Etiket arşivi: söyleşi

Bir Tufan Sonrası’ndan Dünya Halleri’ne Metin Cengiz’le Söyleşi – Nuray Salman

10155656_954511711231068_7731016133439338551_n

Nuray Salman :  Sayın Metin Cengiz sizinle önce ‘’yenibütün’’ü konuşalım istiyorum. 1980 sonrası yazılan şiirde, içinde yer aldığınız ‘’yenibütün’’  hareketi Türk şiirine yeni şairler kazandırdı. Hüseyin Haydar, Seyyit Nezir, Veysel Çolak, Tuğrul Keskin’le birlikte yeni bir oluşumu ortaya koydunuz. Bu oluşum Metin Cengiz ile Tuğrul Keskin’i getirdi.

Metin Cengiz:  Şiire gözümü açtığım dönemde manifestolar, yenilik atakları modaydı. Her şair olmasa bile çoğu denemiştir bunu. Bugün kişisel manifestolar (kestirme olur böylesi) elbette mümkün. Ama bizim yaptığımız daha fazlasıydı, yazan şairlere toplu davetiyeydi. Bizim ileri sürdüğümüz görüşler ekseninde yazsınlar istiyorduk.

Devamını okuyun

Melike İnci ile “O Anda” Romanı Üzerine Söyleşi– Güzel Zeynep Süphandağ

o-andaHerkesin içinde ‘giz’leri, bir meleği bir de şeytanı vardır. Hangisinin ön planda olacağını ya siz ya da şartlar belirler. Bir insanı tam anlamıyla tanımak mümkün değildir; çünkü her şartta görmemişizdir. Bu sebepten kendimizi bile tam anlamıyla tanıyamayız. “O Anda” romanı tam da bu şartların romanı işte! Sorgulayan, sorgulatan; eksiklerimizi düşündüren, ‘yabancı’mızı aratan ve eğer zaten hayatımızdaysa fark etmemizi sağlayan bir roman. Aslına bakarsanız çoğu ‘sıra dışı zırvalıklarının’ ötesinde gerçekten sıra dışı.‘Yok artık!’ dedikten bir beş dakika sonra gerçekten anladığımız karakterlerden oluşuyor ve karakterleri çok seviyoruz. Zaten anladığımız, anlamlandırabildiğimiz şeyleri severiz ya hani, tam o hesap. Karakterler öyle içten ki sanki bir balıkçıda karşılaşıp ‘Merhabalar Yasemin’cim, sen doğru olanı yaptın dostum’ falan derken bulabilecekmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi

Romanda hayata dair müthiş çıkarımlar var. “Melike İnci aforizmaları” diye toplasak yeridir. Ben sizler için birkaç favori çıkarımı aldım buraya:

‘Korkma, benden sana zarar gelmez, sen kendine yetersin.’

‘İnsanlar değişmiyordu. Değişik gelen bilinmeyen yönlerinin ortaya çıktığı anlardı.’

‘Bir kadının ne yapmaya çalıştığını anlamadığında, asıl amacının ne olduğunu sor. Köşeye kıstırmış olacaksın.’

‘Aşk yoksa zaman yoktur.’

Herkesin kendi çıkarımlarını bulabileceği muhteşem bir kitap. Ben bu romanın arkasına Bülent Ortaçgil’den ‘Sensiz Olmaz’ı soundtrack yaptım; ‘Anlamak çözmeye yetmez… Aşk bir dengesizlik işi…’ Mutlaka okuyun bitmesin diye idareli okuyacaksınız.

Devamını okuyun

Hüseyin Likos ile Söyleşi – Nuray Salman

Söyleşi: Nuray Salman

 

h+-seyin likos1964 yılında Sakarya’da dünyaya gelen sanatçı orta öğreniminin ardından “Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı” Opera bölümünde eğitimine devam etti. Saadet İkesus Altan’ın şan sınıfında çalışmalarını sürdüren sanatçı, henüz öğrencilik yıllarında iken, kariyerinin ilk adımını, A. Adnan Saygun’un “Kerem ile Aslı” operasında “âşık”, Ferit Tüzün’ün “Midas’ın Kulakları” operası “Pan” ve R. Wagner “Uçan Hollandalı” operası “Steuermann” ile attı. Ülkemizin en önemli opera sanatçılarından biri olan Semiha Berksoy anısına verilen "Semiha Berksoy Opera Ödülü" nü bu yıl Hüseyin Likos aldı.

Konservatuvar eğitimini başarı ile tamamladıktan sonra İstanbul Devlet Operası’nda solist olarak kariyerini sürdüren sanatçının, günümüze dek başarı ile sergilediği performanslar:

Devamını okuyun

Refik Durbaş Röportajı – Nuray Salman

rrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrSöyleşi: Nuray Salman

ÇIRAK ARANIYOR

Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?

Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?

Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?

Nuray Salman: Sizi bu şiirle tanıdım. Kentte yaşayan yoksul insanların ezilmişliği, acıları şiirinizin ana izleğini oluşturuyor. Şiir nasıl girdi hayatınıza?

Refik Durbaş: Ben şiire gitmedim, şiir bana geldi. Lise öğrencisi iken kompozisyon dersinde küçük öyküler yazıyordum bir deftere. Bu yüzden ilk yayımlanan yazım da bir küçük öyküdür. (1962 yılında Çocuk Haftası dergisinde Karanlık adlı öykü) Deftere yazdığım öyküler el yazısı ile 10-15 sayfa idi. Bunlar yayımlanınca dergide 8-10 cm kadar yer tutuyordu. Bu kadar yere neden şiirler yazmayayım dedim. Bu sırada bir kitapçı vitrininde Attila İlhan’ın Yağmur Kaçağı kitabını görüp okuyunca çarpıldım ve bu düşüncem daha da pekişti. O yıldan beridir de ne şiir beni bıraktı, ne ben şiiri… Şimdi şiir yazmak düzyazı yazmaktan daha kolayıma geliyor.

Devamını okuyun

Gürgen Öz ile söyleşi – Öykü Toros Irvana

gürgen öz-11Söyleşi: Öykü Toros Irvana

Oyuncu Gürgen Öz'ün ilk kitabı "Nevrotik", Yitik Ülke Yayınları'ndan çıktı. Ünlü oyuncu ile edebiyat üzerine kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle “Nevrotik” isimli öykü kitabınız hayırlı olsun. Çoğu kişi sizi oyuncu kimliğinizle tanıyor. Bu kitapla yazar kimliğiniz de ortaya çıkmış oldu.  Yazarlık serüveniniz ne zaman başladı?

Gürgen Öz: Yazmaya ortaokul, lise yıllarımda başladım diyebilirim. Kitaplar okumak, yazmak, kurgulamak bana inanılmaz bir heyecan veriyordu. Bir hayal dünyası yaratmak ve bunu yazıya dökmek…Daha sonra Konservatuvarda ilk oyunumu yazdım. Fakat oyunculuğa yoğunlaştıkça yazmak ikinci planda kaldı. Yitik Ülke oluşumuyla tanıştığımda ise aktif olarak tekrar yazmaya başlamış oldum.

“Nevrotik” sizin ilk kitabınız. Bu kitap ne kadar sürede ortaya çıktı?

 

Gürgen Öz: Bir yıl diyebiliriz. Daha önce konsept kitaplarda ayrı ayrı yayınlanan öykülerimi bir araya  getirip baştan kurguladım ve yeni yazdıklarımı da kitabın içine kattım.

Devamını okuyun

Metin Zakoğlu ile Söyleşi…

 

Bana Bir Yalan Söyle

 

 

Söyleşi: Öykü Toros Irvana

Oyuncu Metin Zakoğlu’nun tiyatro serüvenini anlattığı ve genç tiyatroculara öğütler verdiği kitabı “Bana Bir Yalan Söyle” Ağustos ayında Yitik Ülke Yayınları’ndan çıktı. Metin Zakoğlu ile kitabı ve tiyatro üzerine kısa bir söyleşi yaptık.

 

 

 

İlk kitabınız “Bana Bir Yalan Söyle” hayırlı uğurlu olsun. Bu kitap ne kadar bir sürede ortaya çıktı? Hazırlık süreci ne kadar sürdü?

İki yıllık bir ön çalışma sonrası altı ayda yazdım ve 3 ay da sizin ve Vildan Hanım’ın çalışması sürdü.

Kitabınızda örnek aldığınız, size hocalık yapmış isimlerden övgüyle bahsediyorsunuz. Onlardan kitabınızla ilgili herhangi bir geri dönüş aldınız mı?

Tabi ki, sevgiyle teşekkürlerini ilettiler. Ali Poyrazoğlu, kitabımı çok beğendiğini özellikle belirtti.

“Tiyatrodan para kazanılmaz”, “Tiyatro karın doyurmaz” söylemleriyle sıkça karşılaşılan bir ülkede her şeye rağmen, inadına tiyatroya ömrünü adamış bir sanatçısınız. Bu zorlu süreçte hiç karamsarlığa kapıldığınız, pes ettiğiniz, tiyatrodan vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Tabi ki oldu. Ama hiç yılmadım. Yeniden savaştım, yeniden kazandım, yeniden yenildim, yeniden savaştım.

Yazdığınız skeç ve tiyatro oyunları olduğunu biliyoruz. Bunun dışında öykü ya da roman gibi farklı bir edebiyat türüne yönelik çalışmalarınız, projeleriniz var mı?

Düşünüyorum. Sevgili Kadir bu konuda beni özendiriyor. Sanırım bir roman yazmak için ön çalışmalara başlayacağım.

Kitabınızda yaşamınızdan kesitler vererek tiyatro serüveninizi anlatıyor, genç ve amatör tiyatroculara, tiyatro öğrencilerine oyunculuk serüvenine yeni başlamış gençlere onların yollarını aydınlatmaya yönelik öğütler veriyorsunuz. Birkaç cümleyle özetlemeniz gerekirse, tiyatroya dair büyük hayalleri olan idealist gençlere öğüdünüz nedir?

Eğer kendilerine güvenleri tamsa, bu işin korkmadan üzerine gitsinler. Ama güveni eksik, yeteneğinden emin değilse başka meslekleri denesin.

Sanat hayatınızın ana ekseninde tiyatro var ama sinema ile ilgili de çalışmalarınız mevcut. Sinema üzerine yeni projeleriniz var mı?

Var, kendi hikâyem olan ARKADAŞIM KADIN OLDU’yu sinema filmi yapacağım.

Türkiye’nin ilk “Cafe Theatre”ını açtınız. Bildiğim kadarıyla kışın Bağdat Caddesi’nde, yazın Bodrum’da oyunların sergilendiği bir mekân, Cafe Theatre… Konseptinden biraz bahseder misiniz? Sayısı artacak mı, şube açma planlarınız var mı?

Cafe Theatre yemek yenilen, içki içilen ve peşine de oyunlar, stand-up gösteriler ve konserler dinlenen avangart bir mekândır. Politik hicivlerin ve bel altı esprilerin yapıldığı alanlardır tüm dünyada. Hedefimde şimdi Ankara ve Antalya var.

Edebiyatımızın usta yazarı Leylâ Erbil ile yapılan son söyleşi – Elmas Şahin

leyla erbilEdebiyatımızın usta yazarı Leylâ Erbil ile hasta yatağında yarım kalan söyleşi:

Leylâ Erbil’den Kalan’lar: 

Yrd. Doç. Dr. Elmas Şahin[1]

 

Edebiyat dünyası çağın en önemli yazarlarından biri olan yarım asırlık bir çınarını yazar Leylâ Erbil’i 19 temmuz’da kaybetti. 22 Temmuz’da Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazına müteakip Zincirlikuyu mezarlığında son yolculuğuna uğurladık. 82 yaşında hayata gözlerini yuman Erbil, 50’li yıllardan bu yana az ve öz yazan güncelliğini yitirmeyen evrensel eserlere imza attı, geride 7 roman, 3 öykü kitabı ile düşünce ve anılarını bırakarak sessiz sedasız aramızdan ayrıldı. “Beni yedi kişi anlasın yeter diyen Erbil’i anlayanlarla birlikte hüzünle onu toprağın kucağına bırakıp gidişiyle yarım kalan bu son söyleşiyi-böyle olacağı hiç aklıma gelmezdi-düzenleyip onun anısına parantezli cümleler hariç ufak imlâ düzeltileri dışında dokunmaksızın okurlarıyla paylaşmak istedim. 

Devamını okuyun

Dünyanın Öyküsü’nün 7. Sayısı Çıktı

Adını, 14 Şubat Dünya Öykü Günü'nden alan ve yolculuğuna Şubat 2012'de  çıkan Dünyanın Öyküsü'nün Şubat sayısı çıktı.

Bu sayı yine dopdolu olan dergide öne çıkanlar şöyle:

* 5 çeviri öykü, 15 Türkçe öykü

* İnci Aral'dan "Eleştiri Ölüyor mu?

* Ölü Bir Dilden Yaşayan Bir Öykü: Nergal ile Ereşkigal

* Mustafa Balel'den 2013 Dünya Öykü Günü Bildirisi: Öykü Yaşamın Sesidir

* Aşk ve Beden II soruşturması

* Tarık Dursun K. ile söyleşi

* Kemal Gündüzalp'ten 2012 öykülerinin değerlendirmesi

* Başar Başarır ile online söyleşi

Tülin Dursun’la Yazma Uğraşı Üzerine…

tulin dursunYitik Ülke Yayınları'ndan çıkan "Tekrarı Olmayan Öyküler" gerçek öykülerden yola çıkılarak yazılmış, hayatın bir parçasını sunan bir kitap. Kitabın yazarı Tülin Dursun'a yazma uğraşı ve kitabı ile ilgili sorular yönelttik. İşte yanıtları! Keyifli okumalar…

Söyleşi: Ceren Çalıcı

Tülin Dursun kimdir? Ne için yazar? Ya da yazmaya nasıl karar verdiniz?

Tülin Dursun öyle kendi halinde biri değildir. Milattan önce bir zamandan kalkıp günümüze kadar kendini hep bir kargaşanın, çırpınmanın, karşı durmaların içinde bulmuştur. Bu yoldan geçerken inmek istediği duraklarda inatla inmeyip yanına yoldaşlar bularak ilerlemiştir. Çocukluğunda bulduğu sevgi denen "insanlık mucizesi"ni paylaşmayı, öğretmeyi ilke edinmiş biridir. Tülin Dursun ne için yazar sorusunun yanıtı galiba "yaşamak için" yazar olacaktır. Yazmaya karar vermedim. Okuma-yazma öğrendiğimden beri kendimi hep yazarken buldum. Daha sonra öğretmenlerimin, özellikle de öğretmenim Gülten Dayıoğlu'nun beni yönlendirmesiyle bugünlere geldim.

Devamını okuyun