Etiket arşivi: tiyatro oyunu

Sema Fener’le yeni #tiyatro oyunu kitabı “Özgürlük” üzerine söyleşi

Sema Fener’le yeni tiyatro kitabı Özgürlük” üzerine konuştuk.

-Nasılsınız; şu sıralar hayat sizin için nasıl gidiyor?

İyiyim. Güzel ve yoğun geçiyor.

-Bugünlerde neler izliyor ve okuyorsunuz?

Aslında zaman darlığı çekiyorum, ama bir süre önce edindiğim ve bir türlü okuma fırsatı yakalayamadığım Umberto Eco’non “Foucault Sarkacı” kitabını ara ara boşluk buldukça okuyorum.

Ben Göstergebilim hastası olduğumdan olsa gerek Eco benim en favori yazarımdır ve sinema yapmak isteyen herkese Eco’nun tüm eserlerini okumalarını tavsiye derim.

Bir süre için politikadan uzak olan her şeyi izleyeceğim. Son günlerde içinde bulunduğumuz siyasi atmosfer beni resmen hasta etti, bilinçaltıma yerleşen seviyesizlikler gece uykuma mal olmaya başlayınca en iyisi dedim; kızım sen seçimlere kadar devekuşu gibi kafanı kuma göm!

-Yeni kitabınız “Özgürlük” çıktı, neler hissediyorsunuz, kitabınıza dair düşleriniz, beklentileriniz neler?

Tabii ki çok mutluyum. Kitabımın okunmasını ve beğenilmesini umuyor, bir tiyatro oyunu olduğu için de sahnelenme şansı yakalamasını diliyorum. Yurtdışında yapılan bir ilk oyun yarışmasına katılmak amacıyla İngilizceye çeviriyorum. Umarım başarılı olur.

-Müzikle aranız nasıl, kimleri dinliyorsunuz?

Müziği severim. Özellikle Etnik Müziği. Çalışırken geri planda hafif bir müzik dinlemek rahatlatıcı oluyor. Son dönemde Lana Del Rey dinlemekten de hoşlanıyorum.

-Yeni projeleriniz var mı?

Tiyatro, Sinema, Televizyon ve Dizi oyunculuğu” ve “İngilizce’den Türkçe’ye Açıklamalı Sinema, Televizyon Video Terimleri Sözlüğü” isimli iki kitabım yayıma hazır hale geldi. Farklı yaş guruplarından 4 kadının hikâyesini anlatan ve Gezi Direnişi’ni mekân ve zaman olarak kullanan yeni bir romana da başladım. “Özgürlük”ün İngilizceye çevirisi uğraşını da eklersek harıl harıl çalışıyorum demektir.

* * *

“Özgürlük”, Sema Fener, Tiyatro, Potkal Kitap Yayınları

Hürrem’in memuriyeti fenaymış (Bir Heves Bir Kalas)


Yazıya başlamadan önce pazarlık yapalım. Çünkü gerekli bu… Öncelikle ödenekli tiyatrolara karşı değilim. “Devletin ve belediyelerin tiyatroları olmaz” fikrini sonuna kadar savunsam da, en azından var olanın kaldırılmasından yana değilim. Çünkü biliyorum devlet tiyatrosunu kapatırsak cemaat yani iktidar tiyatroları dönemi başlayacak bu ülkede. Hısım akrabanın vasat oyunları desteklenecek gerçekten tiyatro yapmak isteyenler avucunu yalayacak.

Böyle bir girizgâh yapmaktan utanıyorum ama ülkemin ödenekli tiyatroları, oyunları hakkında yazılan eleştiriler sonrasında, oyunlarını yeniden düşünmek yerine, eleştirene kızmak, hakaret etmek ve onu ödenekli tiyatro düşmanı olarak görmeyi, böyle lanse etmeyi seviyor. Onların bu sözlerinden sonra da ne yaparsanız yapın siz kesinlikle o kurumların düşmanısınız. Ama asıl düşmanlar eleştirenler değilmiş… Son dönem Ankara Devlet Tiyatroları’nda yaşananlar bunu gösteriyor. Hatta bu kurumların varlığının neler yarattığını da gösteriyor. Tiyatronun sahibi devlet ya da belediye olursa, devlet ya da belediyenin sahibinin karısı, kızı, oğlu, yakın akrabası, eşi-dostu, konu-komşusu gelir sana patronun kim olduğunu hatırlatır. Turizmle melezleştirilmiş kültür bakanlığının başındaki adam da oyuncusunu savunmak yerine “haddinizi bilin” diye ortalıkta dolaşmaya başlar… Hatta salonun seyirci görülmesin diye karartıldığını zanneder, “neden seyirciyle ilişki kuruyorsun” diye tiyatrodan anlamadığını açık açık ortaya koyar… Yönetmeninden oyuncusuna kadar herkes de alkışlar bu sözleri, bu davranışları… Kimse itiraz edemez. Öyle yapmak zorundadırlar; çünkü memuriyet böyle bir şeydir. Ödenekli tiyatroların tamamının sorunu da budur: Oyuncudan devlet memuru, belediye çalışanı yaratmak… Hürrem’in memuriyeti fenaymış (Bir Heves Bir Kalas) yazısına devam et

Bir Heves Bir Kalas – 2

Bizler ölüyüz ama gömemezsiniz

Savaşmanın da bir adabı vardır değil mi? Kuralları, yapılacakları ve yapılmayacakları. Taraflar birbirlerine ölülerini gömmek için zaman tanır. Ne olursa olsun ateş kesilir ve yaralılar savaş alanından alınır, ölüler ise gömülür. Ölüleri gömmek önemlidir, her insan hangi tarafta olursa olsun törenle gömülmeye hak eder, savaşta bile olsa buna hakkı vardır. Bu neden yapılır, aslında peş peşe yüzlerce şey söyleyebiliriz bu konuda ama Irwin Shaw’a göre cevap net: Bizler uygar insanlarız ve uygar toplumlar ölülerini gömerler. Peki özene bezene yarattığımız, dualar ve tütsülerle kutladığımız, hatta varlığını sürdürebilmesi için savaşlar yarattığımız uygarlığımız savaşın tam da ortasında gömülmeye itiraz eden cesetler sabote edilir, istikbali tehlikeye düşerse ne yaparız… Ölüler bir gün “yeter artık bu savaş, toprağa genç askerlerin cesetlerinden başka bir şey ekin, başka bir şey ekin ki filiz versin” diye ayağa kalkarsa ne yaparız. Irwin Shaw, böyle bir durumda ne yapacağımızı açıkça gösteriyor Ölüleri Gömün adlı oyunda. Devletin ve medeniyetimizin tüm araçlarını harekete geçirip, kutsanan savaşların devamını sağlamak için ana-babaların gözyaşlarını da boynuna bir mücevher gibi takıp elinden gelen her şeyi yapıyor egemen sınıf. Ama ölüler toprağı toprak da ölüleri kabul etmiyor bu oyunda. Savaşlarla kurulan, varlıklarını da bu savaşlarla sürdüren ulusları yönetenler rahibinden fahişesine kadar herkesi seferber ediyor ölüleri gömülmeye ikna etmek için. Bir Heves Bir Kalas – 2 yazısına devam et