Yitik Ülke
Edebiyat Dergisi

Emekli Öğretmen Yusuf Gür ile Köy Enstitüleri Üzerine Söyleşi-Nuray Salman

Söyleşi: Nuray Salman

Düziçi Köy Enstitüsü

1940 yılının Mart ayında Güneşli’de Eğitmen Kursuyla başlayan çalışmalar, Ahmet Lütfü Dağlar’ın kurucu müdür olduğu Haruniye ilçesine kaydırılmış, 1915’lerde kimsesiz Ermeni çocuklarının toplandığı Almanlardan kalan binalarda enstitü eğitimi sürdürmüş, Seyhan, Maraş, İçel, Hatay ve Antep’ten gelen öğrencilerle genişleyen Düziçi Köy Enstitüsü, kapatılana kadar 536 öğretmen yetiştirmiştir.

Köy Enstitüleri aydınlanma yolunda, Türk tarihinin en büyük eğitim devrimidir. Köy Enstitülerinin mezun vermesiyle birlikte, Anadolu köylerine dağılan öğretmenler sayesinde, yeni atılımlar başlatılmış, köylerimiz hem ekonomik yönden, hem de eğitim alanında gelişmeler göstermiştir.

Nuray Salman: Düziçi Köy Enstitüsünden Yusuf Gür ile enstitülerle ilgili söyleştik… Öncelikle sizi yakından tanımaları için özgeçmişinizden kısaca söz eder misiniz?

Yusuf Gür: Antakya'nın Yoncakaya köyünde doğmuşum. Gün ay yok, yıl 1933.

Babam, kocasını Çanakkale’ye vermiş annesiyle yalnızdır. 14 yaşına geldiğinde Sina cephesine yollanmıştır; savaş bitince döner ama çırılçıplak, üstündeki giysilerini bile yolda soyup almışlar.
Kendimi bildiğimde babam köy ağası oğlunun hem bacanağı hem marabasıydı. Bir ortağıyla birlikte ağanın tarlalarını eker biçer, ürünün dörtte birini alırdı. O da unluk ve bulgurluk olarak bize zor yeterdi. Şeker, tuz, giysi gibi gereksinmelerimizi alacak paramız olmazdı. Annemle teyzem iki bacı ama, şansıma küçüğü ve yoksulu düşmüştü. Varlıkla yokluğun kesiştiği noktada kendimi bulmuştum.
Üç kızın üstüne ilk erkek çocuğuyum ben, oğlan. Beklenen veliaht, boş kalmasın taht! Babamın çifte koştuğu ya bir öküz ya da inek olurdu bir eşekle. İnekse sütü olurdu. Üç beş tavuk, iki üç keçimiz de oldu sonra. Yumurtalar ve sütler Yusuf'un... Beş yaşımda hocaya verdiler, Kur'an okudum, yarı hafız oldum. Namaz niyazı hiç kaçırmazdım. Ta ki Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla köyümüzde üç yıllıklı eğitmen okulu açıldı. Yaşım 7 değil de 6 olduğu için giremedim. Üç yıl sonra 9 yaşımda ancak öğrenci oldum.

Nuray Salman:  Köy Enstitüsüne nasıl başladınız?

Yusuf Gür: Üç yıllık diploma yetmiyordu Köy Enstitüsü'ne girmeye. Bu yüzden Reyhanlı’daki bir Yatılı Bölge Okulu’na gidip yazıldım. Buradan aldığım diplomayla Düziçi'nin yolunu tuttum. Giriş sınavını kazanarak birinci sınıfa alındım. Kazanamayanlar hazırlık okuyacaklardı.

Nuray Salman: Ülkenin yazgısını değiştiren bu eğitim yuvalarının kurulmasına kimler öncülük etti? Yeni kuşakların öğrenmesi açısından kısacası bilmeyenler açısından  anlatır mısınız?

Yusuf Gür: Bu okulların tasarımı Atatürk’ündür. Toplu Kalkınma Projesi 20 yıllık olarak düşünülmüştür. Köylü, köyünde eğitilecek kente gelmeden. Okuryazar olacak. Sonra işçi olarak kentlere göçüp gelecekti. Beynini ve boğazını bağlardan kurtarmış olarak demokrasi yaşamına katılacaktı. Gerek Yücel gerekse Tonguç bu projeyi böyle algıladı ve uygulamaya soktu. Bu işe gönül vermiş bir kadro oluştu, imece başladı.

Nuray Salman: Köy Enstitülerinde nasıl bir eğitim veriliyordu? Amacı neydi?

Yusuf Gür: Kullanılmayan bilgi neye yarar? Kafaya bir yüktür. Bu nedenle Köy Enstitülerinde işe dayalı eğitim öğretim yapılıyordu. Kültür derslerinin yanı sıra tarım ve teknik bilgi ve becerileri ağırlıklıydı. Tarla bahçe tarımı, hayvancılık… Marangozluk, demircilik, yapıcılık dersleri veriliyordu. Köye gidecek öğretmenin bu yaşamsal becerileri gelişmiş olmalıydı.

Nuray Salman: Köy Enstitüsündeki unutamadığınız anılarınızdan birini bize anlatır mısınız?

Yusuf Gür: Pedagoji öğretmenimiz Azmi bey, kitaptakini anlatır ama sınavlarda hep kitap dışından sorardı. Bir sınavda 'Öğretmenin Köydeki Görevleri'ni sordu. Gençlerin ruhuna uygun bir soru. Ben de yüksekten attım: 'Öğretmen köyün maddi ve manevi güneşidir' deyip altını doldurdum. Ertesi ders ayağa kaldırdı. Bir 'Aferin' dedikten sonra on verdiğini söyledi. O da ben de havalardaydık… Ne zaman ki okul bitti, Pütürge’nin bir köyüne atandım. Dört yıl sürebildi öğretmenliğim. Anladım ki öğretmen ne güneş ne ay ne yıldızdır. Dibine ışık vermeyen bir mumdur ancak, yana yana tükenir. Kent öğretmeni olmak üzere Gazi Eğitim’e girip köycülükten kurtuldum. Artık ortaokul, lise ve Eğitim Enstitüsünde Türkçe ve Edebiyat okutacaktım.

Nuray Salman: Köy Enstitülerinin kapanış sebebi sizce nedir?

Yusuf Gür: Köy Enstitüleri, toprak ağası ve palazlanan dış ticaret mallarını satan zenginler ittifakı tarafından kapatılmıştır. Toprak reformu ve halkın uyanışı onları korkutmuştur.

Nuray Salman: Köy Enstitüleri ile günümüz eğitim fakültelerini karşılaştırdığımızda, ikisi arasında ne gibi farklılıklar var?

Yusuf Gür: Köy Enstitülerinde emeğe dayalı kılıgın bir eğitim vardı. Kendi üretip kendi tüketiyordu. Bugünkü eğitim fakültelerindeyse ezbere dayalı eğitim var. İşe yaramayan kurumsal bilgilerle kafa şişiriliyor. Değil hayatta okulda bile uygulama alanı olmayan bilgiler kitapları dolduruyor. Bir de dinsel amaçlara yönelim başladı. Okullar medreseleşti. İmam-Hatipler favorileşti. Osmanlı’ya doğru gidiyoruz.

Nuray Salman: Köy Enstitülerinde Kitap okuma alışkanlığı nasıl kazandırılıyordu? Hangi kitapları okuyordunuz?

Yusuf Gür: Köy Enstitüsünde hem sınıf kitaplıkları hem okulun büyük kütüphanesi bulunurdu. Ben daha ikinci sınıftayken okul kütüphanesinin sorumlusu oldum. Binlerce kitap, dergi vb yayınlar bulunurdu. Ders dışı zamanlarda açar, arkadaşlarıma istedikleri kitabı verirdim, okunmuşu geri alırdım. Elimin değmediği kitap kalmadı ki. Ama kimini okur, kimini karıştırır, kimini sadece sırtından okşardım. En büyük zevkim ve mutluluğum buydu. Hayatta en büyük şansım sayarım. Batı ve Doğu klasiklerini gözden geçirdim, aydınlığa kavuştum. Ne okuduğumu değil ne okumadığımı sorun söyleyeyim. Eski Yunan’dan günümüze değin.

Nuray Salman: Emekli bir öğretmen olarak eğitim sisteminin içinde bulunduğu sorunlarla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Yusuf Gür: Bugünkü eğitimimizin en büyük sorunu dinselleşmedir. Bilimden hep uzak durmaya çalışması büyük tehlikedir. Okumayan, sormayan, sorgulamayan bir kuşak yetişiyor. Birey değil kul olacak çocuklarımız. Sonra bunları nasıl kurtaracağız? Çok yazık…

Nuray Salman: Size ait bir şiir de yazar mısınız?

Yusuf Gür:

UĞURSUZ 13

13'e uğursuz sayı derlerdi inanmazdım
Ta ki geldi başıma
İki kez yattım bıçak altına
Kesildim ve budandım

İlkinden daha kalkmadan
Niçin ve neden
Düşüp kırdım kalça kemiğimi
Evin içinde bir düşmeden

Ya sen yurdum Türkiyem
Ne getirdi sana uğursuz 13
Öyle gülünç olaylar yaşadın ki
Gâvura gâvur demek de artık suç

Sen de bıçak altına gider gibisin
Aman Allah düşünmesi bile ne korkunç

Nuray Salman: Söyleşi için çok teşekkür ederim… Sevgilerimle... Saygımla.

Yusuf Gür: Ben teşekkür ederim, sevgiler.

Paylaş:
Tarih: Ağustos

Yorumlar