Etiket arşivi: karakter yaratmak

Oyunun İçinde

Kadir Aydemir

Kimim ben. Bir yüzüm var mı suya yansıyan? Her gece başımı yastığa koyduğumda eriyen, değişen bir surat bu. Yaptığım şey basit taklitten öteye geçebilir mi? Tramvay jetonu satan adamın az ilerisinde duran, soğukta titreyen simitçi benden daha inandırıcı. Parmaklarındaki siyahlık, nasırlar, çarpık dişleri ve gözlerine oturmuş olan alaca bulutlar onu benden daha gerçekçi kılıyor. Bir oyuncu ancak onunla yer değiştirdiğinde, acılarını ve sevinçlerini “hedef” karakterle takas ettiğinde bir adım atmış olur. Kendimi kaybetmeden başarabilmeliyim bunu. Vazgeçilmez bir yara izi gibi, arada bir kaşıyarak o belirsiz çizgiyi, hatırlamakta fayda var: “Ben o değilim ama herkes olabilirim.” Sağlıklı bir ruh hali aramak boşuna, neden en büyük düşüm herkesin düşlerine erişebilmek oldu ki? Sanırım bir oyuncu gelişkin gözlem ve detay gücüyle donatılmamış olarak acuna fırlatılmışsa, ya da kendine yeni bir zırh biçemiyorsa, bu işi bırakmalı. Sokaktaki insanın benden daha iyi olduğunu her zaman aklımda tutmalıyım. Mendil satan yaşlı kadın, topallama numarası yapan genç dilenci, sürekli başını kaşıyan düşünceli baloncu… Hepiniz benim ulaşmak istediğim yerdesiniz.

(sürecek…)

Ö – Öykü

Adım “Öykü”; yazmanın öykü hali…  Şiirin öz, romanın üvey kardeşi diyorlar bana. Bir de romanı evliliğe, beni sevgiliye benzetiyorlar. Gerçi benden iyi eş olmaz, anne de… Günlük hayatın içindeyken zihnimin büyük bölümü öykücünün yazdıklarındadır, eşyanın tabiatı gereği. Benden olsa olsa bir susuş olur ya da fazla oturmadan kalkıp giden bir misafir… Bana hikâye de diyorlar, bilmediklerinden olacak öyküyle hikâyenin farkını. Herkes bir özlü söz bulmuyor mu kendisine zaten! Bir önerme kuruyor ya da kolaycılığa kaçıp hazır önermelerden birinin peşine takılıveriyor. Bir sevdiğimin söylediğini bilirim ben. Öykü bir isimse, en çok yakışanı, en çok sevdirenidir, der benim için. Gözümün ilk ağrısı, hüznü, heyecanı, özlemi… Kumral tenli, kocaman gözlü, mis kokulu, ufak tefek… Her teli ayrı güzelmiş saçlarımın. Öyle narin, sakin, içine kapanık bir yapıya sahip olduğumu sanırlar, bir çırpıda okuyabildiklerinden herhalde. Bir insan nefesini hiç konuşmadan bir öykü süresi kadar tutabilir belki. Oysa bir çırpıda yazılmam ben. Dallı budaklıyımdır, köklü topraklı. Ritimli, nüktedan, huzursuz, şaşırtıcı, sıkı örgülü, özenli,  binbir anlamlı…

Esra Karaosmanoğlu – Özlem Özyurt