Yitik Ülke
Edebiyat Dergisi

Serencan Erciyas : ?Edebiyatı sevdirmek adına bir şeyler yapmayı seviyorum.?

14Edebiyatın “renkli ve yaratıcı” tarafını vurgulamak isteyen “Bilkent Üniversitesi Edebiyat Topluluğu”  adına, Serencan Erciyas’la topluluklarının dününü, bugününü ve yarınını konuştuk. Kısa zamanda güzel projeler gerçekleştirmişler. Anlattıkça heyecanlandım. Bakalım sizler de heyecanlanacak mısınız? Keyifli okumalar.

Söyleşi: Melisa GELBAL

Serencan Erciyas kimdir?

Serencan Erciyas, Bilkent Üniversitesi’nde Siyaset bölümü okuyan ama edebiyatı seven ve de sevdirmeye çabalayan bir kişilik. Aynı zamanda “Bilkent Üniversitesi Edebiyat Topluluğu” başkanı.

Edebiyatın hayatındaki yerini nasıl tanımlarsın?

Şöyle diyeyim “Çocukluğumdan beri okuyorum.” klişesini geçersek eğer edebiyatı sevdirmek adına bir şeyler yapmayı seviyorum. İnsanlar edebiyata burun kıvırdıklarında ya da “Kitap okuyor musun?” diye sorduğumda “Uf, kitap mı?” dedikleri zaman ben çok üzülüyorum. Bunu engellemek sanki benim görevimmiş gibi hissediyorum.  Çok ilginç ama…

En son okuduğun kitap ya da şu ara okuduğun hangisi?

Şu an Yusuf Atılgan okuyorum.

Aylak Adam?

Hayır, onu okumuştum.  Şu ara Anayurt Oteli’ni okuyorum.

Aylak Adam çok güzeldir.

Çok çook… Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı okudun mu?

Evet, çok severim.

Çok benzemiyor mu oradaki çocuk. Şey gerçeği gibi, orada ergenlik öyleyken biz ergenliği burada 30 yaşına kadar yaşıyormuşuz gibi.

Toplulukla tanışman ve topluluğun gelişimi nasıl oldu?

Bizim edebiyat topluluğumuz yoktu okulda. Benim İngiliz Edebiyatı bölümünde okuyan yakın bir arkadaşım var. Onlar dergi çıkarmak için edebiyat topluluğu kurdular. Ama daha sonra onların bölüm olarak, bölüm içerisinde bir tiyatro yapmaları gerekti ve topluluk öylece kaldı. O da benim edebiyatla ilgilendiğimi biliyordu, bana teklif etmişti “Yönetim kurulunda olmak ister misin?” diye, ben de “Olur.” dedim.  Çok da bunalımlı bir dönemimdi, kendimi adayacak bir şeyler arıyordum. Geçen sene yani 2012 ikinci dönemi başladık biz. Topluluk, birinci dönem kuruldu ama biz ikinci dönem başladık.  Öncelikle ben yakın çevremi topladım. Tanıdığım insanlar olsun dedim, güvenilir insanlar. Konferanslar yapalım, yazar getirelim gibi düşünceler olmasın, onu zaten herkes yapıyor dedik. Biz edebiyatın “renkli ve yaratıcı” yanlarını vurgulayalım dedik. Çünkü okuduğum okul itibariyle mi bilmiyorum yoksa gençlikteki genel durum mu bu, edebiyatla ilgilenen neredeyse yok.  Edebiyatla ilgilenen de zaten çok fazla ilgileniyor ama bu kitle de çok az. Bir yerde bu güzel, kaliteli bir edebiyat nesli yetişiyor ama insan üzülüyor. Bir yerden sonra da eğilimi olanlar köreliyorlar. Yatmadan önce Twitter’a bakmak gibi. Okuduğu iki sayfa vardı onu da Twitter’a yar etti gibi.

Sosyal Medya biraz önüne geçti diyorsun.

Aynen öyle. Biz de “Ne yapalım?” diye düşündük.  Jeyan, şu an başkan yardımcımız, bana bu topluluk kurulmadan çok önce “Dünyada bir faaliyet başlatılmış. Kitapları ortalığa bırakıyorlarmış ve bulduğun kitapları okunuyormuşsun sonra tekrar bırakıyormuşsun.” diye bir haberden bahsetmişti.  Benim aklıma da o geldi. Neden olmasın? Biz bunu bu toplulukla, bizim okulumuza neden yapmayalım dedik ve 25 kitapla Ayaklı Kitap projesine başladık.

Peki, kitapları kendiniz mi edindiniz?

Evet, kendimiz gönüllü olarak yaptık. Zaten biz 10 kişi falan başladık topluluk işlerine.

2

Topluluğunuzun gerçekleştirdiği çok güzel projeler var bunlardan bahseder misin?

 İnsanların topluluk deyince akıllarına sadece konferans yapmak için birlikte toplanıp, ayda bir iki defa bir araya gelen daha sonra cep telefonuyla iletişime geçen insanlar geliyor. Biz öyle olmasın dedik ve Her tafta haftalık toplantılarımız olsun, edebiyata dair bir şeyleri tartışalım dedik. Hiç aksatmadan bu zamana kadar bunu gerçekleştirdik.  Ama Ayaklı Kitap projemiz çok fazla duyulmadı.

Evet, ben Ankara’da olmama rağmen hiç duymadım.

Bilmiyorum neden öyle oldu, belki biz reklamını çok iyi yapamamışızdır. Ama projenin de zaten o bilincinin oturması için gereken süreye henüz biz ulaşmadık diye düşünüyorum. Bilkentlilerin bunu benimsemesi gerekiyor. Övünmeleri gereken kısma daha gelmedik, birinci senedeyiz.  200 kitabımız oldu. Yeni duyulmaya başladık. Şu an bir sürü bağışımız var, 150 kitap kadar. Önümüzdeki günlerde onları da kaplayıp bırakacağız. Öyle başladı Ayaklı Kitap projemiz. Daha sonra Şiir Akvaryumu’nu yaptık.

 Şiir Akvaryumu projesi, şiir kültürünü gençlere sevdirmek adına çok güzel bir iş.

Aslında o da şuradan geliyor. Twitter’a, Facebook’a yani sosyal medya araçlarına baktığımız zaman gençlikte sürekli aforizmalar görüyoruz. Ama kimse bunun nereden çıktığını bilmiyor, kim söylemiş bilmiyor ya da o şiiri mesela o kadar zannediyor. O şiir aslında sayfalarca belki de.  Sonra şiirleri nasıl sunabiliriz diye düşündük. Bir akvaryum yapalım, şiirleri içerisine atalım, kura usulü gibi geçerken insanlar içinden çeksinler. Çok güzel oldu, çok ilgi gördü. Sürekli fotoğrafını çekip atanlar, her gün şiir çekmeyi alışkanlık haline getirenler vardı mesela. Kaldırınca çok üzüldüler. Her sabah itinayla şiir çekiyorlardı. O günü ona göre geçirenler vardı.

Bu dönemlik bir projeydi galiba. Kaldırıldığından bahsettin. Adsız

Yok, her dönem koyuyoruz. 1 ay süreyle koyuyoruz mesela, kütüphanenin girişinde duruyor. Bir süre sonra şiirler tekrarlanmaya başlıyor. O yüzden süresi 1 ay.

Yeniliyor musunuz o zaman şiirleri?

Sürekli yeniliyoruz. Biraz bizim açımızdan yorucu oluyor. Kâğıtların basılması, kaplanması, kesilmesi süreci var. O yüzden her dönem 1 ay koyuyoruz.  En renkli iki projemiz bunlardı. Onun dışında, bizim amacımız edebiyatın farklı yönlerini ortaya çıkarmak.

Üniversite öğrencisine farklı bir şeylerle gelinmeli zaten. Eğer amaç dikkat çekmek ise.

Kesinlikle katılıyorum sana. ”Hadi gel şiir okuyalım.” şeklinde yapsan, olmuyor.  Ama o gelmiyorsa biz onun yoluna çıkarız. Kitaplarda da aynı şekilde bu durum. O kütüphaneye gidip kitap almıyorsa biz onun yoluna çıkıyoruz.  Bir yandan da kütüphaneye yönlendirmeye çalışıyoruz. Bu yüzden etkinliklerimizi kütüphanede yoğunlaştırıyoruz. Edebiyat denilince de akla kütüphane geliyor. O yüzden yılbaşı ağacımızı da kütüphaneye koyduk, kitaplardan oluşan bir ağaç. O da çok dikkat çekti. Birçok yerde fotoğrafıyla karşılaştık.

Onu duymuştum. Daha sonra örnekleri de çoğaldı zaten. Bizim üniversitemizde de yapılmıştı. Sizden görmüş olmaları lazım. (Gülüyorum.)

Yok, zaten çok yaygın bir şey o. (Gülüyor.) Daha sonra çok renkli fikirlerimiz var. Ama okulumuzla beraber biraz yorucu oluyor, vakit buldukça yapmaya çalıştığımız şeyler bunlar.  Bir yandan haftalık toplantıların aksatmadan devam etmesi, diğer yandan blogumuz var. Bir yandan her ay bir kitap okuyoruz, onu tartışıyoruz. Onu da hiç aksatmıyoruz.  Güzel şeyler gidiyor. 

Projelerinizin içinde katılamadığıma en çok üzüldüğüm “Kitap Ayracı Atölyesi” oldu.

A-aa, ondan bahsetmedim. Gerçekleştirirken zevk aldığım bir diğer proje de o. Benim kitap ayracı koleksiyonum var, çok seviyorum. Hep aklımda “Kendim niye yapmıyorum ki?” düşüncesi vardı. Çok da orijinal şeyler yok kitap ayracı konusunda. Bu da ayrı bir yara. (Gülüyor.) O zaman, biz malzemeleri verelim insanlar gelsinler hayallerindeki kitap ayraçlarını yapsınlar dedik.

Hepsi kendi koleksiyonuna girdi deme sakın o yapılan ayraçların? (Gülüyorum,)

Yok, hayır. (Gülüyor.) Kütüphane bizi çok sevdi, kütüphanede sergileniyor onlar.  Bu projeyi bu sene bir daha yapacağız mesela. Bu kez daha büyük çaplı olacak. Biz geçen sefer 25 kişiyle sınırladık. Sonra bir baktık kapıdan gelenleri çevirmeye başlamışız.  Daha sonra seneye de yapmaya karar verdik. Seneye de yaparsak en azından 50 kişilik yaparız. Bakarız yine çok katılım olursa bunu bir eğitim gibi bir şeye dönüştürüp, daha büyük çaplı bir şey de yapabiliriz. Bizim en büyük şansımız kütüphanede bize destek olan kütüphane çalışanları. Kütüphane müdürümüz David, inanılmaz bakış açısı geniş birisi. Biz ne desek “Tamam” diyor,  sadece tanıtımını da unutmayın şunu da unutmayın deyip boşlukları dolduruyor. O açıdan şanslıyız.

Kütüphanenin de tanıtımı ve kullanımı açısından çok güzel şeyler, bence onlar da şanslı.

Tabii ki, Bilkent Kütüphanesi denildiğinde “Şiir Akvaryumu var onların, güzel etkinlikleri var.” denmesi de önemli. 

13Ufukta yeni projeler de gözüyor gibi, onlardan da bahseder misin?

Bu seneki en büyük projemiz de Bilkent’te ilk kitap fuarını gerçekleştirebilmek.  Bu da renkli bir şey olsun dedik.  Yazın olsun, bahar şenliğinde olsun,  sahaflar olsun diye düşündük. Bu projeyi Sanatsal Etkinlikler Topluluğu ile beraber gerçekleştireceğiz. Afiş çalışmalarımız da olacak ilerleyen günlerde.  “Kitaplar ne işe yarar?” sorusunun altında afişler yapacağız.  Bir diğer projemiz de, yolun en başındayız gerçi bunun için ama kampüste güzel ağaçlarımız var bizim. Çok eski, dallı budaklı ağaçlar. Onlara isim vereceğiz.  Mesela Nazım Hikmet Ağacı ya da Cemal Süreya Ağacı. Bundan mesela 50 yıl sonra insanlar “Ben Cemal Süreya ağacının oradayım kitap okuyorum, gelsene.”  ya da “Nazım Hikmet Ağacının orada buluşalım.” gibi şeyler olsun istiyoruz. Tabii, yeni başladık, iznini almamız gerekiyor. Bizim büyük bir şansımız var, imkânları güzel bir okulda okuyoruz. Ben isterdim ki her okul bizimki gibi olabilsin. Desteği ve öğrenciye verdiği değer de güzel.  Senin önünü tıkamıyor hiçbir zaman. Onun dışında bahsedeceğim bir diğer şey, 23 Nisan’ı UNESCO Kitap Günü ilan etmiş. Çocuklara yönelik de bir atölye yapacağız, kütüphaneyle beraber. İlkokuldan 25 – 30 tane çocuk gelecek, biz de onlara bir hikâye okuyacağız. Daha sonra hep beraber bu hikâyenin kapağını tasarlayacağız. Onlar tasarlayacaklar, daha sonra sergileyeceğiz.  Bunlar yeni gerçekleşecek projelerimiz.

Çok güzel projeler olacağa benziyor. Bir şeyi merak ettim, bu topluluktaki gönüllü kişilerin hepsi farklı bölümlerden mi ya da edebiyat okuyan var mı içlerinde?

Ya inanır mısın Bilgisayar Mühendisimiz var, Fizik var, ben Siyaset okuyorum, Uluslararası İlişkiler yoğunlukta.  Ayrıca doktora yapan arkadaşlarımız da var ve bir Fransız arkadaşımız da daimi üyemiz. Bir de bu şöyle gelişti herkesi çağırmak yerine başta belki biraz elitist bir tavır ama gerçekten bizim tanıyıp da edebiyat için bir şeyler yapmayı sevecek olan kişileri çağırdık.

Bir şey kurulacaksa eğer uyum çok önemli bir şey zaten. Bunu gerçekten uyumlu bir şekilde yürüteceğiniz insanları seçmeniz çok iyi bir şey.

Kesinlikle. Bizim her etkinliğimiz dışarıya açık ama projelerimizi kendi aramızda yapıyoruz. Daha çok sekteye uğramaması için bu şekilde yürütüyoruz. Bizim aldığımız en büyük övgü de bu zaten, “Hiçbir şeyi aksatmıyorsunuz”. Biz mesela dönem başında Kitap Ayracı Atölyesi’nin tarihini belirliyoruz ve o gün gerçekleştiriyoruz.

Bu durum çok karşılaşılan bir sorun.

Evet, çok karşılaşılan bir sorun. Bu sana karşı olan güveni de azaltan bir şey. Ciddiye almayan çok insan çıkabiliyor sonucunda.  En çok karşılaştığımız eleştiri “Neden yazarları çağırmıyorsunuz?” oluyor.  Onu zaten tüm topluluklar yapıyor. O zaman farklı bir şeyimiz kalmıyor. Mesela bir yazarla atölye çalışması olsa, onu biz de yapmayı çok isteriz. Önümüzdeki aylarda kitap fuarını gerçekleştireceğiz,  bu fuara gelebilecek olan yazarları çağıracağız, hepsiyle iletişime geçmeye çalışıyoruz.

Çok teşekkür ederim söyleşi için, yeni projeleriniz için heyecanlıyım.

Asıl ben teşekkür ederim,  biz de çok heyecanlıyız. Edebiyatı sevdirmekte için şimdilik bir kıvılcım olsak bile, gerisinin geleceğine inanıyoruz.

 

İletişim:

https://www.facebook.com/edebiyat.toplulugu.9?fref=ts

https://twitter.com/bilkentedebiyat

 http://bilkentedebiyat.blogspot.com/

Paylaş:
Tarih: Ağustos

Yorumlar