Etiket arşivi: tülay kale

Dogville ve Çağrıştırdıkları

Tülay Kale


İyilik ve kötülük denilen şeyin kökeni çok uzaklara gider elbette. Doğu kültürünün yin ve yang diye nitelediği, hatta tanrılaştırdığı şey bugün de revaçta. Kötülükten kötülük doğması kötülüğün doğası gereği olsa da toplumsal ahlak idealize ederek iyiliği yüceltir. Oysa iyilik yapıp iyilik beklemek gayet tabii ki iyiliğin doğası. Kötülüğün aslı zaten kötülük olduğundan iyilik doğurması da kötülüğün doğasına aykırı… Lakin her beklenilen, istenilen şey hesaplanan ölçüsünde gerçekleş(e)miyor. Bu hususta şöyle demek daha doğru: Hey Adako! Ne kadar hesap kitap yapsan da hesaplanmayanlar gerçekleşiverir. Sonrasında var olan şey beklenen olmadığı için Adako azalacaksın, azaldıkça üzüleceksin…

Dogville’de karşılaştığım şey tam da buydu. Dogville ve Çağrıştırdıkları yazısına devam et

Yürek Sandalı Hayata Çarpanlar

Tülay Kale


“Hiç doğmamış olmak, yazgının en güzeli;

ona en yakışan da dünyaya gelir gelmez hemen

dönmek, gene eski yerimize dönmektir.” 1

Giriş

İntihar, insanların çoğunluğunda ve öbür canlılarda alışılagelenin dışında, bireyin kendi isteminin -yerine göre zorlanmış- itilmeleriyle biyolojik-somut ömrünü sona erdirmesi demek olup bin yıllarca ilgi çekmiş bir konudur. Gerek kavramın toplum tarafından algılanışı, gerekse de çağa, yöreye göre kavramın değişmesi ve toplumsal kurallarla bağdaşamaması intihar olgusunun yarattığı yankıyı ürküntü seviyesine çıkarmıştır. Psikiyatr Metin Özek, her insanın kendi görünüründen ve kendi bilincinde olmak zorunluluğundan sıyırma eylemini az çok belirli olarak, kişiliğinde taşıdığını, yerine göre de bunu sezinlediğini belirtmektedir (Özek 1968: 71).

Yürek Sandalı Hayata Çarpanlar yazısına devam et

Ressamın Güncesi

RESSAMIN GÜNCESİ YA DA KAFESTE YAŞAMAKTAN UYUŞMUŞ KUŞLAR DURAĞI (*)

Tülay Kale

Dünya ile barışmakta zorlanan bir son çağ ozanının yaşarken elinde kalan son bilet ile dönülmez bir seferin arifesinde, sonsuz bekleyişini okudum. O sefer ki dümeninde ölüm olan. Garip şey yaşamak ve ölmek. İki zıt şey nasıl da barınır tenimizde? Bu ikisinin arasında var olan yalnızlık ve yalnızlık bir kemik gibi ne yana dönsen batar.[1]

Ölüm, aşkımızı söylemekten hep kaçındığımız bir sevgili gibi yürek hanesinde (insanı zorlarken)… Yazmak, ölümün yüzüne tokat atmak[2] ise zaman da aç bir kemirgen, dokunduğu her şeyi bitiren. Kafeste yaşamaktan uyuşmuş kuşlar için ölüm, yumuşak bir dokunuş. Titrek bir kuşkanadı ucunda yaşanılan hayatın en son noktası başka ne olabilir ki?

Ressamın Güncesi yazısına devam et