kitabevi’nde…

Yazar Ferhat Uludere, Yitik Ülke yayınlarından çıkan son kitabı “Don Quijote’un Üçüncü Cildi”ni 12 Nisan Cumartesi günü 16.00’da Kadıköy Akademi Kitabevi’nde bir söyleşiyle beraber imzalıyor.

Oblomov ile Coşkun Ermiş’in; Zahar ile Sancho’nun; Don Quijote ile Godot’nun buluşması ve daha fazlası Don Quijote’nin Üçüncü Cildi’nin konuşulacağı söyleşide yazar Uludere, bulunmuş el yazmalarını ve romanı yazma sürecini okurlarıyla paylaşacak.

Don Quijote Üçüncü Cildi ile Akademi Kitabevi’nde… yazısına devam et

1001 Fıçı Bira: Bir Kasaba, Bira ve Aşk Romanı

“Don Quijote’nin Üçüncü Cildi”ni Okumadan Önce…

Ferhat Uludere’nin “1001 Fıçı Bira” adlı romanı, samimi, yer yer hüzün yer yer mizah dolu; kasaba yaşantısının tekdüzeliğini, bu tekdüzeliğin bir sonucu olarak kasaba insanının telaştan, endişeden uzak; gamsız denebilecek bir profil çizmesini, Trakya’daki içki kültürünü de çok gerçekçi şekilde anlatıyor. Trakya’daki bu kasaba yaşamını, Lüleburgaz’da doğup büyümüş fakat her kasabalının bir gün yapmayı arzuladığı gibi oradan kaçıp İstanbul’a yerleşmiş Feryat’ın gözünden görüyoruz. Roman adını, Feryat’ın aslında aşçı olan babası Kel Şükrü’nün zamanında pek meşhur olmuş 1001 Fıçı Bira adlı meyhanesinden alıyor.

1001 Fıçı Bira: Bir Kasaba, Bira ve Aşk Romanı yazısına devam et

Yazar adayları için Akademi Kitabevi’nde Ferhat Uludere’den #yaratıcıyazarlık kursu

ferhat uludereSırasıyla “Sayıklamalar”, “İslenmiş Aşka Mektuplar”, “1001 Fıçı Bira”, “Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba” gibi hikaye ve romanlara imza atan yazar Ferhat Uludere, uzun bir aradan sonra Kadıköy’de yeniden hayat bulan Akademi Kitabevi’nde Yaratıcı – Yazarlık Atölyesi’ne başlıyor.

Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde Yaratıcı-Yazarlık Bölümü’nde de dersler veren Uludere, Akademi Kitabevi’nde yazar adaylarıyla bir araya gelip yazmak üzerine çalışmalar yapacak.
Karakter analizi, karakter yaratmak, olay örgüsü, serim, çözüm gibi yazın türlerinin dayandığı formüller üzerine yapılacak detaylı çalışmalar ve analizlerle ilerleyecek dersler haftada iki saat olmak üzere üç ayı kapsayacak.
Salı akşamları saat 19:00 ile 21:00 arasında düzenlenecek olan kurs boyunca katılımcılar temel yazın bilgilerinin ışığında edebiyatın sonsuz coğrafyasında keyifli bir yaratma yolculuğuna çıkacaklar…
Katılımın sınırlı tutulacağı Yaratıcı-Yazarlık Atölyesi’ne son başvuru tarihi 10 Aralık’tır.
Detaylı bilgi için yazarlikatolyesi@yandex.com adresine mail atabilirsiniz…

Müjdat Gezen Sanat Merkezi akşamları yazar yetiştirecek

mujdat gezen sanat merkeziMüjdat Gezen Sanat Merkezi'nden "Yaratıcı Yazarlık Kursu"

23 yıldır aralıksız eğitim veren ve bu süre zarfı içinde her biri kendi alanında oldukça başarılı ve popüler olan yüzlerce oyuncu, müzisyen ve yazar yetiştiren Müjdat Gezen Sanat Merkezi, konservatuvar bünyesinde yer verdiği Yaratıcı-Yazarlık Bölümü’nü Akşam Okulu’na da taşıdı…

İlki bu yıl Kasım ayı ile birlikte Müjdat Gezen Sanat Merkezi Akşam Okulu kapsamında başlayacak olan “Yaratıcı-Yazarlık Kursları”diğer tüm kurslarda olduğu gibi Mayıs ayına kadar devam edecek.

Müjdat Gezen Sanat Merkezi bünyesinde eğitim almış ve yetişmiş yazar Ferhat Uludere ve şair Göksel Bekmezci tarafından verilecek olan “Yaratıcı-Yazarlık Kursları”nda, yazın türlerinin temel eğitimleri katılımcılara aktarılacaktır.

Pazartesi ve Salı akşamları saat 19.00 ile 21.00 arasında düzenlenecek olan kurs boyunca katılımcılar, temel yazın bilgilerinin ışığında edebiyatın sonsuz coğrafyasında keyifli bir yaratma yolculuğuna çıkacaklar.

Müjdat Gezen Sanat Merkezi Akşam Okulu Yaratıcı-Yazarlık Kursları hakkında daha geniş bilgi (0216) 348 80 72-73 numaralı telefonlardan alınabilir.

Katılımın sınırlı tutulacağını Yaratıcı-Yazarlık kursuna son başvuru tarihi 31 Ekim 2013’dür.

Ferhat Uludere’den Unutulmaz Bir Trakya Destanı: “1001 Fıçı Bira” – Roman

Ferhat Uludere’den unutulmaz bir Trakya efsanesi: 1001 Fıçı Bira

“Anne, ben nezarethanede kalacaksam bunun yüce amaçlar uğruna olmasını istedim hep, ama bir türlü olmadı. Hep sokaklarda içki içtiğim için içeri alındım. Başkomiser ne suç işlediğimizi sorduğunda, yanındaki memur küçümseyerek hep aynı cevabı verdi. “Umuma açık yerde alkollü içecekler tüketmek. ” Anne, tek suçumuz buydu hayatta; umuma açık yerlerde alkollü içecekler tüketmek. Suçluyum ben Anne, oğlun sandığın gibi temiz, lekesiz biri değil, umuma açık yerlerde alkollü içkiler tüketen bir serseri, ama suçluyum diye beni yargılama Anne; bu suçu kocan da işledi, büyük oğlun da işledi, hatta belki de o bu suçu aramızda en fazla işleyen kişi olarak suç dünyasına adını altın harflerle yazdırdı.”

Oradaki herkes bir kasabanın ne olduğunu çok iyi bilir… Bazen koruyan ve kollayan bir sığınaktır kasaba, bazen bir oyun bahçesi, bazen ise çocuklar kadar acımasız gardiyanların koruduğu bir hapishane… Ama “Rüzgara Boris Vian okutanlar” için büyük, zamanla ve mekanla sınırlı olmayan bir meyhaneydi Lüleburgaz…

Ve bu kitap o büyük meyhanenin müdavimlerinin hikayesi… Çiçekçi deposunda, okul bahçesinde, evlerin avlusunda, dumanaltı dernek lokallerinde ve hatta mezarlıkta içip, içip ve daha da içip körkütük âşık olanların öyküsü…

Ferhat Uludere, 1001 Fıçı Bira’da taşradaki günlük hayatın tekdüzeliğini tüm çıplaklığıyla yansıtırken, Trakya yaşamını ayrıntılarını da gözlerimizin önüne seriyor. Efsanevi Kel Şükrü’nün Lüleburgaz’da yarattığı “1001 Fıçı Bira” adlı meyhane bu romanla birlikte yeniden diriliyor…

Şimdi geriye tek söz kalıyor söyleyecek: Aksınnnnn!

 

Ferhat Uludere Tüm Kitaplarıyla Yitik Ülke’de

Yazar Ferhat Uludere tüm eserleriyle Yitik Ülke Yayınları'nda. Yazarın "1001 Fıçı Bira" adlı ilginç romanı şubat ayında Yitik Ülke etiketiyle tüm kitapçılarda olacak.

– – –

Ferhat Uludere 1977 Lüleburgaz doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Lüleburgaz’da tamamladı. Edebiyat hayatına Rock Reaction adlı fanzinle birlikte başladı; çeşitli fanzinlerde yazdı. Adnan Menderes Üniversitesi'ni terk ettikten sonra, Müjdat Gezen Sanat Merkezi Yaratıcı Yazarlık Bölümü’nü kazandı. Msm Gazetesi'nin yayın kurulunda bulundu. Beyoğlu Gazetesi'yle birlikte gazetecilik yapmaya başladı. İlk kitabı "Sayıklamalar" 2002 yılında yayımlandı. Arkasından 2005 yılında "İslenmiş Aşka Mektuplar" adlı hikâye kitabı yayımlandı. 2006'da "1001 Fıçı Bira"yı yazdı. Bunu "Sonbaharda Sarhoş Bir Kasaba" adlı romanı takip etti. 

Virgül, Zip İstanbul, On Yedi , Bant gibi dergilerde kitap tanıtımları ve eleştirileri yazdı. Taraf gazetesinin Kültür Sanat editörü olarak çalıştı. Uludere çeşitli gazete, dergi ve fanzinlerde yazıları yayımlanmaktadır. Ayrıca imc-tv'de yayınlanan Kültür Mantarı programının editörlüğünü yürütmektedir.

90’lar Kitabı 3 Ocak’ta Çıktı

Dev Bir Kuşak Kitabı: “90’lar Kitabı – Çocuk mu, Genç mi?” Çıktı

*** Tüm kitapçılarda ***

Geniş yankı uyandıran “80’lerde Çocuk Olmak” kitabının devamı olarak hazırlanan, Kadir Aydemir’in editörlüğünü yaptığı “90’lar Kitabı” Yitik Ülke Yayınları’nca yayımlandı. “Çocuk mu, Genç mi?” alt başlığıyla çıkan kitapta 111 yazar yer alıyor. 90’lı yılların çocuklarına ve gençlerine seslenen kitap, türünün eşsiz bir örneği. Pek çok ünlü isimle birlikte günümüz internet fenomenlerinin, blog ve Twitter yazarlarının ve genç edebiyatçıların da ilginç yazılarıyla yer aldığı “90’lar Kitabı” Türkiye’nin ve dünyanın yakın tarihine doğru bir yolculuğa davet ediyor okurları. 90’lar sinemasını, yaşam kültürünü, siyasi olaylarını, giyim tarzını, ünlü müzisyenlerini, popüler mekânlarını, okul hayatını ve “90’lar” denince akla gelen yüzlerce detayı merak eden herkes “90’lar Kitabı”nda kendinden bir şeyler bulacak.

Kitabın kapak arkası metni şöyle:

“Çocuk musun?”
“Artık kazık kadar oldun!”
“Bu yaşa geldin, hâlâ çocuk gibisin!”

Ah ne güzel şey bunları duymak. Demek ki şanslıyız ve doğru yoldayız, içimizdeki çocuk buralarda bir yerde…

Kadir Aydemir’in hazırladığı “80’lerde Çocuk Olmak” kitabının bir devamı olarak hazırlanan bu kitap yakın Türkiye tarihine ışık tutan bir kaynak kitap değil. Bir ansiklopedi değil. Bu, bizim kitabımız, bizim düşlerimiz ve yaşadıklarımız, yani çevrenizde gördüğünüz tüm üniversiteli/mezun ya da işsiz gençlerin, hayalleri yarım yamalak, 20’li 30’lu yaşlarda, orta yaşa yaklaşan insanların, kayıp kuşakların, hep çocuk kalanların kitabı… Bugünün insanının kitabı.

111 yazar bir araya geldik ve dev bir “Yitik Ülke” projesi olan “90’lar Kitabı”nda buluştuk. 90’lar sinemasından TV kültürüne, sokaktaki hayattan toplumsal mücadeleye, dershane yıllarından üniversiteye giriş macerasına, solcu ağabeylerle tanışmaktan 1 Mayıs’lara, imam hatipte okumaktan ilk aşklara, 90’larda yaşamımızı etkileyen ünlü insanlara, müzik kültüründen giyim kuşama ve 90’ların ev yaşamına dek, neredeyse her konuda samimi bir dille “kendimizi” yazdık. Sahi, neydi bu 90’lar, 80’lerin ardından Türkiye ve bizler nasıl-neden böyle hızla değiştik? Bu renkli yılların akıllarda bıraktığı tüm sorular ve “dürüst” cevapları bu kitapta saklı kalacak… Çünkü her sayfada bizimle birlikte “sen de varsın”…

“90’lar Kitabı”ndaki herkes yüzlerce konuya farklı bir gözle bakıyor. Herkes kendi 90’larını, mutluluğunu, hatıralarını ve acılarını yazdı. Kitap adeta “anı defterimiz” gibi bir şey oldu.

Elinizdeki kitap 90’lar için bir dönüş bileti. “90’lar Kitabı – Çocuk mu Genç mi?” adını verdiğimiz neşeli ve düşündürücü zaman yolculuğumuza davetlisiniz.

111 yazarlı “90’lar Kitabı – Çocuk mu Genç mi?”nin yazar kadrosu şöyle:
Kadir Aydemir, Ahmet Meriç Şenyüz, Ali Aydemir, Alper Turgut, Arzu Uzunali, Aslı Vuslateri, Aydın İleri, Aykut Küçükkaya, Ayşen Aksakal, Barış Güven, Başak Daşman, Başak Yener, Begüm Akıncı, Betül Kanbolat, Bihter Dinçel, Birsen Tarhan, Burcu Özefe, Burak Yağız Seçen, Buse Seda Yıldız, Bülent Çolak, Bülent Karslıoğlu, Caner Öztürk, Cem Kartal, Ceren Kurt, Ceyhan Usanmaz, Cihan Hatipoğlu, Cüneyt Asi Duru, Çiğdem Aldatmaz, Çiğdem Eren Kiziroğlu, Çisel Onat, Ece Erdoğuş, Ela Barlas, N. Elif Tanverdi, Emre Baransel, Emre Fidangül, Erdem Aksakal, Esma Yakut, Esra E. Karaosmanoğlu, Esra Tanrıbilir, Eylem Selin Mumcu, Ferhat Uludere, Gonca Vuslateri, Gökce İspi Turan, Gökhan Çınar, Göksel Bekmezci, Gülşah Elikbank, Güray Gürsel, Gürgen Öz, Hakan Bayhan, Hakan İşcen, Hale Ceylan Barlas, Hande Ortaç Aksoy, Handan Aybars, Hilal Ergenekon, Işıl Karpuzoğlu, İlknur Bektaş, Kadri Karahan, Kayra Keri Küpçü, Kerem Işık, Köksal Aras, Mehmet Erikli, Mehmet Ünver, Mehmet Yılmazer, Melissa Mey, Merve Pınar Şiranlı, Miraç Zeynep Özkartal, Murad Çobanoğlu, Murat Girgin, Mustafa Akar, Nazlı İlter, Nefin Huvaj, Neşe Açıker, Neşe Karataş, Nihal Konar Naş, Nihan Bora, Nilay Örnek, Nilgün Yokes Şimşek, Onat Bahadır, Onur Akbudak, Ömür Kurt, Özlem Özyurt, Özden Aydoğdu, Özge Mumcu, Özge Ç. Denizci, Özgür Özgülgün, Papyon Tayfun Türkkan, Rana Çepelioğlu, Sabri Kuşkonmaz, Sefa Çolak, Selcen Doğan, Selma Şiranlı, Serdar Çekinmez, Serdar Orçin, Serhat Filiz, Serhat Uçak, Serkan Türk, Sevil Aksu, Sevinç Erbulak, Sibel Tekyıldız, Suat Başkır, Şahin Özbay, Tanem Sivar, Tijen Bolulu Güler, Tolga Yenigün, Turgay Yılmaz, Yaprak Öz, Yeliz Aras, Yeşim Gökmen, Zerrin Soysal, Zeynep Altıok Akatlı, Zeynep Tüzün.

Punto Dağıtım şirketince dağıtılan kitapla ilgili detaylı bilgi www.yitikulkeyayinlari.com vewww.yitikulke.com adreslerinden edinilebilir.

“90’lar Kitabı – Çocuk mu, Genç mi?”, Hazırlayan: Kadir Aydemir, 394 sf, 20 TL, Yitik Ülke Yayınları Ocak 2012

https://www.facebook.com/90larkitabi

twitter.com/yitikulke
twitter.com/yitikulkeyayin
twitter.com/90larkitabi

Gizemli bir kadın uslanmaz bir aşık…

Viyana’da okuyan genç bir öğrenci ülkesine dönmeye birkaç gün kala gizemli bir kadına aşık olur. Ama sıradan bir aşk macerası değildir bu; tutkunun pençesine düşer ikisi de ve bu girdapta sürüklenirler. Birbirini arzulayan bu iki beden arasında sanıldığından daha fazla kişi vardır. Daha fazla erkek ve daha fazla kadın…
iyana’nın antik görüntüsünü kendine fon olarak seçen ‘Durgun Sular Sessiz Akar’, Muammer Kırdök’ün ilk kitabı ‘Ölümsüz Olduğum Zamanlar’da olduğu gibi bilinç akışının oldukça öne çıktığı bir roman. Kaygılar, sorgular, peş peşe gelen pişmanlıklar ve çaresizlik arasında Kayhan Yağcıoğlu saplantıya dönüşen bir aşktan kurtulmaya ya da bir kadının karşısında gerçek kimliğiyle var olmaya çalışıyor. Ama bunun kolay olmayacağı da daha ilk sayfadan anlaşılıyor.

‘Durgun Sular Sessiz Akar’ın atmosferiyle başlamak istiyorum öncelikle… 19. yüzyılın atmosferi kitabın geneline sirayet ediyor. Binalar, yapılar ve karakter sanki orada yaşıyor…
Benim için sevindirici bir saptama bu, ayrıca rastlantı da değil. Romandaki olayların anlatıldığı yıllarda Viyana’nın 19. yüzyıldan, hatta daha eskilerden kalma arkaik bir yüzü var. En ağır kurşuni renklerin gökyüzüne çöreklendiği, sessizliğin sokaklarda yatıya kaldığı uzun kış aylarında kentin egemenliğini sanki geçmişin ruhu ele geçiriyor, insanlar kısacık ömürleriyle yüzyıllık yapıların arasında değersizleşiyor. Kentin nefesine sinen ağır melankoli romanın kahramanı Kayhan’ı da içine çekip eritiyor. İstanbul’un havasından eksilmeyen hüznü düşünün, Viyana’nın melankolisi de sevgilisinden yeni ayrılan birini allak bullak etmeye, yaşadıklarını sorgulamaya yetiyor romanda. Gizemli bir kadın uslanmaz bir aşık… yazısına devam et

Hürrem’in memuriyeti fenaymış (Bir Heves Bir Kalas)


Yazıya başlamadan önce pazarlık yapalım. Çünkü gerekli bu… Öncelikle ödenekli tiyatrolara karşı değilim. “Devletin ve belediyelerin tiyatroları olmaz” fikrini sonuna kadar savunsam da, en azından var olanın kaldırılmasından yana değilim. Çünkü biliyorum devlet tiyatrosunu kapatırsak cemaat yani iktidar tiyatroları dönemi başlayacak bu ülkede. Hısım akrabanın vasat oyunları desteklenecek gerçekten tiyatro yapmak isteyenler avucunu yalayacak.

Böyle bir girizgâh yapmaktan utanıyorum ama ülkemin ödenekli tiyatroları, oyunları hakkında yazılan eleştiriler sonrasında, oyunlarını yeniden düşünmek yerine, eleştirene kızmak, hakaret etmek ve onu ödenekli tiyatro düşmanı olarak görmeyi, böyle lanse etmeyi seviyor. Onların bu sözlerinden sonra da ne yaparsanız yapın siz kesinlikle o kurumların düşmanısınız. Ama asıl düşmanlar eleştirenler değilmiş… Son dönem Ankara Devlet Tiyatroları’nda yaşananlar bunu gösteriyor. Hatta bu kurumların varlığının neler yarattığını da gösteriyor. Tiyatronun sahibi devlet ya da belediye olursa, devlet ya da belediyenin sahibinin karısı, kızı, oğlu, yakın akrabası, eşi-dostu, konu-komşusu gelir sana patronun kim olduğunu hatırlatır. Turizmle melezleştirilmiş kültür bakanlığının başındaki adam da oyuncusunu savunmak yerine “haddinizi bilin” diye ortalıkta dolaşmaya başlar… Hatta salonun seyirci görülmesin diye karartıldığını zanneder, “neden seyirciyle ilişki kuruyorsun” diye tiyatrodan anlamadığını açık açık ortaya koyar… Yönetmeninden oyuncusuna kadar herkes de alkışlar bu sözleri, bu davranışları… Kimse itiraz edemez. Öyle yapmak zorundadırlar; çünkü memuriyet böyle bir şeydir. Ödenekli tiyatroların tamamının sorunu da budur: Oyuncudan devlet memuru, belediye çalışanı yaratmak… Hürrem’in memuriyeti fenaymış (Bir Heves Bir Kalas) yazısına devam et