Etiket arşivi: oyunculuk

Hülya Karakaş’tan “İstanbul’un Kadınları Sahnelerin Sultanları” – Baran Barış

Hülya Karakaş’tan “İstanbul’un Kadınları Sahnelerin Sultanları” 

Baran Barış

         1990 yılında oyuncu olarak girdiği Şehir Tiyatroları’nda bugün hem oyuncu hem yönetmen olarak çalışmalarını sürdüren Hülya Karakaş, 1995’te kurduğu Grup Kafka ile kadın temalı oyunlar sahnelemektedir. Oktay Rifat’ın Yağmur Sıkıntısı (2005), Jean Paul Sartre’ın Saygılı Yosma (2006), Schimmelpfennig’in Geçmişten Gelen Kadın (2009) gibi oyunlarda ve Ağır Roman (1997), Çıplak (1992), Yara (1998) gibi sinema filmlerinde rol alan oyuncu, edebiyata da uzak değildir. Varlık ve Adam Sanat gibi dergilerde öyküleri yayımlanır. Nezihe Meriç ve Hatice Meryem’in eserlerini tiyatroya uyarlamıştır. 2010 yılında yönetmenliğini yaptığı İstanbul’un Kadınları Sahnelerin Sultanları adlı belgeselde yer alan, 40 kadın oyuncuyla yapılan söyleşiler, 2014 yılının Mart ayında Yitik Ülke Yayınları tarafından yayımlanır.

Hülya Karakaş’tan “İstanbul’un Kadınları Sahnelerin Sultanları” – Baran Barış yazısına devam et

Oyunun İçinde

Kadir Aydemir

Kimim ben. Bir yüzüm var mı suya yansıyan? Her gece başımı yastığa koyduğumda eriyen, değişen bir surat bu. Yaptığım şey basit taklitten öteye geçebilir mi? Tramvay jetonu satan adamın az ilerisinde duran, soğukta titreyen simitçi benden daha inandırıcı. Parmaklarındaki siyahlık, nasırlar, çarpık dişleri ve gözlerine oturmuş olan alaca bulutlar onu benden daha gerçekçi kılıyor. Bir oyuncu ancak onunla yer değiştirdiğinde, acılarını ve sevinçlerini “hedef” karakterle takas ettiğinde bir adım atmış olur. Kendimi kaybetmeden başarabilmeliyim bunu. Vazgeçilmez bir yara izi gibi, arada bir kaşıyarak o belirsiz çizgiyi, hatırlamakta fayda var: “Ben o değilim ama herkes olabilirim.” Sağlıklı bir ruh hali aramak boşuna, neden en büyük düşüm herkesin düşlerine erişebilmek oldu ki? Sanırım bir oyuncu gelişkin gözlem ve detay gücüyle donatılmamış olarak acuna fırlatılmışsa, ya da kendine yeni bir zırh biçemiyorsa, bu işi bırakmalı. Sokaktaki insanın benden daha iyi olduğunu her zaman aklımda tutmalıyım. Mendil satan yaşlı kadın, topallama numarası yapan genç dilenci, sürekli başını kaşıyan düşünceli baloncu… Hepiniz benim ulaşmak istediğim yerdesiniz.

(sürecek…)

Bir Heves Bir Kalas – 1

İlgilenenler hatırlar aslında, “Bir Heves Bir Kalas” Taraf gazetesinde tiyatro kritikleri yazdığım köşenin ismi. Taraf sitesini ücretli yapınca özellikle internet kullanan arkadaşlar yazıları okuyamamaktan şikayetçi oldu ve “Bir Heves Bir Kalas”ı eski yazılarıyla birlikte Yitik Ülke’den okunabilecek hale getirdik… Tabii sadece “Bir Heves Bir Kalas” değil, pek çok yazı buradan yayımlanacak…

Faşizm iki kişiliktir

Tek bir cümle her şeyi özetleyebilir, gereksiz yere laf kalabalığı yapmanın anlamı da yok: “Faşizm iki kişi arasında başlar…” Dünya özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında faşizmle olan ilişkisini kontrol altına almış ve ona fazla paye vermez bir hale gelmişti… Ama 11 Eylül durumu değiştirdi. İkiz Kulelere yapılan saldırı, korunaklı yaşadığını düşünen insanlar arasında bir paranoya yaratırken faşizmin yeniden doğmasına da yol açtı. Bu doğan örgütlü bir hareket olmadı, ama insanlar kendilerine özgü bir faşizm yarattılar ve bu faşizmi de kutsallaştırdılar.

11 Eylül’ün ardından yaşanan paranoya ve faşizmi temele alıyor Dennis Kelly’nin yazdığı Sondan Sonra… Duru Tiyatro’nun önceki akşam prömiyerini yaptığı oyunda Emre Kınay ve Ahu Türkpençe rol alıyor… Bir Heves Bir Kalas – 1 yazısına devam et