<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YİTİK ÜLKE &#187; kısa öykü</title>
	<atom:link href="http://www.yitikulke.com/tag/kisa-oyku/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yitikulke.com</link>
	<description>YENİ BİR ÜLKE</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Feb 2012 00:06:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>TANIŞMA</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/tanisma.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/tanisma.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 14:31:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur Akbudak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Onur Akbudak]]></category>
		<category><![CDATA[durum öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[leonard cohen]]></category>
		<category><![CDATA[nick cave]]></category>
		<category><![CDATA[onur akbudak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=1784</guid>
		<description><![CDATA[Onur Akbudak &#160; Dilimiz birleşti, konuşmaktan sevişmeye fırsat bulamadık&#8230; Şu yaşıma geldim; yeni tanıştığım hiç kimseye adını sormadım o da sormuyorsa saatlerce konuşabileceğimizi tahmin ediyordum. Nedir insanın konuşabilmesi; yediğinin içtiğinin yanında kalıp, görüp okuduklarını, izlediklerini ya da içinde bulunduğu fani &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/tanisma.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/10/images1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1790" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/10/images1.jpg" alt="" width="273" height="185" /></a><strong>Onur Akbudak</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dilimiz birleşti, konuşmaktan sevişmeye fırsat bulamadık&#8230;</p>
<p>Şu yaşıma geldim; yeni tanıştığım hiç kimseye adını sormadım o da sormuyorsa saatlerce konuşabileceğimizi tahmin ediyordum. Nedir insanın konuşabilmesi; yediğinin içtiğinin yanında kalıp, görüp okuduklarını, izlediklerini ya da içinde bulunduğu fani dünyada günlerini nasıl geçirdiğini anlatması mıydı?</p>
<p>Çok zor bir durumla karşı karşıyaydım. Tanışalı daha bir saat olmamış konuştukça dünyanın altını üstünü getirmeye başlamıştık. Dilimiz birleşti&#8230; Eğer, karşınızda bir anda hoşunuza giden bir kadın varsa;sevişmekten daha önemli oluyordu iki dilin üzerine yapışmış ıslak kelimelerle düğümlenmesi.</p>
<p>Anlaşmak bu olmalıydı. Gözlerimiz ağzımızdan çıkacak cümlelere,  aklımız konuşup durduğumuz konulara akıp gidiyordu,sahip olduğumuz tenimiz; dolu bir çöp kutusunun kenarına bırakılmış kimin olduğu belirsiz poşetler gibi duruyordu.</p>
<p>“Dilinden geleni ardına koyma!”  diyordum. Bana bakıyordu&#8230;</p>
<p>Yaz bitiyor; sonbahar, gecenin içinde dökülecek sararmış kuru yaprakları anıyor, mevsimlerin tapınağında tütsülerini yakıyordu. Gökyüzü, kışın yağacak yağmurun kokusunun provasını yapıyordu. Fesleğenler,çiçek dostlarıyla gelecek yazın planlarını tartışıyordu; öfkelendikçe, kokuları burnumuza kökleri toprağa batıyordu.</p>
<p>&#8220;Damağım kurudu&#8221; dedi. Ne içebileceğimizi düşündüm…Mutfağa gittim. Peşimden geldi. &#8220;Soğuk içmeyelim&#8221; dedi. Cezveyi kısık ateşin üstüne koydum. Sustuk. Kahvenin köpürmesini bekledik. Kahve köpürdü. Fincana koydum. Masaya taşımama yardım etti. Kıçımı acıtan sandalyeye oturdum onun da en az benim kadar kıçının acıdığını biliyordum. &#8220;Koltuğa oturalım&#8221; dedim. Kahvesini dilinde gezdiriyordu; &#8220;Yok böyle daha iyi, biraz sonra gideceğim&#8221; dedi. &#8220;Kıçımın acımasına günlerce katlanabilirim, yeter ki gitmesin!&#8221; diyordum, duymadı.</p>
<p>Kahve tadının kelimelere bulandığı dilini öpersem&#8230; Böyle bir şey yaparsam&#8230;</p>
<p>Tanışalı üç saat olmuştu, bir daha benle konuşmayabilirdi. Vazgeçtim. Kahvemiz bitiyor konu konuyu açıyordu. Soğuk bir şey içeceğimi söyledim. Dolapta kalan son birayı paylaşabileceğimi sordum. İçmek istemedi, ısrar etmedim. Bir kaç dil bildiğini söyledi. Gözlerinin içine baktım. Günlerdir sakladığım üç küçük mum yanmak için fırsat kolluyordu. Kim için yanacaktı bu küçük mumlar? Sohbetiyle kendine hayran bırakan taşradan sıkılmış iki insan için dem tutabilirdi?</p>
<p>Bu huyumu hiç sevmiyordum, neye heyecanlandığımı bilmiyordu, ona heyecanlanıyordum, söze heyecanlanıyordum&#8230; Konuşmuyordum, divane olmuştum bilmiyordu, dilimiz bedenimizden ayrılmış üzerimizde egemenliğini çoktan kurmuştu. Sözünü yine kestim, odaya koştum. Elimde duran renkli üç mumu kahve fincanlarının arasına koydum. Mumun alevi titredikçe heyecanım artmaya başladı. Dilimiz mi yorulmuştu?Sustuk&#8230;</p>
<p>&#8220;Nick Cave mi, Leonard Cohen mi?&#8221; diye sordum.</p>
<p>&#8220;Leonard Cohen&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Nick Cave&#8221; dedim.</p>
<p>Gülümsedik. Usulca sokuldum. Dudaklarını kavradım. Dilindeki kahve tortularını, kelimeleri saatlerce öptüm. Şaşırmıştı. Adını sordum; &#8220;Gidiyorum&#8221; dedi.</p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;count=none&amp;text=TANI%C5%9EMA" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;count=none&amp;text=TANI%C5%9EMA" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;linkname=TANI%C5%9EMA" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Ftanisma.html&amp;title=TANI%C5%9EMA" id="wpa2a_2"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/tanisma.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Park</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/park.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/park.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Sep 2011 05:41:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur Akbudak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Onur Akbudak]]></category>
		<category><![CDATA[bir öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[öykü ve hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=1464</guid>
		<description><![CDATA[Onur Akbudak Sabaha kadar gözünü kırpmadı. Uyumak için duş aldı, yatağına girdi gözlerini kapattı.  Aklını meşgul eden onca değersiz soru, bir türlü rüyalar alemine kavuşup gitmesine izin vermiyordu. Yatağından kalktı. Odanın içinde volta attı. Adımları odaya dar gelince dış kapının önünde &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/park.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/09/park2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1465" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/09/park2.jpg" alt="" width="247" height="204" /></a></p>
<p><strong>Onur Akbudak</strong></p>
<p>Sabaha kadar gözünü kırpmadı. Uyumak için duş aldı, yatağına girdi gözlerini kapattı.  Aklını meşgul eden onca değersiz soru, bir türlü rüyalar alemine kavuşup gitmesine izin vermiyordu.</p>
<p>Yatağından kalktı. Odanın içinde volta attı. Adımları odaya dar gelince dış kapının önünde duran sokakta aldı nefesini.</p>
<p>Gecenin tam üçü… Ortalıkta devriye gezen polisler dışında kimseleri göremedi. Sonra, açlıktan mideleri karınlarına yapışmış birkaç evsiz kedi köpeğin sokak ortasında burunlarını yemek sandığı her şeye soktuğunu gördü.</p>
<p>Sarhoş, saçı sakalı birbirine karışmış,gece boyu süren eğlencesinin apansız bitişi hoşuna gitmemiş, göz göze gelse, onu oracıkta öldürebilecek kadar güce sahip olan delikanlı, elinde bira kutusuyla yanından geçerken; açık olan bir tekel bayisinden birkaç bira ya da farklı içkilerden alırsa, eve dönüp kavuşamadığı rüyalarına özlemle sarılabileceğini düşündü.</p>
<p>Uzun sürmeyen bir yürüyüşün ardından önüne çıkan ilk tekel bayisine girdi. Üç bira, bir paket kısa Samsun alıp tekrar evinin yolunu tuttu. <span id="more-1464"></span></p>
<p>Çöp kovasını karıştıran, bisikletinin her tarafını boş keten çuvalları doldurmak için kendine oturacak bir koltuk yer bırakmayan yaşlı adamı görünce eve gitmekten vazgeçti.</p>
<p>&#8220;Hayatı boyunca çalıştı ve hala çalışıyor&#8221; diyerek hayıflandı. Kısa hayatında  asla bu kadar çalışmak istemiyor, hatta, hiçbir insanın çalışmasını doğru bulmuyor, yalnızca kendi ihtiyaçları doğrultusunda üretmesini kabul ediyordu.</p>
<p>Aklını meşgul eden soruların sokakta dahi onu yalnız bırakmadığına öfkelenerek, evine girdiğinde huzurlu bir uyku çekecek gibi görünen yaşlı adamdan giderek uzaklaştı.</p>
<p>“Belki, evi yoktu adamcağızın da çöpleri vücuduna sarıp ısınmak için topluyordu” diye söylenerek uykusunu kaybettiği gecenin içinde yürüyordu. İçinden çıkılması güç bir durumla baş başa kaldığının farkına varamadan olduğu yerde irkildi!</p>
<p>Uykusunu kaçıracak en büyük soruyla karşılaşmıştı:</p>
<p>Açlık… 21. yy&#8217;da insanoğlunun bu durumda yaşaması, birkaç patronun lüks hayatları uğruna daha fazla para kazanma hırsından  olduğunu düşünerek sevimsiz bir soruya cevap buldu.</p>
<p>Dünyadaki tüm açları,işsizleri, haksızlıkları peş peşe düşününce deliye döndü.  Tek isteği bir an olsun kafasını boşaltmak, hiçbir şey düşünmemek, sormamak, tatlı rüyalarına yeniden sarılmaktı. Ne yazık ki, sokakta öylece kalakalmıştı…</p>
<p>Az önce kendinden emin adımlarla evinin yolunu tutmuşken şimdi ne yapacağını bilmiyordu.</p>
<p>Gecenin ortasında… Sokakta karşılaştığı aklındaki en büyük soru işaretiyle; yönünü keyifli anlarında kuşların uykusunu dinlemeye gittiği, şimdi pişman olduğu, kendini dinlemeyi öğrendiği parka çevirdi.</p>
<p>Parka yaklaştığında, her zaman kolayca geçip içeri girmesini sağlayan kapının zincire vurulmuş olduğunu gördü. Şaşkınlıktan kendi ekseninde dönmeye başladı…</p>
<p>Etrafı duvarlarla çevrili bu dünyada ne işi vardı? Bir an olsun; ailesini, sevgilisini, bahçesinde günün belirli saatlerinde ziyarete gelen mahallenin kedilerini, her şeyi bırakıp ölüp gitmek istedi.</p>
<p>Pes etmek… Onun gibi bir adama yakışmayacağını söyleyen babasını hatırladı. Mücadele etmesi gerektiğini, bedeli her ne olursa olsun, hayatta kalmanın insanın en büyük onuru olduğunu düşündü.</p>
<p>Zincire vurulmuş kapıyı tekrar gözden geçirdi. Parkın başka kapılarının da olduğunu hatırladı. Vakit kaybetmeden, diğer kapıların açık olup olmadığını kontrol etmek için işe koyuldu.</p>
<p>Karşılaştığı manzara karşında; &#8220;Yok artık,kesinlikle halüsinasyon görüyorum” dedi. Ne olacaktı, günlerdir gözüne bir nebze uyku girmiyor, volta atmaktan tabanları şişmişti.</p>
<p>Ana kapıya göre daha küçük, parkın güneyinde ve kuzeyinde olan demirleri küflenmiş kapılar da kaynakla kullanılmaz hale getirilmişti.</p>
<p>Duvar boyunca, insanlarını düşman askerlerinden korumak, özenle dizilmiş kale surlarını çağrıştıran demir korkuluklardan atlayıp içeri girmeyi planladı. Karanlıktı,cesaret edemedi.</p>
<p>&#8220;Demek doğruymuş” diyerek daha birkaç gün önce yerel bir gazetede okuduğu haberi anımsadı.</p>
<p>Haberde şöyle yazıyordu:</p>
<p>&#8220;Belediyenin, elektrik dağıtım şirketiyle girdiği yoğun tartışmalar sebebiyle, iş bu halden; şehrimizde halkımıza ait olan bütün parklarda sayaç bağlatmadığımız için aydınlatma yapamıyoruz. Tüm halkımızdan özür dileriz. Belediye başkanınız, Refik Uyurgezer. Saygılarımla”</p>
<p>Haberi okuduğunda, haber kaynağının mahkeme kararından esinlenildiğini çoktan anlamıştı. Kim bilir, daha neler olmuştu da sadece bir kısmını söyleme gereği duymuşlardı. Haberi yapan gazeteciye de ancak  bu kadar haber malzemesi çıkmıştı.</p>
<p>Ne önemi vardı ki tüm bunların, içine girip biraz olsun huzur bulmak istediği parkta; ağaçlar, kuşlar, evsizler, havuzdaki ağzından su,gözlerinden yaş akan düşünen adam heykeli şimdi karanlıkta kalmışlardı. Gerisinin ne önemi vardı ki!</p>
<p>Henüz kapağını açma fırsatı bulmadığı biralardan birini elinde sımsıkı tutup, bir yudum almadığını düşünemeyecek kadar kendini kaybederek sokağın ortasına fırlattı! Sonra elindeki diğer iki şişeyi…</p>
<p>Sakinleşmeliydi… Yeni aldığı sigara paketini jelatininden ayırıp açtı. Paketin üzerindeki fotoğrafın, sigarayı bırakması gerektiğini belirten bakışlarına aldırmadı. Paketin üzerinde, nefes almakta zorluk çeken, oksijen maskesine bağlı çocuğun kim olduğunu merak etti. Sigarayı bıraksa iyileşir miydi o çocuk? Sigara tiryakileri için bu fotoğraflar ne kadar etkili olabilmişti? Göz göre göre kendini ve çevresini zehirlediği için pişmanlık hissetti. Üzüldü. Bir tane çıkarıp dudaklarına götürdü,bu sigaranın diğer sigaralardan kötü kokmasına rağmen yanarken çıtırtılar çıkarmasını çok seviyordu. Derince bir nefes çekti. Elindeki sigarayı, paketi gibi buruşturup çöpe attı. Sigarayı bırakıp bırakamayacağı konusunda bir süre kendini telkin etti.</p>
<p>Uyuyamayacağını bildiği halde eve gitmesinden başka  çıkar yolu olmadığını kanı damarlarında durulurken anladı.</p>
<p>İki polis koluna girdi… Polis arabasının mavi kırmızı ışıkları karanlıkta kalan parkı aydınlatıyordu. Işığın yansımasında neler olduğunu tekrar gördü. Parkın duvarında, asılı bez afişte yalım yalım parlayan yazıyı son defa okudu:</p>
<p>“Bu park özelleştirme sürecinin bedelini ödemeyecektir! Parklar özgür bırakılmalıdır!”</p>
<p>Ranzasına uzandı, gözlerini yumdu. Daha kuracağı çok hayali vardı. Uyusa ne olurdu, uyumasa ne olurdu! Rüya görse ne olurdu, görmese ne olurdu!</p>
<p>Çekti battaniyeyi üzerine, derin bir uykuya…</p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;count=none&amp;text=Park" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;count=none&amp;text=Park" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;linkname=Park" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fpark.html&amp;title=Park" id="wpa2a_4"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/park.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oyunbaz *</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/oyunbaz.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/oyunbaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2011 12:27:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Erikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mehmet Erikli]]></category>
		<category><![CDATA[bir hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[düşsel öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[en genç yazar]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye kısa]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye okuma]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[öykü kısa]]></category>
		<category><![CDATA[öykü teknikleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=1446</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet Erikli İncecik, pamuk ipliğine sarılı halde şehre düşen yağmur tanelerinin kokusunun yolda yürüyüp giden herkesin tepeden tırnağına kadar sinmiş olması Lemi’yi çok heyecanlandırırdı. Aslında onun heyecanı, tutkusu ve mutluluğu şimdi içinde bulunduğumuz sonbahar mevsimindendi. Sonbahar onun nazarında yaprakların sarartısı &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/oyunbaz.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/09/zaman-kurucusu31.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1449" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/09/zaman-kurucusu31.jpg" alt="" width="175" height="260" /></a></p>
<p><strong>Mehmet Erikli</strong></p>
<p>İncecik, pamuk ipliğine sarılı halde şehre düşen yağmur tanelerinin kokusunun yolda yürüyüp giden herkesin tepeden tırnağına kadar sinmiş olması Lemi’yi çok heyecanlandırırdı. Aslında onun heyecanı, tutkusu ve mutluluğu şimdi içinde bulunduğumuz sonbahar mevsimindendi. Sonbahar onun nazarında yaprakların sarartısı değildi. Çok önceleri çocukluk arkadaşlarıyla yazın buharlaştırıcı sıcağında kâh denize girip, kâh bisiklet üzerinde pür neşe gezip dolaşırken güz mevsimine ve onun kasvetli havasına ondan başka özlem duyan yoktu. Çocukluğunu küçük bir kasabada geçirmiş olan Lemi eline aldığı her nesneyi hayalleri içine sokabildiği ölçüde oyunlarına dahil edip onları olduğundan başka görünümlere, kimliklere sokmayı çok severdi. <span id="more-1446"></span>Kasaba sahil kenarında, tekne tıkırtılarının, balıkçıların bağırışlarının, neşeli çocuk seslerinin ve ayakta kalmaktan yorulmuş evlerden gelen çıtırtıların orta yerinde kalmış haldeydi. Bu hengâmeler arasında kalan kasabanın en içine kapanık çocuğuydu Lemi ve onu hiç yalnız bırakmayan, hatta Lemi’nin kendi dünyası içinde kurduğu oyunların içine girebilmeyi başarmış dostu Fikret çok defa onun gibi sessiz ve sakin görünmeye çalışıp, iyi bir oyunbaz olup çıkmıştı. Fikret Lemi’nin en yakın dostuydu. Lemi’yle çok iyi anlaşıyorlardı. Aynı çiçekleri kopartıp kopartıp koklamayı seviyorlar ve aynı meyveleri özellikle dalından kopartıp yemekten hoşlanıyorlardı. Fakat Lemi sonbaharı, Fikret kış mevsimini sevdiği için, burada ayrılıyorlardı. Yine de bir yakınlık görülebilirdi. Kış mevsimi sonbahara uzak değildi. Beyaz elbiseli mevsim güz mevsiminin hemen ardından gelirdi ve bulutların sulu göz halinin rendelenerek pamuk beyazı, süt beyazı olarak şehre dokunuşuydu. Bu haliyle kış sonbaharı unutturmazdı Lemi’ye. Çabuk geçip gidivermişti tozpembe hayallere sarılı, dersiz, tasasız, telaşsız çocukluk. Daha dün yaşanmış gibi anımsadı Lemi sonbaharda pamuk ipliğine sarılı, ılık yağmurları. Belki de çok üşüten bir tavırla dokunuyordu şehre yağmur. Fakat Lemi ılık ılık düştüğünü hatırlıyordu. Hızlı yağan yağmur yerden toz kaldırırken, örgülü taşlar arasından yukarıya doğru yükselen toz bulutu toprağın ve taşların eriyip giderkenki buharlı görünümünün yağmurun elleriyle çizilen bir resmi gibiydi Lemi’nin bakışlarında. Çocukluğunun örüldüğü ve onu bu günlere taşıyan kasabayı, içine Fikret’i de koyarak anımsadığı sırada Haydarpaşa garından İzmit’e hareket edecek olan trenin orta kısımlarındaydı. Çok sevdiği sonbahar mevsimini gösteriyordu takvimler. Yağmurda ıslanmayı özlemişti. Fakat çocukluğunda olduğu gibi iplik iplik yağan yağmurun ellerine bırakamıyordu kendini. Bir şeyler eksikti hayatında bu zaman itibariyle. Belki de oyuncaklarından arındırılmış yaşayışı bir boşluk doğurmuştu içinde. İnsan bir ömür çocuk kalamazdı ya. Fakat keşke çocuk kalıp, eksiksiz, şıpıl şıpıl  yağan yağmurlarda ıslansam diye içinden geçirdi Lemi. Fikret’i düşündü sonra. Ne yapıyordur acaba diye düşündü. Çocukluklarını geçirdikleri kasabadan ayrılmıştı ikisi de. Fikret erken evlenmişti. Şimdi İzmirdeydi. Fakat çok uzun zamandan bu yana haber alamıyordu kendisinden. Kendisini çocukluğuna taşıyan duygularla, geçip giden ve şimdi kim bilir hangi tahta kurularına teslim sandıklar içine gömülü anılarını hatırlayarak başladı yolculuğu. Tren Haydarpaşa’dan henüz yeni kalkmıştı ki yanına genç bir bayan ince bir ses tonuyla ‘’ burası boş mu’’ ? diyerek oturunca heyecanlandı Lemi. Bu yaşına kadar hiç sevdiği olmamıştı ve ne zaman birini sevmek istese heyecanlanırdı. Yalnız yaşamı içinde onu en çok ürküten içi boş, dipsiz bir gecenin koynuna tek başına sarılmasıydı. Yanı başında bir sevdiği olsa hiç korkmayacaktı geceden ve onun dipsiz kasvetinden. Önce gözlerini genç bayanın üzerinde gezdirerek onu dışarıdan göründüğü kadarıyla tanımak istedi. Ve zorda olsa onunla konuşmak için sorduğu ilk soru yolculuk nereye oldu çekingen, titreyen bir ses tonuyla. İzmit dedi genç bayan. ‘’Aaa. Ne iyi ben de İzmit’e gidiyorum‘’ diyerek sözünü sürdürdü Lemi. Daha sonra nerede oturduğunu, ailesini ve havadan sudan pek çok şey sorarak muhabbeti koyulaştırmayı arzuladı. Genç bayan da Lemi’yi tanımak ister gibiydi. Fakat Lemi’ye yaşamıyla ilgili sorular sormadı. Çok geçmedi söz çocukluk anılarından açıldı. Bu Lemi’nin huyuydu. Kiminle tanışsa hep çocukluğundan bahsederdi ve tabi şimdilerde hiç görüşemediği dostu Fikret’den…  Tren şehirlerin içinden, irili ufaklı evleri bir kenara atarak ilerliyordu. Kompartıman içinde uykulu gözlerin hızlı adımlarla ilerleyişi, seslerin, sözlerin bir biri içine girip anlamsız uğultularla havanın içine karışması, hızlı hızlı açılıp okunan gazete hışırtıları, simit satıcılarının ‘’ yanıyor  yanıyor ‘’ diye çığırtkan bir sesle bağırmaları ve yanan simitlerin ardından ‘’ Buz gibi soğuk sudan içen ‘’ diye etrafa seslenerek su satan çocuklar… Lemi bu hava içinde yanındaki genç bayanı da unutup yine trenlerin dışına uzanan hayallerine sarılmıştı. Çocuk değildi artık. Fakat insan çocuk olmasa da hayalsiz yaşayabilir miydi? Ölüme birkaç adım kala yine hayal kurulabilir, yine rüyalar görülebilirdi. Çocukluğunda tam bir oyunbaz olan Lemi hayal dünyasında yaşamayı yaşıtlarından daha allı pullu görüyor ve o dünyanın daha yaşanılır olduğuna inanıyordu. Genç bayan boşluğa örülü, görünmez bir ağ kadar ince sesiyle ‘’ O kadar konuştuk, fakat isminizi hâlâ bilmiyorum’’ deyince, Lemi sanki uykudan uyanmış gibi hayallerinin kimi tozlu, kimi parıltılı dünyasından koşar adım tekrar döndü trene…</p>
<p>&#8212; Ben Lemi… Siz de isminizi bağışlar mısınız?</p>
<p>‘’Gülnaz‘’ dedi genç bayan. Lemi bir süre Gülnaz’ın anlamını düşündü. ‘’ Gülnaz’’ gülün duruşunun, renklerinin, parıltısının ve her gönül’e kolayca girmeyeceğinin ne kadar da güzel bir tanımı dedi Lemi. Bu sözleri Gülnaz’ın ruhunu okşamıştı. Ve Gülnaz sadece evet diyebildi çekingen, tutuk ve silinmek üzere olan bir sesle. Tren Tuzla’ya kadar gelmişti. Yolun yarısından çoğu Lemi’nin hayallerine sarılmasıyla ve Lemi’nin çekingen tavırlar içinde Gülnazla muhabbetiyle geçip gidivermişti, tıpkı çocukluğu gibi, aceleci adımlarla, hemececik… Bir süre sessizce pencereden dışarıya baktı ikisi de. Dışarıda telaşın, adımları kelepçeleyen gevrek sesi işitiliyordu. Hayatı kazanmanın telaşı… Ve ara ara tren denize yakın geçip giderken Lemi ve Gülnazın gözleri birer tekne gibi sahil kenarlarından, denizin ortalarına gezintiye çıkar gibiydi. Bir buçuk saatlik yolculuğun sonuna doğru gelinirken de sükût çadırını orta yerden hâlâ toparlayıp kaldırmamıştı. Çok geçmedi, sessizlik hâlâ sürüp giderken tren geçip gitmeyi bırakıp İzmit garında durmuştu iç gıcıklayıcı fren sesleri eşliğinde. Bu ara ara koyulaşan fakat daha çok suskunlukla geçen muhabbetin sonrasında Gülnaz Lemi’ye ‘’ Memnun oldum, çok keyifli bir yolculuktu benim için, tekrar görüşmek ümidiyle ‘’ Diyerek gardan hızlı adımlarla ayrıldı. Lemi de Gülnazın arkasından tükenen bir sesle, sadece ‘’ ben de’’ diyebildi…  Ve yine çocukluğu düştü aklına. Her sabah güneşlerin eliyle penceresinin önüne koyulan bir oyuncaktı çocukluğu. Ve Fikret’i düşündü. İçinden derin bir ah geçirdi… Bir tek beni sen anladın Fikret… Ama şimdi sen de yoksun… Yalnız bir adamın her vakit çocukluğuna sığınarak yaşamasının adıydı Lemi. İçlendi. Ağladı da… Gülnazın hızlı adımlarla gidivermesinin ardından onun arkalarda bıraktığı adımlara yönelerek ‘’Keşke sevebilseydin beni‘’ dedi. Keşke şimdi batmakta aceleci olan güneşin tavrını takınmayıp gündüz olabilseydin bana… Sonra mırıldanır gibi devam etti sözlerine. Sen de haklısın. Sadece hayallerde yaşayan bir oyunbazı kim sever ki? Hem senin adın Gülnaz değil miydi ahh?</p>
<p>*Mehmet Erikli / Zaman Kurucusu / Yitik Ülke Yayınları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;count=none&amp;text=Oyunbaz%20%2A" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;count=none&amp;text=Oyunbaz%20%2A" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;linkname=Oyunbaz%20%2A" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Foyunbaz.html&amp;title=Oyunbaz%20%2A" id="wpa2a_6"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/oyunbaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yoldan (paris/clermont-ferrand treni)</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/yoldan-parisclermont-ferrand-treni.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/yoldan-parisclermont-ferrand-treni.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Aug 2011 17:44:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Yalım Kadıoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deniz Yalım Kadıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[deniz yalım kadıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<category><![CDATA[öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=1330</guid>
		<description><![CDATA[Birini kimseye çevirmek için kaç kitap, kaç yaşantı, kaç "biri" gerek? <a href="http://www.yitikulke.com/yoldan-parisclermont-ferrand-treni.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/08/7552kt87c84byz.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1331" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/08/7552kt87c84byz-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a>&#8220;Biri&#8221;nin &#8220;kimse&#8221;ye, &#8220;kimse&#8221;nin &#8220;biri&#8221;ne dönüştüğü an. Sihirli bir tren. Yolculuk. Başını cama yaslamış bakıyorsun. Aklına bir öykünün ilk sözcükleri dizilmekte. &#8220;Seni unutmak için dünyanın bütün kitaplarını okuyacağım.&#8221; Bir yandan da &#8220;Mümkün mü?&#8221; diyorsun, Birini kimseye çevirmek için kaç kitap, kaç yaşantı, kaç &#8220;biri&#8221; gerek?</p>
<p style="text-align: justify;">Derken yolculuk bitiyor, trenden iniyorsun. Gözlerin yorulmuş. Bilmediğin sokaklar canını sıkıyor, haritaya bakmak istemiyorsun. Rastgele yürüseydin eninde sonunda hedefine varırdın. Ama yürüyemedin. Öylece kaldırıma yığıldın. Başın dönmüş, uykusuzluktan, etrafında dilini anlamadığın bir kalabalık. Kısacık, beyaz saçlı bir kadının parmakları uzanıyor, tutuyorsun. Yarım saat sonra bir lokantanın arka bahçesinde, elinde şarap oturmaktasın. Gitmen gerek ama yapamıyorsun. Kadının yalnızlığı yüzüne vuruyor. Sana yardım etmeye ihtiyacı var.<span id="more-1330"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu durum sana &#8220;çürük yumurta&#8221;yı anımsattı. Kim bilir hangi kitapta okumuştun. &#8220;Hepimiz hayatımızda en az bir çürük yumurta olsun isteriz,&#8221; diyordu yazar, &#8220;kendi acımızı unutmak için.&#8221; Sonra da soruyordu, &#8220;Senin çürük yumurtan kim? Ve sen kimin çürük yumurtasısın?&#8221; İkinci soruyu yazar mı demişti yoksa sen mi kendine sordun, hatırlamıyorsun.</p>
<p style="text-align: justify;">Şarabın açtığı dil ve konuşurken durmayan elleriniz iletişiminizi güçlendiriyor. Saatleri saymaktan çoktan vazgeçtin. Birkaç ay öncesine kadar ismini duymadığın bir şehirde, kısacık, beyaz saçlı bir kadının hayatındasın artık. Birdenbire düşmeseydin ya da kadın garın yakınlarından geçmeseydi hiç karşılaşmayacaktınız. Belki köşedeki sokak lambasının gözüktüğü fotoğrafta o da olacaktı, oradan geçen bir yabancı. Bakınca oflayacaktın, kompozisyonu bozacaktı. Oysa şimdi fotoğrafın tam orta yerinde, vazgeçilmez bir leke.</p>
<p style="text-align: justify;">Üç gün geçmiş, şehirde işin bitmiş, başın yine pencereye dayalı. Kayıp giden evlere bakıyorsun. Evlerin içinde insanlar, insanların içinde evler, odalar. Senin için yüksek tavanlı, ferah bir oda. Sebebini bilmiyorsun ama hafiflemişsin. Yol yorgunluğu akıyor gözlerinden, ellerin iki yana düşüyor. Öykünün ilk sözcüklerini değiştiriyorsun. &#8220;Seni unutmak için dünyanın bütün şehirlerini dolaşacağım.&#8221; Deliksiz bir uykuya dalıyorsun.</p>
<p style="text-align: right;"><em>Fotoğraf: <a href="http://www.freedigitalphotos.net/images/view_photog.php?photogid=404" target="_blank">Simon Howden</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/yoldan-parisclermont-ferrand-treni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rüya -Ya da susmamak…-</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/ruya-ya-da-susmamak.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/ruya-ya-da-susmamak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Apr 2011 23:04:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yasemin Gürkan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yasemin Gürkan]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[bitiş]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[yasemin gürkan]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=1038</guid>
		<description><![CDATA[Yasemin Gürkan “Parça parça, her gün biraz daha terk ediliyorum.” Son günlerde kendi kendine söylerken yakaladığı bu cümle yalnızca derinden gelen bir his de olsa, hissettikleri hep doğru çıkmıştı o güne dek ve bu kez de öyle olacağından neredeyse emindi. &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/ruya-ya-da-susmamak.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yasemin Gürkan</p>
<p>“Parça parça, her gün biraz daha terk ediliyorum.” Son günlerde kendi kendine söylerken yakaladığı bu cümle yalnızca derinden gelen bir his de olsa, hissettikleri hep doğru çıkmıştı o güne dek ve bu kez de öyle olacağından neredeyse emindi.</p>
<p>“İşte,” diye söylendi, yine haklı çıkmaktan duyduğu nefretle ekşiterek yüzünü, “biliyordum.” Eve vardığında tüm ışıklar kapalıydı &#8212; gitmişti. Beklemeden, dinlemeden, onsuz. Ya dinlemeye tahammülü yoktu, ya da ihtiyacı artık. <span id="more-1038"></span></p>
<p>Panikledi, canından canı, ciğerinden nefesi sökülüyormuşçasına. Haykırdı, çırpındı yüreği çaresizliğin dibinden: “Onu kaybedemem. Gidemez &#8212; oydu başlatan &#8212; bitiremez… Yapma… Bitirme &#8212; bi’şey söyle kahrolası, bi’şey!”</p>
<p>Çaresizliği hiddete dönüştükçe, ciğerinden sökülen nefesi kalbini taşlaştırıyordu: “Hem madem beni dinlemeye tahammülün yok, o zaman sen konuş; hiç değilse ‘git hayatımdan’ de, ‘seni istemiyorum artık’ de, ‘yanılmışım’ de, ama yeter ki koskocaman hayal kırıklıklarını, o sonsuz suskunluklarını yüzlerce, binlerce anlamsız, boş sözcüğün arasında gizlemeye çalışma!”</p>
<p>Hiddet sitemkâr bir kırılganlığa bıraktı yerini, taşlaşan kalbi parçalara ayrılırken: “Hiç değilse arada bir ‘günaydın’ de. Eskiden dediğin gibi değil, sırf demiş olmak için bile olsa, bir günaydın, diline mi yapışır?!”</p>
<p>Hala onun gölgesinin izini koynunda taşıyan boş duvara takıldı gözleri. Sanki o an yanındaymış gibi, duyacağından emin gibi, kızgınlıkla söylendi: “Eskiden olduğu gibi gözüm telefona her takıldığında, seni her düşündüğümde aramanı beklemiyorum; sesini her duyduğumda, gözlerime her baktığında güneşi saklayan o koyu renkli bulutların her nasılsa aralandığı günler başka bir hayattaydı sanki. Bana verdiğin sözleri yerine getirmeni beklemeyi bırak, artık aklıma bile getirmiyorum. Ama bir günaydın? Veya bir hoşça kal? Yalnızca iki kelime? Buna bile mi değmez?”</p>
<p>Kalbi kavga ediyordu yine. “Benimle mi, tuz buz olan hayallerinle mi, seni kandıranla mı, kendinle mi yoksa? Yoksa hepimizle birden mi?” Sordu ama yanıtını dinlemedi.</p>
<p>Ünlem işaretleriyle biten, bazen de yarıda kesilen onlarca sayıklama beyninde, kalbinde yankılanıyor, çarpışıyordu. Onları susturmak için haykırmak zorundaydı. Çekmeceleri açıp kapattı art arda telaşla, bir defter aradı, o defteri, kırmızı kaplı olanı hani, içinde ona yazdığı sayfalar dolusu gerçekler olan… Yazmalıydı, yoksa gözlerinden dışarı taşacaktı içinde büyüyen kavga. Aradığını bulamadı, veya bulmak istemedi belki.</p>
<p>Bu arada içindeki kelimeler uç uca eklenip beyninin kıvrımlarından kalbine, kalbinden gözlerine, gözlerinden dudaklarına yuvarlanmaya başlamıştı bile, yanaklarını ıslatarak.</p>
<p>Artık susamayacağı için yazdı yine de, onlarca kez silip yeniden. Her silip yazışta biraz daha bilendi kelimeleri, ta ki en sonunda sipsivri iki cümle kalana dek parmaklarının ucunda. Bir de, “iyi yolculuklar.”</p>
<p>Bir tek dokunuş gerekiyordu şimdi; son bir cesaret veya belki de inat, o kısacık ama kocaman iki cümleyi ona duyurmak için. Kararını verdi; çok düşünmeye gerek yoktu, daha fazla beklemeye de. Bastı “gönder” tuşuna. Ve tuşa dokunmasıyla birlikte, Ocak ayının sonunda, kışın tam ortasında, buz gibi bir gecenin tam dokuz buçuğunda, birden bire gök gürledi İstanbul’da. O gökyüzü ki birazdan başka bir şehre taşıyacaktı o adamı kollarında.</p>
<p>Parmaklarıyla bilediği kelimeler bir buçuk saat sonra, başka bir şehrin kıyısında ulaştı adama.</p>
<p>Birkaç dakika sonra ısrarla, uzun uzun çaldı telefonu, ama açmadı; yanıt beklemiyordu. Kavga etmeye dermanı kalmamıştı. “Kalbim seninle &#8212; ve benimle &#8212; haftalardır kavga ediyor zaten, daha fazlasına gücüm yok.”</p>
<p>Saatler sonra, gözlerinden dudaklarına yuvarlanan kırgınlıklar biraz olsun dinmeyi başardıklarında, ertesi gün işe gitmek için yatması gereken vakti epey geçirdiğinin farkındaydı ama yine de bilmek istedi, kaç saatlik uykum var sabah olana kadar diye.</p>
<p>Saatler, yüzlerce damla gözyaşı, binlerce acımasız kelime önce, o kocaman hayal kırıklığıyla girdiği yatak odasında, komodinin üzerinde buldu kol saatini. İlk bakışta gözlerine inanamadı, kırpıştırdı önce, hatta başka bir yere odaklanıp tekrar bakmayı denedi ama gördüğü yine aynıydı. Sonra saati ters tuttuğunu zannederek baş aşağı çevirdi, bu kez daha da anlamsızlaştı zaman. Tekrar çevirdi. Tüm dikkatini toplayıp, yeniden baktı: dokuz buçuk.</p>
<p>Zamanı da alıp yanına, gitmişti.</p>
<p>Akrep ve yelkovanı bundan böyle günde yalnızca iki kez doğru zamanı, ama sonsuza dek bir rüyanın bittiği anı gösterecek olan saati başucunda, onu tanımadan önceki hayatına uyandı o gece, onlarca huzursuz gecenin bölük pörçük uykularının ilkine yatarken.</p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;count=none&amp;text=R%C3%BCya%20-Ya%20da%20susmamak%E2%80%A6-" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;count=none&amp;text=R%C3%BCya%20-Ya%20da%20susmamak%E2%80%A6-" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;linkname=R%C3%BCya%20-Ya%20da%20susmamak%E2%80%A6-" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fruya-ya-da-susmamak.html&amp;title=R%C3%BCya%20-Ya%20da%20susmamak%E2%80%A6-" id="wpa2a_8"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/ruya-ya-da-susmamak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>café allongé / fincan kırığı</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/cafe-allonge-fincan-kirigi.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/cafe-allonge-fincan-kirigi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 21:45:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Yalım Kadıoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deniz Yalım Kadıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=908</guid>
		<description><![CDATA[“Çat!”
Yerde iki parça. Suçlu, paltomun köşesi. Hayır, aslında benim. Al işte. Sen saatlerce tek kahveyle pencere kenarına kurul, kalkarken ince kenarlı fincanı ortasından ayır. O ana kadar her şey ne kadar iyi gidiyordu. Kafenin uyuyan güzeliydim. "Bırakın madam, biz toplarız önemli değil!" Şimdi böyle der, çıkar çıkmaz arkamdan konuşurlar. <a href="http://www.yitikulke.com/cafe-allonge-fincan-kirigi.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Çat!”<br />
Yerde iki parça. Suçlu, paltomun köşesi. Hayır, aslında benim. Al işte. Sen saatlerce tek kahveyle pencere kenarına kurul, kalkarken ince kenarlı fincanı ortasından ayır. O ana kadar her şey ne kadar iyi gidiyordu. Kafenin uyuyan güzeliydim. &#8220;Bırakın madam, biz toplarız önemli değil!&#8221; Şimdi böyle der, çıkar çıkmaz arkamdan konuşurlar.</p>
<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/03/blog01.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-911" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/03/blog01.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a>Yer: Montmartre. Sırt çantamda defter, dizüstü bilgisayar ve geçen günlerden kalma sayısız ıvır zıvır dolaşıyordum. <span id="more-908"></span>Yağmur başlayınca içeri girdim. Vakit öğleyi geçtiğinden olsa gerek, geldiğimde kafe boştu. Pencere kenarındaki küçük masaya geçtim, bir kahve söyledim: café allongé. Bilgisayarımı açtım. Sana hiç yaşamadığın bir günü anlatacaktım.</p>
<p>Önce şöyle bir etrafa bakınacak, gözüm gündüz vakti viski içen kadına takılacaktı. Biraz önce çok acayip bir şey öğrenmiş, soluğu barda almış. Çulsuz göründüğüne bakma, evden acele çıkmış. Yanında sıkıntıdan patlayan köpeği dillenecekti sonra, “Hani benim için gelmiştik sahip, kalk da gezelim.”</p>
<p>Birden aklımdan çıkıp yanıma oturacaktın, oyundasın. Bir köşede sandviç yiyen garson kıza bakacaktık. Büyük lokmalar, yoğun bir gün. Üstü başı dağınık ama akşamları güzel giyinir. &#8220;Sevgilisi yok ama umudu var,&#8221; diyecektin. &#8220;Umudu yok ama sevgilisi var,&#8221; diyecektim. Ortadaki beyaz saçlı masadan kahkahalar gelecekti, yaşlanınca biz de böyle olacak mıyız? Bir saat sonra masalar dolmaya başlayacak, bize de malzeme çıkacaktı. Giysilerine, ince bileklerine bakıp öyküler uyduracaktık. Çok ama çok gülecektik.</p>
<p>An gelecek, yüzüm ciddiyete bürünecekti. Güldük, bu kadar yeter. Şimdi sıra sende, senin öykünde: Şu masada oturmuşsun… Köpekli kadınınkinden daha gerçek olmayacaktı söylediklerim.</p>
<p>Sonra seni sıradan bir müşteri, geçici bir öykü kahramanı gibi masanda bırakıp kapıdan çıkacaktım. İçim rahat olacaktı.</p>
<p>Arkama bile bakmayacaktım. O fincanı kırmasaydım…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/cafe-allonge-fincan-kirigi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kayalık</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/kayalik.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/kayalik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Jan 2011 13:14:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yitik Ülke</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadir Aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kadir aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[kısa hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Dalgalar kıyıyı amansızca dövüyor. Birası bitmek üzere. Elleri titriyor yavaşça. Deniz feneri göğe doğru uzanmakta, ama neden bilmem üç beş kararmış martı amaçsızca çığlık atıyor. Sakalları arasında gezinen parmakları geçmişin kirine bulanmış tırnaklarıyla dingin bir yalnızlığı saklıyor. Hep böyle sakin &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/kayalik.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/01/Yalnizca_by_yitikulke.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-504" title="Yalnizca_by_yitikulke" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/01/Yalnizca_by_yitikulke-300x217.jpg" alt="" width="300" height="217" /></a>Dalgalar kıyıyı amansızca dövüyor. Birası bitmek üzere. Elleri titriyor yavaşça. Deniz feneri göğe doğru uzanmakta, ama neden bilmem üç beş kararmış martı amaçsızca çığlık atıyor. Sakalları arasında gezinen parmakları geçmişin kirine bulanmış tırnaklarıyla dingin bir yalnızlığı saklıyor. Hep böyle sakin değildi ruhu, yaşlılığın getirdiği biçimsiz bir gölgeyle barışarak gezinip durmuştu yollarda, duvar diplerinde. Ayağındaki pabuçların biri ıslanıyor, bir şey hissetmediğini anlıyorum uzakta da olsam; ne dudakları kıpırdıyor ne de kapladığı sonsuz boşluk. Elimdeki mektubu buruşturup suya atıyorum, yaşlı adam silkinip kalkıyor. Bir şey söylüyor denize karşı, bir türlü çözemiyorum.<span id="more-501"></span> Su sakinleşiyor&#8230; Derinlerden gelen bir potkal suyüzüne çıkıyor. Kadıköy&#8217;deyim, hayal görmüyorum hayır, kendimi kayalıklarda buldum ve az ileride benim farkımda bile olmayan bu yaşlı sokak adamıyla kesişti yolum az önce. Kolumdaki saatin akrebi deli gibi dönüyor. Yüzüm buruşuyor. Kayalara çarpıyor yarı beyaz dişlerim, tırnaklarım uzayıp çürüyor, zamana teslim oluyor bedenim. Tabii ya, yıllar önce burada, bu kayaların üstünde iki kişiydik. Onun ve benim elyazım saklıydı şişedeki kâğıtta. Potkalın geri döneceğini biliyordum. Biliyordum! Kimse bana inanmıyordu, tek dostum peşimde dolanan sokak köpekleri olmuştu. Onu bekliyordum.</p>
<p>Sevgilim çoktan öldü.</p>
<p><strong>Kadir Aydemir</strong></p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;count=none&amp;text=Kayal%C4%B1k" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;count=none&amp;text=Kayal%C4%B1k" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;linkname=Kayal%C4%B1k" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fkayalik.html&amp;title=Kayal%C4%B1k" id="wpa2a_10"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/kayalik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Afakanus</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/afakanus.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/afakanus.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Jan 2011 20:52:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kerem Işık</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kerem Işık]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öyküler]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=292</guid>
		<description><![CDATA[Her şey görülmemle başladı. Yapış yapış bir yaz günü saatler kapış kapış giderken tıpış tıpış indiğim meydanda önce manav Yunus bağırdı: “İşte orada!” Kim? Ben. Tipitip çiğneyen tikli tilki. Dört başı mağdur dünyalı. Birkaç kişi toplandı. Karşıma geçip bakım bakım &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/afakanus.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey görülmemle başladı.</p>
<p>Yapış yapış bir yaz günü saatler kapış kapış giderken tıpış tıpış indiğim meydanda önce manav Yunus bağırdı:</p>
<p>“İşte orada!”</p>
<p>Kim?</p>
<p>Ben.</p>
<p>Tipitip çiğneyen tikli tilki.</p>
<p>Dört başı mağdur dünyalı.</p>
<p>Birkaç kişi toplandı. Karşıma geçip bakım bakım baktılar.</p>
<p>Kaçtım ordan. Ne yapaydım ya? Ham yapacaktı manav Yunus beni. Yunus beni sen neyledin? HamHam böceği seni!</p>
<p>Bir boşluk bir boşluğa teyellenirmişcesine kaçtım.</p>
<p>Eyerli atları yellenen, yellendikçe dellenen bir Red Kitimsi göründü uzakta. “Yakalarım,” dedi. Sonra ekledi: “Ha!” Çevirip dururken kemendini, boşluğa bırakıverdi kendini. Konserve kahkahası dolaştı kulak zarlarımda.</p>
<p>Nefis Nefise nefsine hâkim olamayıp nefes nefese haykırdı pencereden:</p>
<p><em>BİZ NİYE NEŞESİZİZ!</em></p>
<p>Mahalle maaile peşimdeydi.</p>
<p>Sonra bir devanası peydah oldu. Elinde topuklu terlikleri düşeyazayaza üstüme koşuyordu.</p>
<p>Boy boyladı, soy soyladı, devanası boy aynasına bodoslama tosladı.</p>
<p>Ordan. Da. Kaçtım. Koştum. Koştum. Muştum. Yokuştum. Piştim. Düştüm. Kalktım. Durdum. Sürekli. Vallahi. Diyen. Adamlara. İnandım. Benim. Adım. Afakanus. Ben. Adamı.</p>
<p>STOP!</p>
<p><strong>Kerem Işık</strong></p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;count=none&amp;text=Afakanus" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;count=none&amp;text=Afakanus" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;linkname=Afakanus" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fafakanus.html&amp;title=Afakanus" id="wpa2a_12"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/afakanus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zamansız</title>
		<link>http://www.yitikulke.com/zamansiz.html</link>
		<comments>http://www.yitikulke.com/zamansiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Jan 2011 01:06:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Aydemir</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadir Aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[kadir aydemir]]></category>
		<category><![CDATA[kısa öykü]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yitikulke.com/?p=188</guid>
		<description><![CDATA[Sen konuşurken oldu bunlar. Bir sinek pisledi yan masadaki kristal bardağa, sarışın kadın bunu bilmeden bardağı ağzına götürdü. “Hava daha da karardı sanki, değil mi?” dedin. Açılıp kapanan dudaklarının verdiği sırdı dişlerin; seni izliyordum, takılıp kalmıştım ağzına, bir balık parlak &#8230; <a href="http://www.yitikulke.com/zamansiz.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/01/balik.jpg"><img class="size-medium wp-image-189 alignleft" title="balik" src="http://www.yitikulke.com/wp-content/uploads/2011/01/balik-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Sen konuşurken oldu bunlar. Bir sinek pisledi yan masadaki kristal bardağa, sarışın kadın bunu bilmeden bardağı ağzına götürdü. “Hava daha da karardı sanki, değil mi?” dedin. Açılıp kapanan dudaklarının verdiği sırdı dişlerin; seni izliyordum, takılıp kalmıştım ağzına, bir balık parlak çapari tuzağına nasıl düşerse öyle. Kurtulamıyordum senden, ne garip. Sütdişlerinin güzelliği geçiyordu içimden, onların şekilleri ve kolumu tatlı tatlı ısırdığında kalan eşsiz izler. Ağzının tadı… Bitimsiz öpüşlerin… Bu birkaç saniyeyi nasıl unuturum, söyle? Sen konuşuyordun ve ben oracıkta susuyordum. Yaşlı bir adam, oturduğumuz kafenin önünde durup cebinden ışıltılı bir saat çıkardı. Sen fark etmedin, uzun saçlarını ellerinle kavrıyor, her zamanki gibi umarsızca arkana savuruyordun. Saatine bakıp yavaşça seğirtti adam. Sarışın kadının dudağında bir su damlası kalmıştı, masaya düşmedi. Yaşlı adam ve o damlacık neden orada, o anda donup kalmışlardı? Basit ama karmaşık bir sahneydi bu bana göre. “Beni duyuyor musun?” dedin. Dilim uyuşmuştu. Göğsümün tam ortasında sözcüklerin keskinliğini hissetim o an. Herkes dönmüş bana bakıyordu, bense hareketsiz kalakalmıştım. Ayrılığa katlanabilirdim, ama sana aldığım çiçekler ne olacaktı? Bunu düşünüyordum.</p>
<p><strong>Kadir Aydemir</strong></p>
<p><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;count=none&amp;text=Zamans%C4%B1z" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service twitter_tweet" src="http://platform.twitter.com/widgets/tweet_button.html?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;counturl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;count=none&amp;text=Zamans%C4%B1z" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:55px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service facebook_like" src="http://www.facebook.com/plugins/like.php?href=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;layout=button_count&amp;show_faces=false&amp;width=75&amp;action=like&amp;colorscheme=light&amp;height=20&amp;ref=addtoany" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:90px;height:21px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_button_facebook" href="http://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;linkname=Zamans%C4%B1z" title="Facebook" rel="nofollow" target="_blank"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/icons/facebook.png" width="16" height="16" alt="Facebook"/></a><!--[if IE]><iframe frameborder="0" allowTransparency="true" class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><![endif]--><!--[if !IE]><!--><iframe class="addtoany_special_service google_plusone" src="https://plusone.google.com/u/0/_/%2B1/fastbutton?url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;size=medium&amp;count=false" scrolling="no" style="border:none;overflow:hidden;width:32px;height:20px"></iframe><!--<![endif]--><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.yitikulke.com%2Fzamansiz.html&amp;title=Zamans%C4%B1z" id="wpa2a_14"><img src="http://www.yitikulke.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yitikulke.com/zamansiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

