Etiket arşivi: Güzel Zeynep Süphandağ

Mehmet Ünver ile “İzansız Mahalle” romanı üzerine söyleşi

MEHMET ÜNVER İLE ‘İZANSIZ MAHALLE’ ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Söyleşi: Güzel Zeynep Süphandağ

İnsan en çok ne zaman dürüsttür sorusuna cevabım hep ‘çocukken’ olmuştur. Algılarımız masumdur çocukken, olaylara bakış açımız hiçbir yetişkinin bakamayacağı kadar derin ve sevimlidir. Çocukluğunuzu bir hatırlayın, ‘E, bu kral çıplak yahu!’ diye bağıranızdır hepimiz (ileri ki yaşlarınızda bu cümleyi sarf ettiğinizde dışlanırsınız o ayrı mesele) henüz ruhlarımız esir alınmamış; egoların, ayarlanmaların, statükoların himayesine girmemişizdir. Anlayacağınız dipçik gibi bir zihin, tertemiz bir düşünce yapısı ve sonradan çatır çutur kırılacağından henüz haberimizin olmadığı berrak hayallerimiz vardır. Hal böyle olunca da 12 yaşında bir anlatıcının gözünden görünen dünyayı okuduğumuzda, o roman bize pek bir dürüst gelir. Şunu söylemeliyim ki İzansız Mahalle’yi okuduğunuzda tüm duygulardan çok hüzünleneceksiniz, her sayfa çevirişi ‘Bizler ne ara böyle olduk?’ sorgusunu getirecek beraberinde. Kendinize cevaplar arayacak daldıkça dalacaksınız en sonunda ‘Büyüdük be’ klişe cevabından ziyade çok daha ötesini bulacaksınız… Mehmet Ünver ile “İzansız Mahalle” romanı üzerine söyleşi yazısına devam et

Yaprak Öz’le yeni romanı “Şeytan Disko” üzerine söyleşi

Yaprak Öz’le “Şeytan Disko” üzerine söyleşi

Söyleşi: Güzel Zeynep Süphandağ

 

Kitap okumak güzel, çok güzel şeydir. Şöyle düşünürsek isteğe bağlı bir tecrit gibidir; soyutlanır gidersiniz.  Bana göre bu soyutlanma hali üç farklı şekilde gerçekleşir: İlki, bir iki haftada bitirilen (bu süre biraz daha uzayabilir) bu süre zarfında da çantada, yatağın başında, masaların üzerinde, yorganların altında takılan kitap tipidir. Güzeldir elbette ama derin izler bırakmaz anlık soyutlanmalardır. İkincisi Virginia Woolf veya James Joyce okurken olduğu gibi hafif içte bir bayılma ( Mrs. Dalloway karşıdan karşıya geçsin diye 60 sayfa beklersiniz ya hani), sonra bir ayıltma çabası yaratan fakat gerçekten etkileyen dünyasına girince çıkamadığınız kitaplardır. Üçüncüsü ise daha 4. sayfadan itibaren sizi içine çeken en geç iki güne bitirilen, o iki gün içerisinde de okuyamadığınız anlarda size dünyayı dar eden kitaplardır. Evet evet Şeytan Disko’dan bahsediyorum kesinlikle üçüncü tipin soyutlanma durumunu karşılıyor. Tabi bunlar benim fikirlerim… Yaprak Öz’le yeni romanı “Şeytan Disko” üzerine söyleşi yazısına devam et

Bade Osma Erbayav’la “Tatavla’da Bir Delirme Vakası” söyleşisi

BADE OSMA ERBAYAV İLE “TATAVLA’DA BİR DELİRME VAKASI” ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Söyleşi: Güzel Zeynep Süphandağ

 

       Herkesin bir derdi olduğuna yürekten inanmışımdır hep, ara sıra yazarları düşünürüm; nedir bir yazarın derdi? ya da nelerdir yazarların dertleri? Mutlaka bir dertleri olmalı öyle değil mi? Hayatla? Kendileriyle? Toplumla? Kadınla? Erkekle? Dertlerinin ne olduğunu net bir şekilde kestiremediğim birçok yazar arasında “derdinin ne olmadığını” kestirebildiğim bir yazar; Bade Osma Erbayav  “Tatavla’da Bir Delirme Vakası” ile göz kırptı düşüncelerime. Evet bu büyülü yazarın derdinin anlaşılmak olmadığını anladım kendimce. Bade Osma Erbayav’la “Tatavla’da Bir Delirme Vakası” söyleşisi yazısına devam et

Sertap Yar ile “Sevgisiz” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ

            ‘Baba’ ne derin kelime… İnsanın hayatının pusulası, sığınağı; acısı, tatlısı. Bir babanın varlığı ya da yokluğu evladı için bir devrimdir. İnsan babasıyla şekillenir. ‘Sevgisiz’ bu teşekküllerin romanı… Toplumun etik adı altında basmakalıplaşmış kurallarının peşinden ailesini ezip giden bir baba, kendi doğruları dışında hiçbir doğruyu kabul etmeyen baskıcı bir baba, hayata erken yaşta veda etmek zorunda kalmış bir baba, aşırı ilgiyle kızını şımarttığının farkında olmayan bir baba, oğluyla farklı ülkelerde yaşayan bir baba ve bu babaların arkalarında kalan çocuklarının birbirleriyle kesişen yaşam öyküleri…

            Herkesin eksikleri vardır. ‘Sevgisiz’ eksiklerimizi bilerek ya da bilmeyerek nasıl tamamladığımızı; bunları hayata nasıl yansıttığımızı bizlere gösteren bir roman. Sertap Yar, hayatı; aşılan basamakları içine katlaya katlaya akıp giden yürüyen merdivenlere benzetiyor. Bizler o merdivende nelerden etkilendiğimizi ve kendimizi nasıl dışa vurduğumuzu bilmeden  ya bekleyerek ya da basamakları atlayarak çıkıyoruz yukarı. Romanda bu merdivende karşılaştığımız karakterler çok canlı, içimizden. Karakterlerin ortak özellikleri ‘özgürlükleri’ Kitabın şarkısı ise Duman’dan ‘Kırmış Kalbini’… Kalbi kırık karakterlerin yaşam öykülerini okurken şaşıracaksınız, üzüleceksiniz ve nasıl bittiğini anlamayacaksınız. En önemlisi de kitapta sizi düşündüren birçok cümlenin yer alıyor olması. Beni en çok düşündüren şu cümle oldu: ‘İnsanlar yoksun kaldıkları duygulara aşırı anlam yüklerken, dolu dolu yaşadıkları duygulara ise hak ettiği değeri vermiyorlar mıydı? ‘ İyi okumalar, bakalım Sevgisiz sizlere neler düşündürecek.

Sertap Yar ile “Sevgisiz” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ yazısına devam et

Melike İnci ile “O Anda” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ

o-andaHerkesin içinde ‘giz’leri, bir meleği bir de şeytanı vardır. Hangisinin ön planda olacağını ya siz ya da şartlar belirler. Bir insanı tam anlamıyla tanımak mümkün değildir; çünkü her şartta görmemişizdir. Bu sebepten kendimizi bile tam anlamıyla tanıyamayız. “O Anda” romanı tam da bu şartların romanı işte! Sorgulayan, sorgulatan; eksiklerimizi düşündüren, ‘yabancı’mızı aratan ve eğer zaten hayatımızdaysa fark etmemizi sağlayan bir roman. Aslına bakarsanız çoğu ‘sıra dışı zırvalıklarının’ ötesinde gerçekten sıra dışı.‘Yok artık!’ dedikten bir beş dakika sonra gerçekten anladığımız karakterlerden oluşuyor ve karakterleri çok seviyoruz. Zaten anladığımız, anlamlandırabildiğimiz şeyleri severiz ya hani, tam o hesap. Karakterler öyle içten ki sanki bir balıkçıda karşılaşıp ‘Merhabalar Yasemin’cim, sen doğru olanı yaptın dostum’ falan derken bulabilecekmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi

Romanda hayata dair müthiş çıkarımlar var. “Melike İnci aforizmaları” diye toplasak yeridir. Ben sizler için birkaç favori çıkarımı aldım buraya:

‘Korkma, benden sana zarar gelmez, sen kendine yetersin.’

‘İnsanlar değişmiyordu. Değişik gelen bilinmeyen yönlerinin ortaya çıktığı anlardı.’

‘Bir kadının ne yapmaya çalıştığını anlamadığında, asıl amacının ne olduğunu sor. Köşeye kıstırmış olacaksın.’

‘Aşk yoksa zaman yoktur.’

Herkesin kendi çıkarımlarını bulabileceği muhteşem bir kitap. Ben bu romanın arkasına Bülent Ortaçgil’den ‘Sensiz Olmaz’ı soundtrack yaptım; ‘Anlamak çözmeye yetmez… Aşk bir dengesizlik işi…’ Mutlaka okuyun bitmesin diye idareli okuyacaksınız.

Melike İnci ile “O Anda” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ yazısına devam et

Esra Tanrıbilir’le “Yeniden Başlangıç Meridyeni” üzerine – Güzel Zeynep Süphandağ

esra tanrıbilir

Esra Tanrıbilir'le ilk öykü kitabı “Yeniden Başlangıç Meridyeni” üzerine söyleşi – Güzel Zeynep Süphandağ

‘Kaçış’ kimine göre bir özgürlük, kimine göreyse mahkûmluğun konum değiştirmiş halidir.  Yeniden Başlangıç Meridyeni’nde sekiz farklı insanın sekiz enteresan hikayesiyle aynı şehirde karşı karşıya kalıyoruz ve bu şehirde her birinin özgürlüğüyle ve yalnızlığıyla ayrı  ayrı selamlaşıyoruz. 
Yalnızlık-kaçış-farkındalık üçgeninde bir süreç geçiren karakterler, bazen üzüldüğümüz, bazen güldüğümüz bazen de kendimizden bir şeyler bulduğumuz sahnelere çekiyorlar bizi… 
Öykülerin karakterleri yola hep bir kaçışla başlıyorlar, bu durum kimi zaman bir arayışla kimi zaman ne aradığını bilmeyen bir başıboşlukla kimi zaman da bir kavrayışla devam ediyor; ama hepsinin yolu sonunda yeni bir başlangıca ulaşıyor.  Kesişim noktaları ‘The Gypsy Moth’ (Ağaç kurdu), Greenwich başlangıç meridyeninin yakınlarında bir bar… Kitabın bu yönleriyle sembolik yanları da var. Ayrıca özellikle altını çizmeden geçemeyeceğimiz metaforlar oldukça keyif verici ve dikkat çekici. Benim favori metaforum tabela metaforu mesela:
               ‘(…) kendimi terk edilmiş Vahşi Batı kasabasındaki tek barın sallanıp duran tabelası gibi hissettiğimi anlatıyorum’
Kitabın bir diğer özelliği ise çerçeve öykü olması;  öykülerin bölümlerinin birbirleri içerisinde yayılarak bir bütün oluşturması, okuyucuyu kitabın içerisine fazlasıyla çekiyor. 
Her kitap okunmaya değer. Bu sıcacık öykü kitabı da onlardan biri. Kitabı okurken benim içimde hep Yeni Türkü’ den Umut çaldı: ‘Her başlangıçta yeni bir anlam vardır’. Yeniden Başlangıç Meridyeni anlam arayan anlamlandırmaya çalışan herkese tavsiye edilir…

Esra Tanrıbilir’le “Yeniden Başlangıç Meridyeni” üzerine – Güzel Zeynep Süphandağ yazısına devam et