Kadir Aydemir’in “Sonsuz Unutuş” kitabı üzerine bir okur değerlendirme yazısı

sonsuz unutusSONSUZ UNUTUŞ” ÜZERİNE / Gözde Kazmanoğlu

Baştan söylüyorum yazar, mayalanmış anılarından unutuş poğaçası yapmış bu kitapta. Çayınızı alın ve sıcacık poğaçaların lokma lokma tadını çıkarın. Aman dikkat, diyeyim yanmayın.

İçerisinde yaşlılığın kıyısından bir öykü de bulunmakta, ömrü uzun olan her varlığın kendine ait bir anlatım dili var mıdır? Okuyun görün diyorum.

Son şarkı” isimli kısa öykü ile durağan yaşama mikroskopla baktırıyor, yazar. “Çapari” adlı öyküde ise empati kayığına biniyorsunuz.

Korkunun kaygıyla birleştiği noktada “Şair” adlı öykü ile karşılaşıyorsunuz. Beklemenin kovuğundan yaşama bakıyorsunuz. sayfa 29'da soğuk bir uykuda yer alıyorsunuz.

Masal tadındaki “Kuyudaki Kadın” gitmek istediği yere ulaşıyor mu? Yolculuk nerede sonlanıyor? Cevapları satır aralarında. 

Okumaya devam et

#Öykü – Zürafalar da Üşür – Meltem Dağcı

m

                                                                     

                                                                            "Öyle güzelsin ki

                                                                             Kuş koysunlar yoluna"

                                                                             Nilgün Marmara

Dünyanın tam ortasındayım.

Annemdeydim o an. Sınıfın ortasına kadar gelmişti, beni bulmuştu o ipek saçları. Gözler unutmaz ki; hatırlatır. Hâlbuki severdim ben annemi. Niye gitmişti, bilememiştim. Özlemi içimde ayrı birikti.

Birazdan atlıkarıncalı arabalara binip gökyüzünde kendimi bulacakmışım hissine kapıldım. Geçer mi bu his, belki. Yanımda güven ve huzur duruyordu o bana bakarken. Dört bucaktan var gücümle sarılmak isterken, gözlerinde biraz beklemem lazımdı anne. Bekledim.

Okumaya devam et

Aşk, Erotizm, Ölüm ve Ayrılık Öyküleri: “Aşksız Gölgeler” Kitabı Çıktı

asksiz_golgeler"Sonsuz Unutuş"un yazarı Kadir Aydemir'den “Aşksız Gölgeler”

2. Baskısını yapan kitap, okurunu bekliyor

Aşkla erotizmin, ölümle ayrılığın buluştuğu öyküleri Kadir Aydemirin şiirsel dilinden okuyacaksınız Aşksız Gölgelerde… Bazen bir deniz kabuğu, bazen bir rüzgârgülü size yalnızlığı fısıldayacak… Tam burada, kim bilir, belki de sessizliğin kendisidir yazılanlar. Kadir Aydemirin ilk öykü kitabı Aşksız Gölgeler, edebiyatta kısa öykü tadını seven okurlar için yepyeni bir yolculuk şansı…

“Zaman eskimez. Geçip giderken her şeyin yüzünü de yanında götürür. Meyveleri soldurur, kelebeği öldürür, anneleri ağlatır. Fotoğraf karelerine asılı gülüşünüz dondurulmuş bir mutluluk tablosu olur artık. Albümünüzü açar ve bir kısmı kartona yapışmış resimleri tek tek çıkartmaya çalışırsınız. Zaman buna bile izin vermez, bu küçük zevke.”

Kitabı İNCELEYİN

 

 

“Sonsuz Unutuş” Öykü Okurlarını Bekliyor

Yitik Ülke’nin, “80’lerde Çocuk Olmak” ve “90’lar Kitabı”nın yaratıcısından: “SONSUZ UNUTUŞ”

 

Edebiyatımızda kısa öykü türünü sevenler için yepyeni bir kitap çıktı. Kadir Aydemir “Sonsuz Unutuş” adlı kitabında 38 kısa öyküsüne yer veriyor, okuru benzersiz bir dil ziyafetine davet ediyor… Aydemir daha önce “Cunda Öyküleri”, “Ekşi Öyküler”, “Bozcaada Öyküleri”, “Olimpos Öyküleri” gibi kitapları hazırlamış, son zamanlarda da oldukça fazla ilgi gören “80’lerde Çocuk Olmak” ve “90’lar Kitabı”nı projelendirip yayımlamıştı.

“Sonsuz Unutuş”, kurulduğu 2000 yılından beri binlerce okura sesini duyuran, özellikle son yıllarda sosyal medyada ve ürettiği katılımcı kitaplarla adından sık sık söz ettiren Yitik Ülke’nin ( www.yitikulke.com ) ve Yitik Ülke Yayınları’nın yaratıcısı Kadir Aydemir’in “Aşksız Gölgeler” adlı kitabından sonra yayımlanan ikinci öykü kitabı… Rüyayla gerçeğin, uykuyla uyanışın, yalnızlıkla aşkın birbirine karıştığı büyülü, fantastik kısa öyküler… Şiirin gücüyle kaleme alınmış düşsel yolculuklar, kaçış ve karşılaşmalar… Edebiyatı özleyenler için bir bilet, sadece gidiş…

Bir şeyleri unutmanın yanında hatırlamanın da sorgulandığı bu kısa öyküleri seveceksiniz. Aşk, ölüm, yalnızlık ve ayrılık üstüne yazılan öykülerden oluşan “Sonsuz Unutuş”, tüm kitapçılarda okurunu bekliyor.

***

“Bir çiçek gibi hissediyorum kendimi. Kopmuş yeşil bir çiçek. Düştüğüm yerde kök salabilirim belki ama bir daha asla açmayacağım. Bunu biliyorum. Birazdan bavulumu sessizce toplayıp parmak uçlarımda yürüyerek odanın ağır kapısını çekeceğim. Ya da burada, bu sıcak yorgan altında onun zehriyle biraz daha kıvranabilirim. Her öpüşünde biraz daha akıttı o zehri içime. Her sözcüğüyle ben adeta o heykelle yer değiştirdim. O, kendisine sunulan özgürlüğü doyasıya yaşıyor her bedende, her gülüşte. Ben… neden toparlayamıyorum bilmiyorum… Çelişkiler… Korkular… Bir erkek ne kadar çaresiz duruma düşebiliyormuş meğer. Aşk bunu yapıyor.”

 

Sonsuz Unutuş, Kadir Aydemir, 80 sf, öyküler, Yitik Ülke Yayınları – Mayıs 2012 

 

Kitabı okumak için tıklayın:   Sonsuz Unutuş

Sonsuz Unutuş – kısa hikayeler

SİHİRLİ KUŞ (Çocuk Öyküsü)

Kadir Aydemir

 

Kerem 7 yaşındaydı ve yarın okula başlayacaktı. Çok heyecanlıydı. Kıvır kıvır saçları, aydınlık bir yüzü vardı Kerem’in. Sessiz, sakin ve zeki bir çocuktu o. Kimse bilmez ama en iyi arkadaşı bir serçe kuşuydu, yanlış duymadınız evet bir serçe. Zarif mi zarif, uçarken tatlı tatlı şarkılar söyleyen sihirli bir serçe. Tabii o bu sihrin henüz farkında değildi. Yoksul bir ailesi vardı Kerem’in. Babası ölünce Kerem’i annesi tek başına büyütmüştü. Kerem de bu yoksulluktan payını almış ve yaz boyu bir hastanenin önünde su satmıştı. Çalıştığı ilk işti bu. Annesi sabahları su kabını dolduruyor, bardakları güzelce parlatıyor ve buzla dolu mavi su bidonuyla Kerem’i evden işe uğurluyordu her gün. A o da ne? Kerem’in cebi şişkindi. O cepte bir kuş gizliydi hep. Arabaların ve insanların gürültüsü yüzünden, ondan su içen yaşlı teyzeler ve amcalar kuşun sesini duyamıyordu. Bir eliyle havada dönen metal parayı kapıyor, diğer eliyle serçeyi hafifçe okşuyordu Kerem. Onunla konuşuyordu. “Yaşasın!” diyordu, “bir bardak daha su sattık!” Kerem’den su içen herkes oradan mutlu ayrılıyordu. Bu kuş ona adeta şans getiriyordu, buna inanıyordu.

Kerem, yaz boyu çalışıp biriktirdiği tüm paraları annesine vermişti bir gün. Annesine: “İşte annecim, yemek yapmak için bu parayla sebze alabilirsin artık” demişti. Annesi gururla gülümseyip “Aferin benim aslan oğluma” demiş ve Kerem’in saçlarını okşamıştı. Kerem, babasının onları bulutların içinden gözleyip mutlu olduğunu hissediyordu. Yarın okulunun ilk günüydü. Annesi özenle ütüleyip baş ucuna asmıştı yamalı giysileri. Uyumadan önce bir dilek tuttu Kerem. Odasındaki küçük pencereden yıldızlar ve Ay Dede görünüyordu. Ama sanki bir gariplik vardı. Kerem uykuya dalmaya başlayınca yıldızlar kanatlanmış ve Ay Dede de bastonuyla Kerem’in yaşadığı derme çatma gecekondu eve doğru yaklaşmaya başlamıştı. Rengârenk bir gökyüzü, sevinçle titreşen ağaç dalları, mahalledeki kediler ve köpekler şaşkınlıkla bu ana tanıklık ediyorlardı. Kerem tam uykuya dalacakken uyandı ve birden gözlerini açtı. Heyecandan dili damağı kurumuştu. Ne diyeceğini bilemiyordu. Uykuda mıydı, uyanık mıydı bir an için ayırt edemedi bunu. Aylardır ona arkadaşlık eden ve her anlattığını dinleyen, düşlerine ortak olan serçe bir anda gözlerinin önünde güzel bir periye dönüşmüştü. Sevinçle, “Sen” dedi küçük Kerem, “sen bir periymişsin meğer, buna inanamıyorum!” “Evet” dedi pericik. “Seni okulunun ilk gününe dek yalnız bırakmamak için yanına gelmiştim, artık gitmem gerekli. Az sonra beni gökyüzünde yaşadığım yere, yani yıldızların arasına götürmeye gelecekler. Beni baban yolladı buraya. Sana göz kulak olmamı ve seninle vakit geçirmemi istedi çünkü. Sen çok iyi bir çocuksun Kerem. Al bu kalemi lütfen” dedi pericik. Kırmızı bir kalem uzattı Kerem’e doğru. Karanlıkta bile göz alıcı bir kalemdi bu. Ucu deniz feneri gibi parlıyordu. Kerem mutluluktan uçuyordu. Biraz da üzülmüştü, en iyi dostunu kaybedecek olmanın hüznü sarmıştı içini. “Bu kalem, sana her zaman yardımcı olacak, düşlerini gerçeğe çevirecek” dedi pericik. “Onu kaybetme sakın.” “Peki,” dedi Kerem, “Sana her şeyimi anlattım. Evimizin tavan arasında yaşayan fareyle paylaştığım ekmeğimi, solucanla beslediğim tavukları, yumurtaları çalan tilkiyi nasıl affettiğimi, tırmandığım cömert incir ağaçlarını ve kaç misketim olduğunu, her şeyi ama her şeyi anlattım. Benim en iyi sırdaşım sen olmuştun. Seni hiç unutmayacağım sevgili peri.” “Seni tanımak çok güzeldi,” dedi peri, evin penceresi yavaşça açıldı ve Ay Dede ile yıldızlar periye ellerini uzatıp onu yanlarına davet ettiler. Pericik Kerem’i öpüp uzaklaşmaya başladı. Kerem’i güzel bir uyku bekliyordu…

***

Sabah olduğunda, Kerem uykudan yeni uyanmıştı. Annesi Kerem’e yumurta haşlayıp süt ısıtmış ve kızarmış ekmek bile hazırlamıştı. Kahvaltının kokusu ne güzeldi. Kerem elini yüzünü yıkayıp odasına döndüğünde oldukça şaşırmıştı. Dün gece ona hediye edilen sihirli kalem orada, masasının üzerinde duruyordu. “Demek ki rüya değilmiş!” dedi Kerem kendi kendine. Gece boyu, Kerem uyurken, o sihirli kalem bir şeyler çizmiş ve çizdiği her şey gerçeğe dönüşmüştü. Kerem’in beslenme çantası yoktu, ona en güzel beslenme çantasını çizen kalem, çantanın içine sandviçin yanında yeşil bir elma ve bir salkım üzümü bile yerleştirmişti. Yamalı giysileri ve eski pantolonu gitmiş, yerine yepyeni giysiler ve güzel defterler, kalemtıraş ve silgiler hediye olarak gelmişti. Artık istediği her şeye sahipti. Bugün okulun ilk günüydü! Kerem sihirli kırmızı kalemini eline aldı ve öptü onu. Gözleri serçesini aradı ama evin neresine bakarsa baksın kuşunu bulamadı. Kerem’in annesi çok mutluydu. Sihirli kalem bir buzdolabı çizmiş ve içini yiyecekle doldurmuştu. Bir dikiş makinesi ve televizyonları da vardı artık. Dışarıda birçok koyun ve inek vardı, artık hepsi onlarındı. Çok sevdiği oyuncak tren, kırmızı bisiklet ve bir akvaryumda mutlu mutlu yüzen bir sürü balığı da olmuştu Kerem’in. Derken duvarda asılı olan aile fotoğrafına ilişti gözü Kerem’in. Babası fotoğrafın içinde ona gülümsüyor gibiydi.

***

Kerem, dere kenarında oynarken bulduğu o yaralı kuşu düşündü. Kuşa ilk dokunduğu an “Ah! Canım acıyor…” diye bir ses gelmişti. Bu sesin küçük serçeden geldiğine ihtimal vermeyen Kerem, kuşu iki eliyle kavrayıp evine götürmüş ve ona günlerce bakmış, onu besleyip iyileştirmişti. Annesi bir gün ona “İyilik yapan, iyilik bulur oğlum” demişti, “dünyada iyi kalpli olan insanlar her zaman kazanır.” Şimdi anlıyordu Kerem, dünyada iyi bir kalbe sahip olup iyilik yapmak çok değerli bir şeydi. Hayatını kurtardığı yaralı serçe bugün ona büyük bir teşekkür etmişti. O günden sonra Kerem nerede yaralı bir hayvan görse, cebindeki sihirli kalemi çıkarıp onu hemen iyileştirmeye başladı.

***

Bu sesler ne mi? Evet, gece gece duyduğumuz bu sesler Kerem’in ışıkları yanan, bacası tüten, kapısının önünde kıvrılıp yatan kedilerden, köpeklerden, kurbağalardan ve kuşlardan geliyor. Onlar Kerem’i çok seviyor. Çünkü Kerem onların en iyi dostu artık. Hepsi sevgi içinde o mahallede yaşıyorlar. Yıldızlar ve Ay Dede bile daha parlak, bakın pericik de orada. Evden yükselen neşeli şarkıları dinliyor hepsi.  

Kadir Aydemir

Park

Onur Akbudak

Sabaha kadar gözünü kırpmadı. Uyumak için duş aldı, yatağına girdi gözlerini kapattı.  Aklını meşgul eden onca değersiz soru, bir türlü rüyalar alemine kavuşup gitmesine izin vermiyordu.

Yatağından kalktı. Odanın içinde volta attı. Adımları odaya dar gelince dış kapının önünde duran sokakta aldı nefesini.

Gecenin tam üçü… Ortalıkta devriye gezen polisler dışında kimseleri göremedi. Sonra, açlıktan mideleri karınlarına yapışmış birkaç evsiz kedi köpeğin sokak ortasında burunlarını yemek sandığı her şeye soktuğunu gördü.

Sarhoş, saçı sakalı birbirine karışmış,gece boyu süren eğlencesinin apansız bitişi hoşuna gitmemiş, göz göze gelse, onu oracıkta öldürebilecek kadar güce sahip olan delikanlı, elinde bira kutusuyla yanından geçerken; açık olan bir tekel bayisinden birkaç bira ya da farklı içkilerden alırsa, eve dönüp kavuşamadığı rüyalarına özlemle sarılabileceğini düşündü.

Uzun sürmeyen bir yürüyüşün ardından önüne çıkan ilk tekel bayisine girdi. Üç bira, bir paket kısa Samsun alıp tekrar evinin yolunu tuttu.  Okumaya devam et

KALEM

Bir kalemle ne yapılır?

Kömür siyahı bir saçın arasına koyulur

Veya ansızın senin gibi çarpmasın diye

Sıkıştırılır birleşmek isteyen pencerelere

Ya da gezdirilir bir beyaz kâğıdın üzerinde

Bir peçetenin kıvrak belinde

Sana şiirler yazılır

Doyamaya doyamaya

Mürekkebin kederinde yuvarlanır

Kirpiklerinden düşen bakışlar

Ve dudaklarına konan iniltiler.